İçeriğe atla
Kelime-i Lûtiyye kapak gorseli

Kelime-i Lûtiyye

Muhyiddin İbnü'l-Arabi

34 sayfa~51 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

Muhyiddin İbnü'l-Arabifusûsu'l-hikem şerhidijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Muhyiddin İbnü'l-ArabiFusûsu'l-Hikemİslam DüşüncesiTasavvufVahdet-i VücudŞerh GeleneğiHikmet İlmi

Sıkça Sorulan Sorular

Kelime-i Lûtiyye nedir?

Kelime-i Lûtiyye, Hz. Lût (a.s.) ile ilişkilendirilen ve tasavvufta "hikmet-i melkiyye" (ilâhî hükümranlık hikmeti) ile açıklanan bir kavramdır. Bu kelime, "melk" kökünden türemiş olup, mim harfinin üstünlü, lâm harfinin cezimli okunmasıyla "şiddet" anlamına gelirs.14. Hz. Lût'un kavmine karşı duyduğu acziyet ve Allah'tan kuvvet dilemesi (Hûd, 11/80) bu hikmetin temelini oluşturur. Kelime-i Lûtiyye, sâlikin nefsânî engelleri aşma ve ilâhî şiddetle Hak'ka yönelme sürecini ifade eder; bu, Hak'tan başka bütün vücud iddialarının nefyi ve Hak'ın ispatı olan Kelime-i Tevhîd'inK1 bir vechesi olarak da görülebilir.

Kaynaklar: Kelime-i Lûtiyye — s. 14 · K1, s. 27

Ayrıntı

Kelime-i Lûtiyye, Fusûs'ül-Hikem'de Hz. Lût'a atfedilen "hikmet-i melkiyye"nin açıklamasını içerirs.3. "Melk" kelimesi, şiddet anlamına gelirken, "melîk" ise şiddetli anlamındadırs.14. Bu hikmetin Kelime-i Lûtiyye'ye nispeti, Kur'an-ı Kerim'de Hz. Lût'un kavmine karşı söylediği "Keşke size karşı bir kuvvetim olsaydı veya sağlam bir yere sığınsaydım!" (Hûd, 11/80) ayetinden çıkarılmıştırs.16. Bu ayet, Hz. Lût'un kavminin doğal ve hayvansal şehvetlere düşkünlüğü nedeniyle yeryüzünde fesat çıkarmasına karşı duyduğu çaresizliği ve ilâhî kuvvet arayışını gösterirs.4.

Hz. Lût, kavmini hayvanlıktan insanlığa davet etmiş, ancak onların güçlü nefisleri ve şiddetli perdeleri nedeniyle bu daveti kabul etmemişlerdirs.4. Hz. Lût'un bu sözü, kendi fiziksel zayıflığına rağmen, ilâhî bir himmet ve kuvvet talebini ifade eders.72. O, doğal kuvvetin geçici olduğunu ve yaşlılıkla zayıflayacağını bildiği için, arızî olmayan, ezelî ve ebedî olan ilâhî kuvveti dilemiştir. Bu durum, Allah'ın "hayât" (yaşam), "ilim" (bilgi), "irâde" (dilek) ve "kudret" (güç) gibi sıfât-ı subûtiyye'sininK1 bir tezahürü olarak görülebilir. Hz. Lût'un bu temennisindeki asıl maksat, kavminin nefsânî perdelerinin ve müteayyin vücutlarının ilâhî şiddetli azapla helak ve zeval bulmasıdırs.12. Bu, sâlikin Kelime-i Tevhîd'deki "nefiy" (Hak'tan başka bütün vücut iddialarının reddi) ve "isbat" (Hak'ın varlığının kabulü) adımlarına benzer bir süreçtirK1. Velîlerin bu "hikmet-i melkiyye"yi tahkik etmeleri, ma'rifetin iç yüzünü anlamaları açısından önemlidirs.280.

Kaynaklar: Kelime-i Lûtiyye — s. 3, 4, 12, 14, 16, 72, 280 · K1, s. 27, 158

Eserin yazarı Muhyiddin İbnü'l-Arabi kimdir?

Muhyiddin İbnü'l-Arabî, tasavvuf metafiziğinin en büyük teorisyeni ve "Şeyh-i Ekber" unvanıyla anılan önemli bir sûfîdir. Kendisi, tasavvuf-irfân külliyatının en yoğun ve derin metinlerinden sayılan Fusûsu'l-Hikem ile tasavvuf metafiziğinin ansiklopedik kaynağı olan Fütûhât-ı Mekkiyye gibi eserlerin müellifidirK1. Özellikle Fusûsu'l-Hikem'i Hz. Peygamber'in rüyâ ile kendisine yazdırdığını belirtmiş, bu eserin ilhâmî bir tezahür olduğunu ifade etmiştirK1.

Kaynaklar: K1, s. 26

Ayrıntı

Muhyiddin İbnü'l-Arabî (1165-1240), tasavvuf düşüncesinin zirve isimlerinden biridir ve "Şeyh-i Ekber" olarak tanınır (Muhyiddin İbn Arabi). Onun eserleri, tasavvuf metafiziğinin temel taşları kabul edilir. En kıymetli eserlerinden biri olan Fusûsu'l-Hikem, "Hikmetlerin Yüzükleri" veya "Hikmet Cevherleri" anlamına gelir ve 27 bölümden (Fass) oluşurK1. Her bir Fass, Âdemiyye (Hikmet-i İlâhî) veya Şîsiyye (Hikmet-i Nefthiyye) gibi belirli bir peygambere ait bir hikmeti işlerK1. İbnü'l-Arabî, bu eseri Hz. Peygamber'in rüyâda kendisine yazdırdığını, dolayısıyla bunun sıradan bir kitap değil, ilhâmî bir vahyin tezahürü olduğunu belirtmiştirK1. Bu eser, tasavvuf-irfân külliyatının en yoğun ve derin metni olarak kabul edilir ve klasik tasavvuf dilinde "Fusûs'u anlayan tasavvufu tahkîk etmiş demektir" tabiriyle önemi vurgulanırK1.

Diğer büyük eseri ise Fütûhât-ı Mekkiyye'dir ki bu, "Mekkî Fetihler" anlamına gelir ve 560 bölümden (bâb) oluşan ansiklopedik bir kaynaktırK1. İbnü'l-Arabî, bu eseri Mekke'de Kâbe'yi tavaf ederken aldığı manevî açılımlar (fetihler) sayesinde yazdığını ifade etmiştirK1. Eserin asıl mesnedi onun şahsî müşâhedeleri olmakla birlikte, dayanağı Kur'ân ve sünnettirK1. Fütûhât-ı Mekkiyye, ibadet, ahlak, kozmoloji, velayet hiyerarşisi, esmâü'l-hüsnâ, miraç, Kur'ân tefsiri ve tasavvuf âdâbı gibi tasavvufî bilginin tüm dallarını kapsayan kapsamlı bir eserdirK1. Bu eser, 1202'de Mekke'de başlayıp 1238'de Şam'da tamamlanmış, 36 yıl süren bir telif çalışmasının ürünüdürK1. Eserin "Mekkî" adını alması, sadece coğrafi bir gönderme değil, aynı zamanda eserin manevî açılımlarının Mekke'nin manevî hazinesinden kaynaklandığını da ifade ederK1. İbnü'l-Arabî'nin bu eserleri, tasavvuf düşüncesine derinlik ve kapsam katmış, sonraki dönem sûfîlerini derinden etkilemiştir.

Kaynaklar: K1, s. 26, 296

Eserdeki "Melkiyye Hikmeti" ne anlatıyor?

Melkiyye Hikmeti, Hz. Lût (a.s.) kelimesinde bulunan ve "şiddet" anlamına gelen "melk" (مَلْك) kelimesinden türeyen bir tasavvufî kavramdır. Bu hikmet, Lût kavminin hayvani şehvetlere ve doğal işlere dalmak suretiyle yeryüzünde fesat çıkarması ve Hz. Lût'un onları hayvanlıktan insanlığa davet etmesi bağlamında açıklanırs.1, 3, 4. Melkiyye Hikmeti, sâlike rubûbiyyet sırrını ve kader sırrını açığa çıkarır; varlık işinin hakikatini idrak ettirir. Bu hikmet, varlık için fâil ve kabul edenin gerekli olduğunu ve hakikatte alan ve verenin Hakk olduğunu anlamayı sağlars.281, 282. İbn Arabî'nin Fusûs'ül-Hikem eserinde Hz. Lût'a atfedilen bu hikmet, himmet-i müessire ve ârifin tasarrufunu da ifade eder.

Kaynaklar: Kelime-i Lûtiyye — s. 1, 3, 4, 281, 282

Ayrıntı

Melkiyye Hikmeti, Muhyiddîn İbn Arabî'nin Fusûs'ül-Hikem adlı eserinde Hz. Lût (a.s.) ile ilişkilendirilen özel bir hikmettir. Bu hikmetin temelinde "melk" (مَلْك) kelimesi yatar ki, bu kelime mim harfinin üstünlü ve lam harfinin cezimli okunmasıyla "şiddet" anlamına gelirs.1, 3, 4.

Melkiyye Hikmetinin Ortaya Çıkışı ve Bağlamı: Bu hikmetin Hz. Lût kelimesinde bulunmasının sebebi, Lût kavminin doğal işlere ve hayvani şehvetlere yönelerek yeryüzünde bozgunculuk yapmasıdır. Hz. Lût (a.s.), bu kavmi hayvanlıktan insanlığa davet etmiş, onlara insanlık görevlerini bildirmiştir. Ancak kavmin nefisleri güçlü ve perdeleri şiddetli olduğundan, Hz. Lût'a şiddetle karşılık vermişlerdirs.3, 4. Bu durum, Melkiyye Hikmetinin "şiddet" anlamıyla olan bağlantısını açıkça ortaya koyar.

Melkiyye Hikmetinin Sâlike Kazandırdıkları: Bu hikmet, sâlike rubûbiyyet (Rablık) sırrını ve kader sırrını açıkça gösterir. Varlık işinin hakikati üzere belirginleşmesini sağlar. Sâlik, bu hikmet sayesinde varlık işi için bir fâil (eden) ve bir kabul edenin (edileni) gerekli olduğunu, hakikatte ise alan ve verenin Cenâb-ı Hakk olduğunu idrak eders.281, 282. Hakk'a sığınan bir kimse, Hakk'ın varlığında fani olup, Hak ile bâki olduktan sonra kader sırrına vâkıf olur ki, bu da Melkiyye Hikmeti'nin bir sonucudurs.6, 7, 8.

İbn Arabî ve Melkiyye Hikmeti: İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye gibi ansiklopedik eserlerinde tasavvufî bilginin tüm dallarını işlerK1. Melkiyye Hikmeti de onun bu kapsamlı eserlerinde ve Fusûs'ül-Hikem'de yer alan bir kavramdır. Hz. Lût (a.s.) ile ilişkilendirilen bu hikmet, aynı zamanda himmet-i müessire ve ârifin tasarrufu gibi konuları da kapsar (Hz. Lût (a.s.) Wiki). Bu hikmetin tahkiki, ma'rifetin iç yüzlerini anlamak için önemlidirs.280.

Kaynaklar: Kelime-i Lûtiyye — s. 1, 3, 4, 6, 7, 8, 280, 281, 282 · K1, s. 296

Hz. Lût'un kıssası bu eserde nasıl ele alınır?

Hz. Lût'un kıssası, tasavvufta "hikmet-i melkiyye" yani ilahi kudret ve hükümranlık hikmeti bağlamında ele alınır. Bu hikmet, Lût (a.s.)'ın Hûd Suresi 80. ayetindeki "Keşke size karşı bir gücüm olsaydı veya sağlam bir yere sığınabilseydim!" sözünden çıkarılmıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in Lût (a.s.) hakkında "Allah Teâlâ kardeşim Lût'a rahmet etsin ki, muhakkak sağlam bir yere sığındı" buyurması, Lût (a.s.)'ın güçlü ve şiddetli olması sebebiyle Allah ile beraber olduğuna işaret eder. Bu durum, Lût (a.s.)'ın fenâ-fillâh makamında bulunması ve henüz bekā-billâh makamına geçmemiş olmasıyla açıklanır; zira bekā-billâh makamında ilahi isimlerin eserleri fiilen ortaya çıkar ve tasarruf gücü tecelli eders.16-19, 24-25.

Kaynaklar: Kelime-i Lûtiyye — s. 16, 19, 24, 25

Ayrıntı

Hz. Lût'un kıssası, özellikle Hûd Suresi'nin 80. ayetinde geçen "Keşke size karşı bir gücüm olsaydı veya sağlam bir yere sığınabilseydim!" ifadesi üzerinden tasavvufî bir yorumla "hikmet-i melkiyye"ye, yani ilahi kudret ve hükümranlık hikmetine bağlanırs.16, 18. "Melk" kelimesinin şiddet, "melîk" kelimesinin ise şiddetli anlamlarına gelmesi, bu hikmetin Lût Kelimesi'ne nispet edilmesinin temelini oluştururs.16-19. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Lût (a.s.)'ın bu sözüne karşılık "Allah Teâlâ kardeşim Lût'a rahmet etsin ki, muhakkak sağlam bir yere sığındı" buyurarak, Lût (a.s.)'ın güçlü ve şiddetli olması sebebiyle Allah ile beraber olduğuna dikkat çekmiştirs.16-19. Bu durum, Lût (a.s.)'ın sözünün hakikat diliyle açıklanmasında önemli bir yer tutar. Lût (a.s.)'ın bu sözü, onun henüz fenâ-fillâh makamında bulunduğunu gösterir. Bu makamda kul, kendi nefsiyle Hakk'ın varlığında yok olmuş, tam bir kullukla nitelenmiştir ve bu sebeple kendisinde "gayret" ile tasarruf etme gücü yokturs.24-25. Eğer Lût (a.s.) bu makamdan bekā-billâh makamına geçmiş olsaydı, kendisinde bütün ilahi isimlerin eserleri fiilen ortaya çıkacak ve o ilahi isimler topluluğunun kuvvetiyle tasarruf ederek var etmeye ve yok etmeye gayret edecekti. Bu durumda "sağlam direk" olan kabileye sığınmakla, tecellilerin kuvvet ve şiddeti derecesinde, Hakk'ın fiili de kuvvetli olacaktıs.24-25. Bu yorum, Lût (a.s.)'ın sözünü, ilahi kudretin tecellisi ve velayet makamlarının incelikleri açısından ele alır.

Kaynaklar: Kelime-i Lûtiyye — s. 16, 18, 19, 24, 25

Eserde geçen "rükn-i şedîd" ifadesi ne demektir?

"Rükn-i şedîd" ifadesi, Hazreti Lût'un kavmine karşı söylediği "Eğer benim size karşı kuvvetim olaydı veyahut ben rükn-i şedîde ilticâ edeydim!" (Hûd, 11/80) ayetinde geçen ve tasavvufî metinlerde "sağlam direk" veya "sağlam dayanak" anlamına gelen bir kavramdır. Bu ifadeyle Hazreti Lût, kavmine karşı koyabilmek için "kabile"yi, yani insanlardan gelecek "himmet"i ve "mukavemet"i kastetmiştir. Resûlullah (s.a.v.) ise Hazreti Lût'un bu dileğini Allah'ın kabul ettiğini ve onun Allah ile beraber olduğuna işaret ederek, rükn-i şedîdin aslında Allah olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla rükn-i şedîd, hem dünyevi bir dayanak olan kabile ve himmeti, hem de nihai olarak ilahi kudreti ve Allah'a sığınmayı ifade eder.

Ayrıntı

"Rükn-i şedîd" kavramı, Lût (a.s.)'ın kavmine karşı söylediği "Eğer benim size kuvvetim olaydı, veyâhud rükn-i şedîde ilticâ edeydim!" (Hûd, 11/80) ayetinden hareketle açıklanırs.13. Lût (a.s.) bu ifadeyle "kabile"yi, yani kavmine karşı koymak için güçlü ve şiddetli tezahürleri kastetmiştirs.45. Aynı zamanda, "Eğer benim size karşı kuvvetim olaydı" sözüyle de "mukavemet"i, yani insanlardan sadır olan "himmet"i kastetmiştirs.4, 23. Bu bağlamda, "rükn-i şedîd" ile kastedilen, dünyevi anlamda bir kabileden gelecek destek ve karşı koyma gücüdürs.20, 21.

Ancak Resûlullah (s.a.v.) bu ifadeye daha derin bir anlam katmıştır. "Allah Teâlâ karındaşım Lût’a rahmet etsin ki, muhakkak rükn-i şedîde ilticâ eyledi" buyuraraks.13, 18, Lût (a.s.)'ın aslında Allah'a sığındığına ve Allah'ın kendisinin "şedîd" (şiddetli, güçlü) olması hasebiyle onunla beraber olduğuna işaret etmiştirs.13, 18. Bu durum, Lût (a.s.)'ın dileğinin Cenâb-ı Hak tarafından kabul edildiğini ve kendi zamanında rükn-i şedîd olan kabile makamına kaim olmak üzere melekler gönderildiği gibi, ondan sonraki nebilerin de kabile içinde gönderildiğini gösterirs.46. Böylece "rükn-i şedîd" hem beşerî himmet ve kabile desteğini, hem de nihai olarak ilahi kudreti ve Allah'a tevekkülü ifade eden çok katmanlı bir kavram haline gelmiştir.

Kaynaklar: Kelime-i Lûtiyye — s. 4, 13, 18, 20, 21, 23, 45, 46

Bu eser kimler için yazılmıştır?

Verilen kaynaklarda bu soruya doğrudan bir cevap bulunmuyor.

Kelime-i Lûtiyye, Fusûsu'l-Hikem'in diğer bölümlerinden nasıl ayrılır?

Kelime-i Lûtiyye, Muhyiddîn İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserindeki 27 bölümden biridir ve "hikmet-i melkiyye" ile ilişkilendirilir. Bu bölüm, Lût (a.s.) peygamberin temsil ettiği hikmeti ele alarak, "melk" kelimesinin şiddet anlamına geldiğini ve "melîk"in de şiddetli manasına geldiğini açıklars.14. Fusûsu'l-Hikem'in genel yapısında her Fass bir peygambere ait bir hikmeti taşırkenK1, Kelime-i Lûtiyye de bu bağlamda Lût (a.s.) üzerinden melkî hikmetin mahiyetini ve şiddet kavramıyla olan irtibatını derinlemesine inceler. Bu yönüyle diğer peygamberlere atfedilen hikmetlerden, ele aldığı özel kavram ve peygamber ilişkisiyle ayrılır.

Kaynaklar: Kelime-i Lûtiyye — s. 14 · K1, s. 26

Ayrıntı

Fusûsu'l-Hikem, tasavvuf metafiziğinin ana metinlerinden olup, 27 Fass'tan (bölüm) oluşur; her Fass bir peygambere ait bir hikmeti temsil ederK1. Kelime-i Lûtiyye de bu Fass'lardan biridir ve Lût (a.s.) peygamberin hikmetini işler. Bu bölüm, özellikle "hikmet-i melkiyye" kavramına odaklanır ve bu hikmetin Lût (a.s.) ile olan bağlantısını açıklars.14. Eserin genelinde Âdemiyye Fassı'nın Hikmet-i İlâhî'yi, Şîsiyye Fassı'nın Hikmet-i Nefthiyye'yi ve Nuhiyye Fassı'nın Hikmet-i Subbûhiyye'yi temsil etmesi gibiK1, Kelime-i Lûtiyye de Lût (a.s.) üzerinden "melkî hikmet"i ele alır. Bu Fass'ın diğerlerinden ayrılan yönü, "melk" kelimesinin etimolojik ve tasavvufî anlamlarına yoğunlaşmasıdır. Şeyh (r.a.), "melk" kelimesinin mim harfinin üstünlü, lam harfinin cezimli okunmasıyla şiddet anlamına geldiğini ve "melîk"in de şiddetli manasına geldiğini belirtirs.14. Bu açıklama, Lût (a.s.) kıssasındaki ilâhî şiddet ve azap tecellîlerinin bu hikmetle olan bağını ortaya koyar. Dolayısıyla Kelime-i Lûtiyye, belirli bir peygamberin kıssası üzerinden, "melk" kavramının tasavvufî idrâkini ve ilâhî şiddet tecellîlerinin hikmetini sunarak Fusûsu'l-Hikem'in diğer bölümlerinden ayrılır.

Kaynaklar: K1, s. 26 · Kelime-i Lûtiyye — s. 14

Bu eseri okumak için ön hazırlık gerekir mi?

Verilen kaynaklarda, "Kelime-i Lûtiyye" adlı eseri okumak için özel bir ön hazırlık gerekip gerekmediğine dair doğrudan bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak, eserin içeriğinden anlaşıldığı kadarıyla, himmetle tasarruf, ilâhî marifet ve ârifin acziyeti gibi tasavvufî kavramları ele aldığı görülmektedir. Bu kavramların derinlemesine anlaşılması, tasavvufî terminolojiye ve düşünce yapısına aşinalık gerektirebilir. Özellikle "ilâhî marifetin himmet ile tasarrufa engel olması"s.78 gibi konular, tasavvufî birikimi olan okuyucular için daha kolay idrak edilebilir olacaktır.

Kaynaklar: Kelime-i Lûtiyye — s. 78

Ayrıntı

"Kelime-i Lûtiyye" adlı eserde, himmetle tasarruf meselesi üzerinde durulmaktadır. Bir şeyde himmetle tasarruf edebilmek için, görünen ve görünmeyen tüm kuvvetlerin o şeye tam bir dikkat ve yönelişle odaklanması, kalpte ondan başka hiçbir şeye yer kalmaması gerektiği belirtilirs.136. Ancak, ilâhî marifetin bu himmetle tasarrufa engel olduğu ifade edilmektedir. Allah'ı bilen ârifin marifeti ne kadar yüce olursa, himmetle tasarrufu da o oranda azalırs.78. Çünkü marifeti tam olan ârif, himmetini sarf edeceği şeye tamamen yönelip onu kalbine aldığında, Hakk marifetini kalbinden çıkarması gerekirs.138, 139. Bu durum, ârifi tasarruftan uzak ve acz ile zayıflık içinde bırakırs.138, 139. Eserin bu türden derin tasavvufî meseleleri ele alması, okuyucunun tasavvufî kavramlara ve düşünceye önceden bir aşinalığının olmasının, metni daha iyi anlamasına yardımcı olabileceğini düşündürmektedir. Özellikle "zâtî kulluk makamında ayakta duran insân-ı kâmil"s.147 gibi ifadeler, tasavvufî sülûk ve makamlar hakkında temel bilgiye sahip bir okuyucu için daha anlamlı olacaktır.

Kaynaklar: Kelime-i Lûtiyye — s. 78, 136, 138, 139, 147