
Kelime-i Mûseviyye
Muhyiddin İbnü'l-Arabi
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Kelime-i Mûseviyye nedir?⌄
Kelime-i Mûseviyye, Mûsâ (a.s.)'a atfedilen yüce hikmeti ifade eden bir kavramdır. Bu hikmet, Mûsâ (a.s.)'ın şanlı peygamberler arasında birçok yönden üstünlüğüne ve mertebesinin yüksekliğine işaret eder1. Tasavvufî bağlamda, özellikle Firavun'un denizde boğulurken Kelime-i Tevhid'i izhar etmesi gibi olaylar üzerinden, ilâhî rahmete ulaşma ve imanın kabulü gibi derin mânâlarla ilişkilendirilir1. Mûsevî kelimesindeki bu yüce hikmet, aynı zamanda sâlikin Hak'kı kalp gözüyle görmesi olan müşâhede mertebesiyle de bağlantılıdır; zira Firavun'un ilâhî kudreti "re'ye'l-ayn" müşâhede etmesi bu hikmetin bir tezahürüdür1.
›Ayrıntı
Kelime-i Mûseviyye, "Mûsevî kelimesinde bulunan yüce hikmetin açıklamasına dair bölüm" başlığı altında incelenir ve Mûsâ (a.s.)'ın diğer peygamberler üzerindeki üstünlüğünü vurgular1. Bu üstünlük, onun mertebesinin yüceliğinden kaynaklanır. Bu hikmet, tasavvufî sülûkun önemli kavramlarıyla ilişkilidir. Örneğin, Firavun'un denizde boğulma anında, Mûsâ (a.s.)'ın asâsını denize vurmasıyla açılan kuru yoldan müminlerin geçişini "re'ye'l-ayn" müşâhede etmesi, ilâhî kudretin harikulade bir tezahürüdür1. Bu müşâhede, Firavun'un kalben vahdâniyyet-i ilâhiyyeyi tasdik etmesine ve Kelime-i Tevhid'i izhar etmesine yol açmıştır1. Bu durum, bir kimsenin kalben küfründen dönüp diliyle Kelime-i Şehadet getirmesi halinde ilâhî rahmete nail olacağı ve imanının kabul edileceği ilkesiyle örtüşür1.
Müşâhede, sâlikin Hak'kı kalp gözüyle görmesi ve esmâ ve sıfatının doğrudan tezahürlerine şahit olması mertebesidir2. Firavun'un yaşadığı bu an, müşâhedenin "ayne'l-yakîn" mertebesiyle ilişkilendirilebilir; zira o, ilâhî kudreti gözle görmüş gibidir2. Mûsevî kelimesindeki bu hikmet, aynı zamanda âlemin her an ilâhî tecellî ile yenilendiği ve eşyanın sûretlerinin sürekli teceddüd ettiği "halk-ı cedîd" anlayışıyla da bağlantılıdır1. Bu durum, âlemin kendi başına müstakil bir varlığı olmayıp, Hakk'ın vücudu ile var olduğunu ve Hakk'ın daima tecellî ettiğini gösterir1.
- Kaynaklar
- 1.Kelime-i Mûseviyye — s. 1, 2, 4, 10, 243, 244, 352, 834
- 2.K1, s. 340
Eserin yazarı Muhyiddin İbnü'l-Arabi kimdir?⌄
Muhyiddîn İbn Arabî, tasavvuf metafiziğinin en büyük teorisyeni ve Şeyh-i Ekber olarak bilinen bir âriftir. En kıymetli eseri olan Fusûsu'l-Hikem'i rüyâ ile Hz. Peygamber'in kendisine yazdırdığını bildirmiş, bu eseri vahy-i ilhâmînin bir tezâhürü olarak görmüştür1. Ayrıca tasavvuf metafiziğinin ansiklopedik kaynağı olan Fütûhât-ı Mekkiyye'nin de yazarıdır; bu eseri Mekke'de Kâbe'yi tavaf ederken aldığı manevî açılımlar (fetihler) sayesinde kaleme almıştır1. İbn Arabî, tasavvuf-irfân külliyatına derin ve kapsamlı eserler kazandırmış, düşünceleriyle tasavvuf tarihinde önemli bir yer edinmiştir.
›Ayrıntı
Muhyiddîn İbn Arabî (1165-1240), tasavvuf düşüncesinin zirve isimlerinden olup, kendisine "Şeyh-i Ekber" unvanı verilmiştir (WIKI 1). Onun en önemli eserlerinden biri olan Fusûsu'l-Hikem, "Hikmetlerin Yüzükleri" veya "Hikmet Cevherleri" anlamına gelir ve tasavvuf metafiziğinin ana metni kabul edilir1. Bu eser, 27 bölümden (Fass) oluşur ve her bir Fass, Âdemiyye (Hikmet-i İlâhî) veya Şîsiyye (Hikmet-i Nefthiyye) gibi farklı bir peygambere ait bir hikmeti işler1. İbn Arabî, Fusûsu'l-Hikem'i Hz. Peygamber'in rüyâda kendisine yazdırdığını belirtmiş, bu da eserin sıradan bir kitap değil, ilhamî bir vahyin tecellisi olduğunu gösterir1.
Diğer büyük eseri ise Fütûhât-ı Mekkiyyedir. "Mekkî Fetihler" anlamına gelen bu eser, 560 bâbdan oluşan ve tasavvuf metafiziğinin ansiklopedik kaynağı niteliğinde olan kapsamlı bir çalışmadır1. İbn Arabî, bu eseri Mekke'de Kâbe'yi tavaf ederken elde ettiği manevî açılımlar (fetihler) neticesinde yazdığını ifade etmiştir1. Eserin yazımına 1202'de Mekke'de başlanmış ve 1238'de Şam'da tamamlanmıştır, bu da 36 yıllık uzun bir telif sürecini işaret eder2. Fütûhât-ı Mekkiyye, ibâdetten ahlâka, kâinatın yapısından velâyet hiyerarşisine kadar tasavvufî bilginin tüm dallarını kapsar1. İbn Arabî'nin eserleri, vahdet-i vücud gibi pek çok tartışmalı konuyu ele alması nedeniyle zâhirî kelâmcılar tarafından da incelenmiştir1.
- Kaynaklar
- 1.K1, s. 26, 296
- 2.K1-296, Kelime-i Mûseviyye, s. 959
Kelime-i Mûseviyye ne anlatıyor?⌄
Kelime-i Mûseviyye, Hz. Mûsâ'nın şanlı peygamberler arasındaki üstün mertebesini ve bu mertebeden kaynaklanan "yüce hikmet"i açıklayan bir bölümdür1. Bu bölümde, Hz. Mûsâ'nın şahsiyetinde tecellî eden ilâhî hakikatler, özellikle de onun müşâhede mertebesi ve Firavun'un imanı gibi konular ele alınır. Mûsâ (a.s.)'ın asâsının denizi yarması gibi mu'cizeler, Hak'ın peygamber mahallindeki doğrudan tasarrufunun birer tezahürü olarak değerlendirilir12. Eser, aynı zamanda Firavun'un boğulma anında kelime-i tevhidi ikrar etmesinin, ilâhî rahmete nâil olup olmayacağı meselesini de tartışır; Firavun'un, Mûsâ'nın mu'cizesini "re'ye'l-ayn müşâhede" ettikten sonra kalben vahdâniyyeti tasdik ettiğini ve kelime-i tevhidi izhar ettiğini belirtir1.
›Ayrıntı
Kelime-i Mûseviyye, Hz. Mûsâ'nın peygamberler arasındaki özel konumunu vurgulayarak başlar; onun mertebesinin diğer birçok peygamberden daha yüce olduğu ifade edilir1. Bu yücelik, Mûsâ (a.s.)'ın şahsında tecellî eden "hikmet-i ulviyye" ile ilişkilendirilir. Bu fasıl, özellikle Mûsâ (a.s.)'ın yaşadığı olaylar ve gösterdiği mu'cizeler üzerinden ilâhî hakikatleri idrâk etme yollarını inceler. Örneğin, Mûsâ (a.s.)'ın asâsının denizi yarması ve kuru yol açması, Hak'ın kudretinin harikulâde bir tezahürü olarak sunulur1. Bu tür olaylar, tasavvuftaki müşâhede kavramıyla yakından ilişkilidir; zira sâlikin Hak'ı kalp gözüyle görmesi ve esmâ ile sıfatlarının doğrudan tezahürlerine şâhid olması müşâhede mertebesidir2. Firavun'un, Mûsâ (a.s.)'ın asâsının denizi yarmasıyla oluşan kuru yolu "re'ye'l-ayn müşâhede" etmesi, yani gözle görmesi, onun kalben vahdâniyyeti tasdik etmesine ve kelime-i tevhidi izhar etmesine yol açmıştır1. Bu durum, ilme'l-yakînden ayne'l-yakîn mertebesine geçişin bir örneği olarak görülebilir2. Ancak, Firavun'un bu ikrarının kurtuluşuna yetip yetmeyeceği meselesi, onun kalben küfründen dönüp dönmediği tartışmasıyla ele alınır1. Eser, ayrıca "halk-ı cedîd" prensibine değinerek, eşyanın her an ilâhî tecellî ile yenilendiğini ve bu durumun Mûsâ (a.s.) şeriatındaki şarabın hükmü gibi farklılıkları doğurduğunu belirtir1. Bu, âlemin müstakil bir varlığı olmayıp, Hak'ın tecellîsiyle var olduğunu ve her an yeniden yaratıldığını gösterir.
- Kaynaklar
- 1.Kelime-i Mûseviyye — s. 1, 2, 243, 328, 352, 834
- 2.K1, s. 14, 340
Eserdeki 'yüce hikmet' ifadesi ne anlama geliyor?⌄
Fusûsu'l-Hikem'in yirmi beşinci bölümü olan Mûseviyye Fassı'nda geçen "yüce hikmet" (hikmet-i ulviyye), Hz. Mûsâ'nın diğer peygamberler üzerindeki üstünlüğünü ve mertebesinin yüceliğini ifade eden bir kavramdır. Bu yücelik, Allah'ın Hz. Mûsâ'yı risaletleri ve kelâmıyla insanlar üzerine seçkin kılmasıyla tezahür eder1. Tasavvufta hikmet, Allah'ın eşyayı yerli yerine koyma sıfatı olan "el-Hakîm" isminin bir tecellisi olup2, "yüce hikmet" bu tecellinin Hz. Mûsâ'daki özel ve yüksek mertebesini işaret eder. Bu durum, Allah'ın ilim ve hikmet sıfatlarının varlığına işaret eden "Yüce Allah alîmdir ve hakîmdir" ifadesiyle de desteklenir1.
›Ayrıntı
Fusûsu'l-Hikem, Muhyiddîn İbn Arabî'nin tasavvuf metafiziğinin ana metni olup, 27 Fass'tan oluşur ve her Fass bir peygambere ait bir hikmeti taşır2. Mûseviyye Fassı'nın başlığı olan "Fasl-ı Hikmet-i Ulviyye fî Kelimet-i Mûseviyye" (Mûsevî kelimesinde bulunan yüce hikmetin açıklamasına dair bölüm), bu Fass'ın temel konusunu oluşturur1. "Yüce hikmet"in Hz. Mûsâ'ya izafe edilmesinin sebebi, onun şanlı peygamberlerin birçoğu üzerine çeşitli yönlerden üstünlük sahibi olması ve mertebesinin yüce olmasıdır1. Bu üstünlük, Allah'ın "Ey Mûsâ! Ben seni risaletlerimle ve kelâmımla insanlar üzerine seçkin kıldım" hitabıyla açıklanır1. Tasavvufta hikmet, Allah'ın "el-Hakîm" isminin tezahürü olarak âlemde her şeyin bir nizam ve gaye üzere yaratılmış olmasıyla ilgili akâidî bir kademeye sahiptir2. Hz. Mûsâ'daki "yüce hikmet" de bu ilahî düzenin ve gayenin özel bir tecellisi olarak anlaşılmalıdır. Nitekim "Yüce Allah alîmdir ve hakîmdir" ifadesi, Allah'ın ilim ve hikmet sıfatlarının varlığına işaret eder1. Fusûsu'l-Hikem'in akla dayalı bir eser olmadığı, bilakis Hz. Şeyh'in ilhamla yazdığı bir metin olduğu göz önüne alındığında1, "yüce hikmet" kavramı da ilahî bir feyz ve özel bir seçkinliğin neticesi olarak değerlendirilmelidir. Feyz, ancak yatkınlık (isti'dâd) sebebiyle meydana gelir ve tam fakir, insan türünden mutlak kâmil olan kimsedir1. Bu da Hz. Mûsâ'nın bu yüce hikmete mazhar olmasındaki ilahî seçimin ve onun kemal mertebesinin önemini vurgular.
- Kaynaklar
- 1.Kelime-i Mûseviyye — s. 1, 2, 4, 5, 10, 252, 531, 897, 898
- 2.K1, s. 26, 197
Bu eser tasavvufa yeni başlayanlar için mi?⌄
Verilen kaynaklarda "Kelime-i Mûseviyye" adlı eserin tasavvufa yeni başlayanlar için uygun olup olmadığına dair doğrudan bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak, eserin içeriği ve yazılış biçimi hakkında ipuçları mevcuttur. Eser, İbn Arabî'nin "Fusûsu'l-Hikem" adlı kitabının bir bölümü olan "Kelime-i Mûseviyye Fassı"nın şerhi olup, tasavvufî metinlerin el yazısıyla kopyalanması gibi geleneksel bir yöntemle çoğaltılmıştır1. Ayrıca, eserin aklî çıkarımlara dayalı olmadığı, aksine ilham ve keşfe dayalı olduğu belirtilmektedir ki bu durum, tasavvufî derinliği olan eserlerin özelliğidir1. Bu bilgiler, eserin tasavvufî terminolojiye ve derinlikli konulara aşina olmayı gerektirebileceğini düşündürmektedir.
›Ayrıntı
"Kelime-i Mûseviyye" adlı eser, İbn Arabî'nin "Fusûsu'l-Hikem" adlı eserinin bir bölümü olan "Kelime-i Mûseviyye Fassı"nın şerhidir1. Bu durum, eserin tasavvufî geleneğin önemli ve derinlikli metinlerinden birine odaklandığını göstermektedir. Eserin, tasavvuf yolundaki kardeşler (ihvân) tarafından el yazısıyla kopyalandığı bilgisi1, bu tür metinlerin genellikle belirli bir seviyeye ulaşmış sâlikler arasında elden ele dolaştığını ve üzerinde çalışıldığını ima eder.
Yazarın, "Fusûsu'l-Hikem'in aklî eserlerden olmadığını, ifadelerinin aklî çıkarımlara dayalı düşüncelere yüklenemeyeceğini" belirtmesi önemlidir1. Hz. Şeyh'in (İbn Arabî) "Ben ancak bana ilham olunan şeyi ilham ederim. Ve ben bu yazılı metinde ancak benim üzerime inen şeyi indiririm" sözüyle, eserin ilham ve keşfe dayalı bir içeriğe sahip olduğu vurgulanmaktadır1. Bu tür eserler, genellikle tasavvufî terminolojiye, kavramlara ve düşünce sistemine vakıf olmayı gerektirir. "Hâl"in zuhûru ve yerleşmesi gibi konuların işlendiği tasavvufî metinlerde2, sâlikin belirli bir terbiye ve sülûk sürecinden geçmesi gerektiği belirtilir. "Kelime-i Mûseviyye" gibi eserler, bu derinlikli konuları ele aldığından, tasavvufa yeni başlayanlar için anlaşılması güç olabilir. Zira tasavvufî hakikatlerin gerçekleşmesi, ilâhî tasarruf, sâlikin amelî gayreti ve mürşidin terbiyesi gibi üç boyutlu bir süreci içerir2. Bu nedenle, eserin içeriği ve yazılış biçimi, tasavvufî yolculukta belirli bir mesafe kat etmiş veya en azından temel bilgilere sahip okuyuculara hitap ettiğini düşündürmektedir.
- Kaynaklar
- 1.Kelime-i Mûseviyye — s. 8, 13, 284, 285
- 2.K2
Eserin aslı Fusûsu'l-Hikem'in içinde nasıl bir yer tutar?⌄
Fusûsu'l-Hikem, Muhyiddîn İbn Arabî'nin tasavvuf metafiziğinin ana metni olup, 27 Fass (bölüm) içerir ve her Fass bir peygambere ait bir hikmeti temsil eder. Eserin aslı, İbn Arabî'nin rüyasında Hz. Peygamber tarafından kendisine yazdırıldığı bildirilen, ilhamî bir tezahürdür ve aklî çıkarımlara dayalı bir eser değildir. Bu durum, İbn Arabî'nin "Ben ancak bana ilham olunan şeyi ilham ederim. Ve ben bu yazılı metinde ancak benim üzerime inen şeyi indiririm" sözleriyle vurgulanır1. Fusûsu'l-Hikem, tasavvuf-irfân külliyatının en yoğun ve derin metinlerinden biri olarak kabul edilir ve Hicrî 628 senesinde ortaya konulmuştur1.
›Ayrıntı
Fusûsu'l-Hikem, tasavvuf metafiziğinin zirvesi olarak görülür ve klasik tasavvuf dilinde "Fusûs'u anlayan tasavvufu tahkîk etmiş demektir" tabiriyle önemi belirtilir (Fusûsu'l-Hikem, K1-26). Eserin yapısı, her biri bir peygamberin temsil ettiği bir hikmeti taşıyan 27 Fass'tan oluşur. Örneğin, Âdemiyye Fassı Hikmet-i İlâhî'yi, Şîsiyye Fassı Hikmet-i Nefthiyye'yi, Nuhiyye Fassı ise Hikmet-i Subbûhiyye'yi içerir (Fusûsu'l-Hikem, K1-26). İbn Arabî'nin bu eseri, aklî çıkarımlara dayalı düşüncelerin bir ürünü olmayıp, doğrudan ilham yoluyla kalbine inen hakikatlerin bir ifadesidir1. Bu ilhamî nitelik, eserin sıradan bir kitap olmaktan ziyade, vahy-i ilhâmî'nin bir tezahürü olduğunu gösterir (Fusûsu'l-Hikem, K1-26). Fusûsu'l-Hikem, Fütûhât-ı Mekkiyye ile birlikte Hicrî 628 senesinde ortaya konulmuş olup, her iki eser de Şeyh-i Ekber'in kalbine velâyet mührü kandilinden inmiş olduğu için içerik farklılıklarından uzaktır1. Eserin aslı, İbn Arabî'nin kendi ifadesiyle, kendisine ilham olunanı ve üzerine ineni yazdığı bir metindir1. Bu durum, Fusûsu'l-Hikem'in tasavvufî bilginin kaynağı ve aktarım biçimi açısından özel bir yere sahip olduğunu ortaya koyar.
- Kaynaklar
- 1.Kelime-i Mûseviyye — s. 252, 253, 259
Firavun'un imanı konusu eserde nasıl ele alınıyor?⌄
Muhyiddîn İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserinde Firavun'un imanı, tasavvufî bir bakış açısıyla ele alınır ve onun boğulma anındaki imanının sahih olduğu vurgulanır. Bu görüş, genel kabul gören "iman-ı be's" (azap anındaki iman) anlayışından farklılık arz eder. İbn Arabî'ye göre, Allah Teâlâ Firavun'u imanı anında kabzetmiş ve bu iman, Musa (a.s.)'ın ona fayda sağlamasına vesile olmuştur1. Bu durum, Firavun'un imanının geçerliliğine kesin bir işaret olarak kabul edilir ve ahirette bu imanın meyvelerinin görüleceği belirtilir1.
›Ayrıntı
İbn Arabî, Fusûsu'l-Hikem'in Mûsevîyye Fassı'nda Firavun'un imanını derinlemesine inceler. Geleneksel anlayışın aksine, Firavun'un boğulma anındaki imanının sahih olduğunu savunur. Bu sahihlik, Şeyh'in "Allah Teâlâ onu imanı sırasında kabzetti" sözüne dayanır1. Bu ifade, Firavun'un imanının varlığı hakkında açık bir hüküm olarak değerlendirilir1. Eğer Firavun'un imanı sahih olmasaydı, Musa (a.s.)'ın ona hiçbir faydası olmamış olacaktı; oysa Allah Teâlâ'nın Musa (a.s.) ile onları faydalandırdığı kesin olarak belirtilmiştir1.
Firavun'un imanı, "iman-ı be's" (azap anındaki iman) olarak kabul eden topluluğun görüşüne karşıt olarak, İbn Arabî bu imanın geçerliliğine işaret eder1. Firavun'un faydası, ancak imana nail olmakla gerçekleşmiş olur1. Bu imanın meyvesi ahirette görülecek ve bu makbul ve sahih iman ile Musa (a.s.) Firavun'un göz aydınlığı olacaktır1. Firavun'da bâtınî kudret olmamakla birlikte, hükümdarlık rütbesi mevcuttu ve bu rütbe, Musa (a.s.) üzerinde kudret eserini ortaya koymasıyla Firavun için bir şahittir1. İbn Arabî, bu tasavvufî yorumla, Firavun'un imanının Allah katında kabul gördüğünü ve bunun ilahî hikmetin bir tecellisi olduğunu ortaya koyar.
- Kaynaklar
- 1.Kelime-i Mûseviyye — s. 297, 301, 302, 304, 305, 306, 730, 731, 830
Bu eseri daha iyi anlamak için hangi eserler okunabilir?⌄
Necdet Ardıç'ın eserlerini daha iyi anlamak için, özellikle tasavvufî irfan geleneğinin temel metinleri ve bu metinlerin şerhleri okunmalıdır. Zira Ardıç'ın eserleri, Şeyh-i Ekber İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem ve Fütûhât-ı Mekkiyye gibi yüce eserlerinin kalbine velâyet mührü kandilinden inmiş ilimlerle içerik farklılıklarından uzak bir şekilde bağlantılıdır1. Bu bağlamda, İbn Arabî'nin eserleri ve tasavvufî kavramları açıklayan metinler, Ardıç'ın derinlikli anlatımını idrak etmede anahtar rol oynar. Özellikle "ilm-i ledünnî" ve "basîret" gibi kavramların işlendiği eserler, Ardıç'ın metinlerindeki hikmetleri kavramak için elzemdir2.
›Ayrıntı
Necdet Ardıç'ın eserlerini daha iyi anlamak için öncelikle tasavvufî irfan geleneğinin temel taşları olan eserlere yönelmek gerekmektedir. Zira Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna şahsiyetlerdendir (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki). Özellikle İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem ve Fütûhât-ı Mekkiyye gibi eserleri, Ardıç'ın metinlerinin temelini oluşturur. Bu iki yüce eser, Şeyh-i Ekber'in kalbine velâyet mührü kandilinden inmiş ilimlerle dolu olup, Ardıç'ın eserleriyle içerik farklılıklarından uzaktır1. Dolayısıyla, Fusûsu'l-Hikem'in şerhleri ve Fütûhât-ı Mekkiyye'nin ilgili bölümleri, Ardıç'ın anlatımındaki derinlikleri kavramak için elzemdir.
Ayrıca, tasavvufî kavramları açıklayan eserler de Ardıç'ın metinlerini anlamada yardımcı olacaktır. Örneğin, "basîret" kavramının işlendiği metinler, sâlikin eşyânın hakîkatini, ardındaki esmâî tecellîyi ve Hak'la olan bağını idrâk etme melekesini anlamak için önemlidir2. Basîret, kalbin gözü olup, zâhir gözünün göremediğini gören iç idrâktir (Kalp Gözü Wiki). Bu bağlamda, Mûseviyye Fassı'nda Hızır kıssasıyla bağlanan basîretin dört kademesi (ferâset, keşfî basîret, rü'yet-i kalbiyye, rü'yet-i ayniyye) gibi konuları açıklayan eserler faydalı olacaktır2. Kehf 65'teki Hızır'a verilen "ilm-i ledünnî" (kendi katımızdan ilim öğrettik) ayetiyle bağlantılı olan bu kavramlar, Ardıç'ın eserlerindeki hikmetleri kavramak için anahtar niteliğindedir2.
Son olarak, "mükâşefe" gibi tasavvufî hâlleri ve bunların zuhûrunu ve yerleşmesini (rusûh) açıklayan eserler de Ardıç'ın metinlerindeki mânevî tecrübeleri anlamak için önemlidir2. Mükâşefe, sâlikin gayb âleminden veya Hak'tan kalbine inen doğrudan idrâklere verilen isim olup, mücâhedenin meyvesidir2. Bu tür kavramların işlendiği eserler, Ardıç'ın tasavvufî irfanını daha iyi idrak etmeye olanak sağlayacaktır.
- Kaynaklar
- 1.Kelime-i Mûseviyye — s. 259, 260
- 2.K1, s. 50, 231