
Anahtar Kelimeler
Sıkça Sorulan Sorular
Kelime-i Üzeyriyye nedir?⌄
Kelime-i Üzeyriyye, Fusûsu'l-Hikem'de Hz. Üzeyr (a.s.)'a tahsis edilen ve "hikmet-i kaderiyye" mevzusunu işleyen bir fasstırs.1. Bu faslın temelinde, Hz. Üzeyr'in kader sırrının ma'rifetine olan rağbeti yatars.1. Hz. Üzeyr'in bu talebi, ilâhî zevk ve ıttılâ' tarikiyle, Hakk'ın eşyaya olan ilmi, iradesi ve kudretinin makdûra taalluku hâlini anlamaya yöneliktirs.86. Ancak bu talep, nübüvvet makamının gerektirdiği her azîmi kudret-i ilâhiyyenin yanında istisgar etme ilkesine aykırı düşmüştürs.85. Bu hikmet, fânî-fillâh olup Hakk'a iltica eden kimsenin, vücûd-ı Hakkânî ile mevcûd olduktan sonra sırr-ı kadere muttali' olabileceğine işaret eders.3.
Kaynaklar: Kelime-i Üzeyriyye — s. 1, 3, 85, 86
›Ayrıntı
Kelime-i Üzeyriyye, İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserinde Hz. Üzeyr (a.s.)'ın temsil ettiği hikmeti ifade eder ve "hikmet-i kaderiyye" olarak adlandırılırs.1. Bu hikmet, Hz. Üzeyr'in kader sırrını idrak etme arayışıyla yakından ilişkilidir. Hz. Üzeyr'in bu arayışı, Hakk'ın ilmi, iradesi ve kudretinin eşyaya taallukunu, yani kaderin işleyişini anlamaya odaklanmıştırs.86.
Hz. Üzeyr'in bu talebi, "Allah Teâlâ mevtinden sonra bunu nasıl ihyâ eder?" (Bakara, 2/259) şeklindeki sorusuyla somutlaşmıştır. Bu soru, ölülerin nasıl diriltildiğinin kendisine gösterilmesini istemekle, aslında ilâhî keşif yoluyla idrak edilen kader sırrını talep etmek anlamına gelmiştirs.96. Ancak bu talep, nübüvvet makamının gerektirdiği bir duruşa aykırı bulunmuştur. Zira nübüvvet makamının hakkı, her azîmi ilâhî kudretin yanında küçük görmektir; oysa Hz. Üzeyr'in sorusunda kudretullah için bir istib'âd ve isti'zâm (uzak görme ve yüceltme) manası olduğu belirtilmiştirs.85.
Kader ilmi, Hakk'ın ilâhî hasâisinden olup, eşyanın a'yân-ı sâbitelerine ve hakikatlerine ıttılâ' yalnızca Hakk'a mahsustur. Bu bilgi, ancak Hakk'ın ilâhî iradesiyle seçilmiş kullarına verilirs.96. Bu bağlamda, Kelime-i Üzeyriyye, fânî-fillâh olup Hakk'a sığınan ve Hakkânî vücutla var olan kimsenin sırr-ı kadere ve hikmet-i kaderiyyeye muttali' olabileceğine işaret eder. Nitekim Hz. Üzeyr'in imâte ve ihyâ edildikten sonra sırr-ı kadere vâkıf olduğu belirtilirs.3. Bu durum, ilâhî ilmin zâtî bir sıfat olduğunu ve ezelî ilimde olan şeylere vücudun ifâza edildiğini gösterirs.15. İnsan-ı kâmil ise, kendi aynasında tüm a'yânı müşâhede edebilirs.103.
Kaynaklar: Kelime-i Üzeyriyye — s. 1, 3, 15, 85, 86, 96, 103
Eserin merkezindeki Üzeyr kimdir?⌄
Üzeyr (a.s.), tasavvufta hikmet-i kaderiyye ile anılan, 100 yıl ölü kalıp dirilen bir peygamberdir. Onun kıssası, kader sırrına vâkıf olma isteği ve bu isteğin ilahi bir azarlamayla karşılanması etrafında şekillenir. Üzeyr (a.s.)'ın bu talebi, peygamberlerin halkı davet etme göreviyle çeliştiği ve kader sırrına vâkıf olmanın yalnızca Hakk'a özgü olduğu gerekçesiyle bir uyarıya sebep olmuşturs.82-84. Ancak bu durum, aynı zamanda Yüce Allah'tan bir lütuf olarak görülür; zira Üzeyr (a.s.), ölüp diriltildikten sonra kader sırrına vâkıf olmuşturs.2-3. Bu tecrübe, ona ilme'l-yakîn seviyesindeki bilgisini hakka'l-yakîn zevkine dönüştürme imkânı sunmuşturs.94.
Kaynaklar: Kelime-i Üzeyriyye — s. 2, 3, 82, 84, 94
›Ayrıntı
Üzeyr (a.s.), İbn Arabî'nin Füsûsu'l-Hikem adlı eserinde "hikmet-i kaderiyye" ile ilişkilendirilen bir peygamberdir (Hz. Üzeyr (a.s.) wiki). Onun kıssası, kaderin sırlarına vâkıf olma arayışı üzerine kuruludur. Üzeyr (a.s.)'ın bu isteği, özel bir yol üzere olduğu için ilahi bir azarlamayla karşılaşmıştırs.82-83. Bu azarlamanın temelinde yatan sebeplerden biri, Üzeyr (a.s.)'ın bir peygamber olarak halkı davet etmekle görevli olması ve kader sırrı ilminin bu göreve aykırı olmasıdırs.84. Zira kader sırrına vâkıf olmak, yalnızca Hakk'a özgü bir durumdurs.2-3. Ayrıca, Üzeyr (a.s.)'ın halktan, varlığı imkânsız olan bir şeyi talep etmiş olduğu da belirtilirs.117.
Ancak bu ilahi uyarı, aynı zamanda Üzeyr (a.s.)'a Yüce Allah'tan bir lütuf olarak da değerlendirilirs.127. Zira o, 100 yıl ölü kalıp diriltildikten sonra kader sırrına vâkıf olmuşturs.2-3. Bu tecrübe, onun ölüleri diriltme konusundaki ilme'l-yakîn seviyesindeki bilgisini, fiilen kendi nefsinde yaşayarak hakka'l-yakîn zevkine dönüştürmesini sağlamıştır. O, kemiklerin nasıl birleşip etle kaplandığını tahkik ile muayene etmiştirs.91, 94. Bu durum, kader hikmetinin, mülk hikmetini takip etmesiyle açıklanır; yani mülk ve şiddet Hakk'ın ve ilahi isimlerin olup, kader sırrına vâkıf olmak da Hakk'a mahsusturs.3.
Kaynaklar: Kelime-i Üzeyriyye — s. 2, 3, 82, 83, 84, 91, 94, 117, 127
Bu bölüm ne anlatıyor?⌄
Bu bölüm, Fusûsu'l-Hikem'in Üzeyr Kelimesi'ne tahsis edilmiş kısmını ve bu kısımda ele alınan "kader hikmeti"ni açıklamaktadır. Üzeyr Kelimesi'nde mündemiç olan kader hikmeti, Cenâb-ı Üzeyr'in hakikatinin bir gereği olarak kader sırrının bilgisine yönelirs.1. Şeyh-i Ekber'in ifadesiyle, kazâ (ilâhî hüküm), Allah'ın eşya üzerindeki hükmüdür ve bu hüküm, Allah'ın eşyaya dair ilminin sınırları dâhilindedir. Allah'ın eşyadaki ilmi ise, bilinenlerin (ma'lûmât) kendi özlerinde ne hâl üzere sâbit idiyse, o bilinenlerin Hakk'a verdiği şeyin sınırı üzerinedirs.193, 194. Bu durum, eşyanın ezelî hakikatleri olan a'yân-ı sâbitenin vâhidiyyet mertebesinde Hak'ın ilminde sâbit olduğunu gösterirK1.
Kaynaklar: Kelime-i Üzeyriyye — s. 1, 193, 194 · K1, s. 168
›Ayrıntı
Bu bölüm, Fusûsu'l-Hikem'deki Üzeyr Kelimesi'nin "Hikmet-i Kaderiyye" başlığı altında incelenen kısmını ele almaktadır. Hz. Üzeyr'in hakikati, kader sırrının bilgisiyle doğrudan ilişkilidirs.1. Tasavvufî anlayışa göre, kader, Allah'ın eşya üzerindeki hükmüdür. Bu hüküm, Allah'ın eşyaya ve eşyada olan ilminin sınırları dâhilinde gerçekleşir. Daha derinlemesine bakıldığında, Allah'ın eşyadaki ilmi, "ma'lûmât"ın yani bilinen şeylerin kendi özlerinde ne hâl üzere sâbit idiyse, o bilinenlerin Hakk'a verdiği şeyin sınırı üzerinedirs.193, 194. Bu ifade, eşyanın ezelî ve değişmez hakikatleri olan a'yân-ı sâbite kavramına işaret eder. A'yân-ı sâbite, vâhidiyyet mertebesinde Hak'ın ilminde sâbit olan, her şeyin ezelî mâhiyetleridirK1.
Vâhidiyyet, Hak'ın sıfat ve esmâ ile taayyün ettiği teklik mertebesidir ve kesretin menşeidirK1. Bu mertebede, ilâhî isimler ve sıfatlar tafsîl bulur ve eşyanın ezelî hakikatleri burada mevcuttur. Dolayısıyla, kaderin hikmeti, eşyanın bu ezelî hakikatlerinin ilâhî ilimdeki sâbitliği ve bu sâbitliğin Allah'ın hükmüne yansımasıyla açıklanır. Bu bağlamda, Üzeyr Kelimesi'nin kader hikmeti, her bir varlığın kendi özündeki ezelî istidadının ve bu istidada uygun olarak ilâhî takdirin nasıl tecelli ettiğini anlamaya yönelik bir kapı aralar. Bu, aynı zamanda her kulun özel Rabbi olan Rabb-ı hâs kavramıyla da ilişkilidir, zira her varlık kendi özel istidadına göre bir tecelliye mazhar olur (İsmail Fassı).
Kaynaklar: Kelime-i Üzeyriyye — s. 1, 193, 194 · K1, s. 168
Eserde geçen 'kader hikmeti' ne anlama gelir?⌄
"Kader hikmeti", tasavvufta Hz. Üzeyr (a.s.) ile ilişkilendirilen, kader sırrının bilgisine vâkıf olmayı ifade eden özel bir hikmet türüdür. Bu hikmet, Cenâb-ı Hakk'ın eşyayı yerli yerine koyma sıfatı olan "el-Hakîm" isminin bir tecellisi olarak, kaza ve kader hükümlerinin idrak edilmesidirs.1, 2. Hz. Üzeyr'in ölüp diriltildikten sonra kader sırrına vâkıf olması gibi, sâlikin de Allah'ta fânî olup Hakk'ın varlığıyla var olduktan sonra bu sırra muttali olacağına işaret eders.3. Bu, ilmin tahkik edilmiş hâli olup, bilmekten ziyade bildiğini yerine koyma ve eşyanın ardındaki gayeyi idrak etme mertebesidirK1.
Kaynaklar: Kelime-i Üzeyriyye — s. 1, 2, 3 · K1, s. 197
›Ayrıntı
"Kader hikmeti", özellikle Kelime-i Üzeyriyye Fassı'nda ele alınan ve Hz. Üzeyr (a.s.)'ın hakikatiyle özdeşleşen bir kavramdırs.1, 6, 8. Bu hikmet, Cenâb-ı Hakk'ın "el-Hakîm" isminin bir tezahürü olarak, âlemdeki her şeyin bir nizam ve gaye üzere yaratılmış olduğu akâidî hikmetin bir parçasıdırK1. Hz. Üzeyr'in, Hırbe köyünün harabe halini görüp "Allah Teâlâ bu harabeleri ölümünden sonra nasıl diriltir?" diye hayrete düşmesi ve ardından ölüp diriltilerek kader sırrına vâkıf olması, bu hikmetin somut bir örneğidirs.1, 2, 3.
Bu hikmet, kazâ ve kader hükümlerinin idrak edilmesini içerir ve "mülk hikmeti"ni takip eder; zira mülk ve şiddet Hakk'a ve ilâhî isimlere aittir, kader sırrına vâkıf olmak da Hakk'a mahsusturs.2, 7. Sâlikin, Allah'ta fânî olup Hakk'ın varlığıyla var olduktan sonra kader sırrına ve kader hikmetine muttali olacağına işaret edilirs.3. Bu durum, sâlikin keşif ve tecellî yoluyla zevkî idrake ulaşmasıyla mümkündürs.123, 124, 125. Kaderin mahiyetini sorgulamaktan vazgeçmeyen bir kimsenin nübüvvet divanından isminin silineceği, ancak velayetinin baki kalacağı ve emirlerin ona keşif ve tecellî üzere geleceği belirtilirs.159. Bu, ilmî hikmetin bir üst mertebesi olup, eşyanın ardındaki gaye ve illeti bilme, "niçin" (lima) sorusunun cevabını bulma ve her amelin ardındaki Hakk'ın hükmünü görme çabasıdırK1.
Kaynaklar: Kelime-i Üzeyriyye — s. 1, 2, 3, 6, 7, 8, 123, 124, 125, 159 · K1, s. 197
Üzeyr Peygamber kader sırrına nasıl vâkıf oldu?⌄
Üzeyr (a.s.), kader sırrına, 100 yıl ölü kalıp diriltilmesi hadisesi sonrasında, Hakk'ın kendisine keşfettiği kadarıyla vâkıf olmuştur. Ancak bu vâkıf oluş, peygamberlik görevinin gerektirdiği davet vazifesiyle çeliştiği ve vahiy yoluyla uygun olmayan bir talep şeklinde gerçekleştiği için Cenâb-ı Hakk tarafından bir azarlama ile karşılık bulmuşturs.82, 83, 85. Hiçbir peygamber veya velinin, bütün sabit hakikatlerin özlerini kuşatıcı bir şekilde bilme imkânı bulunmadığından, Üzeyr (a.s.)'ın kader sırrına vâkıf olması da ilâhî özelliklerden olan bu ilmin, yalnızca Allah'ın dilediği ölçüde kendisine açılmasıyla sınırlı kalmıştırs.126, 127.
Kaynaklar: Kelime-i Üzeyriyye — s. 82, 83, 85, 126, 127
›Ayrıntı
Üzeyr (a.s.)'ın kader sırrına vâkıf olması, onun 100 yıl ölü kalıp diriltilmesi hadisesiyle doğrudan ilişkilidir. Bu olay, ona kaderin işleyişine dair bir idrâk kapısı açmıştırs.3. Ancak Üzeyr (a.s.), bu sırra vâkıf olmayı, peygamberlere özgü olan vahiy yoluyla talep etmiş ve bu talebi, peygamberlik vazifesi olan halkı davet etmeye aykırı düşmüştürs.82, 83, 84. Bu sebeple, Yüce Allah'tan kendisine bir azarlama gelmiştir. Hadîs-i şerîfte bildirildiğine göre, Hak Teâlâ ona "Eğer vazgeçmezsen ismini silerim" buyurmuşturs.83. Bu ilâhî hitap, Üzeyr (a.s.)'ın kader sırrını öğrenme isteğinin, ilâhî zevk ve ilâhî bilgi yoluyla değil, uygun olmayan bir tarzda gerçekleştiğini göstermektedirs.85. Tasavvufî açıdan, hiçbir peygamber ve velinin, bütün sabit hakikatlerin özlerini kuşatıcı bir şekilde bilme imkânı yoktur; zira bu ilim, ilâhî özelliklerdendirs.126, 127. Peygamberlere kader sırrı hakkında ancak Yüce Allah'ın keşfettiği kadar bir ilim hâsıl olur ve davet anında bu dahi onlardan gizlidir. Çünkü bazı sabit hakikatlerin gerçekleri kendilerine keşfolunsa, davetlerinde gevşeklik meydana gelebilirdis.125. Dolayısıyla Üzeyr (a.s.)'ın kader sırrına vâkıf oluşu, Hakk'ın kendi hakikatini keşfetmesiyle sınırlı kalmış, sabit hakikatlerin özlerine kuşatıcı bir şekilde vâkıf olma imkânı olmadığı ortaya çıkmıştırs.126, 127.
Kaynaklar: Kelime-i Üzeyriyye — s. 3, 82, 83, 84, 85, 125, 126, 127
Bu eser kimler için yazılmıştır?⌄
Kelime-i Üzeyriyye eseri, Allah Teâlâ'nın ilimlerini ancak O'nun için bilen ve O'nun tarafından anlaşılan kimseler için kaderin sırrını açıklamak amacıyla yazılmıştırs.52. Bu eser, Hak ile özel bir ilişki kurmuş, fenâ fillâh ehli olarak nitelendirilen ve Hak'ın hitaplarına mazhar olan velîler gibi, tasavvufî idrak ve ma'rifet sahibi kişilere hitap eder (Risâle-i Gavsiyye, K1-12). Eser, insanın Hak'ın bütün isimlerini taşıyan câmî bir mahal olması (Emânet Âyeti, K1-405) ve ruhanî rızık olan ilimlere vakıf olması gibi konuları ele alarak, bu derin hakikatleri idrak edebilecek seçkin bir zümreye yöneliktirs.43.
Kaynaklar: Kelime-i Üzeyriyye — s. 43, 52
›Ayrıntı
Kelime-i Üzeyriyye, içeriği itibarıyla tasavvufî derinliği olan ve Hak'la özel bir münasebet kurmuş kimselere hitap eden bir eserdir. Eserin yazılış amacı, "Allah Teâlâ'nın ilimlerini ancak O'nun için bilen ve O'nun tarafından anlaşılan kimseler için kaderin sırrını açıklamak" olarak belirtilirs.52. Bu ifade, eserin sıradan okuyuculardan ziyade, ma'rifetullah yolunda ilerlemiş, Hak'ın sırlarına vâkıf olmaya aday kişilere yönelik olduğunu gösterir.
Tasavvufî metinlerde "fenâ fillâh ehli" olarak tanımlanan velîler, Hak'ın hitaplarına mazhar olan ve O'nunla söyleşme hâlinde bulunan kişilerdir (Risâle-i Gavsiyye, K1-12). Kelime-i Üzeyriyye'nin de benzer bir idrak seviyesine sahip okuyuculara seslendiği anlaşılmaktadır. Eser, insanın "esmâ-i ilâhiyye'nin câmî mahalliyeti" yani Hak'ın bütün isimlerini taşıyan bir mahal olması hakikatini ele alır (Emânet Âyeti, K1-405). Bu derin hakikati kavrayabilmek, ancak belli bir mânevî olgunluğa erişmiş kimseler için mümkündür.
Ayrıca eserde rızkın sadece maddî değil, "ilimler gibi ruhanî" yönü olduğuna dikkat çekilirs.43. Bu ruhanî ilimlere vâkıf olabilen, yani Hak'tan gelen ilham ve keşiflerle beslenen kişiler, eserin hitap ettiği zümreyi oluşturur. Eser, kaderin hükümleri, ilâhî kazânın eserleri ve adalet ile Hakem isminin tecellileri gibi konuları işlerkens.52, s.187, s.198, bu konuların idraki için özel bir mânevî hazırlık ve anlayış gerektirdiğini ima eder. Bu nedenle Kelime-i Üzeyriyye, tasavvufî irfan geleneğinde derinleşmiş, Hakikat yolunun yolcuları için kaleme alınmış bir eserdir.
Kaynaklar: Kelime-i Üzeyriyye — s. 43, 52, 187, 198
Eser neden 'Kelime-i Üzeyriyye' olarak isimlendirilmiştir?⌄
Eser, Hz. Üzeyr'in hakikatinin gereği olarak kader sırrının bilgisine yönelmesi sebebiyle "Kelime-i Üzeyriyye" olarak isimlendirilmiştirs.1. Bu isim, eserin temel konusunun "hikmet-i kaderiyye" olduğunu vurgular ve Hz. Üzeyr'in bu sırrı idrak etme çabasıyla doğrudan ilişkilidirs.1. Tasavvufî bağlamda, her peygamberin kendine özgü bir "kelime"si veya hakikati bulunur; Hz. Üzeyr'in kelimesi de kaderin derinliklerini anlamaya yönelik bu özel yönelişidir. Eser, ilâhî kazâ ve takdîrin, kulun ezelî isti'dâdına bağlı olduğunu, bu isti'dâdın ilâhî ilimde bilindiğini ve Hakk'ın hükmünün bu isti'dâda göre tecellî ettiğini açıklars.13. Dolayısıyla, eserin başlığı, Hz. Üzeyr'in şahsında kader hakikatinin keşfini ve açıklanmasını temsil eder.
Kaynaklar: Kelime-i Üzeyriyye — s. 1, 13
›Ayrıntı
Eserin "Kelime-i Üzeyriyye" olarak adlandırılması, tasavvufî geleneğin peygamberlere atfettiği özel "kelime" veya "hakikat" anlayışına dayanır. Her peygamberin, ilâhî isim ve sıfatların belirli bir vechesini temsil ettiği kabul edilir. Hz. Üzeyr'in hakikati ise "hikmet-i kaderiyye" yani kaderin hikmetini idrak etme yönündeki özel ilgisi ve bu sırrın bilgisine olan rağbetidirs.1. Bu bağlamda, eserin ana teması, ilâhî kazâ ve takdîrin işleyişini, kulun ezelî isti'dâdıyla olan ilişkisini ve bu isti'dâdın ilâhî ilimdeki yerini açıklamaktırs.13.
Eserde, Cenâb-ı Hakk'ın kazâ ve takdîrinin kendi ilmine, ilminin ise kulun bilinen isti'dâdına tâbi olduğu belirtilir. Kulun ezelde kendi isti'dâdına göre bir hüküm talep ettiği ve Hakk'ın da bu talebe uygun olarak varlık bahşettiği ifade edilirs.13. Bu durum, küfür, isyan ve cehalet gibi olumsuzlukların dahi kulun zâtında potansiyel olarak mevcut olan şeylerden kaynaklandığını gösterir; Hakk'ın ise sadece varlık bahşederek bunları ortaya çıkardığı vurgulanırs.13. Bu anlayış, ilâhî isimlerin karşılıklı olarak tecellî etmesine yol açar; bazı sabit hakikatler cemâlî isimleri (Latîf, Cemîl), bazıları ise celâlî isimleri (Kahhâr, Celîl) talep eder ve bunların zuhur yerleri olurs.66, s.8. Hz. Üzeyr'in kader sırrına dair suali, Hakk'ın itâb sûretinde bir hitabına sebep olmuş ve bu durum, velâyetin özel bir rütbesi olan nübüvvet ve risâletin bu dünyada inkıtâıyla ilişkilendirilmiştirs.161. Bu nedenle, eser, Hz. Üzeyr'in şahsında kaderin derin hikmetlerini ve ilâhî takdîrin inceliklerini ele alarak bu ismi taşımaktadır.
Kaynaklar: Kelime-i Üzeyriyye — s. 1, 8, 13, 66, 161