İçeriğe atla
Kelime-i Ya'kûbiyye kapak gorseli

Kelime-i Ya'kûbiyye

Muhyiddin İbnü'l-Arabi

54 sayfa~81 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

Muhyiddin İbnü'l-Arabifusûsu'l-hikem şerhidivandijital kütüphanekitap okuma

Sıkça Sorulan Sorular

Kelime-i Ya'kûbiyye nedir?

Kelime-i Ya'kûbiyye, Hz. Ya'kûb'un şahsiyetinde tecelli eden "hikmet-i rûhiyye" ile vasıflandırılan bir kavramdır. Bu hikmet, ruh ve din arasındaki tedbiri esas alır ve dinin ahkâmına dair hakikatleri ihtiva eder1. Hz. Ya'kûb'un oğullarına yaptığı vasiyet ve Allah'ın rahmetinden ümit kesmeme vurgusu, bu kelimenin temelini oluşturur1. Tasavvufî açıdan, Kelime-i Ya'kûbiyye, insanın hem dünyevî hem de uhrevî varoluşunda ruh ve dinin işleyişini, her halin bir diğerinin cezası veya sonucu olduğunu ifade eden bir idrak mertebesidir1.

Ayrıntı

Kelime-i Ya'kûbiyye, "hikmet-i rûhiyye"nin beyan edildiği bir fassı ifade eder1. Bu hikmetin Kelime-i Ya'kûbiyye'ye tahsis edilmesinde iki temel vecih bulunur. Birincisi, Hz. Ya'kûb'un oğullarına yaptığı vasiyetle ilgilidir1. İkincisi ise, Hz. Ya'kûb'un dilinden beyan edilen "Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin" ayet-i kerimesine dayanır; burada "rûhiyye" kelimesi "râ" harfinin üstün okunmasıyla "revhiyye" olarak da anlaşılabilir1. Bu bağlamda Kelime-i Ya'kûbiyye, "hikmet-i dîniyye-i rûhiyye" olarak telakki edilir, zira ruh ile din arasında bir tedbir, yani bir düzen ve işleyiş mevcuttur1. Bu fassın esasını, din ve ahkâmına dair hakikatler teşkil eder. Çünkü insanın hem dünya hayatındaki varoluşu hem de ölümden sonraki dirilişi, ruh ve dinin tedbirini kapsar1. Dinin tedbiri iki vecih üzeredir: biri nizam-ı âlemi muhafaza eden "siyaset", diğeri ise ahiret işlerine ve işlerin akıbetine nazar eden "nefsi hıraset"tir1. Hz. Ya'kûb'un üzerine din emrinin galip gelmesi ve dini evlatlarına tavsiye etmesi sebebiyle, Kelime-i Ya'kûbiyye, dini ve ahkâmını içeren "hikmet-i rûhiyye" ile vasıflandırılmıştır1. Bu hikmet, aynı zamanda, her bir halin ardından gelen halin, önceki halin "cezası" veya "ukubeti" olduğu anlayışını da içerir1. Bu durum, müminlerin kötü sohbetlerden etkilenerek inkâr ve isyan hallerine düşebileceği ve bu hallerin de birer ukubet olduğu şeklinde açıklanır1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Kelime-i Ya'kûbiyye — s. 1, 2, 3, 4, 129, 249
Eserin yazarı Muhyiddin İbnü'l-Arabi kimdir?

Muhyiddîn İbn Arabî (1165-1240), tasavvuf metafiziğinin en büyük teorisyeni ve Şeyh-i Ekber unvanıyla anılan önemli bir sûfîdir. Kendisi, tasavvuf-irfân külliyatının en yoğun ve derin metinlerinden sayılan Fusûsu'l-Hikem ile tasavvuf metafiziğinin ansiklopedik kaynağı olan Fütûhât-ı Mekkiyye gibi eserlerin müellifidir1. Özellikle Fusûsu'l-Hikem'in Hz. Peygamber'in rüyâ ile kendisine yazdırdığı, Fütûhât-ı Mekkiyye'nin ise Mekke'de Kâbe'yi tavaf ederken aldığı manevî açılımlar (fetihler) sayesinde kaleme alındığı belirtilir1. Bu eserler, onun şahsî müşâhedelerine dayanmakla birlikte Kur'ân ve sünneti mesned edinir1.

Ayrıntı

Muhyiddîn İbn Arabî, tasavvuf dünyasında Şeyh-i Ekber olarak bilinen ve tasavvufun en büyük teorisyeni kabul edilen bir zattır (Muhyiddin İbn Arabi, Wiki). Onun eserleri, tasavvufî düşüncenin derinliklerini ve kapsamını ortaya koyar. En meşhur eserlerinden biri olan Fusûsu'l-Hikem, "Hikmetlerin Yüzükleri" veya "Hikmet Cevherleri" anlamına gelir ve tasavvuf metafiziğinin ana metni olarak kabul edilir1. Bu eser, her biri bir peygamberin temsil ettiği bir hikmeti içeren 27 bölümden (Fass) oluşur; örneğin Âdemiyye Fassı Hikmet-i İlâhî'yi, Şîsiyye Fassı Hikmet-i Nefthiyye'yi taşır1. İbn Arabî'nin ifadesine göre, bu eser Hz. Peygamber tarafından rüyâ yoluyla kendisine yazdırılmış, dolayısıyla sıradan bir kitap değil, ilhamî bir tezahürdür1.

Diğer büyük eseri Fütûhât-ı Mekkiyye ise "Mekkî Fetihler" anlamına gelir ve 560 bâbdan oluşan, tasavvuf metafiziğinin ansiklopedik kaynağıdır1. İbn Arabî, bu eseri Mekke'de Kâbe'yi tavaf ederken elde ettiği manevî açılımlar (fetihler) sayesinde yazdığını belirtir1. Eserin yazımına 1202'de Mekke'de başlanmış ve 1238'de Şam'da tamamlanmıştır; bu da 36 yıl süren kapsamlı bir telif çalışmasını gösterir1. Fütûhât, ibadet, ahlak, kozmoloji, velayet hiyerarşisi, esmâü'l-hüsnâ gibi tasavvufî bilginin tüm dallarını işleyen altı ana bölüm ve 560 bâb içerir1. İbn Arabî'nin bu eserlerindeki bazı beyanları, özellikle "Hak'ın bilinenleri, kendi zâtlarından Hakk'a ilim verdi" gibi ifadeleri, bazı âlimler tarafından tartışmalı bulunmuş ve farklı yorumlara yol açmıştır2.

  1. Kaynaklar
  2. 1.K1, s. 26, 296
  3. 2.Kelime-i Ya'kûbiyye — s. 112, 113
Kelime-i Ya'kûbiyye ne anlatıyor?

Kelime-i Ya'kûbiyye, Hz. Ya'kûb'un (a.s.) şahsında "hikmet-i rûhiyye"yi ve "hikmet-i dîniyye-i rûhiyye"yi ele alan, dînî hakikatlerin ve ruhsal işleyişin derinliklerini açıklayan bir tasavvufî fassdır. Bu fass, ruh ile dîn arasındaki tedbîri esas alarak, âlem-i şehâdetteki insanî neş'et ile ba'de'l-ba's olan neş'et-i insâniyyenin bu iki kavramın tedbîrini içerdiğini vurgular1. Hz. Ya'kûb'un dînî emirleri evlatlarına tavsiye etmesi, bu fassın dîn ve ahkâmını mutazammın olan "hikmet-i rûhiyye" ile tavsif edilmesinin temelini oluşturur1. Ayrıca, her hâlin ardından gelen hâlin, önceki hâlin "cezası" olduğu düsturuyla, dünyevî ve uhrevî işlerdeki sebep-sonuç ilişkileri ve ilâhî hükümlerin bâtınî ve zâhirî yönleri de bu fassın önemli konularındandır1.

Ayrıntı

Kelime-i Ya'kûbiyye, Fusûs'ül-Hikem geleneğinde Hz. Ya'kûb'a (a.s.) atfedilen hikmetleri içeren bir bölümdür. Bu fassın ana teması "hikmet-i rûhiyye"dir ve bu hikmetin Kelime-i Ya'kûbiyye'ye tahsis edilmesinde iki temel vecih bulunur1. Birincisi, Hz. Ya'kûb'un oğullarına vasiyetini bildiren ayet-i kerimeye göre "rûhiyye" kelimesinin "râ" harfinin ötresiyle okunmasıdır1. Bu bağlamda Kelime-i Ya'kûbiyye, "hikmet-i dîniyye-i rûhiyye" olarak nitelendirilir ve "rûh" ile "dîn" arasındaki tedbîr, bu fassın temelini oluşturan dîn ve ahkâmına dair hakikatleri teşkil eder1. İnsanî neş'etin hem bu dünyada hem de ba'de'l-ba's (yeniden diriliş sonrası) ruh ve dînin tedbîrini içerdiği belirtilir1.

"Hikmet-i rûhiyye"nin Kelime-i Ya'kûbiyye'ye tahsisindeki ikinci vecih ise, Hz. Ya'kûb'un dilinden beyan buyurulan "Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin" (Yusuf, 12/87) ayet-i kerimesidir; burada "revhiyye" kelimesi "ra" harfinin üstün okunmasıyla ifade edilir1. Dînin tedbîri de iki vecih üzerinedir: Biri, âlem nizamını koruyan "siyâset"; diğeri ise nefsi hıraset (koruma) ile âhiret işlerine ve işlerin akıbetlerine nazar etmektir1. Hz. Ya'kûb'un dînî emirlerin kendisi üzerinde gâlip olması ve bu emirleri evlatlarına tavsiye etmesi, Kelime-i Ya'kûbiyye'nin dîn ve ahkâmını içeren "hikmet-i rûhiyye" ile tavsif edilmesinin sebebidir1.

Fass ayrıca, her hâlin ardından gelen hâlin, önceki hâlin "cezası" olduğu düsturunu açıklar. Örneğin, açlık hâlini yemek yeme hâli, onu tokluk hâli, onu da doğal dışkılama hâli takip eder ve her bir sonraki hâl, bir öncekinin "cezası"dır. Bu düstur, dünyevî ve uhrevî tüm hâllere tatbik edilebilir1. Cenâb-ı Hakk'ın mükelleflerin hâlleri hakkında bâtınî ve zâhirî olmak üzere iki vecih üzere hükmettiği belirtilir. Bâtınî hüküm, kulun ilm-i ilâhîdeki ayn-ı sâbitesinin sübûtunda Hakk'a verdiği ilme taalluk eden irâde-i ilâhiyyedir; yani kulun ayn-ı sâbitesi mü'min olarak biliniyorsa, Hak onun îmânına hükmeder1. Fass, mü'minlerin kötü sohbetlerden etkilenerek inkâr ve maâsîye düşebileceğini ve bu durumun ilâhî bir ukubetle sonuçlanabileceğini de vurgular1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Kelime-i Ya'kûbiyye — s. 1, 2, 4, 10, 129, 179, 246, 249
Eserdeki 'ruhanî hikmet' ne demektir?

Kelime-i Ya'kûbiyye'de geçen "ruhanî hikmet", Hz. Yakup'un (a.s.) şahsında tecellî eden, dinin ve onun hükümlerinin ruh ile olan derin ilişkisini ifade eden bir hikmet türüdür. Bu hikmet, kişinin Rabbine boyun eğmesiyle elde edilen rahatlık ve huzuru, aksi takdirde ise azap ve ızdırabı doğuran bir hakikati barındırır1. "Ruh" ve "din" arasındaki bu düzenleme, insan yaratılışının ve ölüm sonrası dirilişin temelini oluşturur1. Bu hikmet, aynı zamanda Allah'ın "el-Hakîm" isminin bir tecellisi olarak, eşyanın kemale yönelişini ve insanın idrak edici yapısını da kapsar1.

Ayrıntı

Kelime-i Ya'kûbiyye'de "ruhanî hikmet" kavramı, Hz. Yakup'un (a.s.) şahsında ve onun oğullarına vasiyetinde1 tezahür eden özel bir hikmet olarak açıklanır. Bu hikmet, "râ" harfinin fethasıyla "hikmet-i revhiyye" olarak da nitelendirilir1. Temelinde, dinin ve onun hükümlerinin ruh ile olan ayrılmaz bağı yatar. İnsan yaratılışında din ile ruhun tedbirde ilişkisi olduğu için, din ruh mesabesinde bulunur ve Yakup Kelimesi bu "ruhanî hikmet" ile nitelendirilir1.

Bu hikmetin özü, kişinin Rabbine boyun eğmesiyle (inkıyâd) elde edilen rahatlık ve huzurdur. Zira boyun eğmemek, azabın ve dolayısıyla elem ve ızdırabın doğal sonucudur1. Tasavvufî anlamda hikmet, Allah'ın eşyayı yerli yerine koyma sıfatı olan "el-Hakîm" isminin bir tezahürüdür2. "Ruhanî hikmet" de bu bağlamda, Allah'ın her şeyi bir nizam ve gâye üzere yaratmasının (Mü'minûn 115) ruh ve din eksenindeki yansımasıdır. Eşyadan her bir şeyin kemale yönelik olduğu ve insanın idrak edici bir varlık olarak bu kemal yolculuğunda ruh ve dinin düzenlemesine ihtiyaç duyduğu vurgulanır1. Bu hikmet, aynı zamanda fetret dönemlerinde Eflatun ve Sokrat gibi hikmet ehli kişilerin nefsi arındırmak için koyduğu övülmüş kanunları da kapsar; ancak bu kanunların geçerliliği yeni bir şeriat gelene kadar devam eder1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Kelime-i Ya'kûbiyye — s. 1, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 11, 13, 50
  3. 2.K1, s. 197
Bu eser kimler için yazılmıştır?

Verilen kaynaklarda "Kelime-i Ya'kûbiyye" adlı eserin kimler için yazıldığına dair doğrudan bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak eserin içeriği ve tasavvufî terminolojisi göz önüne alındığında, tasavvuf yolunda ilerleyen sâlikler ve irfan ehli için kaleme alındığı anlaşılmaktadır. Eser, Hakk'ın kul üzerindeki eserini, kulun ezeldeki sabit hakikatiyle ilişkisini1 ve ilahî isimlerin tecellilerini ele alarak, mânevî derinlik arayanlara hitap etmektedir. Necdet Ardıç gibi tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan şahsiyetlerin eserleri arasında yer alması da (Necdet Ardıç (Terzibaba), WIKI) bu çıkarımı desteklemektedir.

Ayrıntı

"Kelime-i Ya'kûbiyye" adlı eserin kimler için yazıldığına dair kaynaklarda açık bir ifade bulunmamakla birlikte, metnin içeriği ve kullanılan dil, eserin tasavvufî bir derinliğe sahip olduğunu göstermektedir. Eser, kulun üzerinde Hakk'ın eserinin, kulun ezeldeki tekil sabit hakikatinin bulunduğu hal üzere meydana geldiğini belirtir1. Bu tür ifadeler, tasavvufî bilgi ve tecrübe sahibi olan, Hakk'ın tecellilerini ve kulun mânevî mertebelerini anlamaya çalışan kişilere yöneliktir.

Eserde, Hakk'ın eserleriyle "İlah" olarak adlandırıldığı, kulun ise eserleriyle "mutlu" olarak adlandırıldığı ifade edilir1. Bu, dinin ikame edilmesi ve şeriata boyun eğilmesi durumunda Yüce Allah'ın kulu kendi nefsi mertebesine indirmesi gibi konuları içerir. Bu tür mânevî terbiye ve sülûk mertebeleri, ancak tasavvuf yolunda ilerleyen, nefs mertebelerini aşmaya çalışan sâlikler tarafından idrak edilebilir.

Ayrıca, Abdülkerîm Cîlî'nin "el-İnsânu’l-Kâmil" adlı eserinden yapılan alıntılar1, ilim ve zâtî sıfatlar gibi derin tasavvufî konuları ele almaktadır. Bu da eserin, tasavvufî irfan geleneğine vâkıf olan ve bu alanda bilgi edinmek isteyen okuyuculara hitap ettiğini gösterir. Necdet Ardıç'ın "İrfan Mektebi (Hakk Yolu)" gibi eserlerinin de nefs mertebelerini ve Hakk yolunu anlattığı göz önüne alındığında (İrfan Mektebi (Hakk Yolu), WIKI), "Kelime-i Ya'kûbiyye"nin de benzer bir kitleye, yani tasavvufî hakikatleri idrak etmeye çalışanlara yönelik olduğu sonucuna varılabilir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Kelime-i Ya'kûbiyye — s. 19, 20, 21, 100, 111
Eserden nasıl pratik bir ders çıkarılabilir?

Kelime-i Ya'kûbiyye'den çıkarılabilecek pratik ders, sâlikin kendi fiillerinin ve niyetlerinin kalbinde ve hâlinde bir eser bıraktığı, bu eserlerin de nihayetinde Hakk'ın tecellîsine ayna olduğu hakikatidir. Kulun üzerinde Hakk'ın eseri, ezelde belirlenmiş olan "ayn-ı sâbite"sine göre zuhûr eder1. Bu durum, sâlikin her fiil-i ihtiyârîsinin kendi nefsinde bir eser vücuda getirdiğini ve Hakk'ın emirlerine itaat ettikçe O'nun da sâlike itaat ederek kemâlini verdiğini gösterir1. Dolayısıyla, sâlikin mücâhedesi ve riyâzâtı2, kalbinin yönelimi (niyet), uzuvlarının ameli (fiil), kalbinin keyfiyeti (hâl) ve idrâkinin gelişimi (ma'rifet) eksenlerinde3 kendi ayn-ı sâbitesindeki hayrı açığa çıkarmasına vesile olur.

Ayrıntı

Kelime-i Ya'kûbiyye'den elde edilen pratik ders, sâlikin kendi iç âlemine ve dış amellerine dikkat etmesi gerektiğidir. Zira "kulda Hakk'ın eseri, kulun kendi özelliğine göre meydana gelir"1. Bu, her bireyin kendi tekil sabit hakikati (ayn-ı sâbite) doğrultusunda ilâhî tecellîlere mazhar olacağı anlamına gelir1. Bu hakikat, sâlikin sülûkünü dört temel eksende ele almasını gerektirir:

  1. Niyet Boyutu: Sâlik, her ameline başlamadan önce kalbini Allah'a yöneltmelidir. Çünkü "Allah, kişinin sûretine ve malına bakmaz; kalplerinize ve amellerinize bakar" (Müslim, Birr 33). Bu, kalbin yöneliminin, yani niyetin, amelin özünü oluşturduğunu gösterir3.
  2. Fiil Boyutu: Niyetin uzuvlara intikal ederek amele dönüşmesi esastır. Hakk'ın emirlerine "inkıyâd" etmek, yani itaat etmek, sâlikin kendi nefsinde bir eser vücuda getirir. Sâlik O'na itaat ettikçe, O da sâlike itaat eder ve onun kemâlini verir1. Bu, zikir gibi temel pratiklerin (Zikir, Wiki) ve riyâzâtın2 fiilî karşılıklarıdır.
  3. Hâl Boyutu: Sürekli ve ihlâslı ameller, kalpte hâller bırakır. Bu hâller, sâlikin kalbine ilâhî bir lütuf olarak gelen geçici keyfiyetlerdir3. Hâllerin yerleşmesi (rusûh) için tertîb-i sülûk, edep ve sohbet gibi şartlar gereklidir3.
  4. Ma'rifet Boyutu: Niyet, fiil ve hâl eksenindeki ilerlemeler, sâlikin bilgi ve idrâkinin gelişmesine yol açar. Abdülkerîm Cîlî'nin belirttiği gibi, ilim zâta ait ezelî bir sıfattır ve Allah kendisini ve yaratılmışlarını oldukları hâl üzere bilir1. Sâlikin bu ma'rifeti elde etmesi, kendi ayn-ı sâbitesindeki saadet veya şekavet eserini idrâk etmesine yardımcı olur1.

Bu dört eksendeki işleyişin kemâli, niyet ile fiilin, hâl ile ma'rifetin tek bir noktada birleşmesi olan "ihlâs" ile mümkündür3. Böylece sâlik, kendi fiilleriyle kendi nefsini inşa eder ve Hakk'ın tecellîlerine daha kâmil bir ayna olur.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Kelime-i Ya'kûbiyye — s. 24, 74, 100, 111, 208
  3. 2.K1, s. 57
  4. 3.K2
Bu eser Fusûsu'l-Hikem'in tamamı mı?

Fusûsu'l-Hikem, Muhyiddîn İbn Arabî'nin tasavvuf metafiziğinin ana metni olup, 27 bölümden (Fass) oluşur ve her Fass bir peygambere ait bir hikmeti içerir1. Eserin tamamı, Hz. Peygamber'in İbn Arabî'ye rüya yoluyla yazdırdığı ve kendisinin sadece bir mütercim olduğu belirtilen ilhamî bir tezahürdür2. Bu nedenle, eserin bütünü, tasavvuf-irfan külliyatının en yoğun ve derin metinlerinden biri olarak kabul edilir ve içerdiği marifetler ile hakikatler kuşatıcı bir şekilde bilindiğinde başka hiçbir şeye ihtiyaç bırakmaz2.

Ayrıntı

Fusûsu'l-Hikem, tasavvuf metafiziğinin zirvesi olarak kabul edilen bir eserdir ve klasik tasavvuf dilinde "Fusûs'u anlayan tasavvufu tahkik etmiş demektir" ifadesiyle önemi vurgulanır1. Eserin yapısı, her biri bir peygamberin temsil ettiği bir hikmeti taşıyan 27 Fass'tan meydana gelir. Örneğin, Âdemiyye Fassı Hikmet-i İlâhî'yi, Şîsiyye Fassı Hikmet-i Nefthiyye'yi, Nuhiyye Fassı ise Hikmet-i Subbûhiyye'yi içerir1. Bu bölümler, peygamberlerin manevi mertebeleri ve onlara özgü hikmetler üzerinden ilahi hakikatleri açıklar.

Eserin yazılış süreci ve kaynağı, onun tamamının ilahi bir ilhamla ortaya çıktığını gösterir. İbn Arabî, bu eseri Hz. Peygamber'in rüyasında kendisine yazdırdığını ve kendisinin yalnızca bir mütercim olduğunu açıkça belirtmiştir2. Bu durum, esere hata isnat etmenin caiz olmadığını, zira eserin en bilgili peygamber olan Hz. Muhammed tarafından verildiği ve Şeyh-i Ekber'in bu beyanlarına güvenilmesi gerektiği şeklinde açıklanır2. Dolayısıyla, Fusûsu'l-Hikem'in tamamı, İbn Arabî'nin kendi şahsi görüşlerinden ziyade, ilahi bir vahy-i ilhamînin tezahürü olarak kabul edilir1. Eserin marifetleri ve hakikatleri, kuşatıcı bir şekilde bilindiğinde, başka hiçbir bilgiye ihtiyaç bırakmayacak bir derinlik ve kapsayıcılık sunar2. Bu bütünlük, eserin her bir Fass'ının, vücud mertebeleri ve ilahi isimlerin tecellileri gibi tasavvufi kavramları derinlemesine işlemesiyle sağlanır.

  1. Kaynaklar
  2. 1.K1, s. 26
  3. 2.Kelime-i Ya'kûbiyye — s. 102, 115, 116, 157
Eserde neden Hz. Ya'kub merkezde yer alıyor?

Hz. Ya'kûb'un eserde merkezde yer alması, onun mânevî hâllerin değişkenliğini ve Hak ile kul arasındaki ilişkinin derinliğini temsil etmesinden kaynaklanır. O, Yûsuf'un gömleğinin kokusunu Mısır'dan duyarken, yanı başındaki kuyuda onu görememesiyle, sâlikin bazen en yüce mertebelerde seyrederken, bazen de en yakın hakikatleri idrak edemeyişini sembolize eder. Bu durum, dervişin tek bir hâl üzere kalamayacağını, zira böyle bir sabitliğin dünya ve ahiret ahkâmına tebaiyeti imkânsız kılacağını vurgular1. Eser, Ya'kûb kıssası üzerinden, Hakk'ın isimlerinin ve fiillerinin tecellî mahalli olan insanı ve bu tecellîlerin nasıl farklı mertebelerde zuhur ettiğini açıklar.

Ayrıntı

Hz. Ya'kûb'un kıssası, tasavvufî idrakin ve sülûkun karmaşık yapısını gözler önüne serer. Onun Yûsuf'un kokusunu uzaktan alıp, yakındaki kuyuda onu görememesi, Hakikat'in farklı zuhur mertebelerine işaret eder. Bu, sâlikin mânevî yolculuğunda yaşadığı hâl değişimlerini ve zâhir-bâtın arasındaki perdeyi temsil eder. Bir dervişin bazen "târem-i a'lâda", yani semâda oturduğu, bazen de "bastığı yeri görmediği" ifade edilir1. Bu değişkenlik, dervişin tek bir hâl üzere kalmasının mümkün olmadığını, zira böyle bir durumun dünya ve ahiret ahkâmına tebaiyeti imkânsız kılacağını gösterir. Eserde, varlık sahibinin eserleri ve fiilleri ortaya çıkmadıkça, onun bir isimle adlandırılmasının mümkün olmadığı belirtilir1. Her bir varlık hakikati, Hakk'ın latif zâtının hallerinden birinin mazharıdır ve her bir halin kemali fiilen bir mazharda ortaya çıktığında, Yüce Allah o isimle adlandırılır1. Bu bağlamda, kulda Hakk'ın eserinin, kulun kendi özelliğine göre meydana geldiği vurgulanır1. Hz. Ya'kûb'un deneyimi, Hakk'ın isimlerinin ve fiillerinin farklı tecellîlerini, insanın bu tecellîlere ayna oluşunu ve mânevî idrakin mertebelerini anlamak için bir anahtar görevi görür.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Kelime-i Ya'kûbiyye — s. 26, 27, 28, 74, 213