İçeriğe atla
Kelime-i Yûsufiyye kapak gorseli

Kelime-i Yûsufiyye

Muhyiddin İbnü'l-Arabi

54 sayfa~81 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

Muhyiddin İbnü'l-Arabifusûsu'l-hikem şerhitasavvufdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Muhyiddin İbnü'l-ArabiFusûsu'l-HikemTasavvufİslam DüşüncesiVahdet-i VücudYusuf (a.s.) kıssasıŞerh geleneğiİslami MetinlerDijital Kütüphane

Sıkça Sorulan Sorular

Kelime-i Yûsufiyye nedir?

Kelime-i Yûsufiyye, Muhyiddîn İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserinin onuncu bölümüdür ve "Hikmet-i Nûriyye"yi (Nûriyyet Hikmeti) ele alır. Bu bölüm, Hz. Yûsuf (a.s.)'ın şahsında tecelli eden ilâhî nûrun ve âlem-i misâl ile rüyâların hakikatini inceler. Özellikle Hz. Yûsuf'a verilen "ilm-i ta'bîr" (rüyâ yorumu) ve suver-i hayâliyye-i misâliyyenin keşfi, bu hikmetin temelini oluştururs.1. Kelime-i Yûsufiyye, aynı zamanda, ilâhî zıllin (gölgenin) a'yân-ı mümkinât (mümkün varlıkların sabit hakikatleri) üzerine nasıl yayıldığını ve bu yayılmanın "gayb-ı mechûl" (bilinmeyen gayb) sûretinde gerçekleştiğini açıklars.89, 92.

Kaynaklar: Kelime-i Yûsufiyye — s. 1, 89, 92

Ayrıntı

Kelime-i Yûsufiyye, Fusûsu'l-Hikem'in 27 Fass'ından biridir ve Hz. Yûsuf'un temsil ettiği "Hikmet-i Nûriyye"yi işlerK1. Bu hikmetin özü, âlem-i misâlin nûrânî yapısı ve Hz. Yûsuf'a bahşedilen "ilm-i ta'bîr" ile suver-i hayâliyye-i misâliyyenin keşfidirs.1. İbn Arabî'ye göre, Hz. Yûsuf'un keşfi misâlîdir ve ona "saltanat-ı nûriyye-i ilmiyye" zâhir olmuşturs.1. Bu durum, âlem-i misâlin ilâhî ilmin hazinesi olduğunu ve oradan sâdır olan tasvirât-ı hayâliyyenin hak ve sâbit olduğunu gösterirs.9.

Kelime-i Yûsufiyye'de ayrıca, ilâhî zıllin (gölgenin) a'yân-ı mümkinât üzerine nasıl uzandığı ve bu uzanışın "gayb-ı mechûl" sûretinde gerçekleştiği açıklanırs.89, 92. Bu zıll, yani izâfî vücûd, evvelâ ilim mertebesinde vâki olur ve Allah'ın gayrı için gayb-ı mechûldür; ancak Hakk'ın muttali kıldığı kimseler için değildirs.92. Şeyh İbn Arabî, Furkân Sûresi'ndeki "Eğer dilese idi, onu sâkin kılar idi" (Furkân, 25/45) âyetini tefsir ederken, Hak Teâlâ'nın tecelli etmemesi durumunda bu zıllin adem ketminde bâki kalacağını belirtirs.119. Bu, a'yân-ı mümkinâtın ilâhî esmânın zılleri, esmânın ise Zât-ı Hakk'ın ayn'ı olduğu hakikatini vurgulars.158.

Hz. Yûsuf'un rüyâları ve onların yorumu, hayâl âlemindeki sûretlerin mahsûs olduğunu ve idrâk edilebilirliğini gösterirs.7. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) idrâk vüs'ati ise, suver-i hayâliyyeyi suver-i hissiyyeye, suver-i hissiyyeyi de suver-i hayâliyyeye ilhak etmesiyle açıklanırs.7. Bu, "Yûsuf-i Muhammedî" tabiriyle de ilişkilidir; zira velâyet-i Muhammediyye, tüm peygamberlerin velâyetlerini mücmel olarak içerir ve kâmil vârisler, Hakîkat-i Muhammediyye itibarıyla tüm enbiyânın lisanlarıyla tekellüm ederlers.76.

Kaynaklar: K1, s. 26 · Kelime-i Yûsufiyye — s. 1, 7, 9, 76, 89, 92, 119, 158

Kelime-i Yûsufiyye ne anlatıyor?

Kelime-i Yûsufiyye, Muhyiddîn İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserinin Yûsuf (a.s.)'a tahsis edilmiş bölümüdür ve "Hikmet-i Nûriyye"yi (nûrânî hikmet) anlatır. Bu bölümde Hz. Yûsuf'un rüya tabiri ilmi ve âlem-i misâl ile olan ilişkisi merkeze alınır. Eser, âlem-i misâlin ilâhî ilmin hazinesi olduğunu ve buradan yansıyan hayalî suretlerin hakikatini, Hz. Peygamber'in idrak vüs'atini ve "Yûsuf-i Muhammedî" kavramını işler. Ayrıca, mümkinâtın ilâhî zıll (gölge) olarak zuhurunu ve bu zıllın idrakinin ism-i Nûr ile gerçekleştiğini açıklars.1, 69, 76, 89.

Kaynaklar: Kelime-i Yûsufiyye — s. 1, 69, 76, 89

Ayrıntı

Kelime-i Yûsufiyye, Fusûsu'l-Hikem'in 27 bölümünden biri olupK1, Hz. Yûsuf'un şahsında "Hikmet-i Nûriyye"yi ele alır. Bu hikmetin Hz. Yûsuf'a tahsis edilmesinin sebebi, onun âlem-i misâl ile olan yakın ilişkisi ve rüya tabiri ilmindeki yetkinliğidirs.1. Âlem-i misâl, nûrânî bir âlem olarak kabul edilir ve Hz. Yûsuf'a bu âlemden gelen misâlî suretlerin keşfine dair "saltanat-ı nûriyye-i ilmiyye" yani rüya tabiri ilmi verilmiştirs.1.

Eserde, hayalî suretlerin iki kısma ayrıldığı belirtilir: âlem-i misâlden yansıyan ve hak ile sabit olan suretler ile diğerleris.20. Âlem-i misâl, "hizâne-i ilm-i Hak" (Hakk'ın ilim hazinesi) olduğu için ondan hata sadır olmazs.20. Hz. Peygamber'in idrak vüs'ati vurgulanır; o, hayalî suretleri hissî suretlere, hissî suretleri de hayalî suretlere ilhak ederek her ikisinin idrakindeki farkı ortadan kaldırmıştır. Zira hayal âleminde tasavvur edilen şey mahsus olmasaydı idraki mümkün olmazdıs.69. Bu durum, yakaza halinin (uyanıklık) nevm (uyku) hali gibi tabir olunabileceğini gösterirs.36.

Kelime-i Yûsufiyye ayrıca "Yûsuf-i Muhammedî" kavramını açıklar. Buna göre, bütün peygamber ve velîlerdeki dağınık velayetler, velayet-i Muhammediyye'nin tafsilatıdır ve bu velayetlerin tamamı velayet-i Muhammediyye'de mücmeldir. Hakikat-i Muhammediyye'ye mazhar olan kâmil vâris, bütün peygamberlerin lisanlarıyla konuşurs.76. Hz. Peygamber'in ilim ve irfanda en üstün olduğu, kelamının ise Allah'tan vahyolunan bir vahiy olduğu belirtilirs.74.

Eser, ilâhî zıll (gölge) ve mümkinâtın zuhuru konusuna da değinir. Âlem ile müsemma olan ilâhî zıllın zuhur mahalli, a'yân-ı mümkinâttır. Bu zıll, mümkinât üzerine uzanmış ve idraki ism-i Nûr ile gerçekleşmiştir. Eğer Allah dileseydi, bu zıll ketm-i ademde (yoklukta) kalır ve zuhur etmezdis.89, 114, 119. Tüm eşya, a'yân-ı sâbitelerinin aynısıdır; a'yân-ı sâbiteler ise ilâhî isimlerin zılleri, isimler de Hakk'ın zatının aynısıdırs.158.

Kaynaklar: K1, s. 26 · Kelime-i Yûsufiyye — s. 1, 20, 36, 69, 74, 76, 89, 114, 119, 158

Eserdeki 'Nûrânî Hikmet' ne anlama geliyor?

Nûrânî hikmet, Hazret-i Yûsuf'un şahsiyetinde tecelli eden ve özellikle rüya tabiri ilmiyle açıklanan, misâl âlemine ait nurlu bir idrak ve keşif mertebesidir. Bu hikmet, misâl âleminin nûrânî yapısından kaynaklanır ve Yûsuf (a.s.)'a misâlî hayalî suretlerin keşfine dair ilâhî bir saltanat olarak verilmiştirs.1. İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserinde her peygamberin bir hikmeti temsil etmesi gibiK1, Yûsuf (a.s.) da "Hikmet-i Nûriyye" veya "Nûrânî Hikmet" ile özdeşleşmiştir. Bu hikmet, ilâhî inayete mazhar olanlar için vahyin ilk başlangıçlarından sayılan hayal mertebesi üzerinde nurunu yayars.9.

Kaynaklar: Kelime-i Yûsufiyye — s. 1, 9 · K1, s. 26

Ayrıntı

Nûrânî hikmet, tasavvufî terminolojide özel bir anlam taşır ve Hazret-i Yûsuf'un (a.s.) manevî mertebesiyle doğrudan ilişkilidir. Bu hikmetin Yûsuf kelimesine özgü kılınmasının temel sebebi, misâl âleminin nûrânî bir âlem olması ve Yûsuf (a.s.)'ın keşfinin de "misâlî" nitelikte bulunmasıdırs.1, 4. Misâl âlemi, maddî olmayan, hayalî suretlerin ve anlamların tecelli ettiği bir boyuttur. Yûsuf (a.s.)'a bu âlemdeki hayalî suretlerin keşfine ilişkin ilâhî, nûrânî bir saltanat verilmiştir ki, bu da en mükemmel şekliyle "rüya tabiri ilmi" olarak tezahür eders.1, 5.

Bu "nûrânî hikmet", ilâhî inayete mazhar olanlar için vahyin ilk başlangıçlarından sayılan hayal mertebesi üzerinde nurunu yayars.9. Yani, Hak'tan gelen ilham ve keşiflerin ilk tecellî yerlerinden biri olan hayal âlemi, nûrânî hikmetin ışığıyla aydınlanır. Bu durum, mutlak misâlin zâtî sıfatı olan nurun, uyku âlemi olan hayal mertebesi üzerine yayılması şeklinde açıklanırs.22. Yûsuf (a.s.)'dan sonra bu ilmi bilenler, onun mertebesinden bilir ve onun rûhâniyetinden alırlars.1. Bu da nûrânî hikmetin, bir peygamberin manevî mirası olarak sonraki nesillere aktarılan bir ilim ve idrak olduğunu gösterir. Hikmet genel olarak "doğru hüküm, sağlam bilgi" anlamına gelir ve tasavvufta Hak'ın eşyayı yerli yerine koyma sıfatına ayna olma mertebesidirK1. Nûrânî hikmet ise bu genel tanımın Yûsuf (a.s.) özelinde, misâl âlemi ve rüya tabiriyle somutlaşmış halidir.

Kaynaklar: Kelime-i Yûsufiyye — s. 1, 4, 5, 9, 22 · K1, s. 197

Eserin ana yazarı kimdir?

Verilen kaynaklarda eserin ana yazarının kim olduğuna dair doğrudan bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak, "Kelime-i Yûsufiyye" adlı eserdeki ifadelerden yola çıkarak, eserin tasavvufî bir üslup ve terminoloji kullandığı anlaşılmaktadır. Özellikle "Yûsuf-i Muhammedî lisâniyle bastederim"s.72 ifadesi, eserin yazarının bu isimle anılan veya bu isme atıfta bulunan bir şahsiyet olabileceğini düşündürmektedir. Eserin içeriği, İbn Arabî'nin "Âdemiyye Fassı" ve "esmâ-i ilâhiyye" gibi kavramlarla örtüşen tasavvufî derinlikler içermektedir.

Kaynaklar: Kelime-i Yûsufiyye — s. 72

Ayrıntı

"Kelime-i Yûsufiyye" adlı eserin ana yazarının kim olduğu, verilen kaynaklarda açıkça belirtilmemiştir. Ancak eserin üslubu ve içeriği, tasavvuf geleneği içinde yer aldığını göstermektedir. Eserde geçen "Yûsuf-i Muhammedî lisâniyle bastederim"s.72 ifadesi, yazarın kendisini "Yûsuf-i Muhammedî" olarak tanımladığını veya bu isme atıfta bulunduğunu düşündürmektedir. Bu ifade, eserin yazımında belirli bir manevi rehberliğin veya ilhamın etkili olduğunu ima edebilir.

Eserin içeriği, tasavvufun temel kavramlarından olan "esmâ-i ilâhiyye" (Allah'ın isimleri) ve bunların tecellileri üzerine odaklanmaktadır. Örneğin, "Sen ve ben, esmânın sûretlerinden başka bir şey değiliz; ve bizim ef ’âlimiz, mazhar olduğumuz isimlerin eseridir"s.186 cümlesi, varoluşun ilahi isimlerin bir tezahürü olduğu tasavvufî görüşünü yansıtır. Ayrıca, eserde "ahadiyet-i kesret" ve "ahadiyet-i ayn" gibi kavramlar açıklanaraks.197, 199, Allah'ın birliğinin farklı veçheleri ele alınmaktadır. Bu tür derin tasavvufî analizler, eserin tasavvuf ehli bir yazar tarafından kaleme alındığını göstermektedir. Eser, bu kavramları "anla ve idrak et"s.119 çağrısıyla okuyucuya sunarak, manevi bir rehberlik amacı taşımaktadır.

Kaynaklar: Kelime-i Yûsufiyye — s. 72, 119, 186, 197, 199

Kelime-i Yûsufiyye'de rüyaların yeri nasıl açıklanıyor?

Kelime-i Yûsufiyye'de rüyalar, ilahî vahyin başlangıcı ve hakikatlerin duyular âleminde tezahür etmesinin bir aracı olarak açıklanır. Özellikle "hazret-i hayâl" (hayal mertebesi) üzerine yayılan "hikmet-i nûriyye" (nurlu hikmet) ile rüyalar, peygamberler için vahyin ilk adımı sayılırs.22. Hz. Yusuf'un rüyası örneğinde olduğu gibi, rüyalar bazen yoruma muhtaç "keşf-i muhayyel" (hayal gücüyle keşfedilen) şekiller sunarkens.52, bazen de Hz. Peygamber'in Hudeybiye rüyasında görüldüğü gibi, doğrudan gerçekleşen "keşf-i mücerred" (soyut keşif) niteliğinde olabilirs.20. Bu bağlamda, uyanıklık hali dahi uyku hali türünden kabul edilerek, rüyaların hakikatleri idrak etmedeki önemi vurgulanırs.36.

Kaynaklar: Kelime-i Yûsufiyye — s. 20, 22, 36, 52

Ayrıntı

Kelime-i Yûsufiyye'de rüyalar, Hakikat'in farklı tezahür mertebeleriyle ilişkilendirilir. Rüyaların temelinde "hazret-i hayâl" mertebesi bulunur ki, bu mertebe "hikmet-i nûriyye"nin yayılma mahalli olarak görülürs.22. Bu durum, ilahî inayete mazhar olan peygamberler için vahyin başlangıçlarının ilkidir; yani rüya, ilahî nurun tecelli ettiği bir alan olarak kabul edilirs.22.

Rüyalar iki ana kısma ayrılır:

  1. Keşf-i Mücerred (Soyut Keşif): Bu tür rüyalar, özel şekillere uygun hayalî şekiller olup, doğrudan gaybî hakikatlere vâkıf olmayı sağlar ve yoruma ihtiyaç duymaz. Hz. Peygamber'in Hudeybiye öncesi gördüğü rüya buna örnektir; rüyada Mescid-i Harâm'a güven içinde girmesi, altı yıl sonra aynen gerçekleşmiştirs.20, s.9.
  2. Keşf-i Muhayyel (Hayal Gücüyle Keşfedilen): Bu rüyalar ise yoruma muhtaçtır. Hz. Yusuf'un rüyası bu kategoriye girer; on bir yıldız, güneş ve ayın kendisine secde etmesi, babası, teyzesi ve kardeşlerinin sembolik bir ifadesidirs.52, s.11. Bu rüyalar, hayalî şekiller aracılığıyla hissedilen, yani duyular âlemindeki gerçekliklere işaret eder. Rüyadaki hayalî şekiller, duyularla algılanan şeylerin dışında bir şey vermez; hayal, duyularla algılananların bir yansımasıdırs.68.

Hz. Yusuf'un rüyasının yorumu, onun sonunda "Rabbim onu hak kıldı" (Yusuf, 12/100) demesiyle, rüyanın hayal şeklinde vâki olduktan sonra duyular âleminde izhar edilmesi anlamına gelirs.63, s.64. Bu durum, rüyaların sadece bir hayal değil, aynı zamanda hakikatlerin duyular âleminde somutlaşmasının bir öncüsü olduğunu gösterir. Hatta "Nâs uykudadır" hadisi bağlamında, uyanıklık hali dahi uyku hali türünden kabul edilir ve rüyaların yorumlanması gibi, uyanıklıkta görülenlerin de bir yorumu olduğu ima edilirs.36. Bu, Hakikat'in idrakinde rüyaların ve hayal mertebesinin merkezi rolünü vurgular.

Kaynaklar: Kelime-i Yûsufiyye — s. 9, 11, 20, 22, 36, 52, 63, 64, 68

Bu eser kimler için yazılmıştır?

Kelime-i Yûsufiyye adlı eser, tasavvufî hakikatleri idrak edebilecek, benlikten fânî olup Hakk ile bâkî kalmış, tevhid ehli zümre için yazılmıştır. Bu eser, isimlerin tecellileri ve fiillerin bu tecellilerden nasıl sâdır olduğunu anlayabilecek, Hakk'ın isimlerinin hem O'na hem de bu isimlerin eserini gerçekleştiren müsemmâlara işaret ettiğini kavrayabilecek derinlikteki sâliklere hitap eders.182, 186. Eser, kendi benliğinden âciz olan ve vehimden arınmış kimselerin idrakine sunulmuşturs.237.

Kaynaklar: Kelime-i Yûsufiyye — s. 182, 186, 237

Ayrıntı

Kelime-i Yûsufiyye, tasavvufî irfan geleneğinin "sırrî metin"lerinden biri olarak kabul edilebilir ve Necdet Ardıç gibi günümüz Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden birinin eserleri arasında yer alır (Necdet Ardıç (Terzibaba), WIKI). Bu tür eserler, genel okuyucu kitlesinden ziyade, belirli bir mânevî olgunluğa erişmiş kimselere yöneliktir. Eserin hitap ettiği kesim, "elest bezminin esiri" olup, "elest ahdinden beri mest" olanlardır. Bu kişiler, "kendinden fânî, dost ile bâkî" olan ve "hem yoktur hem vardır" sırrını idrak edebilen "tevhid ehli" zümredirs.158.

Eser, Allah'ın isimlerinin (esmâ-i ilâhiyye) hem Cenâb-ı Hakk'a işaret ettiğini hem de bu isimlerin eserini gerçekleştiren diğer adlandırılanlara (müsemmâlara) delâlet ettiğini açıklayarak, bu derin mânâyı kavrayabilecek kişilere seslenirs.182, 183. İnsanların ve fiillerinin, isimlerin tecellilerinden ibaret olduğunu, "Sen ve ben, isimlerin suretlerinden başka bir şey değiliz; ve bizim fiillerimiz, tecelli ettiğimiz isimlerin eseridir" ifadesiyle ortaya koyars.186, 187. Bu idrak seviyesi, ancak kendi benliğinden âciz olan, vehimden arınmış ve şüphesi olmayan kimseler tarafından erişilebilir. Eser, "Mademki seni vehim şaşkın tutar, neden o diğer vehmin etrafında dolaşırsın. Ben, kendi benliğimden âcizim, benim önümde benlik dolu..." ifadeleriyle, benlik ve vehimden kurtulmuş, mânevî saflığa ulaşmış kişilere hitap ettiğini açıkça belirtirs.236, 237. Bu bağlamda, aynaya çok cila verip Hakk'ın suretini saf bir şekilde görebilen, yani kalbini arındırmış ehlullaha yöneliktirs.152.

Kaynaklar: Kelime-i Yûsufiyye — s. 152, 158, 182, 183, 186, 187, 236, 237

Eserdeki 'misal âlemi' kavramı nedir?

Âlem-i misâl, tasavvufta soyut mânâlarla somut sûretler arasında bir geçiş mertebesi olup, maddî ve manevî âlemler arasında bir köprü vazifesi gören hayal âlemidirs.7. Klasik beş mertebeli sıralamada (lâhût-ceberût-melekût-misâl-nâsût) dördüncü mertebede yer alır ve Furkân Sûresi 53. ayetindeki "ve ce'ale beynehumâ berzahan" (ikisi arasında berzah kıldı) ifadesiyle mesned bulurK1. Bu âlem, Hak'ın ilminin hazinesi olarak kabul edilir ve ondan hata kaynaklanmazs.19. Rüyalar, mükâşefeler ve vehimler gibi idrakler bu âlemde gerçekleşirK1.

Kaynaklar: Kelime-i Yûsufiyye — s. 7, 19 · K1, s. 215

Ayrıntı

Âlem-i misâl, tasavvufî vücud bahsinde soyut mânâlarla somut sûretler arasındaki geçiş mertebesidirK1. Bu âlem, maddî ve manevî âlemler arasında bir köprü olan hayal âlemi olarak tanımlanırs.6-7. İçinde bulunduğumuz şehadet mertebesinden geriye doğru bakıldığında, âlemde hissedilen her şeyin, misâl âleminde mevcut olan her bir şeyin bir misâli ve şekli olduğu görülürs.12. Şekil ve misâl ise rubûbiyyet mertebesinin oluşlarından bir oluşturs.12.

Âlem-i misâl iki ana türde incelenir:

  1. Misâl-i Mutlak (Âlem-i Hayâl-i Mutlak): Kâinatın ezelî sûretlerinin bulunduğu mahaldirK1. Bu, nefes-i Rahmânî mertebesinde Hak'ın ilminden gelen sûretleri barındırırK1. Şehadet âlemindeki güzel ahlâkın ve sâlih amellerin misâl-i mutlak'taki karşılığı bağlar, bostanlar, çiçekler, meyveler ve nehirler iken; kötü ahlâkın ve kötü amellerin misali akrepler, yılanlar ve karanlıklardırs.13.

  2. Misâl-i Mukayyed (Âlem-i Hayâl-i Mukayyed): Bu, misâl âlemine bitişik olup, onun cetveli hükmünde olan ve insanın vücudunda bulunan hayaldirs.13. Sâlikin şahsî keşiflerinin, rüyalarının ve mükâşefelerinin gerçekleştiği mahaldir; insanın iç âlemine bağlıdırK1.

Âlem-i misâl, üstünde esmâ ve sıfat âlemleri bulunan ruhlar âlemine yakınlığından dolayı nûraniyetin galip olduğu bir âlemdirs.10. Kalbi riyâzât ve mücâhedât ile arınmış, fikri yabancı şeylerden ve şehvetlerden temizlenmiş bir ârifin hayal aynasında görünen şekiller, âlem-i misâlden yansımış ise, ister uyku halinde ister uyanıklık halinde olsun, hak ve sabittir. Çünkü âlem-i misâl, Hak'ın ilminin hazinesidir ve ondan hata meydana gelmezs.19.

Kaynaklar: K1, s. 215 · Kelime-i Yûsufiyye — s. 6, 7, 10, 12, 13, 19