
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 1
Ahmed Avni Konuk
Ahmed Avni Konuk'un Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin Mesnevî-i Şerîf'ine yazdığı tercüme ve şerh. Yayına hazırlayanlar: Dr. Selçuk Eraydın, Prof. Dr. Mustafa Tahralı (Kitabevi Yayınları).
Anahtar Kelimeler
Sıkça Sorulan Sorular
Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî Şerhi nedir?⌄
Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî Şerhi, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin altı ciltlik Mesnevî-i Şerîf adlı tasavvufî eserinin, Konuk tarafından 1929-1937 yılları arasında kaleme alınmış kapsamlı bir yorumudur. Bu şerh, İbn Arabî'nin düşünce ve görüşleri ışığında, tasavvufî hakikatleri ve Mesnevî beyitlerini açıklayan önemli bir çalışmadır. Konuk, şerhinde İsmâil Rusûhî Ankaravî'nin Mesnevî metnini esas almış, Türkçe ve Farsça şerhlerden, hatta Hindistan'da basılan şerhlerden de faydalanmıştır. Eser, müellifin sağlığında yayımlanamamış olup, vefatından sonra Mevlânâ Müzesi'ne teslim edilmiştir.
›Ayrıntı
Ahmed Avni Konuk, Mesnevî Şerhi'ne 1348 (1929) yılında başlamış ve 24 Ramazan 1356 (1937) tarihinde tamamlamıştırs.38, 40. Bu şerh, Mevlânâ'nın "Mağz-ı Kur'ân" (Kur'ân'ın özü) olarak nitelenen Mesnevî-i Şerîf'inin tasavvufî derinliklerini açığa çıkarmayı hedeflemiştirK1. Konuk, şerhini hazırlarken İsmâil Rusûhî Ankaravî'nin Mesnevî metnini temel almıştırs.58, 56. Ayrıca, daha önceki Türkçe ve Farsça şerhlerden istifade etmekle kalmamış, Hindistan'da basılan Mesnevî şerhlerini de incelemiştirs.38, 40. Şerhin en belirgin özelliklerinden biri, Ahmed Avni Konuk'un İbn Arabî'nin düşünce ve görüşleri doğrultusunda Mesnevî beyitlerini şerh etmiş olmasıdırs.39, 41. Bu yaklaşım, bazı çevrelerce eleştirilse de, şerhin değerini artıran bir nitelik olarak kabul edilmiştirs.39. Konuk, şerhinde Farsça beyitleri numaralandırarak vermiş ve Türkçe tercümelerinin başına bu numaraları eklemiştirs.38. Şerh, müellifin sağlığında yayımlanamamış, vefatından sonra 10 Mayıs 1940 tarihinde Hâlid Eşkinoz tarafından Konya Mevlânâ Müzesi'ne teslim edilmiştirs.37. Konuk, bu şerhinde daha önce telif ettiği İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem Tercüme ve Şerhi ile Tedbîrât-ı İlâhiyye Tercüme ve Şerhi'nden ve Mevlânâ'dan tercüme ettiği Fîhi Mâ Fîh'ten alıntılar yapmış veya bu eserlere atıfta bulunmuşturs.38. Bu durum, Konuk'un eserleri arasında bir bütünlük ve fikir birliği olduğunu göstermektedirs.35.
Kaynaklar: Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 1 — s. 35, 37, 38, 39, 40, 41, 56, 58 · K1, s. 68
Mesnevî'deki 'akıl' ve 'aşk' karşıtlığı ne anlama geliyor?⌄
Mesnevî'de akıl ve aşk arasındaki karşıtlık, aklın ilahî hakikatleri ve aşkın derinliğini idrak etmedeki acziyetini vurgular. Akıl, aşkın mahvedici ve fânî kılan doğasını kavramakta yetersiz kalır; zira aşk, akıl ve iradenin geri çekildiği, sahibini mahveden ilahî bir deliliktirK1. Aşk, vicdanî bir zevkten ibaret olup, ancak âşık olmakla anlaşılabilir ve kendini yine aşkın kendisi anlatabilirs.186. Akıl, aşkın şerh ve beyanında "eşek gibi çamurda yatar"s.186, yani aciz kalır. Bu karşıtlık, aklın sınırlı ve cüz'î yapısına karşılık, aşkın ilahî ve kuşatıcı mahiyetini ortaya koyar; zira akıl, ilahî hikmetleri ve hakikatleri ifade etmede ve anlamada farklı kabiliyetlere sahipkens.34-35, aşk, sülûkun en yüksek itici gücü ve fenayı tatlı kılan kuvvettirK1.
Kaynaklar: K1, s. 19 · Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 1 — s. 34, 35, 186
›Ayrıntı
Mesnevî'de akıl ve aşk arasındaki karşıtlık, aklın ilahî hakikatleri idrak etme kapasitesinin sınırlı olduğunu, aşkın ise bu sınırlamaları aşan bir idrak ve tecrübe alanı olduğunu belirtir. Akıl, aşkın mahiyetini ve derinliğini kavramakta aciz kalır; zira aşk, "vicdanî bir zevkten ibaret" olup, ancak âşık olmakla anlaşılabilirs.186. Aşkın halleri sözle anlatılamaz, kalemle yazılamaz; kalem dahi yazmaktan aciz kalırs.185. Bu durum, aklın mantıksal ve kavramsal çerçevesinin aşkın kuşatıcı ve dönüştürücü gücünü açıklamakta yetersiz kaldığını gösterir.
Tasavvufta aşk, sâlikin Hakk'a olan "mahvedici sevgisi" olarak tanımlanır ve muhabbetten daha şiddetli, daha yakıcı, sahibini fânî kılan bir sevgidirK1. Akıl ise, bu "ilâhî delilik" karşısında geri çekilir, kontrolü kaybederK1. Mesnevî'de "akıl, aşkın şerhinde eşek gibi çamurda yattı" ifadesis.186, aklın aşkı açıklamada ne denli aciz kaldığını mecazî bir dille anlatır. Aşkın ve âşıklığın şerhini ancak yine aşkın kendisi söyleyebilirs.186.
Ayrıca, "cüz'î akıl", başlangıçta nefsin hazlarıyla meşgul olabilir ve ruhun Hakk'a olan aşkını inkâr edebilirs.230. Bu durum, aklın bazen nefsin etkisi altında kalarak ilahî aşktan uzaklaşabileceğini gösterir. Ancak sülûk neticesinde nefsin manevi ölümüyle birlikte, cüz'î akıl da nefsin aşkından ve onun sıfatına müptela olma hastalığından temizlenebilirs.241. Bu temizlenme, aklın aşkın hakikatine daha yakın bir idrake ulaşmasının yolunu açar. Aşk, aklın "iki zıd içtima etmez" kaidesine uymadığı için akıl indinde acayip bir şeydirs.706, zira aşkta maşukun kahır ve lütfu müsavidir. Bu da aşkın, aklın ötesinde bir idrak ve tecrübe alanı olduğunu pekiştirir.
Kaynaklar: Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 1 — s. 185, 186, 230, 241, 706 · K1, s. 19
İnsân-ı Kâmil kimdir ve neden önemlidir?⌄
İnsân-ı Kâmil, tasavvufta Allah'ın tüm isim ve sıfatlarının tecelli ettiği, ilâhî hakikatleri tam anlamıyla idrak etmiş, nefsanî arzulardan arınmış ve yalnızca Hakk'a kul olmuş kişidir. O, âlem-i ecsâdın yaratılışından önce, a'yân-ı sâbite âleminde var olan bir velâyet başlangıcına sahiptirs.755. İnsân-ı Kâmil, peygamberlik ilim ve hâllerinin vârisi olups.409, Allah'ın yeryüzündeki gölgesi (zıll-i ilâhî) mesabesindedir ve Hakk'a talip olanların kendisine yöneldiği bir rehberdirs.308. Bu makam, sâliklerin nefsanî sıfatlardan kurtulup ruhanî mertebelere yükselmesinde merkezi bir öneme sahiptir.
Kaynaklar: Mesnevî-i Şerîf Şerhi, C.1 — s. 308, 409, 755
›Ayrıntı
İnsân-ı Kâmil, tasavvufî anlayışta varoluşun zirvesini temsil eder. O, "abd-i mahz" yani sırf kuldur ve fiilen bütün ilâhî isim ve sıfatların mazharıdırs.304. Bu sebeple Allah'ın gölgesi (zıll-i ilâhî) olarak kabul edilir ve bu âlemin alâkalarından ve muhabbetinden ölmüş, ancak ilâhî muhabbete karşı uyanık ve diridirs.304, 308. İnsân-ı Kâmil'in kelâmı, ilâhî ilkâatlardır ve onun kalbine inen ilâhî mânâlar Kur'ân'ın gayrı değildir; zira Kur'ân kıyamete kadar kâmillerin kalplerine inmeye devam eders.755. O, peygamberlik ilim ve hâllerinin vârisidir ve "Kitabı miras verdik" ayeti gereğince Kur'ân'ı miras yemiştirs.409. İnsân-ı Kâmil, kamışlıktan kesilip neyzenin üflemesine uygun, güzel nağmeler çıkaran bir "nây"a benzetilirken, nâkıs insan ise şekli düzeltilmemiş ve içi dolu olduğu için ses çıkarmaya uygun olmayan bir "nây" gibidirs.11, 13. Bir üstâd-ı kâmil tarafından şekillendirilip içi boşaltılırsa, nâkıs insan da güzel bir nây hâline gelebilirs.13. İnsân-ı Kâmil, bi-renktir; yani kendi rengi yoktur ve huzuruna giden kişi onu kendi renginde görür. Bu durum, su gibi saf ve berrak olan İnsân-ı Kâmil'deki kişinin kendi aksidir. Dolayısıyla, bir kimse İnsân-ı Kâmil'de bir kusur görürse, bunun kendi ahlâk ve kusurunun yansıması olduğunu bilmelidirs.619. O, sâlikin nefsini öldürüp, onu nefsanî sıfatlardan kurtararak ruhanîyet mertebesine yükseltme hizmetini üstlenirs.219. İnsân-ı Kâmil, "insân-ı kebir" olarak adlandırılan güneş sisteminin gözbebeği mesabesindedir ve onun nâlesi yedi feleği titretirs.710.
Kaynaklar: Mesnevî-i Şerîf Şerhi, C.1 — s. 11, 13, 219, 304, 308, 409, 619, 710, 755
Mesnevî'ye göre manevi olarak nasıl gelişilir?⌄
Mesnevî-i Şerîf'e göre mânevî gelişim, sâlikin nefs mertebelerini aşması, Hak'tan ayrı düşen ruhun niyazı ve Mesnevî'nin hikmetli öğretileriyle mümkündür. Mevlânâ, Mesnevî'yi "Kur'ân'ın özü" olarak nitelendirmişK1 ve onun müttakîler için hidâyet, müminler için şifâ olduğunu belirtmiştirs.77. Mânevî gelişim, nefsin terbiye edilmesiyle başlar ve Mesnevî'nin okunmasıyla elde edilen lezzet, nefsin ölmesine ve mânevî idrâkin açılmasına vesile olurs.80. Bu süreçte sâlik, sûrî sebeplere takılmayıp mânevî sebeplere yönelmelidirs.446.
Kaynaklar: K1, s. 68 · Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 1 — s. 77, 80, 446
›Ayrıntı
Mesnevî-i Şerîf, mânevî gelişimi, insanın Hak'tan ayrılığının şikâyetiyle başlayan bir yolculuk olarak ele alır. Bu yolculukta sâlikin öncelikli görevi, nefs mertebelerini aşmaktırK2. Nefs-i Emmâre'nin şehvet, gazab, kibir gibi zulmetlerinden tevbe-i nasûh ile arınmak, mânevî gelişimin ilk adımıdır. Ardından Nefs-i Levvâme'de vicdanın uyanmasıyla tevbe, mücâhede ve riyâzat hâlleri zuhûr ederK2. Bu mertebelerde sâlik, kötülüklerinden dolayı kendini kınar ve mânevî burnunu yiyip istidâdını zâyi etmemek için şükürsüzlükten kaçınırs.312.
Mânevî gelişimde Mesnevî'nin kendisi de bir rehberdir. Mevlânâ, Mesnevî'den her gün bir cüz okunmasına devam edilirse nefsin öleceğini belirtmiştirs.80. Bu, Mesnevî'nin sadece bir eser değil, aynı zamanda bir mânevî terbiye aracı olduğunu gösterir. Eserin hikâyelerle öğretme yöntemi ("kıssa içinde kıssa"), sâlikin mâsivâdan ayrılma ve vahdet-i vücud derslerini idrâk etmesine yardımcı olurK1. Mesnevî'nin akışı, Kelâmullâh'ın içerikleri gibi karışık ve tertipsiz görünse de, bu durum onun derin mânâlarını ve "fasl" ve "vasl" kaidesine dayalı hikmetini yansıtırs.80. Mânevî gelişim, sûrî sebeplere takılmayıp, o sebebin daha yukarısında olan mânevî sebeplere bakmaklas.446 ve her hâlin ve her zuhûrun Hak'ın bir "tartı" tecellîsi olduğunu görmeyi sağlayan mârifet mîzânına ulaşmakla kemâle ererK1. Bu süreçte sâlik, ilâhî ilimde sâbit olan hakîkati tarafına gider ve mazhar olduğu ilâhî ismin gereğine uygun olarak bu âlemde iş işlers.262.
Kaynaklar: K2 · Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 1 — s. 80, 262, 312, 446 · K1, s. 68, 101
Bu şerh sadece tasavvufla ilgilenenler için mi?⌄
Verilen kaynaklara göre, Ahmed Avni Bey'in Mesnevî şerhi, sadece tasavvufla ilgilenenler için değil, aynı zamanda geçmişteki tasavvuf kültürü ile günümüz arasında bir ilim ve irfan köprüsü kurmak isteyen, İslâm tasavvufunun iki zirvesi olan Fusûsu'l-Hikem ve Mesnevî'yi anlamaya çalışan herkes için önemli bir kaynaktır. Şerh, ilmî-akademik bir çalışma olmaktan ziyade, Osmanlı döneminden Cumhuriyet dönemine geçiş yıllarında klasik üslûpla kaleme alınmış, tasavvufî yorumlarla ayetleri açıklayan ve Mevlânâ'nın Mesnevî'sinin tamamını şerh eden kapsamlı bir eserdirs.59, s.68. Bu özelliğiyle, tasavvufî derinliği arayan geniş bir okuyucu kitlesine hitap etmektedir.
Kaynaklar: Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 1 — s. 59, 68
›Ayrıntı
Ahmed Avni Bey'in Mesnevî şerhi, içeriği ve hazırlanış biçimi itibarıyla sadece tasavvuf ehli için değil, tasavvufî irfan geleneğini anlamak isteyen herkes için bir rehber niteliğindedir. Eser, Mevlânâ'nın Mesnevî'sinin altı cildinin tamamını şerh etmesiyle öne çıkars.40, s.56. Bu durum, eserin kapsamlılığını ve Mesnevî'nin bütüncül bir şekilde anlaşılmasına olan katkısını göstermektedir. Şerhin müellifi, daha önceki şârihlerin görmediği Hindistan'da basılan Mesnevî şerhlerini de incelemiş ve Türkçe ile Farsça şerhlerden istifade etmiştirs.38, s.81. Bu geniş kaynak taraması, şerhin zenginliğini ve farklı yorumları bir araya getirme çabasını ortaya koyar.
Şerh, ilmî-akademik bir anlayışla hazırlanmamış olup, Osmanlı döneminden Cumhuriyet dönemine geçiş yıllarında klasik üslûpla kaleme alınmıştırs.59. Müellif, ayetleri keyfî yorumlara tabi tutmak yerine, tasavvufî yorumlarla açıklamıştırs.59. Bu yaklaşım, eserin tasavvufî derinliğini korurken, aynı zamanda tasavvufî terminolojiye aşina olmayan okuyucular için de bir giriş kapısı sunmaktadır. Ayrıca, şârihin İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem gibi eserlerini daha önce şerh etmiş olması, onun tasavvufî bilgi birikiminin ve bu alandaki yetkinliğinin bir göstergesidirs.38. Bu bağlamda, şerh, İslâm tasavvufunun iki zirvesi olan Fusûsu'l-Hikem ve Mesnevî'yi anlamak isteyenlere büyük ölçüde yardımcı olan bir öğretici ve muallim rolü üstlenmektedirs.68, s.87. Dolayısıyla, eser, tasavvuf kültürüne ilgi duyan geniş bir kitleye hitap etmektedir.
Kaynaklar: Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 1 — s. 38, 40, 56, 59, 68, 81, 87
Seyr-i süluk nedir?⌄
Seyr-i sülûk, tasavvufta sâlikin manevî yolculuğunun bütününe verilen isimdir ve "yola çıkma, sülûka başlama, sefer" anlamlarına gelirK1. Bu yolculuk, sâlikin nefsinden, dünyadan ve mâsivâdan Hak'a yönelmesiyle başlar ve Hak'a vâsıl olduktan sonra esmâ ve sıfatlarda ilerlemesini kapsarK1. Sülûk, sâlikin insânî sıfatlarına karışmış hayvânî sıfat tortularını riyâzetler ve muhabbetler aracılığıyla ayırma sürecidirs.247. Bu manevî yolculukta sâlik, mürşid rehberliğinde ilerler ve akl-ı cüz'isinin terakkisiyle edebini geliştirir, böylece Hak yolunda ilerleme ve Hak'a vusûl için isti'dâd kazanırs.179.
Kaynaklar: K1, s. 265 · Mesnevî-i Şerîf Şerhi, C.1 — s. 179, 247
›Ayrıntı
Seyr-i sülûk, tasavvufî hayatın tam adıdır ve sâlikin başlangıçtan vâsıllığa kadar geçtiği yolun bütününü kapsarK1. Bu yolculuk, klasik olarak dört ana seyre ayrılır:
- Seyr ilallâh (Allah'a sefer): Sâlikin nefsinden, dünyadan ve mâsivâdan Hak'a yöneldiği, mücâhede ve tezkiye ile başlayan aşamadırK1. Bu süreçte sâlik, riyâzetler ve muhabbetler vasıtasıyla insânî sıfatlarına karışmış hayvânî sıfat tortularını temizlers.247.
- Seyr fillâh (Allah'ta sefer): Sâlikin Hak'a vâsıl olduktan sonra esmâ ve sıfatlarda yaptığı yolculuktur. Bu aşamada sâlik, mârifet kademelerinde ilerlerK1.
- Seyr maallâh (Allah'la sefer): Sâlikin Hak'la beraber yaptığı yolculuktur; fenâ-bekâ silsilesinde Hak'la kâim olarak halka dönmesini ifade ederK1.
- Seyr anillâh / billâh (Allah'tan sefer): Sâlikin halk içinde Hak'ı temsil etmesi, mürşid olma ve halkı Hak'a çağırma makâmıdır. Bu son seyr, mürşidlerin makâmıdırK1.
Seyr-i sülûk aynı zamanda seyr-i âfâkî (dış sefer – kâinatı tedebbür) ve seyr-i enfüsî (iç sefer – nefsi tezkiye) olarak da ayrılırK1. Sülûk, mürşidin rehberliğinde gerçekleşir ve sâlikin kendi akıl ve zekâsına güvenerek Hak yoluna sülûkü tehlikelidir, zira şeytanın her mertebede sâlike musallat olma ihtimali vardırs.720. Sâlikin akl-ı cüz'isinin terakkisi, edebinin göstergesidir ve bu terakki, sülûkteki ilerlemesini ve Hak'a vusûl isti'dâdını belirlers.179. Sülûk neticesinde nefis, mânevî ölümle ölüp sâlikin cisminde gizlenir ve cüz'î akıl nefsin aşkından temizlenirs.241. Sülûkun nihayete erdiğini düşünerek amelden ve mücâhededen vazgeçmek, evham ve hayalât sahiplerinin yanılgısıdırs.804.
Kaynaklar: K1, s. 265 · Mesnevî-i Şerîf Şerhi, C.1 — s. 179, 241, 247, 720, 804
Mesnevî'nin 6. cildinin bitmemiş olması ne anlama geliyor?⌄
Mesnevî-i Şerîf'in 6. cildinin bitmemiş olması, eserin son defterinin ani bir şekilde, yarıda kalan bir hikâye ile sona erdiğini ifade eder. Bu durum, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin vefatıyla ilişkilendirilir ve eserin tamamlanamamış bir şekilde kaldığını gösterir. Kaynaklarda bu durum için "tâkım kaldı" ifadesi kullanılır ve eserin yazımının Mevlânâ'nın son 14 yılına (1259-1273) yayıldığı belirtilirK1.
Kaynaklar: K1, s. 68
›Ayrıntı
Mesnevî-i Şerîf, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin tasavvufî ve ahlâkî öğretilerini içeren, altı ciltten oluşan büyük bir eserdirK1. Eserin her cildine "defter" adı verilir ve toplamda yaklaşık 25 bin beyitten meydana gelirK1. Mevlânâ, bu eseri talebesi Hüsâmeddin Çelebi'nin isteği üzerine kaleme almıştırK1. Mesnevî'nin yazım süreci 1259'dan 1273'e kadar, yani Mevlânâ'nın ömrünün son on dört yılına yayılmıştırK1. Kaynaklar, defterler arasında yazılış tarzında farklılıklar olduğunu belirtir; ilk defterin daha derli toplu olduğu, son defter olan 6. cildin ise yarıda kalan bir hikâye ile aniden bittiği ifade edilirK1. Bu durum, Mevlânâ'nın vefatı nedeniyle eseri tamamlayamamış olmasından kaynaklanmaktadır. Bu sebeple, 6. cildin bitmemiş olması, eserin planlanan sonuna ulaşamadan, müellifinin vefatıyla kesintiye uğradığını gösteren önemli bir detaydır. Şerhlerde bu durumun "tâkım kaldı" şeklinde ifade edildiği belirtilirK1.
Kaynaklar: K1, s. 68
Zikrin faydaları nelerdir?⌄
Zikir, tasavvufta Hakk'ı anmak ve O'nunla kalbî irtibat kurmak anlamına gelir. Zikrin faydaları, sâlikin manevî yükselişini sağlayan ve ona dünyevî ile uhrevî pek çok güzellik sunan geniş bir yelpazeyi kapsar. Başlıca faydaları arasında, zikrin Hak katında kat kat mükâfatlandırılması ve ilahî rızaya vesile olması yer alırs.467, 466. Ayrıca zikir, kalbin imânını tazeleyerek hevâ ve nefs putundan kurtulmaya yardımcı olurs.544, 421. Zikirle sarf edilen nefesler Hakk'a yükselir ve karşılığında rahmet olarak geri döner, bu da sâlikin hâlinin sürekli bir urûc ve nüzûl üzere olmasını sağlars.467.
Kaynaklar: Mesnevî-i Şerîf Şerhi, C.1 — s. 421, 466, 467, 544
›Ayrıntı
Zikir, sâlik için bir zaruret hâlini aldığında, Hak katında kat kat mükâfatlandırılırs.467. Zikirle sarf edilen her nefes, tahâretle Hakk'a yükselir ve Cenâb-ı Hakk tarafından iki kat rahmet olarak geri döner. Bu rahmet, ilahî rızadır ve Tevbe Sûresi'nin 72. ayetinde belirtildiği gibi "Allah Teâlâ cânibinden olan rıdvân pek büyüktür"s.466. Bu durum, sâlikin hâlinin sürekli bir yükseliş (urûc) ve iniş (nüzûl) üzere olmasını sağlar, asla kesintiye uğramaz ve zail olmazs.467.
Zikrin bir diğer önemli faydası, kalbin imânını taze tutmasıdır. Lisânen kelime-i tevhidi zikredenlerin kalben de imân etmeleri gerektiği vurgulanırs.544. Hevâ, imânın tazelenmesine engel olan bir kilittir; zikir bu kilidi açarak kalbi hevâdan arındırırs.544. Ayrıca, nefsin putu olan hazz-ı zâlimâneden kurtulmak için de zikir bir araçtır. Putların anası nefsin putudur ve zikir, bu puttan kurtulmaya yardımcı olurs.421. Zikir, aynı zamanda canın aklını tereddütten kurtarır. Dünya lezzetleri ve cismanî hazlarla az meşgul olmak, canın kulağındaki pamuğu çıkararak enbiyânın ve evliyânın hidâyet davetlerini işitmeyi sağlar, böylece tereddütten kurtuluş gerçekleşirs.664. Zikir, Hakk'ın nurlarının insanın bâtınındaki ruh ve akıl nuru olarak tecellî etmesine vesile olurs.563.
Kaynaklar: Mesnevî-i Şerîf Şerhi, C.1 — s. 421, 466, 467, 544, 563, 664