
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 10
Ahmet Avni Konuk
Ahmed Avni Konuk'un Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin Mesnevî-i Şerîf'ine yazdığı tercüme ve şerh. Yayına hazırlayanlar: Dr. Selçuk Eraydın, Prof. Dr. Mustafa Tahralı (Kitabevi Yayınları).
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî Şerhi nedir?⌄
Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî Şerhi, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin altı ciltlik tasavvufî eseri Mesnevî-i Şerîf'in Ahmed Avni Konuk (1868-1938) tarafından yapılan kapsamlı bir yorumudur. Bu şerh, Mesnevî'nin derin hikmetlerini, kıssalarını ve tasavvufî inceliklerini açıklığa kavuşturmayı hedefler. Eser, Konuk'un ifadesiyle "Yaratıcının inâyeti ve cesaretli insanların himmetiyle" tamamlanmış olup, Mesnevî'nin sembolik anlatımlarını tasavvufî terminolojiyle izah eder. Örneğin, "tilki"nin hilebaz bir adamı, "arslan"ın eksik bir şeyhi, "eşek"in ahmak bir sâliki ve "fil"in müteşerri bir kişiyi temsil ettiğini açıklayarak, Mesnevî'nin didaktik hikâyelerinin ardındaki mânaları ortaya koyar1. Bu şerh, modern dönemde Mustafa Tahralı gibi akademisyenlerin gayretleriyle gün yüzüne çıkarılmış ve tasavvuf araştırmalarına önemli katkılar sağlamıştır.
›Ayrıntı
Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî Şerhi, tasavvuf edebiyatının şaheserlerinden biri olan Mesnevî-i Şerîf'in derinlemesine bir tefsiridir. Konuk, bu şerhiyle Mevlânâ'nın "Mağz-ı Kur'ân" (Kur'ân'ın özü) olarak nitelenen eserinin hikâyeler, kıssalar, mîrâcî tasvirler, tasavvufî tâ'vîller, ahlâkî öğütler ve bâtınî hakikat açılımlar içeren yapısını aydınlatır2. Şerhin tamamlanma tarihi, Hicri 18 Cumâdi'l-âhire 1354, Rûmî 1 Eylül 1351 ve Milâdi 15 Eylül 1935 Cumartesi günü olarak belirtilmiştir1. Bu tarih, Konuk'un uzun ve titiz çalışmalarının bir neticesidir.
Konuk'un şerhi, Mesnevî'nin didaktik yöntemini, yani hikâyeler aracılığıyla öğretme prensibini esas alarak, bu hikâyelerin sembolik anlamlarını açıklar. Örneğin, "tilki"den kastedilenin hilebaz bir adam, "arslan"dan kastedilenin şeyh-i nâkıs (eksik şeyh), "eşek"ten kastedilenin ahmak bir sâlik, "yırtıcı hayvan"dan kastedilenin şeyh-i nâkısın müridleri ve "fil"den kastedilenin ise şeyh-i nâkısa üstün gelen, müteşerri bir kişi olduğunu belirtir1. Bu açıklamalar, Mesnevî'nin "kıssa içinde kıssa" tekniğiyle aktardığı tasavvufî derslerin anlaşılmasına yardımcı olur2. Şerh, aynı zamanda, "işi gücü her günkü muâmelâtında fitne ve fesâd ve ızrâr-ı ibâd olduğu hâlde istikâmetten ve hamiyetten bahsedenlerin hâli" gibi ahlaki ve toplumsal eleştirileri de Mesnevî'nin ruhuna uygun bir şekilde yorumlar1. Ahmed Avni Konuk, bu şerhiyle tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan önemli şahsiyetlerden biri olarak kabul edilir ve eserleri Mustafa Tahralı gibi akademisyenlerin çalışmalarıyla gün yüzüne çıkarılmıştır3.
- Kaynaklar
- 1.Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 10 — s. 158, 1452, 2429
- 2.K1, s. 68
- 3.Vikipedi: Mustafa Tahralı
Bu eserde anlatılan Ayaz'ın kilitli odası hikâyesinin ibreti nedir?⌄
Mesnevî-i Şerîf'te anlatılan Ayaz'ın kilitli odası hikâyesinin ibreti, zâhirî ve bâtınî olmak üzere iki veçhede ele alınır. Zâhirde, Sultan Mahmud'un beyleri Ayaz'ın odasında hazine ararken, Ayaz'ın aslında kendi eski elbiselerini ve geçmişini unutmamak için sakladığını görmeleriyle, dünya malına tamahın boşluğunu ve tevazuun kıymetini idrak etmeleridir1. Bâtında ise bu hikâye, Hakk'ın iradesini gizleyip kulların iradesini açığa çıkarması, yani keserât (çokluk) içinde vahdeti müşâhede etme hakikatini temsil eder. Ayaz'ın eylemleri, Hakk'ın emrine mutlak itaatin ve zâhirde eğri gibi görünenin bâtında hakikat olabileceğinin bir remzidir; bu hakikati vezirler ve diğer erkân değil, sadece Ayaz idrak etmiştir1.
›Ayrıntı
Ayaz'ın kilitli odası hikâyesi, tasavvufî bir ibret dersi olarak katmanlı bir yapıya sahiptir. Zâhirî anlamda, Sultan Mahmud'un beyleri, Ayaz'ın odasında altın ve mücevherat dolu bir hazine bulunduğunu zannederek kapıyı açmaya çalışmışlardır1. Ancak odanın içinde buldukları, Ayaz'ın eski, yıpranmış elbiseleri olmuştur. Bu durum, beylerin dünya malına olan düşkünlüklerini ve Ayaz'ın tevazuunu ortaya koyar. Beyler, Ayaz'ın hareketini gördükten sonra kendi hatalarını ve kabahatlerini anlamışlardır1. Bu, sâlikin nefsini tezkiye ve tahkir etmesi, yani nefsini alçaltması gerektiği dersini verir; tıpkı Şeyh Muhammed'in nefsini tezfil için dilenci hâline gelmesi gibi1.
Bâtınî ve manevî anlamda ise hikâye, Hakk'ın iradesinin tecellîsini ve kulların iradesi içindeki gizlenişini anlatır. "Zarlar"dan kastedilen, Hakk'ın benlik, bizlik, senlik ve sizlik gibi keserât (çokluk) içinde kulların iradesini ızhâr (açığa çıkarmak) ve kendi iradesini ihfâ (gizlemek) buyurmasıdır1. Ayaz'ın eylemleri, görünüşte eğri ve yanlış gibi dursa da, aslında Hak ve doğrudur. Örneğin, değerli bir taşın kırılması, meclistekilerin gözünde yanlış görünse de, pâdişahın "Kır!" emrini yerine getirmek hakikatte doğru olandır. Bu durumu vezirler ve diğer erkân anlayamamış, ancak Ayaz idrak etmiştir1. Bu, sâlikin zâhirî hükümlerin ötesindeki bâtınî hakikati, yani Hakk'ın emrine mutlak itaati keşfetmesi gerektiğini gösterir. Bu idrak, mükâşefe ile elde edilen mânevî bir anlayışa benzer; sâlikin kalbine inen doğrudan bir idrâktır2.
- Kaynaklar
- 1.Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 10 — s. 9, 361, 1282, 1408, 1550, 2310, 2394
- 2.K1, s. 50
Tasavvufta 'sırrı saklamak' ne anlama gelir?⌄
Tasavvufta 'sırrı saklamak', sâlikin ulaştığı manevî hâlleri, keşifleri ve Hak'tan gelen idrâkleri avamdan gizlemesi demektir. Bu, riyâ, sum'a ve ucb gibi niyet bozulmalarından korunmak, şer'î edebe riayet etmek ve hâlin gafletle zayi olmasını engellemek içindir1. Sırrı saklamak, aynı zamanda manevî feyzin akış kanalı olan silsilenin otantikliğini koruma ve Hak ile halk arasındaki hikmeti muhafaza etme gayesini taşır2. Mesnevî-i Şerîf'te Ayaz'ın eski çarığını ve kürkünü saklaması, nefsin gururunu kırmak ve bu sırrı halktan gizlemek olarak açıklanır3.
›Ayrıntı
Tasavvufta sırrı saklamak, sâlikin manevî yolculuğunda (seyr-i sülûk) elde ettiği özel bilgileri ve tecrübeleri ifşa etmemesi anlamına gelir. Bu durum, özellikle mükâşefe hâlinde olan sâlikler için önemlidir; zira mükâşefe, gayb âleminden veya Hak'tan kalbe inen doğrudan idrâklerdir2. Bu tür idrâklerin halka açıklanması, çeşitli olumsuz sonuçlara yol açabilir. Öncelikle, sâlikin niyetine riyâ (ameli halk için yapma), sum'a (amelinin işitilmesini isteme) veya ucb (kendi amelini beğenme) gibi afetlerin karışmasına neden olabilir ki bu, amelin ve hâlin bozulmasına yol açar1. Hadis-i şerifte belirtildiği üzere "Ameller niyetlere göredir" (Buhârî, Bed'ü'l-vahy 1). Sırrı saklamanın bir diğer sebebi, şer'î edebe riayettir. Şer'î ölçülere uymayan bir hâl, Hak'tan değil, nefisten veya cinden gelen bir istidraç olabilir1. Bu nedenle, manevî hâllerin şeriat süzgecinden geçirilmeden açıklanması tehlikelidir. Ayrıca, sırrı saklamak, sâlikin hâlin sahibinden gafil olup hâle âşık olmasını engeller; zira bu gaflet, hâlin gizlenmesine (kabz) yol açabilir1. Mesnevî-i Şerîf'te Ayaz'ın eski çarığını ve kürkünü saklaması örneği, bu sırrı halktan gizlemenin bir hikmetini ortaya koyar. Bu, cimrilikten değil, nefsin gururunu kırmak ve manevî hâli avamdan saklamak içindir3. Bazen bu sır, akl-ı küllîyi dahi hayrette bırakacak kadar derin bir hikmet taşır3. Vahdet sırrı açıldığında ise, aşktan gelen bir hayret ve durgunlukla dedikodu ve boş sözler mümkün olmaz3.
- Kaynaklar
- 1.K2
- 2.K1, s. 50
- 3.Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 10 — s. 10, 412, 717
Ahmed Avni Konuk kimdir?⌄
Ahmed Avni Konuk, modern dönemde yaşamış, tasavvuf ve İslâmî ilimler alanında önemli eserler vermiş bir şârih ve âriftir. Özellikle Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin Mesnevî-i Şerîf adlı eserine yazdığı şerh ile tanınır. Bu şerh, onun tasavvufî derinliğini ve ilmî vukufiyetini ortaya koyar. Konuk, hakîkat-i Muhammediyye'nin hâmili ve vârisi kâmil olarak kabul edilen kutbun, Hakk'a yardım eden bir vasıta olduğunu ve müridin kutba hizmetinin aslında kendi nefsine yardım olduğunu ifade etmiştir1.
›Ayrıntı
Ahmed Avni Konuk, tasavvuf geleneğinde önemli bir yere sahip olan Fusûsu'l-Hikem ve Mesnevî gibi temel eserlerin şârihi olarak bilinir (Ahmed Avni Konuk, Wiki). Modern dönemde tasavvuf araştırmalarına katkıda bulunan Mustafa Tahralı gibi akademisyenler, onun şerhlerinin gün yüzüne çıkmasına vesile olmuşlardır (Mustafa Tahralı, Wiki). Konuk'un şerhlerinde kullandığı dil ve üslup, onun tasavvufî hakikatleri açıklamadaki yetkinliğini gösterir. Örneğin, bir beyitte "Ahmed bu âlem-i şehâdette ahaddır, ey iş adamı! Hakk'ın sırrını sana açıkça söylüyorum" ifadesiyle, kutbun hakîkat-i Muhammediyye'nin taşıyıcısı ve tam vârisi olduğu vurgulanır1. Bu bağlamda, kutba yapılan yardımın aslında Hakk'a yardım etmekle eşdeğer olduğu belirtilir. Ayrıca, müridin kutba olan zâhirî hizmetinin, kendi nefsine yardım ve destek olduğu ifade edilir1. Konuk, inkâr karşısında akli ve nakli delillerin yetersiz kaldığı durumlarda sözü kısa tutmanın gerekliliğine işaret ederek, "Öyle inkâra sözü kısa el, ey Ahmed, eski kâfire az söyle!" der1. Bu ifadeler, onun tasavvufî irfanının yanı sıra, hikmetli bir bakış açısına sahip olduğunu da gösterir. Konuk'un eserleri, tasavvuf yolunda ilerleyen sâlikler için önemli bir rehber niteliğindedir.
- Kaynaklar
- 1.Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 10 — s. 167, 168, 1203, 2248
Eserde geçen 'Tiryak-ı Fârûkî' kıssası ne anlatıyor?⌄
Mesnevî-i Şerîf şerhinde geçen 'Tiryâk-ı Fârûkî' kıssası, Hz. Ömer'in (r.a.) lakabı olan 'Fârûk' ile zehirlerin etkisini gideren bir macun olan 'tiryâk-ı fârûkî' arasındaki cinâs-ı tâm (tam cinas) üzerinden, hakikat ehli için zehirlerin dahi şifaya dönüşebileceği hikmetini anlatır. Bu kıssa, Hz. Ömer'in hak ile bâtılı ayıran keskin idrâkine atıfta bulunarak, mânevî olgunluğa erişmiş bir sâlikin, dışarıdan gelen olumsuzlukları dahi kendi iç âleminde olumluya çevirebilme kudretini vurgular. Nitekim, "ona zehir gelse tiryâk olur" ifadesi1 bu dönüşümün mümkün olduğunu belirtir.
›Ayrıntı
'Tiryâk-ı Fârûkî' ifadesi, Mesnevî-i Şerîf şerhinde tam bir cinas olarak ele alınır ve iki farklı anlamı bir araya getirir1. Birincisi, "tiryâk-ı fârûkî" birçok eczadan mürekkep, en etkili zehirin tesirini izâle eden bir macundur. Bu macunu icat eden tabibin ismi de 'Fârûk'tur1. İkincisi ise, 'Fârûk' kelimesi, hak ile bâtılı ayırt etme kabiliyeti sebebiyle Hz. Ömer ibnü'l-Hattâb'a (r.a.) verilmiş yüce bir lakaptır1.
Bu kıssa, mânevî bir hakikati dile getirir: Hz. Ömer gibi hakikati idrâk etmiş bir zât için, dışarıdan gelen her türlü olumsuzluk, hatta zehir dahi, onun mânevî hâli sebebiyle şifaya dönüşür. Şerhte belirtildiği üzere, "ona ölü gelse diri olur; ona nahs-i ekber gelse sa'd-i ekber olur; ona küfür gelse îmân olur; ona zehir gelse tiryâk olur"1. Bu durum, sâlikin Hak ile olan perdesizleşmiş hâlini ve Hak'ın hükmü mîzânına çekme idrâkini gösterir2. Yani, Hak yolunda ilerleyen ve nefsini tezkiye etmiş bir kimse2, dış âlemden gelen her şeyi kendi iç âleminde Hak'ın tecellîsi olarak görüp, onu hayra ve kemâle dönüştürebilir. Bu, peygamber mahallinin kendisinin mu'cize oluşu gibi, velînin de kerâmetinin bir tezahürüdür2. Asıl olanın, kendi eseri olan şeyi çekip yediciliği ve eserin aslından gelmesi, bu dönüşümün temelini oluşturur1.
- Kaynaklar
- 1.Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 10 — s. 435, 1451, 1452, 1618, 2274, 2428, 2429
- 2.K1, s. 1, 14, 101
Mesnevî şerhleri neden önemlidir?⌄
Mesnevî şerhleri, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin tasavvufî eseri Mesnevî-i Şerîf'in derin ve katmanlı anlamlarını açığa çıkarmak, okuyucuyu Hak ve hakikat yolunda aydınlatmak için büyük bir önem taşır. Mesnevî'nin beyitleri, âlem-i ervâh feleğinin burçlarında dönen yıldızlara benzetilerek, sâliklere tabiat karanlığında yol gösteren bir rehber işlevi görür1. Bu şerhler, eserin içerdiği hikâyelerin sembolik anlamlarını açıklayarak, müstehcen görünen kıssaların dahi manevî zevkler ve irfanî dersler barındırdığını ortaya koyar; böylece ehl-i hidâyeti doyururken, inkâr ehlinin dalâlete düşmesini engeller1. Ayrıca, Mesnevî'nin beyitleri, Hak'tan kovulmuşlara akrep gibi zarar verirken, hakikatin müşterisi olanlara saâdet bahşeden ruhânî ikramlar sunar1.
›Ayrıntı
Mesnevî şerhleri, Mevlânâ'nın eserindeki hikmetli anlatımların ve sembolik dilin anlaşılmasında kilit bir rol oynar. Mevlânâ, doğrudan didaktik bir üslup yerine hikâyelerle öğretmeyi tercih ettiğinden2, bu hikâyelerin ardındaki derin manaları kavramak için şerhlere ihtiyaç duyulur. Örneğin, "tilki", "arslan", "eşek", "yırtıcı hayvan" ve "fil" gibi karakterlerin yer aldığı kıssaların sembolik karşılıkları, şerhler aracılığıyla açıklanır; böylece "tilki"nin hilebaz bir adamı, "arslan"ın eksik bir şeyhi, "eşek"in ahmak bir sâliki, "yırtıcı hayvan"ın şeyh-i nâkısın müridlerini ve "fil"in ise müteşerri bir kişiyi temsil ettiği anlaşılır1. Şerhler, Mesnevî'nin "Mağz-ı Kur'ân" (Kur'ân'ın özü) ve "Pehlevî dilinde Kur'ân" olarak nitelendirilmesinin2 ardındaki hikmeti de açığa çıkarır. Mesnevî'nin üslubu, kelâmullah üslubuna benzer şekilde, dinleyicileri iki fırkaya ayırma özelliğine sahiptir. Şerhler, müstehcen görünen kıssaların dahi manevî zevkler ve irfanî dersler içerdiğini göstererek, ehl-i hidâyetin bu zevklerden doyum almasını sağlar ve inkâr ehlinin dalâlete düşmesini engeller1. Ayrıca, Mesnevî'nin beyitleri, âlem-i ervâh feleğinin burçlarında dönen yıldızlara benzetilir. Bu benzetme, yıldızların saâdet ve nühüset (uğur ve uğursuzluk) irâsı hassaları taşıması gibi, Mesnevî beyitlerinin de nücümi ıstılâhât ile birtakım mütezâd (karşıt) manalara işaret ettiğini gösterir1. Nahl Suresi'ndeki "Onlar yıldızlar ile doğru yolu bulurlar" ayetinde belirtildiği gibi, şerhler sayesinde sâlikler, Mesnevî'nin beyitlerindeki manalarla tabiat karanlığında Hak ve hakikat yolunu bulabilirler1. Bu bağlamda, şerhler, Mesnevî'nin "Akrep" gibi, Hak'tan kovulmuş insan ve cin şeytanlarını sokup müteezzi ederken, hakikatin müşterisi olanlara saâdet bahşeden bir dost olduğunu ve onlara ruhânî ikramlarda bulunduğunu izah eder1.
- Kaynaklar
- 1.Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 10 — s. 158, 159, 246, 1443, 1446, 1447, 2421, 2422, 2424, 2425
- 2.K1, s. 68
Bu şerh sadece tasavvufla ilgilenenler için mi?⌄
Verilen kaynaklarda, "Mesnevî-i Şerîf Şerhi"nin sadece tasavvufla ilgilenenler için olup olmadığına dair doğrudan bir ifade bulunmamaktadır. Ancak kaynaklar, şerhin tasavvufî kavramları, hâlleri ve makamları açıklamakta olduğunu, özellikle "aşk dediğimiz zevki ve vicdânî olan hâli misâller ile şerh ve tafsil etmeye"1 çalıştığını belirtmektedir. Şerhin içeriği, gaflet, mükâşefe gibi tasavvufî terimlerin açıklanması ve "tövbe-i nasûh" gibi konuların işlenmesi1 itibarıyla tasavvufî bir çerçevede kaleme alındığını göstermektedir. Bu durum, şerhin esasen tasavvuf yolundaki sâliklere ve bu alana ilgi duyanlara yönelik olduğunu düşündürmektedir.
›Ayrıntı
Kaynaklar, "Mesnevî-i Şerîf Şerhi"nin tasavvufî bir eser olduğunu ve tasavvufî konuları derinlemesine ele aldığını açıkça ortaya koymaktadır. Örneğin, eserde "aşk dediğimiz zevki ve vicdânî olan hâli misâller ile aleddevâm şerh ve tafsil etmeye" çalışıldığı belirtilmektedir1. Bu ifade, şerhin temel amacının tasavvufî hâlleri ve manevî tecrübeleri açıklamak olduğunu göstermektedir.
Şerh, tasavvufî kavramları izah ederken, "tilki"den "hilekâr adam", "arslan"dan "şeyh-i nâkıs", "eşek"ten "ahmak sâlik" gibi rumuzları kullanmakta ve bu rumuzların "şeyh-i nâkısın mürîdleri" veya "lezâiz-i dünyeviyye mahallidir" gibi tasavvufî bağlamda anlamlandırıldığını belirtmektedir1. Bu durum, şerhin tasavvufî sembolizm ve terminolojiye vakıf olmayı gerektiren bir yapıda olduğunu işaret eder.
Ayrıca, "tövbe-i nasûhun ne demek olduğunu şerh ve tafsil ediyorum"1 ifadesi, şerhin tasavvufî makamlar ve ahlaki erdemler üzerine odaklandığını göstermektedir. "Her kim kendini tanıdı, Rabbini tanıdı" hadisinin şerh edilmesi1 de, eserin tasavvufun temel prensiplerinden olan ma'rifetullah konusunu işlediğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, şerhin içeriği ve ele aldığı konular, tasavvuf yolundaki sâliklere ve bu ilme ilgi duyanlara hitap ettiğini düşündürmektedir.
- Kaynaklar
- 1.Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 10 — s. 46, 92, 111, 112, 159
Bu eseri okumak manevi hayatıma nasıl bir katkı sağlar?⌄
Bu eseri okumak, sâlikin manevî hayatına derinlik katarak, tövbe ile ömrünü sağlamlaştırmasına, nefsini terbiye ederek manevî rahatlığa ulaşmasına ve ilâhî aşk ile kalbini beslemesine katkı sağlar. Eser, dünyevî ve manevî deneyimler üzerinden anlayış seviyesine uygun öneriler sunarak, kişinin kendi amel defterini muhasebe etmesine ve Hak ile olan bağını güçlendirmesine yardımcı olur. Özellikle tövbenin manevî hayat suyu olarak ömrü yeşertmesi1 ve nefsin kerih gördüğü amellerle manevî rahatlığa erişilmesi1 gibi hususlar, eserin manevî gelişime yönelik temel katkılarını oluşturur.
›Ayrıntı
Bu eser, okuyucunun manevî hayatına çeşitli veçhelerden katkıda bulunur. Öncelikle, ömrün köklerine "manevî hayat suyu olan tövbe" ile destek verilmesini öğütler ki bu sayede "ömür ağacı sebatlı ve sağlam olsun"1. Bu, sâlikin geçmiş ve gelecek olan dallarının yeşermesi için bir temel oluşturur. İkinci olarak, eser, "nefsin çirkin ve kerih gördüğü ameller ve ahlâklarla" örtülü olan cennete ve manevî rahatlığa ulaşmanın yolunu gösterir. Namaz kılmak, oruç tutmak, kin ve intikamı terk etmek gibi nefse ağır gelen amellerin, aslında manevî yükselişin anahtarı olduğu vurgulanır1. Üçüncü olarak, eser, dünyevî ve manevî hayatındaki deneyimleri anlatarak, okuyucunun anlayış seviyesine uygun "zarif ve yakışıklı önerilerde bulunma"1 işlevini görür. Bu, kişinin kendi amel defterini görüp incelemesine, yani nefsini muhasebeye çekmesine imkân tanır1. Son olarak, eser, "kalplerine etki eden ilâhî aşkı sebebiyle" Fir'avn'un siyasetinden etkilenmeyen sihirbazlar örneğinde olduğu gibi, ilâhî aşkın manevî hayattaki dönüştürücü gücünü ortaya koyar1. Bu bağlamda, eser, okuyucunun manevî bir şah olarak hayat-ı süriyyesine sarılmış bir ihtiyarın asâsını elinden almanın acısından daha büyük bir acı çekmemesi için manevî hayatını güçlendirmesine rehberlik eder.
- Kaynaklar
- 1.Mesnevî-i Şerîf Şerhi, C.10 — s. 75, 109, 571, 776, 1267, 1741, 1924, 2296
Bölümler
51 bölümBu kitabın her bölümü ayrı bir sayfada yayınlanır; aşağıdaki listeden doğrudan bir bölüme gidebilir, dilerseniz o bölümün bağlantısını paylaşabilirsiniz.
- 1Pâdişâhın Ayaz'a "Bu hükmü çabuk fasl et ve muntazır tutma ve deme ki, aramızda günler vardır; intizâr mevt-i ahmerdir" diye ta'cîl-i emr etmesi ve Ayaz'ın şâha cevâb söylemesi.1.292 kelime
- 2"Bu kadar zaman güft ü gûyu tecrübe ettik, bir müddet de sabrı ve sükûtu tecrübe edelim!" sözünün takrîrinde hikâyedir984 kelime
- 3Zâhidin ve kıskanç kadının ve zâhidin câriye ile birleşmesinin kıssası bir kimseye benzer ki, söz söyler ki o söz onun hâline ve onun da'vâsına münasib olmaz. Nitekim kâfirler "Bu gökleri ve2.192 kelime
- 4Kadının eve gelmesi ve zâhidin câriyeden ayrılması ve rezîl olması4.643 kelime
- 5Gevherin bulunması ve şâhzâdenin hâdime ve câriyelerinin Nasûh'tan helâllik dilemesi1.236 kelime
- 6Tövbenin istihkâmından ve tövbenin kabûlünden sonra dellâklık için şehzâdenin Nasûh'u tekrar çağırması ve onun bahâne etmesi ve def' söylemesi2.155 kelime
- 7Tilkinin arslana cevab söylemesi2.688 kelime
- 8Eşeğin tilkiye cevâb söylemesi1.156 kelime
- 9Tilkinin eşeğe cevâb vermesi ve onun eşeği kesb üzerine tahrîz etmesi596 kelime
- 10Tilkinin eşeğe cevâb söylemesi3.557 kelime
- 11Kâmil ve vâsıl olan şeyhin da'veti arası ile, fazl tahsîli ile fâzıl olan berbeste nâkısların sözü arasının farkı696 kelime
- 12Hırs-ı aleften nâşî eşeğin tilki elinde mağlûb olması2.177 kelime
- 13Tilki hîlesinin eşeğin isti'sâmı ve teaffüfü üzerine gālib gelmesi ve tilkinin eşeği ormanda olan arslan tarafına çekmesi6.517 kelime
- 14Tilkinin bu kaçmış olan eşeğe, onu aldatmak için ikinci def'a gelmesi1.158 kelime
- 15Eşeğin tilkiye cevâb söylemesi1.145 kelime
- 16Tilkinin o eşeğe cevâb söylemesi2.181 kelime
- 17Şeyh Muhammed Serrezî-i Gaznevî (k.s.) nun hikâyesidir5.280 kelime
- 18در معنی لولاك لما خلقت الافلاك "Sen olmasaydın felekleri yaratmazdım!" hadîs-i kudsîsinin ma'nâsı hakkındadır1.270 kelime
- 19Bu Şeyh'in işâret-i gaybî sebebiyle bir beyin evine dilenmek için bir günde zenbil ile dört def'a gitmesi ve beyin o hayâsızlık sebebiyle itâb etmesi ve onun beye özür dilemesi.1.557 kelime
- 20Şeyh'in nasîhatinden beyin ağlaması ve onun sıdkının aksi ve o küstahlıktan sonra hazîneyi îsâr etmesi ve Şeyh'in tehaffuzu kabul etmemesi ve "Ben işâretsiz tasarruf etmeye kādir değilim!" demesi3.498 kelime
- 21Eşeğin sakınması üzerine tilki mekrinin gālib olması1.100 kelime
- 22Açlığın ve perhîz etmenin fazîleti hakkındadır3.506 kelime
- 23O râhibin hikâyesidir ki, kendisine olan bir hâl cihetinden pazar ortasında gündüz çerâğ ile gezer idi1.688 kelime
- 24Müslümanın mecûsîyi da'vet etmesi1.458 kelime
- 25Rahmân'ın kapısında şeytanın meseli8.106 kelime
- 26Halkın takdîr ve ihtiyârının beyânı hakkında da hikâyedir; ve onun beyânındadır ki, takdîr ve kazâ ihtiyârı selbedici değildir16.034 kelime
- 27Pâdişâhın Ayaz'ı söze getirmek için "Cemâd olan çarığa ve postekiye bu kadar gamı ve şâdîyi ne söylersin?" diye Ayaz'a kasden sorması4.524 kelime
- 28Cuhâ'nın hikâyesidir ki, çarşaf örttü ve vaazda kadınlar arasında oturdu ve bir hareket yaptı. Bir kadın onun erkek olduğunu tanıdı, bir na'ra vurdu.1.917 kelime
- 29Bir kâfirin hikâyesidir ki, ona Ebâ Yezîd'in zamânında "Müslüman ol!" diye söylediler ve onun onlara cevabı508 kelime
- 30O çirkin sesli müezzinin hikâyesidir ki, kâfirlerin bulunduğu mahalde ezân okudu ve bir kâfir adam ona hediye verdi1.105 kelime
- 31Îmân hakkında kâfirin müslüman ile olan hikâyesine rücû'5.439 kelime
- 32Beyin kölesiyle zâhidin hikâyesine rücû'917 kelime
- 33Zahidi te'dîb için beyin öfkeli olarak gitmesi804 kelime
- 34Tirmiz'in Seyyid şâhını Delkak'in mat etmesi hikâyesidir530 kelime
- 35Beyin zâhidin evinin kapısına gelmesi ve kapıya tekme vurması1.410 kelime
- 36Mustafa (a.s.)ın vahşet-i hicâbdan dolayı Hirâ dağından kendisini atması, Cebrâîl (a.s.) in ona "Atma ki, senin için önde devletler vardır!" diye geç görünmesi kıssasıdır1.358 kelime
- 37Zahidin şefâatçilerinin ve komşularının ikinci def'a olarak beyin elini ve ayağını öpmesi ve yalvarması1.690 kelime
- 38O emîrin onlara tekrar cevâb söylemesi4.244 kelime
- 39Şahın diğer def'a Ayaz'dan "Kendi işinin te'vîlini söyle ve inkâr edenlerin ve ta'n edicilerin müşkilini hallet! Zîrâ onları o iltibâs içinde bırakmak mürüvvet olmaz!" diye istid'â etmesidir835 kelime
- 40O misafirin hikâyesidir ki, ev sahibinin zevcesi dedi ki: “Eyvâh, yağmur tuttu ve misafir bizim boynumuzda kaldı!”4.215 kelime
- 41Sultânın Ayaz'ı okşaması517 kelime
- 42“Kocandan gebe kalmamak için kendini muhafaza et!” diye babanın kızına vasiyet etmesi4.851 kelime
- 43Diğer mücahidin ve gazâda onun can oyunculuğunun hikâyesidir2.646 kelime
- 44Müslümanların kan dökücülüğü daha ziyâde olmamak için Musul mâlikinin o câriyeyi halîfeye îsâr etmesi2.868 kelime
- 45Pehlivanın Musul'dan Mısır cânibine dönmesi ve onun yolda câriye ile sohbeti5.149 kelime
- 46Halifenin şehvetinin za'fından ve o emîrin şehvetinin kuvvetinden dolayı o câriyeyi gülme tutması ve halifenin câriyenin gülüşünden anlaması1.053 kelime
- 47Kılıç darbesinin korkusundan ve halîfenin "Bu gülmenin sebebini doğru söyle ve yoksa seni öldürürüm!" diye ikrâhından dolayı o câriyenin sırrı fâş etmesi3.352 kelime
- 48Şâhın câriyeyi hîle ile pehlivana bağışlaması1.077 kelime
- 49Pâdişâhın diğer def'a Ayaz'a hitâbı ve erkân-ı devleti imtihanı ve Ayaz'ın onlara fermân-berdârlık göstermesi3.363 kelime
- 50Ümerânın Ayaz'a "Böyle bir cevheri niçin kırdın?" diye teşnî' etmesi ve Ayaz'ın onlara cevab vermesi638 kelime
- 51Şâhın ümerâyı öldürmeye kasdı ve Ayaz'ın "Ey şâh-ı âlem, afv evlâdır!" diye sultânın tahtı önünde şefâat etmesi12.692 kelime