
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 6
Ahmed Avni Konuk
Ahmed Avni Konuk'un Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin Mesnevî-i Şerîf'ine yazdığı tercüme ve şerh. Yayına hazırlayanlar: Dr. Selçuk Eraydın, Prof. Dr. Mustafa Tahralı (Kitabevi Yayınları).
Anahtar Kelimeler
Sıkça Sorulan Sorular
Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî Şerhi nedir?⌄
Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî Şerhi, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin altı ciltlik Mesnevî-i Şerîf adlı tasavvuf eserine yazdığı kapsamlı bir açıklamadır. Bu şerh, Mesnevî'nin Kur'ân'ın özü ve Pehlevî dilinde Kur'ân olarak nitelendirilen derin hakikatlerini, tasavvufî makamları ve menzilleri açıklayarak sâliklere ma'rifet kanatlarıyla âlem-i illiyyine uçma imkânı sunar1. Konuk'un şerhi, Mesnevî'nin hikâyelerle öğretme yöntemini, Hak'tan ayrılığın niyazını ve fenâ fillâh mertebesine ulaşma yollarını detaylandırır. Eser, günümüzde Mustafa Tahralı gibi akademisyenlerin gayretleriyle gün yüzüne çıkarılmış ve tasavvuf araştırmalarına önemli katkılar sağlamıştır.
›Ayrıntı
Ahmed Avni Konuk, modern dönemde yaşamış önemli bir Mesnevî şarihidir (Ahmed Avni Konuk, Wiki). Onun şerhi, Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inin tasavvufî derinliklerini ve hikmetlerini açıklama amacı taşır. Mesnevî, 6 cilt ve yaklaşık 25 bin beyitten oluşan, hikâyeler, kıssalar, mîrâcî tasvirler, tasavvufî tâ'vîller, ahlâkî öğütler ve bâtınî hakikat açılımlar içeren bir eserdir2. Konuk'un şerhi, bu zengin içeriği, özellikle "Hakk'ın gayrinden inkıta' makâmlarından, 'fenâ fillâh' mertebesine ve derece derece Hakk'a vüsül mertebesine kadar, her bir makâmın ve menzilin şerhi ve ta'rifi" ile ele alır1. Bu sayede, gönül sahibi sâliklerin Mesnevî'den istifade ederek ma'rifet kanatlarıyla yukarıya ve âlem-i illiyyine uçmalarına rehberlik eder. Mesnevî'nin "Bişnev ez ney çün hikâyet mîkuned, ez cüdâyîhâ şikâyet mîkuned" (dinle neyi nasıl hikâye ediyor, ayrılıklardan nasıl şikâyet ediyor) dizesiyle başlayan girişi, insan ruhunun Hak'tan ayrılığının niyazını ifade eder2. Konuk'un şerhi, bu ayrılık temasını ve sâlikin Hak'ka vuslat yolculuğunu açıklayan önemli bir kaynaktır. Mesnevî'nin hakikatleri ve incelikleri, Konuk'un şerhi sayesinde daha geniş kitlelere ulaşmış, hatta Avrupa'da bile ilgi görmüştür1. Mustafa Tahralı gibi modern dönem araştırmacıları, Ahmed Avni Konuk'un şerhinin gün yüzüne çıkmasına vesile olarak tasavvuf ilmine büyük katkı sağlamışlardır (Mustafa Tahralı, Wiki).
- Kaynaklar
- 1.Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 6 — s. 1619, 2106
- 2.K1, s. 68
Eserde geçen 'fenâ fi'ş-şeyh' makamı ne demektir?⌄
Fenâ fi'ş-şeyh, tasavvuf yolcusunun kendi tedbirini bırakıp, Hakk'ın halifesi olan kâmil mürşidin tedbir ve iradesinde fani olması hâlidir. Bu makam, sâlikin kendi benliğini ve izafî varlığını unutup, şeyhin iradesinde yok olmasıyla yeni bir âlem ve taze bir baht bulmasını ifade eder1. Fenâ fillâh'a giden yolda bir merhale olup, sâlikin kendi vehmedilmiş varlığını Hak'taki hakiki varlıkta fani kılmasının başlangıcıdır1.
›Ayrıntı
Fenâ fi'ş-şeyh, tasavvufî sülûkun önemli duraklarından biridir. Bu makamda sâlik, kendi iradesini ve tedbirini terk ederek, Hakk'ın yeryüzündeki temsilcisi olan insân-ı kâmilin (mürşidin) iradesine teslim olur1. Bu teslimiyet, sâlikin kendi benlik iddia ve vehimlerinden arınarak, şeyhin manevi rehberliğinde yok olması anlamına gelir. Bu yok oluş, sâlike taze bir baht ve yeni bir âlem açar1. Fenâ fi'ş-şeyh, fenâ makamlarının ilk basamaklarından biri olarak kabul edilir. Zira fenâ, sâlikin kendi nefsinin sıfat ve vasıflarının Hak'ın sıfatları karşısında perdesizleşmesi, kendi vücut iddiasından soyunmasıdır2. Fenâ fi'ş-şeyh makamında sâlik, şeyhin iradesinde fani olmaktan öteye geçerek, kendi vehmedilmiş izafî varlığını Hak'taki hakiki varlıkta fani kılmaya ve kendi benliğini unutmaya başlar1. Bu durum, sâlikin kendi fiillerinin müstakil olmadığını, fâilin Hak olduğunu idrak ettiği fenâ-yı ef'âl2 mertebesine doğru bir geçişi ifade eder. Nihayetinde bu makam, sâlikin fenâ fillâh'a ulaşmasında bir köprü vazifesi görür; zira fenâ fillâh, sâlikin kendi vücut iddiasından soyunup Hak'la kaim olduğu hâlin adıdır2.
- Kaynaklar
- 1.Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 6 — s. 565, 566, 567
- 2.K1, s. 2, 90
'Fenâfillah' makamı 'fenâ fi'ş-şeyh' makamından nasıl farklıdır?⌄
Fenâfillâh makamı, sâlikin kendi vücud iddiasından soyunup varlığın yalnızca Hakk'a ait olduğunu idrak ettiği, tasavvuf sülûkunun zirve makamı iken1, fenâ fi'ş-şeyh makamı sâlikin kendi tedbirini unutup, Hakk'ın halifesi olan insân-ı kâmilin (şeyhin) tedbir ve iradesinde fâni olmasıdır2. Fenâfillâh, fenâ-yı ef'âl, fenâ-yı sıfât ve fenâ-yı zât silsilesinin tepe noktası olup1, sâlikin kendi benliğini unutup Hak'taki hakiki varlıkta fâni olmasıyla gerçekleşir2. Fenâ fi'ş-şeyh ise fenâfillâha ulaşmada bir basamak olarak, sâlike "taze baht ve yeni bir âlem" bulduran bir hâldir2.
›Ayrıntı
Fenâfillâh, tasavvufî sülûkun en üst kademesi olup, sâlikin kendi varlığını Hakk'ın varlığında yok etmesi, yani "Allah'ta yok olma" hâlidir1. Bu makamda sâlik, yeryüzündeki her şeyin fânî olduğunu, yalnızca Rabb'inin vechinin bâkî kaldığını idrak eder1. Fenâfillâh, fenâ-yı ef'âl (fiillerin Hakk'a ait olduğunu idrak), fenâ-yı sıfât (sıfatların Hakk'ın sıfatlarının zılleri olduğunu müşâhede) ve fenâ-yı zât (kendi zâtının müstakil bir varlık olmadığını, varlığın Hakk'tan ibaret olduğunu hak'el-yakîn ile bilme) mertebelerinin en sonuncusudur1. Bu hâlde olan âşıklar, mana âleminde yerleşik olup, tek renkli, tek hâlli ve tek nefis olurlar; aralarında bir farklılık kalmaz2.
Fenâ fi'ş-şeyh ise, bir Hakk yolcusunun kendi tedbirini bırakıp, Hakk'ın halifesi olan insân-ı kâmilin (şeyhin) tedbir ve iradesine teslim olarak onda fâni olmasıdır2. Bu makam, sâlike "taze baht ve yeni bir âlem" buldurur2. Fenâ fi'ş-şeyh, fenâfillâh makamına ulaşmada bir ara durak, bir basamak niteliğindedir. Sâlik, şeyhin iradesinde fâni olmaktan ilerleyerek, kendi vehmedilmiş izafî varlığını Hak'taki hakiki varlıkta fâni kılar ve kendi benliğini unutur; bu da fenâfillâh hâlidir2. Dolayısıyla fenâ fi'ş-şeyh, fenâfillâha giden yolda bir arınma ve teslimiyet makamı iken, fenâfillâh nihai yok oluş ve Hakk'ta bâkî kalış makamıdır.
- Kaynaklar
- 1.K1, s. 2, 90
- 2.Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 6 — s. 528, 565, 566, 567
Eserdeki Sunkur'un hikâyesi ne anlatıyor?⌄
Verilen kaynaklarda Sunkur'un hikâyesine dair doğrudan bir anlatım bulunmamaktadır. Kaynaklar, genel olarak akıl, ruh ve eser kavramları üzerine yoğunlaşmakta, bu kavramların tasavvufî sülûktaki yerini ve Hak Teâlâ'nın yaratıcılığını açıklamaktadır. Bu bağlamda, akıl ve ruhun eserleri arasındaki fark, sâlikin başlangıçtaki yanılgıları ve Hak'tan gelen eserlerin üstünlüğü gibi konular işlenmektedir. Ancak Sunkur adında belirli bir şahsın hikâyesi veya onunla ilgili bir olay anlatılmamıştır.
›Ayrıntı
Kaynaklar, aklın ruhun eserini ruhun kendisi zannetmesi yanılgısına dikkat çekmektedir. Bu durum, bir Hakk yolcusunun sülûkunun başlangıcında, ruhun eserinden ibaret olan "bir ekmek parçası mesabesinde" bir şeye kanaat etmesine yol açar1. Oysa ruhun eseri ve nuru, ruhun kendisinden, tıpkı güneşin yeryüzüne yansıyan nurunun güneş diskinden çok uzak olması gibi, uzaktır1. Akıl, ruhun tasarruflarını ve nurlarını tam olarak idrak edemez; onda eksik bir idrak görülür1.
Tasavvufî anlayışta, cismin, ruhun ve bedensel hıltların (safra, kan, balgam, sevda) eserleri görünüşte bunlardan ortaya çıksa da, hakikatte bu eserlerin Yaratıcısı Cenâb-ı Hakk'tır1. Ancak "kabuk ve zahir ehli", bu eserlerin sebepleri olan cisim ve ruhu veya dört hıltı görür, asıl Yaratıcı'yı idrak edemez1.
Kulun eseri ile Hakk'ın eseri arasında da bir ayrım yapılır. Kulun eseri "gevşek ve zayıf" iken, Hakk'ın eseri "güçlü ve sağlam"dır. Peygamberler (a.s.) Hakk'ın eseri olarak kabul edilir, çünkü peygamberlik kesbî değil, vehbîdir (Allah vergisidir). İnsan-ı kâmil terbiyesiyle "nefs-i mutmainne" makamına gelenler ise "kulun eseri" olarak görülür ve peygamberlerin kuvvetine sahip değildirler1. Bu bağlamda, kaynaklarda Sunkur'a atfedilen özel bir hikâye veya olay bulunmamaktadır.
- Kaynaklar
- 1.Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 6 — s. 976, 981, 993, 994, 1515, 1516
Mevlânâ'nın 'Yine gel, ne olursan ol yine gel' sözü bu eserde nasıl açıklanıyor?⌄
Mevlânâ'nın "Yine gel, ne olursan ol yine gel" sözü, tasavvufta ilâhî davetin ve ümitsizliğe düşmeme ilkesinin bir ifadesi olarak açıklanır. Bu beyit, ister kâfir, ister Mecûsî, ister putperest olsun, her ne hâlde bulunursa bulunsun, tövbesini yüz kere bozmuş dahi olsa, Hakk yolcusunun dergâha davet edildiğini vurgular. Bu davet, ya doğrudan Cenâb-ı Hakk'tan kullara yönelik bir hitap ya da kutbiyyet makamındaki kâmil bir insanın sâliklere çağrısı olarak yorumlanır1. Bu söz, tasavvufun kapsayıcı ve rahmet merkezli anlayışını yansıtır.
›Ayrıntı
Mevlânâ'nın bu meşhur daveti, tasavvufî irfan geleneğinde önemli bir yer tutar. Beyit, "Yine gel, yine gel! Her ne isen yine gel! Eğer kâfir ve Mecusi ve putperest isen, yine gel! Bu bizim dergâhımız, ümitsizlik dergâhı değildir; eğer yüz kere tövbeni bozdun ise tekrar gel!" şeklindedir1. Bu sözün temelinde, Allah'ın rahmetinin genişliği ve kullarına olan daveti yatar. Tasavvufta, kalbin hastalıklarından biri olan riyânın (gösteriş) aksine, bu davet ihlâs ve samimiyete yöneliktir; zira riyâ, niyetin Hak'tan halka kaymasıdır2. Mevlânâ'nın bu çağrısı, kişinin geçmişteki günahlarına veya inançlarına bakılmaksızın, Hakk'a yönelme kapısının her zaman açık olduğunu ifade eder. Bu, aynı zamanda bir insân-ı kâmilin, yani kutbiyyet makamında bulunan bir mürşidin, Hakk yolcularını sülûk etmeye, yani manevi yolculuğa daveti olarak da anlaşılabilir1. Bu davet, sâlikin nefs-i levvâme'nin salınımlarını aşıp ilhamın açılmaya başladığı nefs-i mülhime mertebesine ulaşmasına bir teşvik niteliğindedir. Davetin kapsayıcılığı, Allah'ın "Kün Feyekün" (Ol! O da olur) emrinin tecellisi gibi, her şeyi kuşatan ilâhî iradenin bir yansımasıdır2. Bu bağlamda, "gel" çağrısı, ilâhî bir cezbe (Allah'ın kulunu kendine çekmesi) olarak da yorumlanabilir; tıpkı "Kul teâlev" (Gelin!) hitabının cana iyi gelmesi gibi1. Bu davet, ümitsizliğe düşmek yerine, her defasında tövbe kapısına yönelmenin ve Hakk'a dönüşün önemini vurgular.
- Kaynaklar
- 1.Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 6 — s. 1469, 2121, 2122
- 2.K1, s. 3, 34
Bu Mesnevî şerhi sadece tasavvufla ilgilenenler için mi?⌄
Mesnevî-i Şerîf şerhi, sadece tasavvufla ilgilenenlere mahsus bir eser olmayıp, hakikat arayışında olan geniş bir kitleye hitap etmektedir. Eser, tasavvufî makamların ve menzillerin şerhini içermese de1, Kur'ân'ın hakikatlerini ve inceliklerini açıklayan bir kaynak olarak kabul edilir1. Nitekim Mesnevî-i Şerîf, 851 seneden beri elden ele dolaşmakta, Hindistan'da otuzdan fazla şerhi bulunmakta ve Avrupa'da da âşıkları günden güne artmaktadır; hatta İngiliz, Fransız, Alman ve Amerikalı mütefekkirler ve müsteşrikler tarafından zevk ve şevkle okunmaktadır1. Bu durum, eserin sadece belirli bir zümreye değil, farklı mezheplerden mütefekkirlerin de kıymetle tuttuğu evrensel bir değere sahip olduğunu göstermektedir.
›Ayrıntı
Mesnevî-i Şerîf'in şerhi, tasavvufî bir metin olmasının ötesinde, Kur'ân'ın hakikatlerini ve inceliklerini açıklayan bir eser olarak görülmektedir1. Bu özelliği sayesinde, sadece tasavvuf yolunun sâlikleri için değil, genel olarak hakikat arayışında olan herkes için bir rehber niteliği taşır. Eserin, "Hakk'ın gayrinden inkıta' makâmlarından, 'fenâ fillâh' mertebesine ve derece derece Hakk'a vüsül mertebesine kadar, her bir makâmın ve menzilin şerhi ve ta'rifi yoktur ki, bir gönül sâhibi olan sâlik o Mesnevi'den istifâde edip, ma'rifet kanatları ile yukarıya ve âlem-i illiyyine uçsun!" ifadesi1, eserin doğrudan tasavvufî makamların detaylı bir el kitabı olmadığını, ancak gönül sahiplerine ma'rifet kanatları açabilecek bir derinliğe sahip olduğunu ima eder.
Mesnevî-i Şerîf'in geniş kitlelere hitap ettiğinin bir diğer göstergesi, zaman ve coğrafya fark etmeksizin gördüğü ilgidir. Eser, 851 seneden beri elden ele dolaşmakta ve Hindistan'da otuzdan fazla şerhi basılmış durumdadır1. Ayrıca, Avrupa'da da âşıkları günden güne artmakta, İngiliz, Fransız, Alman ve Amerikalı mütefekkirler ve müsteşrikler tarafından zevk ve şevkle okunmaktadır1. Hatta İngiltere'de 111. cildine kadar tercüme ve basımı yapılmıştır1. Bu durum, Mesnevî-i Şerîf'in farklı mezheplerden mütefekkirlerin dahi kıymetle tuttuğu, evrensel bir hikmet kaynağı olduğunu ortaya koymaktadır. Türkiye'de bazı kişilerin Mesnevî'yi hikâye kitabı olarak görmesine karşın1, eserin dünya genelindeki etkisi ve kabulü, onun sadece tasavvuf ehli için değil, genel anlamda insanlığın manevi ve fikri gelişimine katkı sağlayan bir eser olduğunu teyit etmektedir.
- Kaynaklar
- 1.Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 6 — s. 1619, 1666, 1667, 2109
Ahmed Avni Konuk kimdir?⌄
Ahmed Avni Konuk, modern dönemde yaşamış önemli bir tasavvuf âlimi ve müfessirdir. Özellikle Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin Mesnevî-i Şerîf adlı eserine yazdığı şerh ile tanınır. Bu şerh, onun tasavvufî derinliğini ve ilmî yetkinliğini ortaya koyar. Konuk, Mesnevî-i Şerîf Şerhi'ni 19 Teşrin-i evvel 1932 (6 Cemâzi'l-âhire 1351) tarihinde tamamlamıştır1. Eserlerinde aşkın ilâhî bir cezbe olduğunu ve aklın sınırları dışında kaldığını vurgulamıştır1.
›Ayrıntı
Ahmed Avni Konuk, tasavvuf geleneğinde önemli bir yere sahip olan Fusûsu'l-Hikem ve Mesnevî şarihi olarak bilinir (Ahmed Avni Konuk, Wiki). Onun eserleri, özellikle Mesnevî-i Şerîf Şerhi, tasavvufî metinlerin anlaşılmasına büyük katkı sağlamıştır. Konuk, şerhinde "fakir şârih" ifadesini kullanarak tevazuunu göstermiştir1. Şerhinde, Mesnevî'deki hikâyelerin devamını arayan okuyuculara dördüncü cildi işaret etmiştir1. Konuk'a göre aşk, ilâhî cezbeden bir hâldir ve kalpte dert olarak tezahür eder. Bu sebeple aşkın hâlleri, aklın sınırları dışındadır. O, İmâm-ı A'zam Ebû Hanife, İmâm-ı Şâfiî, İmâm-ı Ahmed Hanbel ve İmâm-ı Mâlik gibi büyük imamların akılları kemâl derecesinde olmasına rağmen aşktan ders vermemelerini bu duruma bağlar1. Ayrıca, nefsin aldatıcı gücüne dikkat çekerek, onun ölümü önemsiz gösterebilecek kadar sihirbaz olduğunu belirtir1. Konuk'un şerhleri, Mustafa Tahralı gibi modern dönem araştırmacılarının çalışmalarıyla gün yüzüne çıkmıştır (Mustafa Tahralı, Wiki).
- Kaynaklar
- 1.Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 6 — s. 1221, 1224, 1436, 2123
Bölümler
81 bölümBu kitabın her bölümü ayrı bir sayfada yayınlanır; aşağıdaki listeden doğrudan bir bölüme gidebilir, dilerseniz o bölümün bağlantısını paylaşabilirsiniz.
- 1Dâvûd-ı nebî (a.s.)ın öküzün arzûsundan vazgeç diye hükmetmesi ve öküz sahibinin Dâvûd (a.s.) üzerine teşnî'i273 kelime
- 2"Kendi malının hepsini ona ver!" diye öküz sâhibi üzerine Dâvûd (a.s.)ın hükmetmesi827 kelime
- 3Sırrı âşikâr etmek ve hüccetleri, hepsini kat' etmek için dâ-vûd (a.s.)ın halkı o sahrâya çağırmağa azm etmesi1.894 kelime
- 4Halkın o ağaç tarafına doğru dışarıya gitmesi626 kelime
- 5Onun üzerine hüccet ilzâmından sonra Dâvûd (a.s.)ın katil için kısâs emir buyurması6.521 kelime
- 6Îsâ (a.s.)ın ahmaklardan dağ tepesine kaçması1.713 kelime
- 7Ehl-i Sebe'in ve onların hamâkatinin ve nasîhat-i enbiyâ te'sir etmemesinin kıssası3.649 kelime
- 8Sebe' ehlinin hurremliğinin ve onların şükürsüzlüğünün tavsîfi548 kelime
- 9Hak peygamberlerinin Sebe' ehline nasîhat ile gelmesi2.435 kelime
- 10Kavmin peygamberan (aleyhimü's-selam)dan mu'cize istemesi1.833 kelime
- 11"Bu su pınarından hazer etmen için, ben senin önünde göğün ayının elçisiyim, de!" diyerek tavşanların filin risâletine gönderdikleri bir tavşanın hikâyesidir. Nitekim Kelîle kitabında tamâmı mezkûrdur867 kelime
- 12Peygamberlerin onlara cevabı ve onlara mesel darbı2.441 kelime
- 13Onun beyânıdır ki, mesel getirmek herkese lâyık olmaz, husûsiyle kâr-ı ilâhî hakkında1.624 kelime
- 14O meselin cevabıdır ki, göğün ayı tarafından tavşanın file haberi risâletinden bahisle, münkirler demişlerdir2.265 kelime
- 15Hazmin ma'nâsı ve hâzim olan adamın misâli1.258 kelime
- 16Hırstan dolayı terk-i hazm eden o kuşun işinin vehâmeti1.519 kelime
- 17Her kış köpeklerin, "Bu yaz geldiği vakit kış için muhkem ev yapalım!" diye nezr etmesi hikâyesidir1.047 kelime
- 18Enbiyâ (aleyhimüsselâm)ın cebrîlere cevabı866 kelime
- 19Enbiyâ (aleyhimüsselâm)ın tekrar onlara cevabı1.660 kelime
- 20Enbiyâ (aleyhimü'sselâm)ın tekrar cevâbı4.067 kelime
- 21Boş sofra üzerine sûfînin aşkı kıssası1.070 kelime
- 22Yûsuf (a.s.)ın yüzünden câm-ı Hakk'ı tatmanın ve Yûsuf'un kokusundan Hakk'ın kokusunu çekmenin Ya'kūb nebî (a.s.)a mahsûs olması ve bu ikiden kardeşlerinin hırmânı1.504 kelime
- 23Beyin ve namazı seven ve namazda ve münâcâtta üns tutan kölesinin hikâyesi1.421 kelime
- 24Onun beyânıdır ki mukallidin îmânı havf ve recâdır1.358 kelime
- 25Enes (r.a)ın ateş dolu fırına mendil atması ve yanmaması2.401 kelime
- 26O kölenin su tulumunu mu'cize ile gaybden su dolu etmesi ve o kara köleyi Allah Teâlâ'nın izni ile beyaz yüzlü etmesi3.765 kelime
- 27Mustafa (a.s.)ın huzûruna bir süt emen çocuğu ile kâfir kadının gelmesi ve Resûl (a.s.)ın mu'cizâtıyla Îsâ gibi konuşması970 kelime
- 28Tavşancıl kuşunun Resûl (a.s.)ın mûzesini kapması ve havaya götürmesi ve baş aşağı etmesi ve mûzeden kara yılan düşmesi974 kelime
- 29وجه عبرت گرفتن ازین حکایه و یقین دانستن كه ان مع العسر يسراً Bu hikâyeden ibret almak vechi ve "Inne maa'l- usri yüsran" ma'nâsını muhakkak bilmek909 kelime
- 30O adamın Mûsâ (a.s.)dan hayvanların ve kuşların dilini istid'âsı898 kelime
- 31Hak Teâlâ'dan Mûsâ (a.s.)a "İstediği şeyden ba'zısını ona öğret!" diye vahy gelmesi2.082 kelime
- 32O üç va'de de yalan olması sebebiyle, horozun köpek indinde hacîl olması870 kelime
- 33Horozun efendinin ölümünden haber vermesi1.284 kelime
- 34Kendi ölümünün haberini işittiği vakit o şahsın korku ile Mûsâ (a.s.) tarafına koşması1.572 kelime
- 35O kadının hikâyesidir ki, onun evlâdı yaşamaz idi; Hakk'a nâle etti, cevâb geldi ki: "Bu senin riyâzetinin bedelidir ve senin için cihân yerinde mücâhededir"1.544 kelime
- 36Zırhsız harb hakkında Hamza (r.a.)ın halka cevabı4.232 kelime
- 37Alım satımda aldanmanın def'i çâresi1.104 kelime
- 38Bilâl (r.a.)ın şâdî ile vefâtı1.315 kelime
- 39Tenin ölüm ile harâb olmasının hikmeti833 kelime
- 40Teşbîh-i dünyâ ki zâhirde geniştir ve ma'nâda dardır; ve uykunun teşbîhi ki, bu darlıktan halâsdır1.108 kelime
- 41Onun beyânındadır ki, her ne ki gafletdir ve tenbelliktir ve zulmettir, hep arzî ve süflî olan tendendir1.694 kelime
- 42Kıyâs ile nassın teşbîhi1.095 kelime
- 43Şeyhin lisânından hikmet taşması indinde müstemi'lerin ve mürîdlerin âdâbı2.222 kelime
- 44Bir şeyi misâl ve taklîd ile bilmek ile, o şeyin mâhiyetini bilmek arasındaki fark2.351 kelime
- 45Dervîşin fenâsı ve bekāsı mes'elesi1.096 kelime
- 46Sadr-ı Cihân'ın vekîlinin kıssasıdır ki, müttehem oldu ve can korkusundan Buhârâ'dan kaçtı, tekrâr aşk onun yakasını tuttu; zîrâ cânân için cân emri âşıklara kolay olur671 kelime
- 47Rûhu'l-Kudüs'ün sûret-i âdemî ile Meryem'e zâhir olması ve çıplaklığı ve gusül etmesi ve Meryem'in Hak Teâlâ'ya sığınması6.575 kelime
- 48Aşk cihetinden lâubâlîce Buhârâ'ya rücû' eden vekîlin azm etmesi1.186 kelime
- 49Dostların onu Buhârâ'ya rücû'dan men' etmesi ve tehdîd etmesi ve onun lâubâlîce söylemesi843 kelime
- 50Buhârâ'ya menşûb olan âşıkın, nasîhatçiye ve levm ediciye aşk cihetinden lâubâlî söylemesi2.385 kelime
- 51O âşık olan bendenin Buhârâ tarafına teveccühü802 kelime
- 52O lâubâlî olan âşıkın Buhârâ'ya girmesi ve onu yârânın ve dostların zahir olmaktan tahzîr etmesi533 kelime
- 53Aşıkın melâmet edicileri ve tehdîd edenlere cevâb söylemesi1.999 kelime
- 54O âşığın candan el yıkadığı (ya'ni canı terk ettiği) vakit, kendi ma'şûkuna erişmesi631 kelime
- 55O mescide misafirin gelmesi1.029 kelime
- 56Melâmet edicilere âşıkın cevâb söylemesi2.666 kelime
- 57Ehl-i mescidin, misafiri gece mescidde yatmaktan melâmet etmesi2.807 kelime
- 58Şeytanın Kureyş'e, "Ahmed'in cengine geliniz ki, ben size yardımlar ederim ve kendi kabîlemi yardıma çağırırım" demesi ve iki saffın mülākātı vaktinde kaçması2.869 kelime
- 59O misafir öldürücü mesciddeki o misâfire melâmet edenlerin nasîhatı tekrar etmesi586 kelime
- 60Misafirin onlara cevâb vermesi ve mesel getirmesi ve sırtında Sultân Mahmûd'un davulunu çaldıkları bir deveyi tarla bekçisinin tarladan def sesiyle def' etmesi4.859 kelime
- 61Mü'minin kaçmasının ve onun ıztırâb ile belâda sabırsızlığırın temsîli ve nohut ve diğer havâyicin tencere kaynayışında kararsızlığı ve dışarıya sıçramak için üstüne koşması3.466 kelime
- 62Ev hanımının nohuda özür söylemesi ve ev hanımının nohudu kaynama içinde tutmasının hikmeti1.026 kelime
- 63O misafir öldürücü mescidin, misafiri kıssasının bakıyyesi ve onun sebâtı ve sıdkı749 kelime
- 64Kāsır fehimlerin kötü hayal düşünmesinin zikri1.144 kelime
- 65"Muhakkak Kur'ân'ın zahrı ve batnı vardır ve onun batnının yedi batna kadar batnı vardır" hadîsinin tefsîri1.987 kelime
- 66“Yâ cibâlü evvibî maahû ve't-tayre” âyet-i kerîmesinin tefsîri1.201 kelime
- 67Seyislerin ıslığı sebebiyle at yavrusunun su içmekten ürkmesi hakkında darb-ı mesel1.371 kelime
- 68O misafirin ve misafir öldürücü mescidin zikri kıssasının bakıyyesi1.185 kelime
- 69Gece yarısı misafirin kulağına bir tılsımın sadâsı erişmesi1.856 kelime
- 70O âşıkın Sadr-ı Cihân ile mülākātı6.246 kelime
- 71Peygamber (a.s.)ın esîrlere bakması ve tebessüm etmesi ve: "Bir kavimden taaccübe dûçâr oldum ki, zincirler ile ve bukağılar ile cennete çekilirler" buyurması3.316 kelime
- 72Peygamber (a.s.)ın mesrûr olması üzerine onların ta'nından âgâh olması588 kelime
- 73Esîrlerin zamîrlerini Resûl (a.s.)ın anlaması1.599 kelime
- 74در بیان آنکه طاغی در عین قاهری مقهورست و در عین منصوری مأسور3.131 kelime
- 75O âşık-ı Buhârî'nin Sadr-ı Cihân'ın huzûruna erişmesi529 kelime
- 76Sivrisineğin Süleyman (a.s.)ın huzûrunda rüzgârdan insaf istemesi1.279 kelime
- 77Süleyman (a.s.)ın mutazallim olan sivrisineğe hasmın hüküm dîvânına ihzârıyle emr etmesi1.002 kelime
- 78Bî-hûş olan âşığı tekrâr akla gelmek için ma'şûkun okşaması2.553 kelime
- 79Bî-hûş olan âşığın tekrar kendine gelmesi ve onun senâ ile teveccühü ve âşıkın şükrü3.937 kelime
- 80Bir hicr içinde ve çok imtihana mensûb o âşığın hikâyesi1.672 kelime
- 81Âşığın ma'şûku bulması ve onun beyânındadır ki, isteyici, bulucu olur. "Ve kim ki zerre ağırlığında hayır işlerse onun mukābilini görür"2.300 kelime