
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 6
Ahmed Avni Konuk
Ahmed Avni Konuk'un Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin Mesnevî-i Şerîf'ine yazdığı tercüme ve şerh. Yayına hazırlayanlar: Dr. Selçuk Eraydın, Prof. Dr. Mustafa Tahralı (Kitabevi Yayınları).
Anahtar Kelimeler
Sıkça Sorulan Sorular
Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî Şerhi nedir?⌄
Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî Şerhi, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin altı ciltlik Mesnevî-i Şerîf adlı tasavvuf eserine yazdığı kapsamlı bir açıklamadır. Bu şerh, Mesnevî'nin Kur'ân'ın özü ve Pehlevî dilinde Kur'ân olarak nitelendirilen derin hakikatlerini, tasavvufî makamları ve menzilleri açıklayarak sâliklere ma'rifet kanatlarıyla âlem-i illiyyine uçma imkânı sunars.1619. Konuk'un şerhi, Mesnevî'nin hikâyelerle öğretme yöntemini, Hak'tan ayrılığın niyazını ve fenâ fillâh mertebesine ulaşma yollarını detaylandırır. Eser, günümüzde Mustafa Tahralı gibi akademisyenlerin gayretleriyle gün yüzüne çıkarılmış ve tasavvuf araştırmalarına önemli katkılar sağlamıştır.
Kaynaklar: Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 6 — s. 1619
›Ayrıntı
Ahmed Avni Konuk, modern dönemde yaşamış önemli bir Mesnevî şarihidir (Ahmed Avni Konuk, Wiki). Onun şerhi, Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inin tasavvufî derinliklerini ve hikmetlerini açıklama amacı taşır. Mesnevî, 6 cilt ve yaklaşık 25 bin beyitten oluşan, hikâyeler, kıssalar, mîrâcî tasvirler, tasavvufî tâ'vîller, ahlâkî öğütler ve bâtınî hakikat açılımlar içeren bir eserdirK1. Konuk'un şerhi, bu zengin içeriği, özellikle "Hakk'ın gayrinden inkıta' makâmlarından, 'fenâ fillâh' mertebesine ve derece derece Hakk'a vüsül mertebesine kadar, her bir makâmın ve menzilin şerhi ve ta'rifi" ile ele alırs.1619. Bu sayede, gönül sahibi sâliklerin Mesnevî'den istifade ederek ma'rifet kanatlarıyla yukarıya ve âlem-i illiyyine uçmalarına rehberlik eder. Mesnevî'nin "Bişnev ez ney çün hikâyet mîkuned, ez cüdâyîhâ şikâyet mîkuned" (dinle neyi nasıl hikâye ediyor, ayrılıklardan nasıl şikâyet ediyor) dizesiyle başlayan girişi, insan ruhunun Hak'tan ayrılığının niyazını ifade ederK1. Konuk'un şerhi, bu ayrılık temasını ve sâlikin Hak'ka vuslat yolculuğunu açıklayan önemli bir kaynaktır. Mesnevî'nin hakikatleri ve incelikleri, Konuk'un şerhi sayesinde daha geniş kitlelere ulaşmış, hatta Avrupa'da bile ilgi görmüştürs.2106. Mustafa Tahralı gibi modern dönem araştırmacıları, Ahmed Avni Konuk'un şerhinin gün yüzüne çıkmasına vesile olarak tasavvuf ilmine büyük katkı sağlamışlardır (Mustafa Tahralı, Wiki).
Kaynaklar: K1, s. 68 · Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 6 — s. 1619, 2106
Eserde geçen 'fenâ fi'ş-şeyh' makamı ne demektir?⌄
Fenâ fi'ş-şeyh, tasavvuf yolcusunun kendi tedbirini bırakıp, Hakk'ın halifesi olan kâmil mürşidin tedbir ve iradesinde fani olması hâlidir. Bu makam, sâlikin kendi benliğini ve izafî varlığını unutup, şeyhin iradesinde yok olmasıyla yeni bir âlem ve taze bir baht bulmasını ifade eders.565-566. Fenâ fillâh'a giden yolda bir merhale olup, sâlikin kendi vehmedilmiş varlığını Hak'taki hakiki varlıkta fani kılmasının başlangıcıdırs.567.
Kaynaklar: Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 6 — s. 565, 566, 567
›Ayrıntı
Fenâ fi'ş-şeyh, tasavvufî sülûkun önemli duraklarından biridir. Bu makamda sâlik, kendi iradesini ve tedbirini terk ederek, Hakk'ın yeryüzündeki temsilcisi olan insân-ı kâmilin (mürşidin) iradesine teslim olurs.565. Bu teslimiyet, sâlikin kendi benlik iddia ve vehimlerinden arınarak, şeyhin manevi rehberliğinde yok olması anlamına gelir. Bu yok oluş, sâlike taze bir baht ve yeni bir âlem açars.566. Fenâ fi'ş-şeyh, fenâ makamlarının ilk basamaklarından biri olarak kabul edilir. Zira fenâ, sâlikin kendi nefsinin sıfat ve vasıflarının Hak'ın sıfatları karşısında perdesizleşmesi, kendi vücut iddiasından soyunmasıdırK1. Fenâ fi'ş-şeyh makamında sâlik, şeyhin iradesinde fani olmaktan öteye geçerek, kendi vehmedilmiş izafî varlığını Hak'taki hakiki varlıkta fani kılmaya ve kendi benliğini unutmaya başlars.567. Bu durum, sâlikin kendi fiillerinin müstakil olmadığını, fâilin Hak olduğunu idrak ettiği fenâ-yı ef'âlK1 mertebesine doğru bir geçişi ifade eder. Nihayetinde bu makam, sâlikin fenâ fillâh'a ulaşmasında bir köprü vazifesi görür; zira fenâ fillâh, sâlikin kendi vücut iddiasından soyunup Hak'la kaim olduğu hâlin adıdırK1.
Kaynaklar: Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 6 — s. 565, 566, 567 · K1, s. 2, 90
'Fenâfillah' makamı 'fenâ fi'ş-şeyh' makamından nasıl farklıdır?⌄
Fenâfillâh makamı, sâlikin kendi vücud iddiasından soyunup varlığın yalnızca Hakk'a ait olduğunu idrak ettiği, tasavvuf sülûkunun zirve makamı ikenK1, fenâ fi'ş-şeyh makamı sâlikin kendi tedbirini unutup, Hakk'ın halifesi olan insân-ı kâmilin (şeyhin) tedbir ve iradesinde fâni olmasıdırs.565. Fenâfillâh, fenâ-yı ef'âl, fenâ-yı sıfât ve fenâ-yı zât silsilesinin tepe noktası olupK1, sâlikin kendi benliğini unutup Hak'taki hakiki varlıkta fâni olmasıyla gerçekleşirs.567. Fenâ fi'ş-şeyh ise fenâfillâha ulaşmada bir basamak olarak, sâlike "taze baht ve yeni bir âlem" bulduran bir hâldirs.566.
Kaynaklar: K1, s. 90 · Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 6 — s. 565, 566, 567
›Ayrıntı
Fenâfillâh, tasavvufî sülûkun en üst kademesi olup, sâlikin kendi varlığını Hakk'ın varlığında yok etmesi, yani "Allah'ta yok olma" hâlidirK1. Bu makamda sâlik, yeryüzündeki her şeyin fânî olduğunu, yalnızca Rabb'inin vechinin bâkî kaldığını idrak ederK1. Fenâfillâh, fenâ-yı ef'âl (fiillerin Hakk'a ait olduğunu idrak), fenâ-yı sıfât (sıfatların Hakk'ın sıfatlarının zılleri olduğunu müşâhede) ve fenâ-yı zât (kendi zâtının müstakil bir varlık olmadığını, varlığın Hakk'tan ibaret olduğunu hak'el-yakîn ile bilme) mertebelerinin en sonuncusudurK1. Bu hâlde olan âşıklar, mana âleminde yerleşik olup, tek renkli, tek hâlli ve tek nefis olurlar; aralarında bir farklılık kalmazs.528.
Fenâ fi'ş-şeyh ise, bir Hakk yolcusunun kendi tedbirini bırakıp, Hakk'ın halifesi olan insân-ı kâmilin (şeyhin) tedbir ve iradesine teslim olarak onda fâni olmasıdırs.565. Bu makam, sâlike "taze baht ve yeni bir âlem" buldururs.566. Fenâ fi'ş-şeyh, fenâfillâh makamına ulaşmada bir ara durak, bir basamak niteliğindedir. Sâlik, şeyhin iradesinde fâni olmaktan ilerleyerek, kendi vehmedilmiş izafî varlığını Hak'taki hakiki varlıkta fâni kılar ve kendi benliğini unutur; bu da fenâfillâh hâlidirs.567. Dolayısıyla fenâ fi'ş-şeyh, fenâfillâha giden yolda bir arınma ve teslimiyet makamı iken, fenâfillâh nihai yok oluş ve Hakk'ta bâkî kalış makamıdır.
Kaynaklar: K1, s. 2, 90 · Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 6 — s. 528, 565, 566, 567
Eserdeki Sunkur'un hikâyesi ne anlatıyor?⌄
Verilen kaynaklarda Sunkur'un hikâyesine dair doğrudan bir anlatım bulunmamaktadır. Kaynaklar, genel olarak akıl, ruh ve eser kavramları üzerine yoğunlaşmakta, bu kavramların tasavvufî sülûktaki yerini ve Hak Teâlâ'nın yaratıcılığını açıklamaktadır. Bu bağlamda, akıl ve ruhun eserleri arasındaki fark, sâlikin başlangıçtaki yanılgıları ve Hak'tan gelen eserlerin üstünlüğü gibi konular işlenmektedir. Ancak Sunkur adında belirli bir şahsın hikâyesi veya onunla ilgili bir olay anlatılmamıştır.
›Ayrıntı
Kaynaklar, aklın ruhun eserini ruhun kendisi zannetmesi yanılgısına dikkat çekmektedir. Bu durum, bir Hakk yolcusunun sülûkunun başlangıcında, ruhun eserinden ibaret olan "bir ekmek parçası mesabesinde" bir şeye kanaat etmesine yol açars.994. Oysa ruhun eseri ve nuru, ruhun kendisinden, tıpkı güneşin yeryüzüne yansıyan nurunun güneş diskinden çok uzak olması gibi, uzaktırs.993. Akıl, ruhun tasarruflarını ve nurlarını tam olarak idrak edemez; onda eksik bir idrak görülürs.993, 976.
Tasavvufî anlayışta, cismin, ruhun ve bedensel hıltların (safra, kan, balgam, sevda) eserleri görünüşte bunlardan ortaya çıksa da, hakikatte bu eserlerin Yaratıcısı Cenâb-ı Hakk'tırs.976, 981, 1516. Ancak "kabuk ve zahir ehli", bu eserlerin sebepleri olan cisim ve ruhu veya dört hıltı görür, asıl Yaratıcı'yı idrak edemezs.976, 981, 1516.
Kulun eseri ile Hakk'ın eseri arasında da bir ayrım yapılır. Kulun eseri "gevşek ve zayıf" iken, Hakk'ın eseri "güçlü ve sağlam"dır. Peygamberler (a.s.) Hakk'ın eseri olarak kabul edilir, çünkü peygamberlik kesbî değil, vehbîdir (Allah vergisidir). İnsan-ı kâmil terbiyesiyle "nefs-i mutmainne" makamına gelenler ise "kulun eseri" olarak görülür ve peygamberlerin kuvvetine sahip değildirlers.1515, 1516. Bu bağlamda, kaynaklarda Sunkur'a atfedilen özel bir hikâye veya olay bulunmamaktadır.
Kaynaklar: Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 6 — s. 976, 981, 993, 994, 1515, 1516
Mevlânâ'nın 'Yine gel, ne olursan ol yine gel' sözü bu eserde nasıl açıklanıyor?⌄
Mevlânâ'nın "Yine gel, ne olursan ol yine gel" sözü, tasavvufta ilâhî davetin ve ümitsizliğe düşmeme ilkesinin bir ifadesi olarak açıklanır. Bu beyit, ister kâfir, ister Mecûsî, ister putperest olsun, her ne hâlde bulunursa bulunsun, tövbesini yüz kere bozmuş dahi olsa, Hakk yolcusunun dergâha davet edildiğini vurgular. Bu davet, ya doğrudan Cenâb-ı Hakk'tan kullara yönelik bir hitap ya da kutbiyyet makamındaki kâmil bir insanın sâliklere çağrısı olarak yorumlanırs.2121-2122. Bu söz, tasavvufun kapsayıcı ve rahmet merkezli anlayışını yansıtır.
Kaynaklar: Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 6 — s. 2121, 2122
›Ayrıntı
Mevlânâ'nın bu meşhur daveti, tasavvufî irfan geleneğinde önemli bir yer tutar. Beyit, "Yine gel, yine gel! Her ne isen yine gel! Eğer kâfir ve Mecusi ve putperest isen, yine gel! Bu bizim dergâhımız, ümitsizlik dergâhı değildir; eğer yüz kere tövbeni bozdun ise tekrar gel!" şeklindedirs.2121. Bu sözün temelinde, Allah'ın rahmetinin genişliği ve kullarına olan daveti yatar. Tasavvufta, kalbin hastalıklarından biri olan riyânın (gösteriş) aksine, bu davet ihlâs ve samimiyete yöneliktir; zira riyâ, niyetin Hak'tan halka kaymasıdırK1. Mevlânâ'nın bu çağrısı, kişinin geçmişteki günahlarına veya inançlarına bakılmaksızın, Hakk'a yönelme kapısının her zaman açık olduğunu ifade eder. Bu, aynı zamanda bir insân-ı kâmilin, yani kutbiyyet makamında bulunan bir mürşidin, Hakk yolcularını sülûk etmeye, yani manevi yolculuğa daveti olarak da anlaşılabilirs.2122. Bu davet, sâlikin nefs-i levvâme'nin salınımlarını aşıp ilhamın açılmaya başladığı nefs-i mülhime mertebesine ulaşmasına bir teşvik niteliğindedir. Davetin kapsayıcılığı, Allah'ın "Kün Feyekün" (Ol! O da olur) emrinin tecellisi gibi, her şeyi kuşatan ilâhî iradenin bir yansımasıdırK1. Bu bağlamda, "gel" çağrısı, ilâhî bir cezbe (Allah'ın kulunu kendine çekmesi) olarak da yorumlanabilir; tıpkı "Kul teâlev" (Gelin!) hitabının cana iyi gelmesi gibis.1469. Bu davet, ümitsizliğe düşmek yerine, her defasında tövbe kapısına yönelmenin ve Hakk'a dönüşün önemini vurgular.
Kaynaklar: Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 6 — s. 1469, 2121, 2122 · K1, s. 3, 34
Bu Mesnevî şerhi sadece tasavvufla ilgilenenler için mi?⌄
Mesnevî-i Şerîf şerhi, sadece tasavvufla ilgilenenlere mahsus bir eser olmayıp, hakikat arayışında olan geniş bir kitleye hitap etmektedir. Eser, tasavvufî makamların ve menzillerin şerhini içermese des.1619, Kur'ân'ın hakikatlerini ve inceliklerini açıklayan bir kaynak olarak kabul edilirs.1666. Nitekim Mesnevî-i Şerîf, 851 seneden beri elden ele dolaşmakta, Hindistan'da otuzdan fazla şerhi bulunmakta ve Avrupa'da da âşıkları günden güne artmaktadır; hatta İngiliz, Fransız, Alman ve Amerikalı mütefekkirler ve müsteşrikler tarafından zevk ve şevkle okunmaktadırs.2109. Bu durum, eserin sadece belirli bir zümreye değil, farklı mezheplerden mütefekkirlerin de kıymetle tuttuğu evrensel bir değere sahip olduğunu göstermektedir.
Kaynaklar: Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 6 — s. 1619, 1666, 2109
›Ayrıntı
Mesnevî-i Şerîf'in şerhi, tasavvufî bir metin olmasının ötesinde, Kur'ân'ın hakikatlerini ve inceliklerini açıklayan bir eser olarak görülmektedirs.1666. Bu özelliği sayesinde, sadece tasavvuf yolunun sâlikleri için değil, genel olarak hakikat arayışında olan herkes için bir rehber niteliği taşır. Eserin, "Hakk'ın gayrinden inkıta' makâmlarından, 'fenâ fillâh' mertebesine ve derece derece Hakk'a vüsül mertebesine kadar, her bir makâmın ve menzilin şerhi ve ta'rifi yoktur ki, bir gönül sâhibi olan sâlik o Mesnevi'den istifâde edip, ma'rifet kanatları ile yukarıya ve âlem-i illiyyine uçsun!" ifadesis.1619, eserin doğrudan tasavvufî makamların detaylı bir el kitabı olmadığını, ancak gönül sahiplerine ma'rifet kanatları açabilecek bir derinliğe sahip olduğunu ima eder.
Mesnevî-i Şerîf'in geniş kitlelere hitap ettiğinin bir diğer göstergesi, zaman ve coğrafya fark etmeksizin gördüğü ilgidir. Eser, 851 seneden beri elden ele dolaşmakta ve Hindistan'da otuzdan fazla şerhi basılmış durumdadırs.1666, s.2109. Ayrıca, Avrupa'da da âşıkları günden güne artmakta, İngiliz, Fransız, Alman ve Amerikalı mütefekkirler ve müsteşrikler tarafından zevk ve şevkle okunmaktadırs.2109. Hatta İngiltere'de 111. cildine kadar tercüme ve basımı yapılmıştırs.2109. Bu durum, Mesnevî-i Şerîf'in farklı mezheplerden mütefekkirlerin dahi kıymetle tuttuğu, evrensel bir hikmet kaynağı olduğunu ortaya koymaktadır. Türkiye'de bazı kişilerin Mesnevî'yi hikâye kitabı olarak görmesine karşıns.1667, eserin dünya genelindeki etkisi ve kabulü, onun sadece tasavvuf ehli için değil, genel anlamda insanlığın manevi ve fikri gelişimine katkı sağlayan bir eser olduğunu teyit etmektedir.
Kaynaklar: Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 6 — s. 1619, 1666, 1667, 2109
Ahmed Avni Konuk kimdir?⌄
Ahmed Avni Konuk, modern dönemde yaşamış önemli bir tasavvuf âlimi ve müfessirdir. Özellikle Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin Mesnevî-i Şerîf adlı eserine yazdığı şerh ile tanınır. Bu şerh, onun tasavvufî derinliğini ve ilmî yetkinliğini ortaya koyar. Konuk, Mesnevî-i Şerîf Şerhi'ni 19 Teşrin-i evvel 1932 (6 Cemâzi'l-âhire 1351) tarihinde tamamlamıştırs.2123. Eserlerinde aşkın ilâhî bir cezbe olduğunu ve aklın sınırları dışında kaldığını vurgulamıştırs.1221-1224.
Kaynaklar: Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 6 — s. 1221, 1224, 2123
›Ayrıntı
Ahmed Avni Konuk, tasavvuf geleneğinde önemli bir yere sahip olan Fusûsu'l-Hikem ve Mesnevî şarihi olarak bilinir (Ahmed Avni Konuk, Wiki). Onun eserleri, özellikle Mesnevî-i Şerîf Şerhi, tasavvufî metinlerin anlaşılmasına büyük katkı sağlamıştır. Konuk, şerhinde "fakir şârih" ifadesini kullanarak tevazuunu göstermiştirs.2123. Şerhinde, Mesnevî'deki hikâyelerin devamını arayan okuyuculara dördüncü cildi işaret etmiştirs.2123. Konuk'a göre aşk, ilâhî cezbeden bir hâldir ve kalpte dert olarak tezahür eder. Bu sebeple aşkın hâlleri, aklın sınırları dışındadır. O, İmâm-ı A'zam Ebû Hanife, İmâm-ı Şâfiî, İmâm-ı Ahmed Hanbel ve İmâm-ı Mâlik gibi büyük imamların akılları kemâl derecesinde olmasına rağmen aşktan ders vermemelerini bu duruma bağlars.1221-1224. Ayrıca, nefsin aldatıcı gücüne dikkat çekerek, onun ölümü önemsiz gösterebilecek kadar sihirbaz olduğunu belirtirs.1436. Konuk'un şerhleri, Mustafa Tahralı gibi modern dönem araştırmacılarının çalışmalarıyla gün yüzüne çıkmıştır (Mustafa Tahralı, Wiki).
Kaynaklar: Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 6 — s. 1221, 1224, 1436, 2123