
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Mübârek Geceler kitabı ne anlatıyor?⌄
"Mübârek Geceler" kitabı, tasavvufî bir bakış açısıyla mübarek gecelerin (Regaib, Mevlûd, Berat, Mir’ac, Kadir) sâlikin mânevî seyrindeki mertebeleri ve yaşantıları olduğunu anlatır. Bu geceler, sadece ümmet-i Muhammed'e has kemâlâtı ifade eder ve sâlikin nefsaniyetinden kurtularak kendi gerçek varlığını idrak etme sürecini temsil eder1. Kitap, bu gecelerin zahirî takvimsel sıralamasının ötesinde, mânevî bir silsile oluşturduğunu ve Kadir Gecesi'ne ulaşmanın diğer gecelerin idrak edilmesiyle mümkün olduğunu vurgular1. Özellikle Mir’ac Gecesi'nde kulun Rabb'ine yükselmesiyle, Kadir Gecesi'nde Rabbin kula ulaşması arasındaki farkı ortaya koyarak, bu gecelerin sâlikin kalbine Kur'an hakikatlerinin nazil olmaya başladığı zamanlar olduğunu açıklar1.
›Ayrıntı
"Mübârek Geceler" kitabı, mübarek geceleri takvimsel birer olaydan ziyade, sâlikin mânevî yolculuğundaki duraklar ve mertebeler olarak ele alır1. Bu geceler, Regaib, Mevlûd, Berat, Mir’ac ve Kadir geceleri şeklinde bir silsile oluşturur ve sâlikin bu sırayla mânevî tekâmülünü ifade eder1. Kitap, bu gecelerin derinliğini ve genişliğini kişinin kendi içinde bulması gerektiğini belirtir1.
Sâlikin seyr-i sülûkundaki bu sıralama şu şekildedir: Önce Regaib Gecesi'ni yaşar, ardından Mevlûd Gecesi'nde mânevî doğumunu gerçekleştirir, sonra Berat Gecesi'nde beratını alır, daha sonra Mir’acını yapar ve nihayet Kadir Gecesi'ne ulaşır1. Bu silsile, Kadir Gecesi'nin sadece Müslümanlara has bir lütuf olduğunu ve diğer milletlerin bu mertebeye ulaşamadığını gösterir1.
Kitap, Mir’ac Gecesi ile Kadir Gecesi arasındaki temel farkı şöyle açıklar: Mir’ac Gecesi'nde kul Rabb'ine yükselirken, Kadir Gecesi'nde Rab kuluna ulaşır1. Mir’ac Gecesi olmadan Kadir Gecesi'nin idrak edilemeyeceği vurgulanır1. Kadir Gecesi, sâlikin kendi gerçek varlığını idrak ettiği, nefsaniyetinden kurtulduktan sonra Hak'ın gönlüne tecelli etmeye ve ilham yoluyla Kur'an'ını indirmeye başladığı gecedir1. Bu, yeni bir Kur'an'ın inmesi değil, mevcut ayetlerin hakikatlerinin sâlike yakınlık olarak açılması ve daha önce okuyup geçtiği yerlerdeki derin ifadeleri görmesidir1. Kitap, Kur'an'ın Levh-i Mahfuz'dan dünya semasına indirilmesinin Berat Gecesi ile ilgili olduğunu belirtir1. Kadir Gecesi'ni idrak etmek için bu mânevî silsileyi yaşamak gerektiği ve tek bir geceye güvenmenin yeterli olmadığı ifade edilir1.
- Kaynaklar
- 1.Mübârek Geceler — s. 5, 7, 30, 44, 94, 95, 99, 106, 111, 116
Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?⌄
Necdet Ardıç, Uşşâkî tarikatına mensup, günümüzün önemli mürşidlerinden biri olarak kabul edilen ve "Terzibaba" lakabıyla tanınan bir tasavvuf büyüğüdür. Tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna şahsiyetlerdendir. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmıştır1. Kendisi, 1981 yılından itibaren sohbetler vermiş ve bu sohbetler "Mübârek Geceler" gibi eserlerde derlenmiştir2.
›Ayrıntı
Necdet Ardıç, tasavvufî çevrelerde "Terzibaba" olarak bilinen ve Uşşâkî tarikatının günümüzdeki önemli mürşidleri arasında yer alan bir zattır1. Onun irfan geleneğini modern döneme aktarmadaki rolü, tasavvufî öğretilerin geniş kitlelere ulaşmasında etkili olmuştur. Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserine yazdığı şerh gibi çalışmaları, onun tasavvufî derinliğini ve ilmî yetkinliğini göstermektedir1.
Necdet Ardıç'ın sohbetleri, tasavvufî bilginin aktarımında önemli bir yer tutar. Kaynaklarda, 27 Ekim 1981 tarihinden itibaren çeşitli sohbetler verdiği belirtilmektedir2. Bu sohbetlerin bazıları 1986, 1987, 1991, 1997 ve 1998 yıllarına aittir ve Tekirdağ'da gerçekleştirilmiştir2. Bu sohbetler, "Mübârek Geceler" gibi derlemelerde özetlenerek günümüze ulaşmıştır. Ayrıca, Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müellifler, Necdet Ardıç'ın riyasetindeki tasavvuf serisi içinde tefsirler yazmışlardır; bu da onun ekolünün devamlılığını ve etkisini göstermektedir3. Necdet Ardıç, kendi ifadesiyle, "Rab'bından ayrı değildir" ve kıymetinin bilinmesi gerektiğini vurgulamıştır2.
- Kaynaklar
- 1.Vikipedi: Necdet Ardıç
- 2.Mübârek Geceler — s. 2, 8, 47, 117, 143
- 3.Vikipedi: Abdürrezzak Tek, Terzi Oğlu Cem Cemâlî
Kitapta bahsedilen "ikinci doğum" nedir?⌄
Tasavvufî anlamda "ikinci doğum", sâlikin Esma âlemi rahminden idrake kavuşması, yani Hakikat âleminden haberdar olmasıdır. Bu doğum, kişinin beden olarak dünyaya gelmesinden (birinci doğum) farklı olarak, şuurun Esma âleminde doğuşunu ifade eder ve gerçek dünyaya ve âlemler düzeyinde var olan gerçek yaşantıya geçişi sağlar1. İkinci doğum, kişinin kendini bulmasını, geniş ve kuşatıcı bir düşünceye ulaşmasını temin ederken1, esas İslamiyet'in de bununla başladığı belirtilir1. Bu doğum gerçekleşmezse, kişi ne kadar ilim sahibi olursa olsun gaflet içinde kalır1.
›Ayrıntı
"İkinci doğum" kavramı, tasavvufî sülûkun temel taşlarından biridir ve sâlikin mânevî uyanışını ve idrakini ifade eder. Birinci doğum, insanın ana rahminden bedenen dünyaya gelmesidir; ancak bu doğumla kişi Hakikat âleminden haberdar olamaz, hayal âleminde yaşamaya devam eder1. İkinci doğum ise, şuurun Esma âlemi rahminde doğuşunu beklediği ve gereklilikler yerine getirildiğinde gerçekleşen bir mânevî hadisedir1. Bu doğum, kişiye fevkalade bir düşünce genişliği kazandırır ve "veled-i kalb" olarak adlandırılan, sonsuzluğa kanat açabilecek ikinci varlığın ortaya çıkışını sağlar1.
Dinî hükümlerin zahiri ve bâtını olduğu gibi, bu doğumun da bir zahiri ve bâtını vardır1. Hz. Muhammed'in (s.a.v.) bedensel doğumunu sadece zahirî olarak anlamak yeterli değildir; onun doğumu bizlere bir örnektir ve bu doğuşun bizdeki yönünü anlamaya çalışmak, bilginin yarım kalmaması ve doğumun özüne inilmesi için elzemdir1. "Hakikati Muhammedi"nin birimsel olarak bizlerdeki doğuşunu gerçekleştirmek için, Hz. Muhammed'in doğuşunu öğrenip meydana gelen olayları inceleyerek kendi varlığımıza uyarlamaya çalışmak gerekir1. Bu mânevî doğum, kişinin "kendinde var zannettiği benliğinden kurtulması" olan ikinci berat ile de ilişkilidir; bu beratı gerçekleştiren kişi "kendini bulan bir insan" olur1. Regaib gecesi gibi mübarek zamanlar, bu ikinci doğumun gerçekleşmesi için birer mahal ve imkân sunar1.
- Kaynaklar
- 1.Mübârek Geceler — s. 6, 15, 21, 27, 32
Mi'rac hadisesinin tasavvufî yorumu nasıl anlatılıyor?⌄
Mi'rac hadisesi tasavvufta, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Allah'a ulaşma yolculuğunun ve kurbiyet mertebelerinin en yüce tezahürü olarak yorumlanır. Bu hadise, sadece fiziksel bir seyahat değil, aynı zamanda sâlikin kendi özüne, hakikatine ve nihayetinde Hakk'a ulaşma yolculuğunun sembolik bir anlatımıdır1. Tasavvuf ehli, Mi'rac'ı mecazi ifadelerle anlatılan hakikatlere kanat açma vesilesi olarak görür ve bu yolculuğu her mertebede kendi yaşamı içinde idrak etmeye çalışır1. Özellikle "Kâb-ı Kavseyn" mertebesi, Hz. Peygamber'in Mi'rac'ta ulaştığı ilahî yakınlığın zirvesini ifade eder (Kâb-ı Kavseyn). Cebrail (a.s.)'ın bu yolculuktaki rehberliği ise saf aklın ve akl-ı küllün timsali olarak yorumlanır1.
›Ayrıntı
Mi'rac hadisesi, tasavvufî irfanda üç temel katmanda ele alınır. Birinci katman, hadisenin zâhirî ve tarihî boyutudur. Bu, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya ve oradan da göklere yaptığı fiziksel seyahati ifade eder1. Kur'ân-ı Kerîm'de İsra Suresi'nin 1. ayeti bu yolculuğun birinci bölümünü, Necm Suresi'nin 1-18. ayetleri ise ikinci bölümünü anlatır1. Bu zâhirî anlatım, inkârcılara bir cevap niteliği taşır ve hadisenin vuku bulduğunu gösterir1.
İkinci katman, Mi'rac'ın bâtınî ve sembolik yorumudur. Tasavvuf ehli, Mi'rac hadisesini sadece fiziksel bir olay olarak değil, aynı zamanda sâlikin kendi iç âleminde gerçekleştirdiği mânevî bir yükseliş olarak anlar1. Bu yolculuk, insanoğlunun ezeli arzusu olan Rabb'ına ulaşma duygusunun kemale ermiş bir tatbiki olarak görülür1. Cebrail (a.s.)'ın Hz. Peygamber'e (s.a.v.) bu yolculukta eşlik etmesi, insandaki saf aklın ve akl-ı küllün bir timsali olarak yorumlanır; bu da ihsan mertebesinde Hakk'ı görmenin kapısını aralar1. İrfan ehli, mecazları köprü yaparak bu hakikatlere kanat açar1.
Üçüncü katman, Mi'rac'ın mârifetullah ve kurbiyet mertebeleriyle olan ilişkisidir. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Mi'rac'ta ulaştığı "Kâb-ı Kavseyn" mertebesi, Allah'a en yakın olma halini ifade eder (Kâb-ı Kavseyn). Bu, zât mertebesi itibarıyla idrak edilmesi gereken bir haldir1. Mi'rac, sâlike Hakk'a ulaşan yolu bildirmiş olur ve her peygamberin kendi mertebesi itibarıyla bu yolda birer menzil katettiği, nihayetinde "Hakikat-i Muhammedi"nin zuhuru olan Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Mi'rac'ı ile kemale erdiği vurgulanır1. Bu, sâlikin kendi gayreti nispetinde anlamaya ve tatbik etmeye çalıştığı bir mânevî yolculuktur1.
- Kaynaklar
- 1.Mübârek Geceler — s. 12, 47, 54, 60, 61, 74, 78, 79
Kadir Gecesi'nin diğer gecelerden farkı nedir?⌄
Kadir Gecesi, Kur'an-ı Kerim'in dünya semasına indirildiği, bin aydan daha hayırlı kabul edilen ve diğer mübarek gecelerden farklı olarak, sâlikin seyr-i sülûkunda Regaib, Mevlûd, Berat ve Mi'rac gecelerini idrak ettikten sonra ulaştığı kemâl mertebesini ifade eden özel bir gecedir1. Bu gece, kulun Rabb'ine yükseldiği Mi'rac'ın aksine, Hakk'ın kuluna ulaştığı bir tecellî gecesi olup1, sadece Müslümanlara has bir lütuftur1. Kadir Gecesi'nin Ramazan ayının 27. gecesi olarak kabul görmesiyle birlikte, her gecenin Kadir Gecesi'ne dönüştürülebileceği de belirtilmiştir1.
›Ayrıntı
Kadir Gecesi'nin diğer gecelerden temel farkı, Kur'an-ı Kerim'in dünya semasına indirildiği gece olmasıdır1. Bu durum, Kadir Suresi'nde "Muhakkak ki biz, o Kur'an'ı Kadir Gecesi içinde indirdik" ayetiyle açıkça belirtilmiştir1. Bu gecenin bin aydan daha hayırlı olduğu da yine aynı surede ifade edilmektedir1. Tasavvufî açıdan bakıldığında, Kadir Gecesi, sâlikin mânevî yolculuğunda ulaştığı bir kemâl noktasıdır. Sâlik, bu geceye ulaşmadan önce Regaib, Mevlûd, Berat ve Mi'rac gecelerini idrak etmelidir1. Mi'rac gecesinde kul Rabb'ine yükselirken, Kadir Gecesi'nde Rab kuluna ulaşır; bu, Mi'rac gecesi olmadan Kadir Gecesi'nin idrak edilemeyeceği anlamına gelir1. Diğer milletlerin Kadir Gecesi gibi bir gecesi yoktur, çünkü onlar bu mânevî mertebeye ulaşamamışlardır1. Kadir Gecesi'nde melekler ve Cebrail, Rablerinin izniyle yeryüzüne inerek tebeddülat (değişiklikler) yaparlar1. Bu durum, sâlikin kendi beden mülkünde de benzer değişikliklerin ve mânevî kazançların sağlanması gerektiğini gösterir1. Ramazan ayının 27. gecesi olarak kabul görmesi yaygın olsa da, her gecenin Kadir Gecesi'ne dönüştürülmesinin mümkün olduğu da belirtilmiştir1. Bu, insanları sıradanlıktan kurtarıp, düşünce ve duyguda derinleşerek hakikatlerine ulaşmaya teşvik eden bir hikmettir1.
- Kaynaklar
- 1.Mübârek Geceler — s. 9, 94, 95, 102, 106, 108
Kitapta geçen "kendine sefer etmek" ne anlama geliyor?⌄
Tasavvufta "kendine sefer etmek", sâlikin dış âlemden (âfâk) iç âlemine (enfüs) yönelerek nefsini tezkiye etmesi, hakiki benliğini idrak etmesi ve bu yolla Hakk'a ulaşma çabasıdır. Bu, bir gecede değil, seyr-i sülûk ile uzun bir sürede gerçekleşen manevî bir yolculuktur1. Sâlik, bu seferde beşerî kimliğini terk ederek hakiki kimliğini zuhura çıkarır1. "Kendine sefer" aynı zamanda "Lâ'dan dahi geçmek" ve "Hakikat-i İllâ'dır bu" ifadeleriyle de ilişkilendirilir; bu, Hakk'a ulaşmak için benlikten ve mâsivâdan arınma sürecini ifade eder1.
›Ayrıntı
"Kendine sefer etmek" kavramı, tasavvufî sülûkun temel taşlarından biridir ve sâlikin manevî gelişimini ifade eder. Bu sefer, dış dünyadaki gözlemlerden (seyr-i âfâkî) ziyade, kişinin kendi iç dünyasına yönelmesini (seyr-i enfüsî) içerir2. Mübârek Geceler kitabında bu durum, "Çün kendine seferdir, bu, Durmak yeri değildir, bu" ifadeleriyle vurgulanır1.
Bu manevî yolculuk, kişinin nefsinden beraat etmesi ve hakiki benliğini idrak etmesiyle başlar1. Sâlik, bu süreçte beşerî kimliğini terk eder ve hakiki kimliğini ortaya çıkarır; bu, kaybettiğinden çok daha fazlasını zuhura çıkarmak anlamına gelir1. Mirac hadisesi de bu "kendine sefer"in bir örneği olarak sunulur; bir gecede değil, seyr-i sülûk ile oldukça uzun bir sürede meydana gelen bir yükseliş olarak açıklanır1.
"Kendine sefer" aynı zamanda "Lâ'dan dahi geçmektir, bu, Hakikat-i İllâ'dır, bu" ifadeleriyle de açıklanır1. Bu, kişinin Allah'tan gayrı her şeyi (lâ) terk ederek yalnızca Allah'a (illâ) yönelmesini, yani tevhidin hakikatine ulaşmasını ifade eder. Bu yolculukta sâlik, "mülkten melekûta urûc" eder ve mârifet kademelerinde ilerler2. Nihayetinde bu sefer, kişinin "Akl-ı küll"e yönelerek atıl kapasitesini arttırması ve daha geniş ufuklara ulaşması gayesini taşır1.
- Kaynaklar
- 1.Mübârek Geceler — s. 1, 41, 52, 56, 83
- 2.K1, s. 265
Ramazan ve Kurban Bayramları'nın hikmeti nasıl açıklanıyor?⌄
Ramazan ve Kurban Bayramları, tasavvufta sâlikin Hak'a yaklaşma yolculuğundaki farklı mertebeleri ve tecellîleri temsil eder. Ramazan Bayramı, Cemâl tecellîsinin zuhur ettiği, sâlikin kendi bulunduğu yerde mânevî mi'râclarını gerçekleştirdiği bir dönemi ifade eder1. Bu bayramda kişi, Hak'tan gelen hakikatleri idrak eder. Kurban Bayramı ise Celâl tecellîsinin zuhur ettiği, kişinin nefsini kurban etmesi gereken bir mertebedir1. Bu bayram, sâlikin Ramazan'da elde ettiği hakikatlerin şükrânesi olarak Kâbe'yi ziyaret etmesi ve haccını tamamlamasıyla (seyr-i sülûkunu bitirmesiyle) kulluk vazifesinin gerçek oluşumunu simgeler1. Kurban, lugatte 'yaklaştıran' anlamına gelir ve tasavvufta kalbin Hak için kesilen bir nefs olduğu mertebenin adıdır; asıl kurban, takvâ ile kalbin teslim edilmesidir (Kurban, K1-13).
›Ayrıntı
Ramazan Bayramı, tasavvufî idrakte Cemâl tecellîsi ile ilişkilendirilir. Bu dönemde sâlik, kendi bulunduğu yerde mânevî mi'râclarını yaşar ve Hak'tan gelen hakikatleri idrak eder1. Cemâl tecellîsi, Allah'ın güzellik, lütuf ve rahmet sıfatlarının zuhur etmesidir. Bu bayram, sâlikin içsel bir arınma ve yükseliş sürecinin neticesidir.
Kurban Bayramı ise Celâl tecellîsinin zuhur ettiği bir zaman dilimidir1. Celâl tecellîsi, Allah'ın azamet, kudret ve heybet sıfatlarının tecellî etmesidir. Bu bayramda sâlikin nefsini kurban etmesi gerekmektedir1. Kurban, lugatte 'yaklaştıran' anlamına gelir ve tasavvufta sâlikin Hak'a yaklaşmasının simgesi, kalbin Hak için kesilen bir nefs olduğu mertebenin adıdır (Kurban, K1-13). Asıl kurban, hayvan kesmekten ziyade, takvâ ile kalbin teslim edilmesidir (Kurban, K1-13). Bu mertebeye ulaşmak için kişinin kendi kendine uygulaması mümkün değildir; daha evvelce bu yollardan geçmiş bir rehberin irşadına ihtiyaç vardır1. Kurban Bayramı, Ramazan'da elde edilen hakikatlerin şükrânesi olarak Kâbe'yi ziyaret etme ve haccı tamamlama (seyr-i sülûku bitirme) ile kulluk vazifesinin gerçek oluşumunu simgeler1. Bu, sâlikin kendi vücud iddiasını Hak'a kurban etmesi, yani fenâ fillâh hâlinin somut bir tezahürüdür (Kurban, K1-13). Hz. İbrâhîm ve İsmâîl kıssası, kurbanın bu derin anlamını, rızâ ile teslimiyetin ve nefs kurbanının menşeini teşkil eder (Kurban, K1-13).
- Kaynaklar
- 1.Mübârek Geceler — s. 123, 134
Bu kitap tasavvufa yeni başlayanlar için uygun mu?⌄
Necdet Ardıç'ın "Mübârek Geceler" adlı eseri, tasavvufa yeni başlayanlar için doğrudan uygun değildir. Kitap, tasavvufî kavramları derinlemesine ele alarak, "Hazarat-ı Hamse" (beş ilahi mertebe: Efal Alemi, Esma Alemi, Sıfat Alemi, Zat Alemi, İnsan-ı Kamil) gibi karmaşık konuları işler1. Ayrıca, Kur'an'ın farklı mertebelerdeki inişini (Ümmül Kitap'tan Levh-i Mahfuz'a, oradan Beytü'l-Ma'mur'a ve Beytü'l-Haram'a) ve "Ha Mim" gibi özel ifadelerin Berat hakikatiyle ilişkisini açıklarken, bu idrakin "aklı cüz" ile değil, "aklı kül" ile mümkün olduğunu belirtir1. Bu durum, eserin tasavvufî terminolojiye ve derin idrak seviyesine aşina olmayı gerektirdiğini gösterir. Kitapta geçen "veled-i kalb" ve "ikinci doğuş" gibi kavramlar da1 başlangıç seviyesindeki bir okuyucu için anlaşılması güç olabilir.
›Ayrıntı
Necdet Ardıç'ın "Mübârek Geceler" adlı eseri, tasavvufî derinlik ve terminoloji açısından başlangıç seviyesindeki okuyucular için zorlayıcı olabilir. Kitap, tasavvufun temel kavramlarından olan "Hazarat-ı Hamse"yi, yani beş ilahi mertebeyi (Efal Alemi, Esma Alemi, Sıfat Alemi, Zat Alemi, İnsan-ı Kamil) ele alır1. Bu mertebelerin her biri, tasavvufî sülûkun farklı aşamalarını ve varoluşun katmanlarını ifade eder ki, bu tür bir sınıflandırma tasavvufa yeni başlayanlar için karmaşık gelebilir.
Eser, Kur'an'ın inişini de farklı mertebeler üzerinden açıklar. Örneğin, Kur'an'ın Zat mertebesinde "Ümmül Kitap"ta bulunduğunu, oradan Sıfat mertebesindeki "Levh-i Mahfuz"a, Berat gecesinde "Beytü'l-Ma'mur"a ve Kadir gecesinde "Beytü'l-Haram"a indirildiğini belirtir1. Bu tür açıklamalar, tasavvufî kozmoloji ve vahiy anlayışına dair ön bilgi gerektirir. Ayrıca, "Ha Mim" gibi Kur'anî ifadelerin Berat hakikatini idrak eden ve nefsaniyetinden arınmış "açık kitap" durumuyla ilişkilendirilmesi1, metnin genel değil, özel bir idrak seviyesine hitap ettiğini gösterir. Kitapta, bu tür derin idraklerin "aklı cüz" ile değil, "aklı kül" ile mümkün olduğu vurgulanır1, bu da eserin felsefî ve irfanî birikim gerektirdiğini ortaya koyar.
"Veled-i kalb" ve "ikinci doğuş" gibi kavramlar da eserde yer alır1. Bu kavramlar, sâlikin mânevî tekâmülünü ve hakiki âlemlere geçişini ifade eder ve tasavvufî yolculuğun ileri aşamalarına işaret eder. Dolayısıyla, bu kitabın içeriği, tasavvufî terminolojiye ve derin mânevî idrak seviyelerine aşina olmayan bir okuyucu için anlaşılması güç olabilir ve tasavvufa giriş için uygun bir başlangıç noktası teşkil etmez.
- Kaynaklar
- 1.Mübârek Geceler — s. 7, 15, 40, 43, 77