İçeriğe atla
Muhammed Sûresi kapak gorseli

Muhammed Sûresi

205 sayfa~308 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

tefsirdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Kur'an-ı KerimMuhammed Sûresi (Sûre)Tefsir İlmiİslami İlimlerAyetHadisSünnetVahiyİslam HukukuAkaidSiyerDijital Kütüphane

Sıkça Sorulan Sorular

Terzi Baba'nın Muhammed Sûresi tefsiri nedir?

Terzi Baba'nın "Muhammed Sûresi" tefsiri, Kur'ân-ı Kerîm'in 47. sûresi olan Muhammed Sûresi'nin zâhirî mânâlarının ötesinde, iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâlarına odaklanan bir çalışmadır. Bu tefsir, Terzi Baba'nın feyiz pınarından gönlüne akan ilhâmlarla kaleme alınmış olup, âyetlerin hem zâhirî hem de bâtınî veçhelerini bir bütün olarak ele almayı amaçlar1. Çalışmanın temel gayesi, sûrenin zâhir ve bâtın nûrundan bu dünyada iken istifade etme imkânını sunmaktır1. Bu tefsir, Terzi Baba'nın "Kur'ân-ı Kerîm'de yolculuk" adlı sohbet ve kitap serisinin bir parçasıdır ve Necdet Ardıç tarafından "İ'şari Te'vil ve Tefsiri" olarak sunulmuştur1.

Ayrıntı

Terzi Baba'nın Muhammed Sûresi tefsiri, geleneksel tefsirlerden farklı bir yaklaşımla, âyetlerin bâtınî ve irfânî boyutlarını ön plana çıkarır. Eser, "Memur mâzûrdur" düstûruyla üstlenilmiş bir vazife olarak, Terzi Baba'nın gönlüne akan ilhâmlarla şekillenmiştir1. Bu tefsirde, âyetlerin zâhirî tefsirleri zaten mevcut olduğu için, çalışmanın ana eksenini âyetlerin iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâları oluşturmaktadır1. Örneğin, "Kalplerinde maraz-ı nifâk olanlar; Allah Teâlâ onların buğz ve adâvetlerini dışarıya çıkarmaz mı zannettiler. Ve eğer biz istesek, onları sana gösteririz" (Muhammed, 47/29-30) âyet-i kerîmesinin tefsirinde, sözlerin mânâsından kişilerin tanınabileceği vurgulanır1.

Bu tefsir, Terzi Baba'nın geniş eser külliyatının bir parçasıdır ve "Kur'ân-ı Kerîm'de yolculuk" serisi içinde yer alır1. Eserin girişinde, Cenâb-ı Hakk'ın idrak vermesiyle okuyucuların bu kitaptan en geniş şekilde faydalanması temenni edilir1. Tefsir, Necdet Ardıç tarafından "İ'şari Te'vil ve Tefsiri" olarak sunulmuş olup, "Gönülden Esintiler" serisinin bir parçasıdır1. Bu bağlamda, Muhammed Sûresi'nin 2. âyeti olan "amenû bimâ nuzzilealâ muhammedin ve huve-lhakku min rabbihim" (Muhammed'e, inananların Rablerinden bir hakikat olarak indirilene) gibi âyetler, Terzi Baba'nın irfânî bakış açısıyla yorumlanmaktadır1. Eser, aynı zamanda Elmalılı Hamdi Yazır Tefsiri gibi zâhirî tefsirlerle de ilişkilendirilmekle birlikte, kendi özgün bâtınî yorumunu sunar1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Muhammed Sûresi — s. 1, 2, 58, 136, 205, 211
İş'ârî tefsir ne demektir?

İş'ârî tefsir, Kur'an âyetlerinin zâhirî anlamlarının ötesinde, bâtınî, derûnî ve enfüsî mânâlarını keşfetmeyi hedefleyen bir tefsir yöntemidir. Bu yaklaşım, âyetlerin sadece lafzî karşılıklarıyla sınırlı kalmayıp, sâlikin mânevî yolculuğuna ve Hak ile olan ilişkisine dair işaretler barındırdığı inancına dayanır. Necdet Ardıç'ın eserlerinde vurgulandığı gibi, zâhirî tefsirlerin çokça mevcut olması sebebiyle, iş'ârî tefsir âyetlerin içsel ve derin anlamlarına odaklanır1. Bu tefsir türü, âlimin bilgiye dayalı yorumundan ziyade, ârifin müşâhede ve mârifet yoluyla ulaştığı idrâki esas alır ve klasik tefsirlerde bulunmayan izahlar sunabilir1.

Ayrıntı

İş'ârî tefsir, Kur'an âyetlerinin zâhirî anlamlarının yanı sıra, sâlikin mânevî hâllerine ve Hakikat'e dair işaretler taşıdığını kabul eden bir tefsir metodudur. Bu tefsirde amaç, âyetlerin lafzî ve yüzeysel anlamlarının ötesine geçerek, onların kalbe ve ruha hitap eden derin mânâlarını ortaya çıkarmaktır1. Necdet Ardıç, bu tür tefsirlerin, mevcut zâhirî tefsirlerden farklı olarak, âyetlerin iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâlarına odaklandığını belirtir1. Bu yaklaşım, Kur'an'ın her kelimesinin ve harfinin bir hikmet taşıdığı, ancak bu hikmetin her zaman açıkça ifade edilmediği düşüncesine dayanır.

İş'ârî tefsir, âlimin bilgiye dayalı yorumundan farklı olarak, ârifin mârifet ve müşâhede yoluyla elde ettiği idrâki esas alır. Âlim bilgi sahibiyken, ârif mârifet sahibidir; bilgi öğrenilirken, mârifet müşâhede ile gelir2. Bu nedenle iş'ârî tefsirde, âyetlerin anlamları, sâlikin mânevî tecrübeleri ve hâlleri üzerinden yorumlanır. Örneğin, "Cevâmi'u'l-kelim" ifadesinin tefsirlerde genellikle güzel konuşma mânâsına geldiği belirtilirken, iş'ârî tefsirde "kelimelere câmi" şeklinde daha derin bir anlam yüklenerek, kelimelerin ötesindeki hakikatlere işaret ettiği vurgulanır1.

Bu tefsir türü, sâlikin sülûk yolculuğunda karşılaştığı hâlleri ve mârifet mertebelerini âyetlerle ilişkilendirir. Bir kavramın sâlikteki işleyişi niyet, fiil, hâl ve mârifet boyutlarında tezahür eder3. İş'ârî tefsir, âyetlerin bu dört eksende nasıl bir mânevî işleyişe sahip olduğunu açıklama gayretindedir. İsmail Hakkı Bursevî'nin Rûhu'l-Beyân tefsiri gibi eserler, iş'ârî tefsirin klasik örneklerindendir. Bu tefsirler, Kur'an'ın sadece bir hukuk kitabı veya tarih anlatısı olmadığını, aynı zamanda mânevî bir rehber olduğunu ve her âyetinin sâlike bir yol gösterdiğini ortaya koyar. Ehli zâhirin bazen dikkate almadığı bölümlerin bile1, iş'ârî tefsirde geniş bir bakış açısıyla ele alınarak derin anlamlar içerdiği gösterilir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Muhammed Sûresi — s. 2, 9, 28
  3. 2.K1, s. 110
  4. 3.K2
Muhammed Sûresi'nde genel olarak ne anlatılır?

Muhammed Sûresi'nde genel olarak, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) zâhirî ve bâtınî hakikatleri, yani Hakikat-i Muhammediyye kavramı etrafında bir tasavvufî idrâk sunulur. Sûre, Hz. Muhammed'in sadece bir peygamber olmanın ötesinde, yaratılışın ilk sebebi ve ilâhî nûrun ilk tecellîsi olan Hakikat-i Muhammediyye'nin taşıyıcısı olduğunu vurgular1. Bu hakikat, âlemlerin a'yân-ı sâbiteleri olarak kabul edilir ve her bir varlığın bu küllî hakikatin bir parçası olduğu belirtilir1. Ayrıca, sûre, Hz. Muhammed'in mucizeleri, isimleri ve peygamberliğinin evrensel boyutları gibi konuları da ele alarak, onun risâletinin ve şerîatının önemini açıklar1.

Ayrıntı

Muhammed Sûresi, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) zâhirî ve bâtınî veçhelerini, yani onun peygamberlik misyonunu ve Hakikat-i Muhammediyye'yi bir bütün olarak ele alır. Bu sûre, Hz. Muhammed'i sadece bir şerîat koyucu olarak değil, aynı zamanda yaratılışın temelindeki ilâhî nûr ve ilk tecellî olarak konumlandırır1.

Sûre, Hakikat-i Muhammediyye'yi "bütün âlemlerin a'yân-ı sâbiteleri" olarak tanımlar. Bu, her bir varlığın, tıpkı bir narın taneleri gibi, bu küllî hakikatin bir parçası olduğunu ifade eder. Bu idrâk, tevhide ulaşmanın ve varlıkların bir bütün olduğunu anlamanın bir yolu olarak sunulur1.

Hz. Muhammed'in (s.a.v.) en büyük mucizesinin Kur'ân olduğu belirtilir ve Kur'ân'daki "Muhammed" kelimesinin geçtiği ayetlerin sayısal değerleri üzerinden Hakikat-i Muhammediyye'nin derinliklerine işaret edilir1. Ayrıca, Hz. Muhammed'in yedi ismi ("tâ-hâ", "yâsîn", "ahmed", "mahmud", "muhammed", "müzzemmil", "müddesir") ve bu isimlerin "Hakikat-i Muhammedi" ünvanını taşıdığı vurgulanır1.

Sûre, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) risâletinin evrensel boyutunu "Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik" ayetiyle açıklar. Bu rahmetin, Hz. Muhammed'in mübârek gönlünden diğer insanlara sirâyet etmesiyle, o kişilerin de âlemlere rahmet olabileceği ifade edilir. Bu durum, gönüllerde "Hakikat-i Muhammedi" nûrunun, zâhirde ise "Şeriat-ı Muhammedi" şerefinin taşınmasıyla gerçekleşir1.

Son olarak, sûre, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) gelmeseydi kıyametin dahi kopmayacağını, dünyanın onunla başlayıp onunla biteceğini belirterek, onun varlığının ve risâletinin kozmik önemini vurgular1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Muhammed Sûresi — s. 13, 19, 24, 47, 50, 177
Muhammed Sûresi 2. ayetinin tefsiri nedir?

Muhammed Sûresi'nin 2. ayeti, "amenû bimâ nuzzilealâ muhammedin ve huve-lhakku min rabbihim" şeklinde olup, iman edenlerin Rablerinden bir hakikat olarak Muhammed'e indirilene inandıklarını ifade eder. Bu ayet, Muhammed Sûresi'nin temel konularından biri olan cihad ve münafıkların durumu bağlamında, Hz. Muhammed'in getirdiği yolun hakikat olduğunu vurgular. Ayet, aynı zamanda Hakikat-i Muhammediyye'nin âlemlere yayılmasının ve gönüllerde yer bulmasının önemine işaret eder; zira "Ahhh...med" kelimesi, Ahad'ın muhabbetinin Hakikat-i Muhammediyye aracılığıyla yayılmasını simgeler1.

Ayrıntı

Muhammed Sûresi, Medine döneminde inmiş 38 ayetli bir sûredir ve adını ikinci ayette geçen Peygamber Efendimizin adından almıştır1. Sûre, "Kıtâl sûresi" olarak da bilinir ve temel konusu cihad olmak üzere savaş, esirler, ganimetler ve münafıkların durumunu ele alır1. İkinci ayet, iman edenlerin Hz. Muhammed'e indirilenin Rablerinden bir hakikat olduğuna inandıklarını belirtir1. Bu, Hz. Muhammed'in getirdiği yolun doğruluğunu ve Allah'tan geldiğini tasdik etmektir. Nitekim Yusuf Sûresi'ndeki "De ki işte benim yolum budur. Basiretli olduğum halde Allah'a davet ederim" (Yusuf, 12/108) ayeti de bu hakikati destekler; Allah yolundan sapmak, Hz. Muhammed'in getirdiği doğru yoldan yüz çevirmek demektir1. Ayet, aynı zamanda Hakikat-i Muhammediyye'nin gönüllerde gelişmesini sağlayacak faaliyetlere geçilmesiyle "Muhammedin Resulullah" sırrının açılacağı bir mekan olarak Medine Mescidi'nin yapılmasına da işaret eder1. Bu bağlamda, "Ahhh...med" kelimesi, Ahad'ın muhabbetinin tüm âlemlere Hakikat-i Muhammediyye aracılığıyla yayılmasını ve döşenmesini ifade eder1. "Med" hecesine "Ha" eklenerek oluşan "Medh" ise, hamd ve övgü anlamına gelir1. Bu durum, Hz. Muhammed'in Allah katındaki yüce makamını ve O'nun aracılığıyla gelen hakikatin önemini vurgular.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Muhammed Sûresi — s. 8, 12, 53, 58, 92
Terzi Baba Necdet Ardıç kimdir?

Terzi Baba Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmıştır (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Kendisi, "Terzi Baba" mahlasıyla tanınan ve eserlerinde bu ismi kullanan bir müelliftir1. Eserleri arasında Necdet Divanı, Hacc Divanı, Lübb'ül Lübb Özün Özü gibi kitaplar bulunmaktadır1. Ayrıca, tasavvuf serisi kapsamında Gönülden Esintiler adlı eserleri de mevcuttur1.

Ayrıntı

Necdet Ardıç, Uşşâkî tarikatına mensup bir mürşid olarak, tasavvufî bilgiyi ve irfanı çağdaş dünyaya aktarma misyonunu üstlenmiştir (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Eserlerinde ve sohbetlerinde "Terzi Baba" mahlasını kullanması, onun bu alandaki tanınırlığını pekiştirmiştir1. Kendisi, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) adlı eseriyle tasavvuf yolculuğunu ve seyrini detaylandırmıştır1. Bu eser, sâliklerin mânevî gelişimine rehberlik eden önemli bir kaynaktır.

Ardıç'ın ilmî derinliği, İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserine yazdığı şerhlerde de kendini göstermektedir. Özellikle İsmâil a.s. ve İbrahim a.s. fasslarına dair şerhleri, onun tasavvufî metinleri yorumlama yeteneğini ortaya koymaktadır1. Ayrıca, Gönülden Esintiler serisi altında Rahmân Sûresi ve Fetih Sûresi gibi Kur'ân sûrelerine yönelik tasavvufî yorumlar sunmuştur1.

Necdet Ardıç'ın diğer önemli eserleri arasında Necdet Divanı, Hacc Divanı ve Lübb'ül Lübb Özün Özü (Osmanlıca'dan çeviri) gibi çalışmalar yer almaktadır1. Bu eserler, onun tasavvufî şiirlerini, hac deneyimlerini ve tasavvufun özüne dair görüşlerini içermektedir. "Terzi Baba" adıyla yayımlanmış birçok istişare dosyası ve ilâhiler derlemesi de bulunmaktadır1. Kendisi hakkında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü'nde yüksek lisans tezleri hazırlanmıştır1. Bu tezler, onun tasavvuf anlayışını ve özellikle namaz kavramına bakışını akademik düzeyde incelemektedir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Muhammed Sûresi — s. 1, 199, 201, 204, 205, 206, 209, 211
Bu tefsir ayetleri nasıl ele alır?

Verilen kaynaklara göre, tasavvufî tefsirler Kur'an ayetlerini hem zâhirî hem de bâtınî mânâlarıyla bir bütün olarak ele alır; ancak odak noktası ayetlerin iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî anlamlarıdır1. Bu yaklaşım, ayetleri farklı mertebelerle ilişkilendirerek (ef'âl, ulûhiyyet, rububiyet, zât, ahadiyyet gibi) derinlemesine bir idrak sağlamayı hedefler. Özellikle Necdet Ardıç ekolü, ayetlerin sayısal değerlerini dahi tasavvufî şifrelerle yorumlayarak1 ve klasik tefsirlerde bulunmayan izahlar sunarak1 ayetlerin hakikatine ulaşmaya çalışır.

Ayrıntı

Tasavvufî tefsirler, ayetlerin zâhirî anlamlarını göz ardı etmemekle birlikte, asıl gayelerinin ayetlerin içsel, derûnî ve bâtınî mânâlarını keşfetmek olduğunu belirtir1. Bu bağlamda, ayetler farklı ilahî mertebelerle ilişkilendirilir. Örneğin, bazı ayetler ef'âl mertebesinden haber verirken1, bazıları ulûhiyyet mertebesini1, bazıları rububiyet mertebesini1 ve bazıları da zât mertebesini1 anlatır. Bu mertebeler, Hakk'ın farklı tecellî ve zuhur alanlarını ifade eder.

Ayetlerin tefsirinde, Ahadiyyet mertebesi gibi temel tasavvufî kavramlar önemli bir yer tutar. Ahadiyyet, Hakk'ın lâ-taayyün'den sonraki ilk taayyünü olup, sıfat ve esmâdan henüz tafsîl edilmemiş sırf 'tek' olma kademesidir2. Bu mertebe, ulûhiyyet mertebesinden haber veren ayetlerin anlaşılmasında bir anahtar olarak kullanılır1. Ayrıca, Hakîkat-i Ahadiyyet-ül Ahmediyye gibi özel kavramlar da ayetlerin derinlemesine idrakinde kullanılır; bu hakikat, Nûr-ı Muhammedî'nin tüm idrakleri aydınlatmasını sağlar1.

Tasavvufî tefsirlerde, ayetlerin sayısal değerleri dahi tasavvufî şifrelerle yorumlanabilir. Örneğin, Muhammed Sûresi'nin 47. sûre ve 2. ayetinin toplamı olan 47+2=13 sayısının "Hakikat’ül Ahadiyet’ül Ahmediye" ile ilişkilendirilmesi1 veya 47. sûre ve 24. ayetinin toplamı olan 47+24=71'in kendi içinde 7+1=8 olarak Tevhid-i ef'âl ve "Fettah" esmâsıyla açıklanması1 bu yaklaşımın örnekleridir. Bu tür yorumlar, klasik tefsirlerde bulunmayan, "Cevâmi’u’l-kelim"in kelimelere câmi olma mânâsını açan özgün izahlar sunar1. Ayrıca, ayetlerdeki cennet ve cehennem tasvirleri gibi konular da iman ehlinin halleri bağlamında ele alınır1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Muhammed Sûresi — s. 2, 28, 38, 59, 68, 70, 95, 124
  3. 2.K1, s. 220
Eser neden Muhammed isminin hikmetleri üzerinde duruyor?

Eser, Muhammed isminin hikmetleri üzerinde durur çünkü bu isim, Hakikat-i Muhammediyye'nin ve ilahî cemiyetin yeryüzündeki en kâmil zuhuru, tüm âlemlerin varlık sebebi ve Allah isminin mazharıdır. Hz. Muhammed'in (s.a.v.) hakikati, fevkinde yalnızca zât-ı Ahadiyye bulunan ilahî cemiyet makamıyla münferittir ve bu makam, tüm esmâyı câmi olan Allah isminin mazharıdır1. Bu nedenle, Muhammed ismi, sadece bir peygamberin adı olmanın ötesinde, tüm varoluşu kuşatan bir ilahî hakikatin anahtarıdır.

Ayrıntı

Eserin Muhammed isminin hikmetleri üzerinde durmasının temel nedeni, bu ismin Hakikat-i Muhammediyye'nin özünü teşkil etmesidir. Hakikat-i Muhammediyye, yaratılışın ilk sebebi ve ilahî nurun ilk tezahürü olarak kabul edilir2. Bu hakikat, tüm âlemlerin zuhuru ve İnsân-ı Kâmil'in ta kendisidir1. Hz. Muhammed'in (s.a.v.) hakikati, fevkinde yalnızca zât-ı Ahadiyye bulunan ilahî cemiyet makamıyla münferittir ve bu makam, tüm esmâyı câmi olan Allah isminin mazharıdır1. Bu bağlamda, Muhammed ismi, Allah'ın tüm güzel isimlerini (Esmâ'ül Hüsnâ) kendinde toplayan bir ism-i a'zam niteliğindedir13.

Eser, Muhammed isminin farklı vechelerini ve mertebelerini de vurgular. Hz. Peygamber'in dört makamında dört ismi olduğu belirtilir: Peygamberliğinden evvelki "Muhammedü'l-Emîn", peygamberliğinin gelişindeki "Hz. Muhammed", batınî hâli olan "Hakikat-i Muhammedî" ve tüm âlemler düzeyindeki "Hakikat-i Ahadiyyetü'l-Ahmediyye"1. Bu isimler, "Ahad", "Ahmed", "Mahmud", "Hamd", "Mustafa" gibi diğer isimlerle birlikte, irfaniyet sahibi bir kişinin aynı hakikatin farklı tezahürleri olarak idrak edebileceği isimlerdir1. Ayrıca, Kur'ân'daki "Tâ-Hâ" ve "Yâ-Sîn" gibi sûre başlıklarının da Hakikat-i Muhammediyye'nin yedi mertebesinin ifadesi olduğu belirtilir1.

Muhammed ismi, aynı zamanda "rahmeten lilâlemîn" olma vasfını da taşır. Bu, Hakikat-i Muhammediyye'nin tüm âlemlere rahmet olması ve ilahî esmâya da rahmetle yaklaşması anlamına gelir. Bu yüzden, Hz. Peygamber, Nûh (a.s.) gibi "mudil" (saptıran) isminin tamamen kaldırılmasını istemek yerine, ona uyulmamasını tenbih etmiştir; zira "mudil" ismi de bu âlemin cüzlerinden biridir1. Medine'de "Muhammed" isminin tecellisi zahir, "Allah" isminin tecellisi batın olup, her şey "Muhammed" ismini zikreder. Bu durum, Allah'ın Habibine verdiği özel bir hak olarak açıklanır1. Tüm bu hikmetler, eserin Muhammed ismine verdiği önemi ve bu ismin tasavvufî idrakteki merkeziyetini ortaya koymaktadır.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Muhammed Sûresi — s. 3, 4, 6, 14, 17, 47, 80, 93
  3. 2.Vikipedi: Hakikat-i Muhammedi
  4. 3.K1, s. 23
Bu tefsir kimler için daha uygundur?

Bu tefsir, Kur'an ayetlerinin zâhirî anlamlarının ötesinde, içsel, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâlarını idrak etmek isteyen, tasavvufî bir bakış açısına sahip sâlikler için uygundur. Özellikle "Hakîkat-i Muhammediyye"ye ulaşmış kutlu kimseler ve bu halleri yaşayarak müşahede ve vehbî ilimle kavramak isteyenler hedeflenmektedir1. Zira bu tefsir, ayetlerin zâhirî tefsirlerini dikkate alsa da, odak noktasını bâtınî mânâlara yoğunlaştırmaktadır1.

Ayrıntı

Bu tefsir, sıradan okuyucular veya sadece zâhirî anlamlarla yetinenler için değil, daha derin bir idrak arayışında olanlar için kaleme alınmıştır. Eserin müellifi, mevcut zâhirî tefsirlerin çokluğunu göz önünde bulundurarak, çalışmasının ana odağını ayetlerin içsel, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâlarına ayırdığını belirtir1. Bu durum, tefsirin tasavvufî bir perspektifle yazıldığını ve okuyucudan da benzer bir bakış açısı beklediğini gösterir. Özellikle "Hakîkat-i Muhammediyye"ye ulaşmış, yani Hz. Peygamber'in iç âlemini ve mânevî boyutunu idrak etmiş kimseler için bu tefsir geçerlidir1. Bu tür bir idrak, rivayet ve nakil bilgisiyle değil, ancak müşahede ve vehbî ilimle, yani yaşayarak elde edilen bir bilgiyle mümkündür1. Dolayısıyla, bu tefsir, Hak'kı, Resûl'ünü ve kendini gerçek manada tanımak isteyen, merasimlere katılmaktan öteye geçerek mânevî bir derinlik arayan sâliklere hitap eder1. Ayrıca, Peygamberin mânevî varisleri olarak kabul edilen ve belirtilen hususlar dahilinde hareket eden kimseler de bu tefsirin hedef kitlesidir1. Bu tefsir, "kimse, kimse değildir" mertebesinden bakarak, Hakk'ın şuunatından ve zuhuratından başka bir şey olmadığını idrak edenlere yöneliktir1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Muhammed Sûresi — s. 2, 9, 51, 84, 101, 149, 153