
Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27)
Terzibaba - Necdet Ardıç
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
“Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler” kitabı ne anlatıyor?⌄
Necdet Ardıç'ın "Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler" adlı eseri, yazarın farklı zamanlarda ve çeşitli ortamlarda yaptığı spontane irfan sohbetlerinin derlenmiş halidir. Bu kitap, tasavvufî eğitimin temel unsurlarından olan sohbetin, mürşidin müridlere yaptığı manevî yoldaşlık ve hâl aktarımı işlevini vurgularK1. Eser, sohbetin sadece fıkhi veya ahlaki bilgilerden ibaret olmadığını, asıl gayesinin kişinin kendini ve dolayısıyla Rabbini tanımasına vesile olan "ilahi sohbetler" olduğunu belirtirs.139, s.161. Kitap, sohbetin "nakısları eğitmek için" bir araç olduğunu ve Allah'ın kelamının bir sohbet niteliği taşıdığını ifade eders.17.
Kaynaklar: K1, s. 29 · Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler — s. 17, 139, 161
›Ayrıntı
"Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler" kitabı, Necdet Ardıç'ın uzun yıllar boyunca gerçekleştirdiği konulu sohbetlerin, çay molalarında veya sorulan sorular üzerine yapılan konuşmaların yazıya dökülmüş halidirs.1. Bu sohbetler, farklı mahallerde ve değişik kimselere yapıldığı için bazı tekrarlar içerebilir; ancak yazar, bunların tekrar değil, eğitimin gereği olarak farklı mertebelerde aktarılması gereken bilgiler olduğunu belirtirs.2. Kitap, tasavvuftaki sohbet kavramını ele alarak, bunun mürşidin müridine yaptığı manevî yoldaşlık, eğitim ve hâl aktarımı olduğunu vurgularK1. Eserde, sohbetin dînî kimliği şekillendirici etkisi üzerinde durulur ve "kişi dostunun dîni üzeredir" hadisi bu bağlamda zikredilirK1. Kitapta, sohbetin sadece duygusal, ilmi veya fıkhi konuşmalardan ibaret olmadığı, hedefe ulaşmak için "tevhid ilminin hakikat ilminin çok iyi bilinmesi" gerektiğini ifade eden "ilahi sohbetler"in önemi vurgulanırs.148, s.161. Bu ilahi sohbetler, kişinin kendini bilip Rabbini tanımasına ve oradan da Allah'ı tanıtmasına yönelik "farz olan bilgiler" olarak nitelendirilirs.139. Eser, Kur'an-ı Kerim'in baştan sona bir sohbet olduğunu, Allah'ın kelamının kullarıyla hemdem olması anlamına geldiğini belirtirs.17. Ayrıca, "ehl-i irfanın harfsiz sessiz sohbet ettiği" fikrine de değinilir, ancak sesin ve lisanın Cenâb-ı Hakk tarafından insana verilmesinin bir hikmeti olduğu da ifade edilirs.17, s.9. Kitap, sohbetin bitmeyen bir süreç olduğunu, zira Allah'ın kelamının da bitmeyeceğini vurgulars.17.
Kaynaklar: Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler — s. 1, 2, 9, 17, 139, 148, 161 · K1, s. 29
Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?⌄
Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. "Terzibaba" lakabıyla tanınan Ardıç, eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmıştır. Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmış, ayrıca Necdet Divanı ve Hacc Divanı gibi divanlar da kaleme almıştır (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.180, s.185). Tekirdağ'da ikamet eden Necdet Ardıç, tasavvuf serisi içinde birçok eserin yazılmasına riyâset etmiştir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.2).
›Ayrıntı
Necdet Ardıç, "Terzibaba" olarak bilinen, Uşşâkî tarikatına mensup önemli bir mürşiddir. Tasavvufî irfanı çağdaş döneme aktaran bir isim olarak kabul edilir. Eserleri ve sohbetleri aracılığıyla tasavvufun geniş kitlelere ulaşmasına vesile olmuştur (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Kendisi Tekirdağ'da yaşamaktadır ve adresi Ertuğrul Mahallesi Hüseyin Pehlivan Caddesi No: 29/5 Servet Apt. 59 100 Tekirdağ olarak belirtilmiştir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.1).
Necdet Ardıç'ın önemli eserleri arasında İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi bulunmaktadır (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Ayrıca kendi adını taşıyan Necdet Divanı ile Hacc Divanı gibi divanları da mevcuttur. Diğer eserleri arasında Lübb'ül Lübb Özün Özü (Osmanlıca'dan çeviri), Salât- Namaz ve Ezan-ı Muhammedi'de Bazı Hakikatler, İslâm'da Mübarek Geceler, Bayramlar ve Hakikatleri ve İslâm, İmân, İhsân, İkân (Cibril Hadîs'i) sayılabilir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.182).
Necdet Ardıç, tasavvuf serisi içinde birçok eserin yazılmasına riyâset etmiştir. Bu seride Abdürrezzak Tek Sâd, Câsiye ve Vâkı'a sûreleri tefsirlerini yazarken, Terzi Oğlu Cem Cemâlî ise Mü'minûn ve Zümer sûreleri tefsirlerini kaleme almıştır (Abdürrezzak Tek - Wiki, Terzi Oğlu Cem Cemâlî - Wiki). Sohbetlerinde bazen "Necdet Bey" olarak da anılmaktadır (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.20, s.74).
Eserde geçen “nefsinle sabret” tavsiyesi ne demektir?⌄
Kehf Suresi'nde geçen "nefsinle sabret" tavsiyesi, sâlikin kendi nefsiyle mücadele etmesi, onu terbiye etmesi ve Hak Teâlâ'nın veçhini murad edenlerle birlikte olması gerektiğini ifade eden ilahî bir emirdir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.7, 10). Bu sabır, nefsin heva ve heveslerine, nefsanî oyalanmalara karşı durmayı ve vaktini Allah yolunda infak etmeyi gerektirir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.8, 159). Tasavvufî anlamda sabır, sâlikin Hak'tan gelen her şeye şikâyetsiz tahammülü olup, bu tavsiye nefsin emmâre, levvâme ve mülhime gibi farklı mertebelerine karşı bilinçli bir mücadeleyi ve istikameti sürdürmeyi içerir (K1-18, Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.2).
›Ayrıntı
"Nefsinle sabret" ifadesi, Kehf Suresi'nde geçen ve tasavvufî sülûkun önemli bir vechesini oluşturan bir emirdir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.7). Bu emir, sâlikin kendi nefsi üzerinde yoğunlaşarak, onu terbiye etme ve Hak yolunda istikamet üzere kalma çabasını vurgular. Nefisle sabretmek, öncelikle nefsin heva ve heveslerine, dünyevî oyalanmalara karşı durmayı ifade eder (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.8). Nefsin "emmâre", "levvâme" ve "mülhime" gibi farklı mertebeleri göz önüne alındığında, bu sabır her bir mertebede farklı bir mücadeleyi gerektirir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.2). Nefs-i emmâreye karşı, ibadetlerde sebat göstermek ve gaflete düşürecek nefsanî yerlere gitmeye mani olmak bir savunma işleyişdır (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.5, 135).
Bu tavsiye aynı zamanda, "Rablarını sabah akşam çağırarak O'nun veçhini murad eden" kişilerle birlikte olmayı da içerir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.10). Bu birliktelik, sâlikin manevî gelişimini destekleyen bir ortamda bulunmasını ve bu kişilerin sabır ve Hak arayışlarından feyz almasını sağlar. Nefsinle sabretmek, kişinin vaktini Hak yolunda infak etmesi anlamına da gelir; zira nefsin çalışma sahası vakittir ve vaktin Hakk'a verilmesi, nefsin nefsaniyetten temizlenmesine yardımcı olur (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.159, 79). Bu süreçte, nefs ateşi olarak tanımlanan benlik ve nefsaniyetin yanmaya devam ettiği durumlarda, sâlikin bu ateşi söndürmek için gayret göstermesi, yani nefsini terbiye etmesi gerekir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.78). Tasavvufta sabır, sülûk makamlarından biri olup, sâlikin Hak'tan gelen her şeye şikâyetsiz tahammülüdürK1. Bu tavsiye, sâlikin hem dışsal musibetlere hem de içsel nefsanî isteklere karşı sabırla direnmesini ve istikametini korumasını öğütler.
Kaynaklar: K1, s. 18
Kitaptaki “Hadi” ve “Mudil” halleri nedir?⌄
"Hadi" ve "Mudil" halleri, Cenâb-ı Hakk'ın "Hâdî" (doğru yola ileten) ve "Mudil" (saptıran) isimlerinin tecellîleri olup, bu isimlerin beden mülkü ve dünya toprağı üzerinde hâkimiyet kurma mücadelesini ifade eder. Bu haller, ehl-i hal ve gayr-i ehl-i hal olarak ikiye ayrılır; Hâdî isminin zuhurunda olanlar kavgadan kaçınırken, Mudil isminin zuhurunda olanlar kavgayı başlatır ve Hâdî isminde olanlar ancak müdafaa için kavgaya girerler. Bu durum, âlemdeki her ismin bir sahası olduğu ve bu sahaların Allah'ın Zât'ına bağlı olduğu hakikatiyle açıklanır; Mudil isminin sahasına girmek dalalete yol açar (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.40, s.126).
›Ayrıntı
Tasavvufî anlayışta, "Hadi" ve "Mudil" halleri, Cenâb-ı Hakk'ın iki farklı isminin, yani Hâdî ve Mudil isimlerinin zuhurlarıdır (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.40). Bu isimler, âlemde her birinin kendi sahası olan ve Allah'ın Zât'ına bağlı olan tecellîlerdir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.126). Bu iki hal, beden mülkü ve dünya toprağı mülkü üzerinde hâkimiyet kurma mücadelesi içindedirler; her biri "ben sahip olayım" diyerek aralarındaki kavgayı sürdürür (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.40).
Bu haller, insanlarda "ehl-i hal" ve "gayr-i ehl-i hal" olarak tezahür eder. Hâdî isminin zuhurunda olanlar, yani ehl-i hal olanlar, kavga etmek istemezler. Buna karşılık, Mudil isminin zuhurunda olanlar kavgayı başlatır ve kavga çıkarmaya meyillidirler. Hâdî isminde olanlar ise, ancak müdafaa amacıyla kavgaya girerler; karşı tarafa hücum etme veya haklarını gasp etme gibi bir niyetleri yoktur, sadece kendi haklarını korumak için mücadele ederler (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.40). Bu durum, bir kişinin kendi bahçesine düşman geldiğinde onu önlemesinin doğal hakkı olmasına benzetilir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.40). Eğer bir kişi, Hâdî isminin sahasını terk edip Mudil isminin sahasına girerse, bu durum dalalete, yani sapkınlığa yol açar ve bu konuda Allah'ı sorgulamak anlamsızdır (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.126).
“Zalumen cahula” ifadesiyle ne kastediliyor?⌄
"Zalumen cahula" ifadesi, tasavvufî metinlerde insanın kendi hakikatinden gafil oluşunu ve bu gafletten kaynaklanan cehaletini vurgulayan bir tabirdir. Bu ifade, insanın Hakk'ı idrak edememesi ve kendi nefsine zulmetmesi durumunu anlatır. Kaynaklarda bu ifade, "zalim ve cahil" olarak açıklanır (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.103). Bu durum, sâlikin Hak ile olan ilişkisinde bir tür sıkışıklık ve daralma yaşadığı "kabz" hâliyle ilişkilendirilebilir; zira kabz hâlinde sâlik Hak'tan uzaklaşmış gibi hisseder ve bu durum cehaletle birleştiğinde kendi hakikatine karşı bir zulüm hâlini alır. İnsanın bu hâlden kurtulması, kendi içindeki hakikatleri idrak etmesi ve amelini Hak için yapmasıyla mümkündür, aksi takdirde riyâ gibi kalbî hastalıklara düşme riski taşır.
›Ayrıntı
"Zalumen cahula" ifadesi, insanın kendi özündeki hakikatleri idrak edememesi ve bu idrak eksikliğinden kaynaklanan cehaletini ifade eder. Kaynaklarda bu tabir, "zalim ve cahil" olarak doğrudan açıklanmıştır (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.103). Bu cehalet, insanın kendi varoluş gayesini ve Hakk'a karşı sorumluluklarını göz ardı etmesiyle ortaya çıkar. Tasavvufta sâlikin yaşadığı "kabz" hâli, bu "zalim ve cahil" durumla bir paralellik gösterebilir. Kabz, sâlikin kalbinin Hak'tan dolayı sıkıştığı, ibadetlerden zevk alamadığı ve Hak'la mesafenin arttığı hissine kapıldığı bir hâldirK1. Bu hâlde sâlik, kendini yalnız bırakılmış hissedebilir ve vesveselerle boğuşabilir. Bu durum, kendi hakikatinden gafil olan "zalim ve cahil" insanın yaşadığı içsel sıkıntıya benzer.
İnsanın "zalim ve cahil" oluşu, aynı zamanda amellerindeki niyetin Hak'tan sapmasıyla da ilişkilidir. Riyâ, yani gösteriş ve amelin ihlâstan uzaklaşması, niyetin Hak yerine halka yönelmesiyle ortaya çıkan bir kalbî hastalıktırK1. Bu durum, insanın kendi nefsine zulmetmesinin ve hakikatten uzaklaşmasının bir göstergesidir. Zira riyâda kalp, Hak'tan halka dönmüştür ve bu da bir tür cehalet ve zulümdür. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) "Bir kul nasıl yaşarsa öyle ölür, nasıl öldüyse öyle mahşere gelir" hadisi (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.29), insanın yaşamı boyunca sergilediği hâl ve idrak seviyesinin ahiretteki durumunu belirleyeceğine işaret eder. Bu bağlamda, "zalim ve cahil" olarak yaşayan bir kimsenin, kendi hakikatini idrak etme kapısını kapalı tuttuğu ve bu kapıdan girme ihtimalini kaybettiği anlaşılır (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.29). Dolayısıyla, "zalumen cahula" ifadesi, insanın kendi içsel yolculuğunda Hak'tan gafil kalarak kendine zulmetmesini ve bu durumun sonuçlarını vurgular.
Kaynaklar: K1, s. 3, 342
Yakıyn ilimleri ne anlama gelir?⌄
Yakıyn ilimleri, tasavvufta Hakk'a giden yolda sâlikin kendi özüne dönerek hakikati idrak etmesini sağlayan, navigasyon misali yol gösteren ilahî bilgilerdir. Bu ilimler, kişinin dış dünyadan edindiği yüzeysel bilgilerden farklı olarak, özü idrak eden ve ruhaniyete nüfuz eden bir derinliğe sahiptir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.130). Yakînin üç mertebesi olan ilme'l-yakîn, ayne'l-yakîn ve hakke'l-yakîn, bu ilimlerin farklı idrak seviyelerini ifade eder ve sâlikin Hakk'ın Zât'ına ulaşma yolundaki ilerleyişini gösterir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.129, 148). Bu ilimler, ledün ilmine götürücü bir saha olup, çalışılarak elde edilir ve tasavvufun özünü oluşturur (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.125, 128).
›Ayrıntı
Yakıyn ilimleri, tasavvufî sülûkun temelini oluşturan ve sâlikin Hakk'a ulaşmasında rehberlik eden ilahî ilimlerdir. Bu ilimler, kişinin kendi nefsini bilmesi ve hakikatini idrak etmesiyle başlar (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.128). Günümüzdeki navigasyon cihazlarına benzetilen yakıyn ilimleri, sâlike bilmediği bir yolda dahi doğru istikameti gösterir ve Hakk'a yaklaştıracak başka bir ilim sahası bulunmadığı vurgulanır (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.128).
Yakıyn ilimleri, dışarıdan edinilen "bilim"den farklıdır. Bilim, kişinin dışında kalan, yüzeysel ve maddeye dair bilgilerin toplamıyken, yakıyn ilmi kişinin özüne inen, ruhaniyetine nüfuz eden ve onu idrak ettiren bir bilgidir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.130). Bu ilimler, ilahî ilimler olup, kişi kendi kendine bunları bilemez veya bulamaz (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.131).
Yakînin üç mertebesi bulunur:
- İlme'l-yakîn: Bilgi seviyesindeki yakîndir. Sâlik, bir hakikati sözle, mantıkla veya kitaplardan öğrenerek bilirK1. Bu, bilginin henüz kişinin dışında olduğu, ruhaniyete nüfuz etmediği bir aşamadır (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.130). Ateşin varlığını birinden duymak gibidirK1.
- Ayne'l-yakîn: Görme seviyesindeki yakîndir. Sâlik, hakikati müşâhede yoluyla idrak eder; cenneti uzaktan görmek veya ateşi uzaktan görmek gibiK1. Bu aşamada bilgi, yaşantıya doğru ilerlemeye başlar (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.148).
- Hakke'l-yakîn: Yaşama seviyesindeki yakîndir ve yakînin en üst mertebesidirK1. Sâlik, hakikati bizzat yaşayarak, tahkik ederek idrak eder. Ateşe yaklaşıp sıcaklığını hissetmek, hatta ateşle birleşmek gibiK1. Bu mertebede bilen ile bilinen birleşir, sâlik artık "biliyor" veya "görüyor" değil, bizzat o hakikatin kendisi olurK1. Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri yakîni "El yakıyni Hüvel Hakk" (Yakîn Hakk'ın ta kendisidir) şeklinde tarif etmiştir; yani yakîn, Hakk'ın ef'aliyle, esmasıyla, sıfatıyla ve Zât'ıyla bir olmasıdır (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.129).
Yakıyn ilmi, ledün ilmine götürücü bir sahadır ve çalışılarak elde edilir. Ledün ilmi ise Cenâb-ı Hakk'ın lütfettiği, "indi" yani kişinin yanında olan ilimlerdir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.125). "Men arafe nefsehu fakat arefe rabbehu" (Kim nefsini bilirse Rabbini de bilir) hadisi, yakıyn ilminin temelini oluşturur ve kişinin kendi hakikatine dönük bir ilim sahasına geçmesini gerektirir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.128).
Kaynaklar: K1, s. 175, 371
Bu sohbetler kimler için faydalıdır?⌄
Necdet Ardıç'ın "Sohbet Arası Sohbetler" adlı eserindeki sohbetler, özellikle tasavvufî sülûkta ilerlemek isteyen, kendini tanıma ve Hak'ka ulaşma gayesi güden sâlikler için faydalıdır. Bu sohbetler, fıkhi ve ahlaki bilgilerin ötesinde, kişinin kendi hakikatini idrak etmesine ve Rabbini tanımasına yönelik "farz olan ilahi sohbetler" (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.138-139) niteliğindedir. Sıradan konuşmaların veya sadece duygusal zaman geçirmelerin ötesinde, tevhid ve hakikat ilmini derinlemesine anlamak isteyenler için bir eğitim metodu sunar (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.148). Ayrıca, "nakısları eğitmek için" (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.17) olduğu belirtilerek, manevi eksikliklerini gidermek ve kemale ermek isteyen herkese hitap ettiği anlaşılmaktadır.
›Ayrıntı
Necdet Ardıç'ın sohbetleri, tasavvufî eğitimin temel taşlarından biri olan sohbet kavramının farklı mertebelerini ele alır. Bu sohbetler, "sünnet sohbetler" olarak adlandırılan iyi ahlak, anne-babaya hürmet gibi konuların ötesine geçerek, "farz olan sohbetler" kategorisine girer (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.139). Farz olan sohbetler, kişinin "kendi kendisini bilecek, kendini tanıyacak oradan rabbını tanıyacak oradan da Allah’ı tanıyacak yahut tanıtacak bilgilerdir" (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.139). Bu bağlamda, kendini bilme ve Hak'ka ulaşma yolunda ilerlemek isteyen her sâlik için bu sohbetler elzemdir. Sohbetlerin amacı, sadece "duygusal bir zaman geçirilmiş olunması" değil, "hedefe ulaşılması"dır ki bu hedef "tevhid ilminin hakikat ilminin çok iyi bu şekilde bilinmesi" ile mümkündür (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.148). Ayrıca, "sohbet nakısları eğitmek içindir" ifadesi (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.17), manevi olarak eksiklikleri olan, kendini geliştirmek isteyen ve kemale erme arayışında olan herkesin bu sohbetlerden faydalanabileceğini gösterir. Bu sohbetler, şeriat ve tarikat sohbetlerinin ötesine geçerek, "hakikat ve Marifet sohbeti" (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.161) seviyesine ulaşmayı hedefler. Necdet Ardıç'ın bu sohbetleri, farklı zamanlarda ve farklı kişilere yapılmış olsa da, her birinin kendine ait bir özelliği olduğu ve "eğitim gereği başkalarına da aktarılması gereken bilgiler" içerdiği belirtilmiştir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.2). Bu durum, sohbetlerin geniş bir kitleye hitap ettiğini ve manevi yolculukta olan herkes için bir rehber niteliği taşıdığını ortaya koymaktadır.
Kitap neden sohbetlerin ses kayıtlarından oluşuyor?⌄
Necdet Ardıç'ın "Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler" adlı eserleri, yazarın farklı zamanlarda ve farklı kişilere yaptığı sözlü sohbetlerin ses kayıtlarının yazıya dönüştürülmesiyle oluşmuştur. Bu yöntem, sohbetlerin içeriğini kalıcı hale getirme, okuyuculara sunma ve manevi aktarımı geniş kitlelere ulaştırma amacını taşır. Yazar, bu kitapların oluşumunu bir "ekip çalışması" olarak nitelendirir ve ses kayıtlarının bilgisayarda dinlenerek yazıya aktarılmasıyla meydana geldiğini belirtir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.1). Bu sayede, "kalpten kalbe feyiz aktarımı"K1 olan sohbetin, yazılı metin aracılığıyla da idrak edilmesine vesile olunur.
Kaynaklar: K1, s. 29
›Ayrıntı
Kitapların sohbetlerin ses kayıtlarından oluşmasının temelinde, tasavvuftaki sohbet anlayışı ve bilginin aktarım biçimleri yatar. Tasavvufta sohbet, mürşidin müridine yaptığı manevi yoldaşlık ve hâl aktarımıdır; sıradan bir konuşma değil, "kalpten kalbe feyiz aktarımı"dırK1. Bu feyiz aktarımı, "hâl sohbeti" şeklinde sessiz dahi gerçekleşebilirken, aynı zamanda "ses sohbet" olarak da tezahür eder (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.15, s.17). Necdet Ardıç, Cenâb-ı Hakk'ın insana lisanı ve kulağı vermesinin hikmetini, "ses saz olmasaydı ses sohbet olmasaydı bu lisanı Cenab-ı Hakk ne diye versin insana, dili ne diye versin, kulağı ne diye versin" sözleriyle ifade ederek, sesli iletişimin önemine vurgu yapar (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.17).
Yazar, bu sohbetlerin "uzun senelerden beri yapmaya çalıştığımız konulu sohbetlerimiz aralarında, verdiğimiz çay molalarında, ayrıca herhangi bir yerde sorulan sorular üzerine ve daha bir çok vesile ile her hangi bir seyir takib etmeden" kaydedildiğini belirtir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.1). Bu kayıtların daha sonra yazıya dönüştürülmesiyle kitaplar meydana gelmiştir. Bu süreç, "ses dosyalarından Word dosyasına yazıya döndürdüklerimizden özetleyerek kitap haline dönüştürdüğümüz kitaplarımızdandır" ifadesiyle açıklanır (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.21). Kitapların bu şekilde oluşturulması, farklı zamanlarda ve değişik kimselere yapılan sohbetlerdeki "bazı mevzuların tekerrürü" ihtimalini de beraberinde getirir; ancak yazar, her sohbetin "kendine ait özelliği" olduğunu ve aynı mevzuun değişik mertebeleri itibarıyla farklılık arz ettiğini vurgular (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.2). Bu yöntemle, "kayıt olmasaydı böyle bir mübarek kitap neyi okuyacaktık ki" diyerek, yazılı metinlerin manevi bilginin korunması ve yayılmasındaki rolüne işaret eder (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (27), s.7).
Kaynaklar: K1, s. 29