
Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29)
Terzibaba - Necdet Ardıç
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler kitabı ne anlatıyor?⌄
Necdet Ardıç'ın "Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler" adlı eseri, yazarın farklı zamanlarda ve çeşitli kişilere yaptığı, spontane gelişen irfan sohbetlerinin yazıya aktarılmış halidir. Bu kitap, tasavvufî eğitimin temel unsurlarından olan sohbetin, mürşidin müride kalpten kalbe feyiz aktarımı ve hâl eğitimi niteliğini vurgularK1. Eser, Kur'an-ı Kerim'in baştan sona bir sohbet olduğunu, Allah'ın kullarıyla hemdem olmasını ifade ettiğini belirtirs.17. Kitapta yer alan sohbetler, tekrar gibi görünse de, her birinin farklı mertebelerdeki kişilere yönelik olması sebebiyle kendine özgü bir nitelik taşıdığı ve bu sohbetlerin, sâlikin kendini ve Rabbini tanımasına vesile olan farz sohbetler olduğu ifade edilirs.2, s.138.
Kaynaklar: K1, s. 29 · Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler — s. 2, 17, 138
›Ayrıntı
"Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler", Necdet Ardıç'ın tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan sohbetlerinin derlemesidir (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Bu sohbetler, değişik mahallerde ve farklı kimselere yapıldığı için, aynı mevzuların farklı mertebelerdeki aktarımlarını içerir; bu durum, tekrardan ziyade eğitimin bir gereği olarak sunulurs.2. Kitap, tasavvufta sohbetin, mürşidin müridine yaptığı manevî yoldaşlık, eğitim ve hâl aktarımı olduğunu vurgularK1. Kur'an-ı Kerim'in de baştan sona bir sohbet olduğu, Allah'ın kullarıyla kelam sohbeti aracılığıyla hemdem olduğunu belirtirs.17. Eserde, sohbetin sadece fıkhi veya ahlaki bilgilerden ibaret olmadığı, aynı zamanda Hakikat ve Marifet sohbetleri olması gerektiği ifade edilirs.161. Farz olan sohbetler, kişinin kendini bilip Rabbini tanımasına, oradan da Allah'ı tanımasına veya tanıtmasına vesile olan ilahi sohbetlerdirs.138, s.138. Duygusal sohbetler, ilmi veya fıkhi sohbetler, ilahiler ve zikirler gibi faaliyetler güzel olsa da, hedefe ulaşmak için tevhid ilminin ve hakikat ilminin çok iyi bilinmesi gerektiği vurgulanırs.147. Kitap, sohbetin "nakısları eğitmek için" olduğunu, ancak sohbetin Allah'ın kelamı gibi bitmeyeceğini, elli ömür olsa dahi sohbetin devam edeceğini belirtirs.17. Eser, ses kayıtlarından yazıya dönüştürülerek oluşturulmuşturs.22.
Kaynaklar: Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler — s. 2, 17, 22, 138, 147, 161 · K1, s. 29
Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?⌄
Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. Kendisi "Terzibaba" veya "İz-Terzi Baba" lakaplarıyla anılmaktadır (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.2). Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla tanınmıştır (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Tekirdağ'da ikamet eden Necdet Ardıç, tasavvufî eserler kaleme almış ve sohbetler düzenlemiştir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.1, 74).
›Ayrıntı
Necdet Ardıç, Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biri olarak kabul edilir ve tasavvufî irfanı günümüze taşıyan bir isimdir (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Kendisi "Terzibaba" veya "İz-Terzi Baba" olarak da bilinir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.2). Tekirdağ'da ikamet eden Necdet Ardıç'ın adresi Ertuğrul Mahallesi Hüseyin Pehlivan Caddesi No: 29/5 Servet Apt. 59 olarak belirtilmiştir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.1). Ev adresi ise 100 yıl Mahallesi Uğur Mumcu Caddesi Ata Kent Sitesi A Blok Kat 3, D. 13'tür (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.1).
Necdet Ardıç, tasavvufî eserler kaleme almış ve sohbetler düzenlemiştir. Eserleri arasında Necdet Divanı, Hacc Divanı, İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri, Lübb’ül Lübb Özün Özü (Osmanlıca'dan çeviri), Salât- Namaz ve Ezan-ı Muhammedi’de Bazı Hakikatler (İngilizce, İspanyolca), İslâm’da Mübarek Geceler, Bayramlar ve Hakikatleri (Fransızca), İslâm, İmân, İhsân, İkân (Cibril Hadîs’i) ve Tuhfetu’l Uşşâkiyye (Osmanlıca'dan çeviri) bulunmaktadır (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.340, 341). Ayrıca, Terzibaba Necdet Ardıç riyâsetindeki tasavvuf serisi içinde Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müellifler de eserler yazmışlardır (Abdürrezzak Tek - Wiki, Terzi Oğlu Cem Cemâlî - Wiki). Sohbetlerinde "Necdet Bey" olarak da hitap edildiği görülmektedir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.16, 20).
Kitaptaki 'nefsinle sabret' ifadesi ne anlama geliyor?⌄
Kitaptaki "nefsinle sabret" ifadesi, sâlikin kendi süflî yapısı olan nefsine karşı sabır göstermesi, onu terbiye etmesi ve Hak'tan gelen her şeye şikâyetsizce tahammül etmesi anlamına gelir. Bu ifade, özellikle Kehf Suresi 28. ayetindeki "وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُم بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ" (Nefsinle birlikte sabah akşam Rablerine dua edenlerle sabret) kısmına atıfta bulunurs.2, s.6. Tasavvufta nefsin yedi mertebesi olduğu ve nefsin kötülüğü emredici olduğu (Yûsuf 53) göz önüne alındığında, bu sabır, nefsin dünyevî hazlara ve süflî temayüllere karşı direncini kırmayı ve onu tezkiye etmeyi hedeflerK1. Bu, sâlikin kendi iç mücadelesinde gösterdiği bilinçli bir tahammül ve sebat hâlidir.
Kaynaklar: Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler — s. 2, 6 · K1, s. 126
›Ayrıntı
"Nefsinle sabret" ifadesi, tasavvufî sülûkun temel taşlarından biri olan sabır makâmının, özellikle nefs ile olan ilişkisini vurgular. Bu ifade, Kehf Suresi'ndeki "وَاصْبِرْ نَفْسَكَ" (nefsinle sabret) ayetinden alınmıştır ve sâlikin kendi nefsiyle olan mücadelesine işaret eders.2, s.6. Nefs, tasavvufta insanın süflî yapısı, dünyaya ve hazlara yönelen vechesi olarak tanımlanır ve "kötülüğü emredicidir" (Yûsuf 53)K1. Dolayısıyla, nefsinle sabretmek, bu kötülüğü emredici temayüllere karşı durmak, şehvet, kibir ve haset gibi eğilimlere karşı sabır göstermek anlamına gelirK1.
Bu sabır, sâlikin kendi iç dünyasında, yani nefsinde gerçekleşen bir tahammüldür. Ayet-i kerime, "sabah akşam Rablerinin veçhini ananlarla birlikte ol" emriyle birlikte geldiği için, nefsinle sabretmek aynı zamanda Hak'a yönelenlerle beraber olup, nefsin dünyevî çekimlerinden uzaklaşma çabasını da içerirs.2. Bu, sabr-ı ma'siyet türüne girer; yani günahlardan sabretme ve nefsin arzularına karşı koyma hâlidirK1. Tasavvufî açıdan, nefsin yedi mertebesi olduğu ve bu mertebelerin tezkiye edilmesi gerektiği göz önüne alındığında, "nefsinle sabret" emri, nefsin emmâre mertebesinden başlayarak mutmainne mertebesine ulaşana kadar süren bir terbiye sürecini ifade ederK1. Bu süreçte sâlik, kendi içindeki "veled-i nefsi" doyurup büyütmek yerine, "veled-i kalbi" güçlendirmeye çalışırs.43. Bu, bilinçli bir sabır olan sabr-ı sahv hâlidir; sâlik "sabretmem gerek" der ve sabrederK1.
Kaynaklar: Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler — s. 2, 6, 43 · K1, s. 18, 126
İnsan-ı Kâmil kavramının hakikati nedir?⌄
İnsan-ı Kâmil, tasavvufta kemâlâtın zirvesini temsil eden, bütün ilâhî isim ve sıfatları bünyesinde en mükemmel şekilde toplayan varlıktır. Bu kavram, Hakikat-i Muhammediye'nin zuhur mahalli olan Hz. Muhammed'i (s.a.v.) işaret eder ve O'nun tekil bir varlık olarak bu mertebeyi taşıdığını vurgular (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.281, 282). Abdulkerim Cili'nin eseri de bu mertebeleri detaylıca açıklar. İnsan-ı Kâmil, Allah'ın "cami" isminin, yani bütün ilâhî esmâyı kendinde toplayan isminin yeryüzündeki en kemalli tecellîsidir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.282).
›Ayrıntı
İnsan-ı Kâmil kavramı, tasavvufî düşüncede özel bir yere sahiptir ve "kâmil insan" ifadesinden farklı bir anlam taşır. "İnsan-ı Kâmil" denildiğinde, bütün kemâlâtı bünyesinde toplayan, ilâhî hilâfetin tüm özelliklerini taşıyan tek bir varlık kastedilir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.282). Bu varlık, Hakikat-i Muhammediye'nin nokta zuhur mahalli olan Hz. Muhammed'dir (s.a.v.) ve kıyamete kadar da tek kalacaktır (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.281). Diğer büyük velîler ve sâlikler ise "kâmil insanlar" olarak adlandırılır; onlar belirli sahalarda kemâle ermişlerdir ancak "Kâmil-i Külliye" manasında değildirler (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.283, 286).
İnsan-ı Kâmil, Hazerât-ı Hamse'nin beşinci ve son basamağı olup, ilâhî seyrin tamamlandığı mertebedir (İnsan-ı Kamil (Wiki)). O, Allah'ın Zatî tecellîsini karşılayan, Nur Suresi 35. ayetinde anlatılan hakikatle de ilişkilendirilen bir merkezdir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.103). Kâbe'nin ortasındaki İnsan-ı Kâmil, Hakikat-i Muhammediye'nin iz düşümü ve merkezidir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.291). Bu mertebe, Rahman Suresi'nde "er-Rahmânu alleme'l-Kur'ân, halaka'l-insân" ayetinde işaret edilen, insanın zuhura çıktığı yerdir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.286). İnsan-ı Kâmil, aynı zamanda "Habibullah" olan yerdir; Hakikat-i Ahadiyyet-ül Ahmediye'nin Vahidiyet mertebesine kopyalandığında oluşan Hakikat-i Muhammediye ve Hakikat-i İnsaniye'dir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.298). Hz. Muhammed (s.a.v.)'in "bana bakan Hakk'ı görür" sözü, O'nun hakikatinde Hakk'ın ta kendisinin bulunduğunu gösterir; O, Cenâb-ı Hakk'ın ahsen-i takvîm üzere halk edilmiş en kemalli libasıdır (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.330).
Kitapta geçen 'Hâdî' ve 'Mudîl' isimleri neyi ifade eder?⌄
Hâdî ve Mudîl isimleri, Cenâb-ı Hakk'ın âlemdeki tecellîlerinin iki zıt veçhesini ifade eder. Hâdî ismi, kullarını doğru yola ileten, hidâyet veren anlamına gelirken; Mudîl ismi, dalâlete düşüren, saptıran mânâsına gelir. Bu iki isim, Âdem (a.s.) ve oğullarıyla başlayan, ehl-i hal ve gayr-i ehl-i hal arasındaki mücadelenin temelini oluşturur ve Kur'ân-ı Kerim'de anlatılan kıssaların (Âd kavmi, Lût kavmi, Nemrut-İbrâhim, Mûsâ-Firavun) her an yaşanmakta olan hakikatlerini yansıtır (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.34, 40). Bu isimler, Allah'ın Zât'ına bağlı olup (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.125), insanın cüz'î iradesiyle hangi ismin sahasına gireceğini seçme sorumluluğunu ortaya koyar.
›Ayrıntı
Hâdî ve Mudîl isimleri, tasavvufî anlayışta Allah'ın esmâ-i hüsnâsının âlemdeki işleyişini gösterir. Her ismin bu âlemde bir tecellî sahası vardır; Mudîl isminin de, Hâdî isminin de yaşayacak bir alanı mevcuttur (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.125). Bu durum, Âdem (a.s.)'dan itibaren süregelen, ehl-i hal ile gayr-i ehl-i hal arasındaki iki anlayışın savaşı olarak tezahür eder. Bir kısım insanlar Hâdî isminin zuhurları iken, diğer bir kısım Mudîl isminin zuhurlarıdır. Bu mücadele, beden mülküne ve dünya toprak mülküne sahip olma arzusuyla devam eder (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.40).
İnsan, kendi iradesini kullanarak bu iki isimden birinin sahasına girmeyi seçer. Eğer Hâdî isminin sahasını bırakıp Mudîl isminin sahasına girerse, dalâleti açık olacaktır ve bu durumdan Allah'ı sorumlu tutma hakkı yoktur (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.125). İnsanlarda Aziz, Cebbar, Mütekebbir gibi Mudîl grubuna ait isimler bulunsa da, "kullanmayın" şeklinde bir emr-i teklifî mevcuttur. Bu teklife uyanlar ehl-i Hakk olurken, uymayanlar ehl-i iblis veya ehl-i halk olarak Mudîl esmasına doğru yönelmiş olurlar (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.116). İnsan, bireysel iradesini kullanarak Mudîl isminin tatbikatını mümkün olduğu kadar durdurmaya çalışmalıdır; zira bu mücadele neticesinde kazanımlar elde edilir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.116). Kur'ân-ı Kerim'de anlatılan geçmiş kavimlerin kıssaları (Âd, Lût, Nemrut, Firavun), o isimlerle olmasa da, Hâdî ve Mudîl isimlerinin tecellîleri olarak her an yaşanmaktadır (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.34).
Yakîn halleri ne demektir?⌄
Yakîn hâlleri, tasavvufta sâlikin hakikate ulaşma yolculuğunda deneyimlediği üç temel mertebeyi ifade eder: İlme'l-yakîn, Ayne'l-yakîn ve Hakke'l-yakîn. Bu mertebeler, bilginin sadece akıl ve mantıkla edinildiği başlangıç seviyesinden (ilme'l-yakîn), gözlem ve müşâhede ile idrak edildiği orta seviyeye (ayne'l-yakîn) ve nihayetinde hakikatin bizzat yaşanarak, hissedilerek ve Hak ile birleşme hâlinde deneyimlendiği en üst seviyeye (hakke'l-yakîn) doğru bir derinleşmeyi temsil eder. Bu hâller, sâlikin sülûkunda bilgi, görme ve yaşama boyutlarında artan bir tahkik ve idrak seviyesini gösterir; tıpkı bir ateşin varlığını bilmekten, onu görmeye ve sıcaklığını hissetmeye kadar uzanan bir süreç gibi.
›Ayrıntı
Yakîn, tasavvufta kesin bilgi ve inanç anlamına gelir ve sâlikin manevî yolculuğunda katettiği mertebeleri gösteren üç temel hâl ile açıklanır. Bu hâller, bilginin derinleşme ve tahkik edilme derecesine göre sıralanır.
İlk mertebe İlme'l-yakîndir. Bu, bilginin sözle, mantıkla, kitaplarla ve derslerle elde edildiği seviyedirK1. Bir hakikatin varlığına dair anlatılanlara inanmak ve aklen kabul etmek bu mertebenin özelliğidirK1. Örneğin, bir lokantada çok güzel bir yemek yiyen kişinin bunu arkadaşına anlatması ve arkadaşının da bu anlatılanı dinlemesi, ilme'l-yakîn durumuna bir örnektir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.130). Tekâsür Suresi'nin 5. ayetinde geçen "lev ta'lemûne ilme'l-yakîn" ifadesi, bu bilgi seviyesine işaret ederK1. Bu mertebede sâlik, hakikati "bilir" ancak henüz onu deneyimlememiştir.
İkinci mertebe Ayne'l-yakîndir. Bu seviyede sâlik, hakikati artık sadece bilmekle kalmaz, aynı zamanda onu müşâhede etmeye, görmeye başlarK1. Ateş örneğiyle açıklanacak olursa, ilme'l-yakînde ateşin varlığını duyan kişi, ayne'l-yakînde uzaktan ateşin alevini görürK1. Tekâsür Suresi'nin 7. ayetinde geçen "sümme leteravünnehâ ayne'l-yakîn" ifadesi, bu görme seviyesine işaret ederK1.
Üçüncü ve en üst mertebe ise Hakke'l-yakîndir. Bu, yakînin zirvesi olup, hakikatin bizzat yaşanarak, hissedilerek ve deneyimlenerek idrak edildiği hâldirK1. Bu mertebede sâlik, artık sadece bilmez veya görmez, aksine hakikatle birleşir, onu bizzat yaşarK1. Ateş örneğinde, ateşe yaklaşıp sıcaklığını hissetmek, hatta ateşle birleşmek bu hâli ifade ederK1. Vâkıa Suresi'nin 95. ayetinde geçen "inne hâzâ le-hüve hakku'l-yakîn" ifadesi, bu en derin yakîn kademesinin asıl menşeidirK1. Hakke'l-yakînde bilen ile bilinenin birleşmesi, teorik bilginin kalbin canlı bir kademesine dönüşmesi ve sâlikin "ben" derken Hak'kı kastetmesi gibi alametler görülürK1. Bu hâller, sâlikin sülûkunda bir kademeden diğerine geçişi ifade eder ve manevî derinleşmenin aşamalarını gösterirK1.
Kaynaklar: K1, s. 175, 371
Bu kitap tasavvufa yeni başlayanlar için uygun mu?⌄
Necdet Ardıç'ın "Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler" adlı eseri, tasavvufa yeni başlayanlar için doğrudan uygun değildir. Zira kaynaklarda belirtildiği üzere, gerçek tasavvuf ilmi, kul ile Allah arasındaki özel münasebetleri bildiren bir sahayı kapsars.199. Kitapta yer alan fıkıh konuları, menkıbeler, keramet hikayeleri gibi unsurlar tasavvufun özünü teşkil etmezs.122. Ayrıca, tasavvuf yoluna erken yaşta girmenin, dünya derslerinden uzaklaşma gibi zararları olabileceği ve bu sahaya yavaş yavaş alışkanlık kazanmak gerektiği ifade edilmiştirs.135. Bu durum, eserin tasavvufun derinliklerine inen ve belirli bir olgunluk gerektiren konuları içerdiğini düşündürmektedir.
Kaynaklar: Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler — s. 122, 135, 199
›Ayrıntı
Necdet Ardıç'ın "Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler" isimli eseri, tasavvufun mahiyetine dair önemli ayrımlar sunar. Yazar, tasavvuf adı altında piyasada bulunan birçok kitabın aslında fıkıh konularını, namaz, oruç gibi ibadetleri anlattığını belirtir. Bunların güzel olmakla birlikte, tasavvufun gerçek konuları olmadığını vurgulars.199. Gerçek tasavvuf, "kulu ile Allah arasında olan özel münasebetleri bildiren ilim sahasıdır"s.199.
Kitapta ayrıca, menkıbeler, vird tarifleri, peygamber kıssaları, keramet hikayeleri gibi unsurların da tasavvuf kitabı olarak adlandırılsa bile, gerçek tasavvuf ilmi olmadığını ifade eders.122. Hatta bazı kitaplarda Zatî tecellinin olağanüstü hadiselerle anlatılmaya çalışılmasının da tasavvufun özünü yansıtmadığına değinilirs.204. Bu durum, eserin tasavvufun yüzeysel anlatımlarından ziyade, daha derin ve hakiki boyutlarına odaklandığını gösterir.
Tasavvuf yoluna giriş yaşına dair yapılan bir değerlendirme de eserin başlangıç seviyesi için uygun olmadığını düşündürmektedir. Yazar, tasavvuf halinin üç devreye ayrılabileceğini ve bu devrelerden istifade etmek gerektiğini belirtir. Ancak, çocukluk ve gençlik devrelerinde, hayatın henüz tam olarak idrak edilemediği zamanlarda bu sahaya fazla girilmemesi gerektiğini, zira dünya derslerinden uzaklaşma ve zarar görme ihtimali olduğunu ifade eders.135. Bu uyarı, tasavvuf ilminin belirli bir olgunluk ve hazırlık gerektirdiğini, dolayısıyla "Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler" gibi eserlerin tasavvufa yeni başlayanlar için doğrudan bir başlangıç kitabı olmaktan ziyade, daha ileri seviyede bir rehber niteliği taşıdığını ortaya koymaktadır.
Kaynaklar: Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler — s. 122, 135, 199, 204
Kitap neden 'Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler' adını taşıyor?⌄
Necdet Ardıç'ın "Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler" adlı eseri, farklı zamanlarda ve değişik kişilere yapılan irfan sohbetlerinin kayıt altına alınmış ve yazıya dökülmüş hâlidir. Bu isim, kitabın içeriğindeki sohbetlerin çeşitli mekânlarda, farklı gruplara hitaben gerçekleştirilmiş olmasından ve her bir sohbetin, aynı konuları ele alsa dahi, kendi içinde yeni açılımlar ve farklı mertebeler sunmasından kaynaklanır (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.2, s.339). Eser, ses kayıtlarından yazıya aktarılan bu spontane irfan sohbetlerinin bir derlemesidir ve tasavvufî eğitimin önemli bir parçası olan sohbetin çok yönlülüğünü ve derinliğini yansıtır (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.22).
›Ayrıntı
"Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler" ismi, kitabın oluşum sürecini ve içeriğinin niteliğini doğrudan yansıtır. Necdet Ardıç'ın bu eseri, farklı yerlerde ve çeşitli dinleyici kitlelerine yönelik yaptığı irfan sohbetlerinin derlenmesiyle meydana gelmiştir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.2). Bu sohbetler, spontane bir şekilde gerçekleşmiş, ses kayıtları alınmış ve daha sonra yazıya dökülerek kitap hâline getirilmiştir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.22). Kitabın adındaki "muhtelif" kelimesi, sohbetlerin yapıldığı zaman, mekân ve hitap edilen kişilerin çeşitliliğine işaret eder. Yazar, aynı konuların farklı gruplara ve farklı zamanlarda aktarılması gerektiğinden, bazı mevzuların kitap içinde tekrar edebileceğini belirtir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.2, s.339). Ancak bu tekrarlar, aynı konunun değişik mertebeleri itibarıyla ele alınması veya her tekrarın yeni bir açılım sunması sebebiyle aslında farklı sohbetler olarak kabul edilir (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.2, s.339). Tasavvufta sohbet, mürşidin müridine yaptığı manevî yoldaşlık ve hâl aktarımıdırK1. Bu bağlamda, eserdeki her bir sohbet, dinleyicilerin idrak seviyelerine göre farklı derinliklerde sunulmuş, böylece her birinin kendine özgü bir ruh tadı ve özelliği olmuştur (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.339). Kitap, tasavvufî eğitimin temel unsurlarından olan sohbetin, şeriat, tarikat, hakikat ve marifet mertebelerinde nasıl işlendiğini gösterir; özellikle kişinin kendini ve Rabbini tanımasına yönelik farz olan ilahi sohbetlere vurgu yapar (Muhtelif Sohbet Arası Sohbetler (29), s.161, s.138). Bu nedenle, "Sohbet Arası Sohbetler" ifadesi, hem sohbetlerin birbiri ardına kaydedilmiş olmasını hem de her bir sohbetin kendi içinde yeni bir sohbet alanı açmasını ifade eder.
Kaynaklar: K1, s. 29