İçeriğe atla
Nûr Sûresi kapak gorseli

Nûr Sûresi

163 sayfa~245 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

tefsirdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Nûr Sûresi RELATED-TO Kur'an-ı KerimNûr Sûresi RELATED-TO Tefsir İlmiNûr Sûresi RELATED-TO İslam HukukuNûr Sûresi RELATED-TO Hadis İlmiNûr Sûresi RELATED-TO İslam AhlakıNûr Sûresi RELATED-TO SiyerNûr Sûresi RELATED-TO İslami İlimlerNûr Sûresi IS-A Tefsir EseriNûr Sûresi IS-A İslami EserNûr Sûresi IS-A Dini Metin YorumuNûr Sûresi IS-A Kur'an Suresi İncelemesi

Sıkça Sorulan Sorular

Terzi Baba'nın Nûr Sûresi tefsiri ne anlatıyor?

Terzi Baba'nın Nûr Sûresi tefsiri, sûrenin 35. âyetinde geçen "nûr" kelimesini merkeze alarak, Nûr-u Muhammedî ve Nûr-u İlâhî'nin gönüllerde zâhir ve bâtın faaliyete geçmesini niyaz eden tasavvufî bir yaklaşıma sahiptir. Bu tefsir, Nûr Sûresi'nin derin mecâzî anlamlarını ve tasavvufî yorumlarını ele alırken, özellikle Âyetü'n-Nûr'u (Nûr 35) Nûr-u Muhammedî'nin asıl mesnedi olarak görür1. Terzi Baba'nın bu tefsiri, okuyucuların idrâk ve feyiz kapılarının açılmasını, gönüllerde Nûr-u Muhammedî ve Nûr-u İlâhî'nin tecellî etmesini amaçlar2.

Ayrıntı

Terzi Baba'nın Nûr Sûresi tefsiri, sûrenin 35. âyetinde geçen "nûr" kelimesinin tasavvufî anlamlarına odaklanır. Bu âyet, Kur'ân'ın en çok yorumlanan ve en derin mecâzî âyetlerinden biri olarak kabul edilir (Âyetü'l-Nûr). Tasavvuf metafiziğinde "Hak'ın ilk yarattığı şey" olarak bilinen Nûr-u Muhammedî, bu tefsirin temelini oluşturur1. Nûr-u Muhammedî, hakîkat-i muhammediyye'nin tezâhür ismi olup, kâinatın manevî kaynağıdır1. Klasik tasavvuf, kâinatın yaratılışının Nûr-u Muhammedî'den başladığını, Hakk'ın bilinmek istemesiyle ilk tezâhürünün Nûr-u Muhammedî olduğunu ve ondan sonra kâinatın zuhûr ettiğini belirtir1. Terzi Baba'nın tefsiri, bu anlayış doğrultusunda, Nûr Sûresi'nin 35. âyetini Nûr-u Muhammedî'nin asıl mesnedi olarak yorumlar1. Tefsirin amacı, okuyucuların idrâk ve feyiz kapılarının açılmasına vesile olmak, gönüllerde Nûr-u Muhammedî ve Nûr-u İlâhî'nin zâhir ve bâtın olarak faaliyete geçmesini kolaylaştırmaktır2. Murat Derûnî tarafından kaleme alınan "Nûr Sûresi" adlı eserde, Terzi Baba'nın bu tasavvufî yorumları ve ilâhileri de yer almaktadır2. Bu çalışma, Terzi Baba'nın tasavvufî öğretilerini ve Nûr Sûresi'ne dair derinlemesine bakış açısını sunar.

  1. Kaynaklar
  2. 1.K1, s. 107
  3. 2.Nûr Sûresi — s. 100, 157, 165
Terzi Baba kimdir?

Terzi Baba, günümüz Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden Necdet Ardıç'a verilen bir isimdir. Tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyet olup, eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmıştır. Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmaktadır (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki). Kendisine bu ismin verilmesi bir zuhurat ile ilgili olup, mânevî bir biat sonrası gerçekleşmiştir1. Terzi Baba'nın eserleri arasında divanlar, tasavvufî izahlar ve çeşitli risaleler bulunmaktadır1.

Ayrıntı

Terzi Baba, Necdet Ardıç'ın mânevî kimliğini ifade eden bir unvandır. Kendisi, Uşşâkî tarikatının günümüzdeki önemli mürşidlerinden biri olarak kabul edilir ve tasavvufî irfanı çağdaş döneme aktaran müstesna bir şahsiyettir (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki). Bu ismin kendisine verilmesi, Necdet Bey'in mânevî biatını takiben bir zuhurat neticesinde gerçekleşmiştir1. Terzi Baba'nın öğretileri ve eserleri, tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmayı hedeflemiştir.

Eserleri arasında İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi önemli çalışmalar yer almaktadır (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki). Ayrıca, Terzi Baba'nın adıyla anılan bir dizi kitap serisi bulunmaktadır1. Bu seride, Terzi Baba'nın kendi eserleri olan Necdet Divanı, Hacc Divanı, İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri ve Lübb’ül Lübb Özün Özü gibi kitaplar mevcuttur1. Terzi Baba'nın tasavvufî izahları, ilahileri ve zuhuratlarla ilgili kayıtları da bu külliyat içinde yer almaktadır1. Kendisi hakkında yüksek lisans tezleri de yazılmıştır1. Terzi Baba ekolünden gelen müellifler arasında Terzi Oğlu Cem Cemâlî ve Murat Derûnî gibi isimler de bulunmaktadır21.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Nûr Sûresi — s. 99, 158, 161, 163, 164, 165
  3. 2.Terzi Oğlu Cem Cemâlî Wiki
İşârî te'vil ve tefsir nedir?

İşârî te'vil ve tefsir, Kur'ân âyetlerinin zâhirî anlamlarının ötesinde, bâtınî ve derûnî mânâlarını keşfetmeyi hedefleyen tasavvufî bir yaklaşımdır. Bu yöntem, sâlikin içsel yolculuğuna rehberlik eden, âyetlerin ruhânî ve sembolik boyutlarını açığa çıkaran bir idrâk biçimidir1. İşârî tefsir, kelimelerin ve kıssaların ardındaki hakikatlere işaret eder; örneğin, Hz. Aişe'ye atılan iftira (İfk hadisesi) gibi zâhirî olaylar dahi, bâtınî dersler ve hikmetler içerir1. Bu tefsir türü, Necdet Ardıç ve İsmail Hakkı Bursevî gibi mutasavvıfların eserlerinde önemli bir yer tutar.

Ayrıntı

İşârî te'vil ve tefsir, Kur'ân-ı Kerîm'in lafzî ve zâhirî mânâlarının ötesinde, âyetlerin içsel, derûnî ve enfüsî boyutlarını araştırmayı esas alan bir yorumlama biçimidir1. Bu yaklaşım, kelimelerin ve kıssaların sadece tarihsel veya literal anlamlarıyla sınırlı kalmayıp, aynı zamanda ruhânî ve sembolik işaretler taşıdığına inanır. Necdet Ardıç'ın eserleri, bu işârî te'vil geleneğinin günümüzdeki temsilcilerinden olup, Kur'ân âyetlerinin tasavvufî ve bâtınî yorumlarına odaklanır1.

İşârî tefsirde, her âyet, sâlikin kendi iç dünyasında yaşayabileceği bir tecrübeye veya mânevî bir hakikate işaret edebilir. Örneğin, Hz. Aişe'ye atılan iftira (İfk hadisesi) gibi zâhirî bir olay, sadece bir rivayet veya tarihî bir vaka olarak ele alınmaz; aynı zamanda yalanın, iftiranın ve bühtanın bâtınî etkileri ile ilgili derin dersler içerir1. Bu tür tefsirler, okuyucuyu veya sâliki, âyetlerin dış kabuğundan iç özüne doğru bir yolculuğa çıkarmayı amaçlar.

İsmail Hakkı Bursevî'nin Rûhu'l-Beyân tefsiri gibi klasik işârî tefsirler, bu geleneğin zirvelerindendir (KAYNAK: İsmail Hakkı Bursevî). Bu tefsirlerde, Kur'ân'ın her bir kelimesi ve ifadesi, Hakk'ın tecellîlerine ve mânevî mertebelere açılan bir kapı olarak görülür. İşârî te'vil, zâhirî tefsirlerin zaten mevcut olduğu bir ortamda, âyetlerin daha derin ve kişisel bir idrâkini sunarak, sâlikin mânevî gelişimine katkıda bulunur1. Bu sayede, Kur'ân'ın evrensel mesajı, her bir bireyin kendi bâtınî yolculuğuna özgü bir rehberliğe dönüşür.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Nûr Sûresi — s. 1, 2, 20, 21
Nûr Sûresi 35. ayetinin tefsiri nedir?

Nûr Sûresi'nin 35. ayeti, tasavvufî düşüncede Allah'ın kâinatı aydınlatan ve varlıkları yokluktan varlığa çıkaran mutlak nurunu ifade eder. Bu ayet, "Allah, göklerin ve yerin nurudur" ifadesiyle başlar ve O'nun nurunun temsili bir kandil, cam fânûs ve inci gibi parlayan bir yıldız benzetmesiyle açıklanır. Tasavvufta bu nur, Allah'ın zât mertebesinden ef'al mertebesine kadar tüm varlığı içten ve dıştan aydınlatan, idrak ve hayat kaynağı olan tecellîsidir. Özellikle İnsan-ı Kâmil, bu ilâhî nurun en geniş ve genel zuhur mahalli olarak kabul edilir1.

Ayrıntı

Nûr Sûresi'nin 35. ayeti, Kur'ân'ın en derin mecâzî ayetlerinden biri olarak kabul edilir ve tasavvufî tefsirlerde merkezi bir yere sahiptir (Âyetü'l-Nûr, Wiki). Ayet, "Allah, göklerin ve yerin nurudur" (Allâhu nûru-ssemâvâti vel-ard) ifadesiyle başlar1. Bu ifade, Allah'ın her şeyi o nur ile yokluktan (zulmet-i ademden) varlığa çıkardığını beyan eder1. Ayetin devamında, O'nun nurunun temsili bir benzetmeyle açıklanır: "Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs içinde. Fânûs sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Nur üstüne nur"1. Bu misaller, Allah'ın nurunun zât mertebesinden başlayarak ef'al mertebesine kadar tüm varlık âlemindeki tecellîlerini anlatır1.

Tasavvufî açıdan, Kur'ân-ı Kerîm'in kendisi de "hay" (hayat kaynağı), "rûh" (her şeye can), "nûr" (bütün varlığı içten aydınlatan) ve "ışık" (her varlığı dıştan aydınlatan) olarak nitelendirilir1. Bu bağlamda, 35. ayetteki "Nûr" kelimesi, Allah'ın zât mertebesini işaret ederken, sonraki misaller ef'al mertebesinden verilmektedir1. Allah'ın nuru, "Rûh-u azam" (akıl-ilim), "Rûh-ül Kuds" (hayat) ve "Nûr" (idrak-içten aydınlanma) gibi mertebelerle ilişkilendirilir1. Ayetin sonunda yer alan "Allah, dilediği kimseyi nuruna iletir" (yehdiyllahü linûrihî men yeşa’ü) ifadesi, bu ilâhî nurun özel bir lütuf olduğunu gösterir1. Özellikle İnsan-ı Kâmil, bu ilâhî nurun en geniş ve genel zuhur ve tecellî mahalli olarak teşbih yoluyla izah edilir1. Bu ayet, Nûr-u Muhammedî ve Nûr-u İlâhiyyenin gönüllerde zahir ve bâtın faaliyete geçmesi için bir niyaz vesilesi olarak da görülür1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Nûr Sûresi — s. 9, 12, 85, 90, 93, 95, 157
Bu tefsirde başörtüsü konusu nasıl ele alınır?

Bu tefsirde başörtüsü, zâhirî bir giyim kuşam meselesi olmanın ötesinde, Cenâb-ı Hakk'ın esmâ ve sıfatlarının ehil olmayanlardan gizlenmesi ve ehil olanlara ifşâ edilmesi hikmetini taşıyan bâtınî bir sembol olarak ele alınır. Başörtüsü, Allah'ın sıfatlarını ve esmâlarını gizleyen, perdeleyen bir işlev görürken1, aynı zamanda insana verilen ilâhî emanetlerin ve güzelliklerin eşin yanında ifşâ edilmesi gerekliliğini de ifade eder1. Bu yaklaşım, tefsirin genel olarak âyetlerin iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâlarına odaklanma prensibiyle uyumludur1.

Ayrıntı

Bu tefsir, başörtüsü konusunu zâhirî hükümlerden ziyade, tasavvufî bir bakış açısıyla ele alır. Başörtüsü, lugat anlamıyla "örtmek, gizlemek" olsa da, burada Hakîkat'in perdelenmesi ve açığa çıkmasıyla ilişkilendirilir. Cenâb-ı Hakk'ın esmâ ve sıfatları, ehil olmayanlardan gizlenmeli, yani "perdelenmeli"dir1. Bu durum, bir hanımın başörtüsüyle güzelliğini yabancılardan gizlemesine benzetilir. Ancak, eşinin yanında bu örtüyü çıkarması, yani güzelliğini ifşâ etmesi gerektiği gibi, Hakîkat de ehil olanlara, yani "eş" makamında olanlara açığa çıkarılmalıdır1.

Bu anlayış, tefsirin temel yaklaşımı olan âyetlerin iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâlarına odaklanma prensibinin bir yansımasıdır1. Zâhirî tefsirlerin zaten mevcut olduğu belirtilerek, çalışmanın bu derinlikli anlamlara yoğunlaştığı ifade edilir. Başörtüsü, sadece İslâm dinine özgü bir kıyafet olmaktan öte, İbrahimî ve Musevî dinlerinde de var olan bir "örtünme, setr etme" geleneği olarak görülür1. Bu durum, başörtüsünün evrensel bir hikmet taşıdığına işaret eder.

Tefsirde, Cenâb-ı Hakk'ın insana verdiği her şeyi ortaya çıkarmasını beklediği vurgulanır; ancak bu ilâhî emanetlerin "elbise elbise üstüne giydirilince biraz kapalı kaldığı" belirtilir1. Bu ifade, başörtüsünün de bu ilâhî emanetlerin bir yönünü temsil ettiğini ve doğru idrâk edildiğinde Hakîkat'in açığa çıkmasına vesile olabileceğini ima eder. Ancak, başörtüsü meselesinin zâhirî tartışmaların ötesine geçerek, eğitim gibi daha önemli konuların önüne geçmesinin zararlarına da değinilir1. Bu, konunun sadece şeklî bir mesele olarak ele alınmaması gerektiği, aksine daha derin anlamlarının kavranması gerektiği mesajını taşır.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Nûr Sûresi — s. 2, 65, 69, 73
Eserde hangi konular öne çıkmaktadır?

Necdet Ardıç'ın "Nûr Sûresi" adlı eserinde tasavvufî irfan geleneğinin temel konuları işlenmektedir. Eser, özellikle insanın Hak ile olan özel ilişkisini, esmâ-i ilâhiyye'nin câmî mahalliyeti olan "emânet" kavramını1, sâlikin kalbinde tecellî eden hâlleri ve mârifetullah yolculuğunu ele alır. İnsân-ı Kâmil'in Hak ile arasındaki perdesizliği ve Hakk'ın ona iltifatı1 vurgulanırken, bireysel benliğin fânî kılınarak tevhidin tahakkuku1 üzerinde durulur. Ayrıca, Allah'ın isimlerinin her bir insanda farklı ağırlıklarla tecellî etmesi1 ve sâlike özel bir esmânın verilmesi1 gibi konular da eserin ana temaları arasındadır.

Ayrıntı

Necdet Ardıç'ın "Nûr Sûresi" adlı eseri, tasavvufî irfan geleneğinin çeşitli veçhelerini okuyucuya sunmaktadır. Eserin ana konularından biri, insanın kâinattaki özel konumunu belirleyen emânet kavramıdır. Bu emânet, tasavvufî yorumda "esmâ-i ilâhiyye'nin câmî mahalliyeti" olarak açıklanır; yani insan, Hakk'ın bütün isimlerini taşıyacak kapsamlı bir mahaldir2. Eserde bu durum, İnsân-ı Kâmil'in "cem'ül cem ehli" olması ve Hakk'a karşı perdesizliği ile ilişkilendirilir1.

Bir diğer önemli konu, sâlikin mânevî yolculuğundaki işleyiştir. Bu işleyiş, niyet, fiil, hâl ve mârifet eksenlerinde ele alınır3. Eserde, Allah'ın sıfat-ı subûtiyyesinin (Hayat, İlim, İrâde, Kudret, Kelâm, Sem'i, Basar) her insanda mevcut olduğu ve bu sıfatlarla bir yaşam sürüldüğü belirtilir1. Ayrıca, derslerin bitiminde sâlike Cenâb-ı Hakk tarafından hususi, özel bir esmâ verildiği ve bu esmânın mürşid tarafından dahi bilinemeyeceği ifade edilir1. Bu durum, Hakk'ın bazı sabit hakikatler içindeki kullarına ezelî sevgisi ve muhabbetinin eseri olarak hususi bir inâyetle tecellî etmesiyle açıklanır1.

Eserde ayrıca, bireysel benliğin ve nefsanî şahsiyetin kesafet arttıkça önem kazandığı, bu durumun aklı öne çıkararak zahiri ve yüzeysel değerlendirmelere yol açtığına dikkat çekilir. Mevlânâ'nın "Kul kendinden mutlak fani olmadıkça tevhid onun nezdinde tahakkuk etmiş olmaz" sözüyle, bireysel benliğin ortadan kalkmasının tevhid için bir şart olduğu vurgulanır1. Eser, bu ve benzeri konuları Mesnevî-i Şerif, İnsân-ı Kâmil ve Fusûsu'l-Hikem gibi tasavvuf klasikleriyle ilişkilendirerek1, tasavvufî irfanın derinliklerini okuyucuya sunmayı amaçlar.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Nûr Sûresi — s. 60, 85, 96, 100, 124, 159
  3. 2.K1, s. 405
  4. 3.K2
Bu tefsir kimler içindir?

Necdet Ardıç'ın tasavvufî tefsirleri, Kur'an âyetlerinin zâhirî anlamlarının ötesinde, içsel, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâlarını idrâk etmek isteyen sâlikler ve mânevî yolcular içindir. Bu tefsirler, mevcut zâhirî tefsirlerin çokluğuna karşılık, âyetlerin kalbe ve ruha hitap eden yönlerini açığa çıkarmayı hedefler1. Özellikle "Terzibaba" ekolünden gelen Abdürrezzak Tek gibi müellifler tarafından kaleme alınan bu eserler, tasavvufî bir bakış açısıyla Kur'an'ı anlamak isteyenlere rehberlik eder.

Ayrıntı

Necdet Ardıç'ın tefsirleri, Kur'an'ın sadece lafzî ve dışsal anlamlarıyla yetinmeyip, onun derinliklerindeki hikmetleri keşfetmek isteyenlere yöneliktir. Bu tefsirlerin temel amacı, âyetlerin "iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâlarını" ortaya koymaktır1. Bu yaklaşım, tasavvuf geleneğinde "işârî tefsir" olarak bilinen metodolojiye dayanır ve İsmail Hakkı Bursevî'nin Rûhu'l-Beyân tefsiri gibi klasik eserlerde zirvesine ulaşan bir anlayışı temsil eder. Tefsirler, okuyucuyu kendi nefsini ve kalbini Kur'an'ın ışığında arındırmaya davet eder. Örneğin, "tayyib olanların revâyihını, ya'nî kavillerini tayyib kıldı" ifadesiyle, temiz bir kimsenin sözlerinin de temiz olacağı vurgulanır; bu da kişinin içsel hâlinin dışa yansımasıdır1. Bu tefsirler, dünya hayatının geçici menfaatlerine aldanmayıp, Hak'ka kulluk eden ve hiçbir şeyi O'na ortak koşmayan müminlere hitap eder1. Ayrıca, bâtıla iman edip Allah'a küfredenlerin aksine1, Hak'tan gelen eza ve sıkıntılardan ders çıkarıp mânevî yükselişi hedefleyen kimseler için bir kılavuz niteliğindedir. Bu tefsirler, kendilerini "insân-ı kâmil" mertebesine ulaştırmak isteyen, nefsanî arzulardan uzak duran ve Hakikat'e yönelen sâliklere hitap eder1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Nûr Sûresi — s. 2, 11, 12, 40, 44, 147
Murat Derûni'nin eserdeki rolü nedir?

Murat Derûnî, Terzibaba Necdet Ardıç ekolünden gelen bir müellif olup, "İrfan Sofrası — Tasavvuf Serisi" kapsamında "Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk" adlı sûre tefsirleri serisinin yazarıdır1. Eserdeki rolü, kendisine Cenâb-ı Hakk tarafından verilen ve Efendi Babası tarafından tasdik edilen "Derûnî", "Terzi Oğlu Murat Derûnî" ve "Nûr" gibi bâtınî isimlerle tefsirlerini kaleme almasıdır2. Bu isimler, onun mânevî kimliğini ve eserlerinin ilham kaynağını teşkil etmektedir2. Murat Derûnî, yazdığı satırların ve gelen bilgilerin İmam-ı Gazzâlî'nin "Kimyâ-yı Saâdet" eserindeki bilgilerle örtüştüğünü fark ederek, bu bilgilerin İslâm'a ait olduğunu idrâk etmiştir2.

Ayrıntı

Murat Derûnî, tasavvufî eserler kaleme alan bir müelliftir ve özellikle "İrfan Sofrası — Tasavvuf Serisi" içerisinde yer alan "Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk" adlı sûre tefsirlerinin yazarı olarak öne çıkar1. Kendisi, Terzibaba Necdet Ardıç riyâsetindeki bu ekolün bir mensubudur. Eserdeki temel rolü, mânevî açılımlar ve ilhamlar doğrultusunda Kur'ân tefsirleri sunmaktır.

Murat Derûnî'nin eserlerindeki kimliği, kendisine Cenâb-ı Hakk tarafından verilen ve Efendi Babası tarafından tasdik edilen bâtınî isimlerle şekillenir. Bu isimler arasında "Derûnî", "Terzi Oğlu Murat Derûnî" ve "Nûr" bulunmaktadır2. Özellikle "Nûr" ismi, onun Rabb-i Has ismi olarak belirtilir ve bu ismin bâtınî kaynaklı olduğu vurgulanır2. Yazar, bu isimleri "bi hakkı ile taşımayı" Cenâb-ı Hakk'tan niyaz etmektedir2.

Murat Derûnî'nin mânevî yolculuğunda önemli bir dönüm noktası, İmam-ı Gazzâlî'nin "Kimyâ-yı Saâdet" eserini okumasıyla yaşanmıştır. Kendi yazdığı satırların ve aldığı bilgilerin bu eserdeki bilgilerle aynı olduğunu görmesi, mutlak gerçeği bulduğunu ve bunun İslâm olduğunu anlamasına vesile olmuştur2. Bu durum, onun eserlerindeki bilgilerin kaynağının sadece şahsî müşâhedeler değil, aynı zamanda İslâmî ilim geleneğiyle de örtüştüğünü göstermektedir. Eserlerinde "Murat Cağaloğlu" zâhirî ismini kullanmakla birlikte2, mânevî kimliği "Terzi Oğlu Nureddin Derûnî" veya kısaltılmışı "T.O.N.D." gibi isimlerle ifade edilmiştir2. Bu isimler, onun tasavvufî kimliğinin ve eserlerine yansıyan mânevî derinliğinin bir göstergesidir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Vikipedi: Murat Derûnî
  3. 2.Nûr Sûresi — s. 97, 103, 106, 107, 111, 161