
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Terzibaba'nın "Salât" kitabı ne anlatıyor?⌄
Terzibaba'nın "Salât" kitabı, salât kavramını sadece beş vakit kılınan zâhirî bir ibadet olan namazdan öte, tasavvufî bir derinlikle ve mertebeli bir yaklaşımla ele almaktadır. Kitap, salâtın lügat anlamından başlayarak, kelimenin harflerine yüklenen bâtınî anlamlar üzerinden Cenâb-ı Hakk'ın sıfat ve lahut âlemleriyle olan ilişkisini açıklar (Salât (Namaz), s.6). Salâtın, mü'minin mi'racı olduğunu ve kulun Hak ile iki taraflı bir buluşması olduğunu vurgularK1. Eser, salâtın ef'âl mertebesindeki fiziksel hareketlerden, esmâ, sıfat ve zât mertebelerindeki tevhid idrakine uzanan çok katmanlı bir ibadet olduğunu ortaya koyar (Salât (Namaz), s.7). Ayrıca, salâtın sürekli bir hâl olan "Salât-ı Dâimûn" makamına işaret ederek, her nefeste Hakk ile irtibat kurmanın önemini belirtir (Salât (Namaz), s.69; Wiki: Salât-ı Dâim).
Kaynaklar: K1, s. 6
›Ayrıntı
Terzibaba'nın "Salât" kitabı, salâtı Kur'ân'ın namaz için kullandığı tek kelime olarak tanımlar ve "yöneliş, ulaşma, bağ kurma, duâ" anlamlarını taşıdığını belirtirvikipedi. Kitap, salâtın sadece fiilî bir ibadet olan namazın ötesinde, sâlikin öz varlığında tevhid idrakini topladığı mertebeli bir olgu olduğunu açıklar (Salât (Namaz), s.7). Bu mertebeler şu şekilde sıralanır: bedeni ile ef'âl mertebesi, okuduğu sözler ile esmâ mertebesi, salât kelimesinin "sad" harfi ile sıfat mertebesi, "lam" harfi ile lahut zât mertebesi ve "teç" harfi ile de bütün mertebelerin tevhidini kapsar (Salât (Namaz), s.7).
Eser, salâtın mü'minin mi'racı olduğunu ve kulun Hak ile, Hak'ın da kuluna teveccüh ettiği iki taraflı bir buluşma olduğunu vurgularK1. Namazın, Tâhâ 14'teki "beni anman için namazı kıl" ayeti gereğince bizzat bir zikir olduğunu, dilden, kalpten ve bedenden topluca yapılan bir zikir olduğunu ifade ederK1. Terzibaba, salâtın ezel ve ebed söz konusu olmayan, tek varlığın âlemdeki çokluk şeklinde görünen tek hareketi olan bir "an" olduğunu belirtir (Salât (Namaz), s.60).
Kitapta, namazın başlangıcındaki tekbirin, dünyaya ait her şeyi geride bırakma ve kulakları açıp söylenenin manasını idrak etme anlamı taşıdığı açıklanır (Salât (Namaz), s.8). Ayrıca, salâtın rahmet ve huzur dolu bir sistem olduğu, kişinin dünya ve ahirette iyilik ve korunma talep ettiği, kendisinin, çocuklarının ve mü'minlerin affını dilediği bir dua olduğu ifade edilir (Salât (Namaz), s.24). Terzibaba, Cenâb-ı Hakk'ın kurbiyet ehline "Salât-ı Dâimûn" denen elli vakti bildirdiğini, bunun her nefeste Hakk ile irtibat kurma makamı olduğunu ve irfaniyet kadarıyla bu özel hükümlerin tatbik edilmesi gerektiğini belirtir (Salât (Namaz), s.69; Wiki: Salât-ı Dâim).
Kaynaklar: Vikipedi: Salât · K1, s. 6
Kitaba göre namazdaki hareketlerin tasavvufi anlamı nedir?⌄
Necdet Ardıç'ın "Salât (Namaz)" adlı eserine göre, namazdaki hareketler sadece fiziksel eylemlerden ibaret olmayıp, derin tasavvufî anlamlar taşır ve müminin Hak ile buluştuğu bir miraç hâlidir. Bu hareketler, kulun Cenâb-ı Hakk'a teveccühünü ve O'nunla olan iletişimini somutlaştıran, zâhirî ve bâtınî boyutları olan ibadetlerdir (Salât (Namaz), s.4). Kıyam, rükû, secde ve tahiyyat gibi hareketler, namazın sözlerle birlikte iki ana unsurunu oluşturur ve her biri kulun Hak ile olan ilişkisinde farklı bir mertebeyi ifade eder (Salât (Namaz), s.5). Özellikle tahiyyat, Cenâb-ı Hak ile ilahi huzurda bir mükâleme ve sükûnet mertebesi olarak açıklanır (Salât (Namaz), s.21). Namazın bu hareketleri, sâlikin tevhidin farklı mertebelerini (ef'al, esmâ, sıfat, zât) kendi bünyesinde idrak etmesine vesile olur ve gerçek salât olgusunu değerlendirebilen Hak yolcularının ulaşabileceği bir irfan yoludur (Salât (Namaz), s.9).
›Ayrıntı
Necdet Ardıç'ın "Salât (Namaz)" adlı eserinde namazın hareketleri, sadece fiziksel eylemler olarak değil, tasavvufî bir derinlikle ele alınır. Yazar, namazın "nasıl kılınır" şeklinden ziyade, onun manevî ve iç yönü ile vahdet boyutunu açıklamayı hedefler (Salât (Namaz), s.4). Namaz, hareketler ve sözler olmak üzere iki ana unsurdan oluşur; hareketler kıyam (ayakta durma), rükû (eğilme), secde (yere baş koyma) ve tahiyyat (oturma) gibi hususları kapsar (Salât (Namaz), s.5, s.10). Bu hareketler, kulun Hak ile olan ilişkisinde farklı mertebeleri temsil eder. Örneğin, namaza başlarken yapılan el hareketleri, "Sen o kadar yücesin ki" denildiğinde kelama dönüşerek zuhura gelir (Salât (Namaz), s.11).
Namazdaki her hareket tekbir ile başlar ve seyreder (Salât (Namaz), s.69). Bu hareketler, müminin miraç hâlini somutlaştırır; namaz kılan kişi, bu hareketlerle kendi miracını gerçekleştirir ve selam ile selamet, sağ ve sol tüm varlığı kaplar (Salât (Namaz), s.42). Tahiyyat bölümü ise özel bir öneme sahiptir; Cenâb-ı Hak ile ilahi huzurda bir mükâleme, bir konuşma mertebesidir (Salât (Namaz), s.21). Bu mertebede, namaz kılan kişi edebli bir şekilde diz üstü oturur, bütün azalarıyla birlikte idraki de sakinleşir; bu hâl, sükûnet ve huzur mertebesi olarak tanımlanır (Salât (Namaz), s.21).
Namazın hareketleri, sâlikin tevhidin farklı mertebelerini (tevhid-i ef'al, tevhid-i esmâ, tevhid-i sıfat ve tevhid-i zât) kendi bünyesinde idrak etmesine olanak tanır (Salât (Namaz), s.9). Bu idrak, ancak irfan yolundan gelen ve gerçek salât olgusunu değerlendirebilen Hak yolcularının ulaşabileceği müthiş bir oluşumdur (Salât (Namaz), s.9). Dolayısıyla, namazdaki hareketler, sadece bedensel eylemler değil, aynı zamanda kulun Hak ile olan derin manevî bağını ve tevhid mertebelerini tecrübe etmesini sağlayan bâtınî bir ibadetin tezahürleridir (Salât (Namaz), s.4).
Eserde geçen 'Efal, Esma, Sıfat, Zat' mertebeleri ne demektir?⌄
Tasavvufî idrakte "Efal, Esma, Sıfat, Zat" mertebeleri, Cenâb-ı Hakk'ın varlık âlemindeki tecellîlerinin ve sâlikin bu tecellîleri idrak edişinin farklı aşamalarını ifade eder. Bu mertebeler, Allah'ın fiillerinden başlayarak isimlerine, sıfatlarına ve nihayet Zat'ına doğru ilerleyen bir sülûk yolunu gösterir. Namaz ibadeti bu mertebelerin idrak edilip yaşandığı bir miraç olarak kabul edilir; sâlik bedenî fiilleriyle efal mertebesinde, okuduğu sözlerle esma mertebesinde, "sad" harfiyle sıfat mertebesinde ve "lam" harfiyle lahut zat mertebesinde Hakk'ı müşahede eders.6-7, 10. Bu mertebeler, tevhidin farklı veçhelerini (tevhid-i efal, tevhid-i esma, tevhid-i sıfat, tevhid-i zat) kendi bünyesinde idrak etmeyi sağlars.7.
Kaynaklar: Salât — s. 6, 7, 10
›Ayrıntı
"Efal, Esma, Sıfat, Zat" mertebeleri, tasavvufî irfanda varlığın ve Hakk'ın tecellîlerinin katmanlı yapısını açıklayan temel bir şemadır. Bu mertebeler, "hazarat-ı hamse" yani beş hazretin bir parçası olarak da anılırs.35.
Efal (Fiiller) Mertebesi: Bu, Cenâb-ı Hakk'ın fiillerinin âlemde zuhur ettiği ilk mertebedir. Namazda bu mertebe, kişinin bedenî fiilleriyle, yani şeriatın zahirî hükümleriyle ilişkilidirs.7, 9. "La faili illallah" (Allah'tan başka fail yoktur) hükmü, bu mertebedeki tevhid-i efal'i ifade eders.11. Namazın birinci mertebesi olan efal, fiil mertebesini anlatırs.8.
Esma (İsimler) Mertebesi: Bu mertebede, Allah'ın 99 güzel ismi (Esma'ül Hüsna) ve her ismin temsil ettiği ilahi sıfatlar tecelli eder (Esma'ül Hüsna). Sâlik, okuduğu sözlerle esma mertebesinde Hakk'ı idrak eders.7. Bu mertebede, var zannedilen isimlerin aslında Hakk'ın esması olarak var olduğu, kendilerine ait bir hassaları olmadığı idrak edilirs.76. Tevhid-i esma, "la mevcude illallah" (Allah'tan başka mevcut yoktur) hakikatini içerirs.11.
Sıfat Mertebesi: Bu mertebe, Allah'a izafe edilen nitelikleri ifade eden sıfatların (Sıfat) tecellî ettiği alandır. Namazda "sad" harfiyle sıfat alemi temsil edilirs.6, 7. Bu mertebede, hiçbir vasıflanmış nesnenin olmadığı, var olanın ancak Allah'ın sıfatları olarak var olduğu müşahede edilirs.76. Tevhid-i sıfat, "la mevsüfe illallah" (Allah'tan başka vasıflanan yoktur) hükmünü barındırırs.11. Sıfat mertebesinde secdeye varan kişi, "küllü nefsin zaikatü'l mevti" (Her nefis ölümü tadacaktır) hükmüyle külli mahva ulaşma halini yaşars.12.
Zat Mertebesi: Bu, Cenâb-ı Hakk'ın Zat'ının tecellî ettiği en yüce mertebedir. Namazda "lam" harfiyle lahut zat mertebesi ifade edilirs.6, 7. Bu mertebede, hiçbir varlığın zatının olmadığı, var olanın ancak Allah'ın Zat'ı ile var olduğu idrak edilirs.11. Tevhid-i zat, "la ilahe illallah" (Allah'tan başka ilah yoktur) sözünün hakikatidirs.6, 11. Zat mertebesinde tahiyyata oturan kişinin müşahedesi, Hakk'ın Zat'ının timsali olan Kâbe'ye karşı durarak, Zat'ının Zat'ına ayna olması ve bu hali yaşayarak büyük bir irfaniyete ermesidirs.8, 12. Bu mertebelerde, sadece Ahadiyyeti sırf-ı zati mertebesi kalır ki bu da "Allah'u Ahad" ifadesiyle dile getirilirs.68.
Kaynaklar: Salât — s. 6, 7, 8, 9, 11, 12, 35, 68, 76
Yazar Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?⌄
Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. 1938 yılında Tekirdağ'da çiftçi bir ailenin ortanca çocuğu olarak dünyaya gelmiş, ilkokulu bitirdikten sonra terzilik mesleğine yönelmiştirs.77. Eğitimini özel olarak geliştirmiş, Hafız Behçet Toy Hocaefendi'den Kur'an ve tecvit dersleri almıştırs.77. 1977 yılında Mehmet Nusret Efendi'den maddi ve manevi emanetleri ile görevini devralmıştırs.78. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmıştır (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki).
Kaynaklar: Salât — s. 77, 78
›Ayrıntı
Necdet Ardıç, tasavvufî öğretileri ve irfan geleneğini güncel bir dille aktaran bir müellif ve mürşittir. Kendisi, Uşşâkî tarikatının önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilir (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki). Hayatına dair verilen bilgiler, onun hem dünyevî bir mesleği (terzilik) icra ettiğini hem de manevî eğitimine büyük önem verdiğini göstermektedirs.77. Hafız Behçet Toy Hocaefendi'den aldığı Kur'an ve tecvit dersleri, onun İslâmî ilimlerdeki temelini oluşturmuşturs.77.
Ardıç'ın manevî yolculuğunda önemli bir dönüm noktası, 1977 yılında Mehmet Nusret Efendi'den aldığı emanet ve görev devridirs.78. Bu devir, onun tasavvufî rehberlik rolünü üstlendiği anlamına gelmektedir. Eserlerinde ve sohbetlerinde, Allah'a yönelişin ve manevî arayışın önemini vurgulamıştır. Örneğin, "çalışmak bizden, yardım ondan" ifadesi, onun tevekkül anlayışını yansıtırs.60.
Necdet Ardıç'ın eserleri arasında İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalar bulunmaktadır (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki). Ayrıca, Terzibaba Necdet Ardıç riyâsetindeki tasavvuf serisi içinde Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müellifler de Sâd, Câsiye, Vâkı'a, Mü'minûn ve Zümer sûreleri tefsirleri yazmışlardır (Abdürrezzak Tek Wiki, Terzi Oğlu Cem Cemâlî Wiki). Bu durum, Necdet Ardıç'ın etrafında bir ilim ve irfan çevresi oluşturduğunu ve tasavvufî bilginin yayılmasına öncülük ettiğini göstermektedir. Onun öğretileri, namazın hikmetleri gibi konuları da kapsar; örneğin, Hz. Musa ve Hz. İsa'nın namazlarıyla ilgili rivayetleri aktararak namazın farz kılınışının hikmetlerine değinirs.52-53.
Kaynaklar: Salât — s. 52, 53, 60, 77, 78
Bu kitap sadece tasavvufla ilgilenenler için mi?⌄
Bu kitap, tasavvufî derinliklere sahip olmakla birlikte, sadece tasavvufla ilgilenenlere yönelik değildir; genel okuyucu kitlesine de hitap etmektedir. Kitap, namazın zahirî hükümlerinin ötesinde, hakikat ve ma'rifet mertebelerini de ele alaraks.16 manevi bir boyut sunar. Yazarın diğer eserlerinin "Gönülden Esintiler" başlığı altında çıkmasıs.78 ve "mübarek geceler ve gerçekleri" gibi konuları işleyecek olmasıs.3, eserin geniş bir manevi ilgi alanına sahip olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla, tasavvufî kavramları içeren bir eser olsa da, namaz gibi temel bir ibadeti manevi derinliğiyle ele alması, farklı seviyelerdeki okuyuculara ulaşmasını sağlar.
Kaynaklar: Salât — s. 3, 16, 78
›Ayrıntı
Kitabın içeriği ve yazarın yaklaşımı, eserin sadece tasavvuf ehline değil, daha geniş bir kitleye hitap ettiğini ortaya koymaktadır. Kitap, namaz gibi temel bir ibadeti ele alırken, onun zahirî hükümlerinin yanı sıra bâtınî anlamlarına da odaklanmaktadır. Örneğin, namazın üçüncü ve dördüncü rekâtlerinin "hakikat ve ma'rifet mertebelerini ifade ettiğini" ve bu mertebelerde "Fatiha'nın gerçek anlamda yaşandığını" belirtirs.16. Bu tür ifadeler, namazın sadece şeklî bir eda olmadığını, aynı zamanda derin bir manevi tecrübe olduğunu vurgular.
Yazar Necdet Ardıç Uşşakî'nin, eserlerini "Gönülden Esintiler" başlığı altında yayımlamasıs.78, bu eserlerin genel manevi konulara değindiğini ve okuyuculara ilham vermeyi amaçladığını düşündürmektedir. Ayrıca, yazarın bir sonraki kitabının "mübarek geceler ve gerçekleri" hakkında olacağını belirtmesis.3, tasavvufun ötesinde, İslam'ın genel manevi ve kültürel değerlerine de ilgi duyduğunu gösterir. Kitapta "Namaz hocası kitaplarında bu hususta daha geniş bilgi vardır"s.23 gibi ifadelerin kullanılması, eserin temel namaz bilgilerini aşan, ancak bu bilgilere de atıfta bulunan bir yapıda olduğunu gösterir. Bu durum, hem namazın temelini öğrenmek isteyenlere hem de namazın manevi boyutunu keşfetmek isteyenlere hitap ettiğini düşündürür. Kitap, "mana aleminde yaşıyoruz" diyerek fiilleri önemsemeyenleri eleştirirken, "birinci mertebenin tatbiki olmadan, zaten ikinci mertebenin de hakikati ortaya çıkmaz"s.74 diyerek zahir ve bâtın dengesine dikkat çeker. Bu yaklaşım, tasavvufî derinliği olan ancak sadece mana alemine odaklanmayan, dengeli bir bakış açısı sunar.
Kaynaklar: Salât — s. 3, 16, 23, 74, 78
Namazın 'Mü'minin Mi'racı' olması ne anlama geliyor?⌄
Namazın 'Mü'minin Mi'racı' olması, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Mescid-i Aksâ'dan göklere yükselerek Kâbe Kavseyni Ev Ednâ makamına ulaştığı biricik gece yolculuğu olan mîrâcın, sâlikin manevî sülûkunda tahkîk edebileceği bir makam olduğunu ifade eder. Bu, kulun Hak ile dikey bir buluşması ve manevî yükselişidirK1. Namaz, kulun Hak'ka, Hak'kın da kuluna teveccüh ettiği iki taraflı bir buluşma olupK1, Hz. Peygamber'e mîrâc gecesi lütfedilen ve onun da ümmetine getirdiği bir hediye olarak kabul edilir (Salât (Namaz), s.36, s.23). Bu hediye, mü'minin kendi içinde Hakikat-i Muhammedi'den feyz alarak idrak etmesi gereken bir insanlık mertebesidir (Salât (Namaz), s.23).
Kaynaklar: K1, s. 6, 276
›Ayrıntı
Namazın 'Mü'minin Mi'racı' olması, tasavvufta sâlikin manevî yolculuğunda ulaşabileceği bir makamı ifade eder. Hz. Peygamber'in mîrâcı, bedenle ve ruhla birlikte gerçekleşen biricik ve büyük (kübrâ) bir yolculuk ikenK1, sâlikin namazdaki mîrâcı 'mîrâc-ı sagîr' (küçük mîrâc) olarak nitelendirilirK1. Bu, sâlikin namaz, zikir ve halvet gibi ibadetler aracılığıyla kalbinin Hak'ın huzuruna ulaşması halidirK1.
Namaz, tasavvufta beş katmanda ele alınır ve dördüncü katmanı mîrâc namazıdırK1. Bu katmanda, "es-salâtu mi'râcü'l-mü'min" (namaz mü'minin mîrâcıdır) hadîsi şerifi (K1-6, Salât (Namaz), s.1, s.59) sâlikin Hak ile dikey buluşmasının anahtarıdır. Namaz, kul için hem bir borç, hem bir emir, hem de bir hediye ve lütuftur (Salât (Namaz), s.36). Hz. Peygamber'e mîrâc gecesi lütfedilen namaz, ümmetine getirdiği bir hediye olarak beş vakit farz kılınmıştır (Salât (Namaz), s.36, s.10, s.44).
Bu mîrâc, sadece şeklî ve zâhirî bir ibadet olmanın ötesinde, huşû ile kılınanK1 ve zikri barındıranK1 bir ibadettir. Namazına devam edenler, ulaşabildikleri mertebelerden aldıkları haz ile yaşamlarına devam ederler (Salât (Namaz), s.58). Beş vakit namaz kılmaya başlayan kimse, gayreti nispetinde seyrini yükselterek "namaz mü'minin mi'racıdır" sırrına ulaşır (Salât (Namaz), s.48). Bu hale ulaşan kişinin kendi nefsi varlığı kalmaz, onda faaliyette olan Hakk'ın varlığıdır (Salât (Namaz), s.48). Bu, tevhid-i ef'âl, tevhid-i esmâ, tevhid-i sıfat ve tevhid-i zât mertebelerini idrak edip namazını o şekilde kendinden kendine ifa etmektir (Salât (Namaz), s.9). Ancak bu tür namaz, sahibini mîrâca ulaştırır (Salât (Namaz), s.48).
Kaynaklar: K1, s. 6, 276
Kitapta ezanın hikmetleri nasıl açıklanıyor?⌄
Kitapta ezanın hikmetleri, onun sadece bir davet aracı olmanın ötesinde, derin mânevî ve irfânî anlamlar taşıyan bir Hak çağrısı olduğu vurgulanarak açıklanır. Ezanın vahy ile değil, bir rüya ile meşru kılınmasının hikmeti, onun vahiyden daha kuvvetli bir mânevî tecellîye işaret etmesidirs.62, 62. Ezan, dışarıdaki Müslümanları camiye, camidekileri gönüle, gönülde olanları ise gerçek manasıyla Allah'a davet eden katmanlı bir çağrıdırs.77. Bu davet, Allah'ın azametini ve Peygamber'in medhini idrak etmeyi gerektirir; kelimelerini ezberleyip tekrar etmekten ziyade, içerdiği hakikatlerin tefekkür edilmesiyle tam manasıyla fayda sağlanırs.63, 64.
Kaynaklar: Salât — s. 62, 63, 64, 77
›Ayrıntı
Kitapta ezanın hikmetleri, onun sadece namaz vaktini bildiren bir çağrı olmaktan öte, insanı Hakikat'e yönlendiren mânevî bir davet olarak ele alınır. Ezanın vahy ile değil, Abdullah bin Zeyd'in gördüğü bir rüya ile meşru kılınması, onun sıradan bir emir olmaktan ziyade, yedi kat semavatın fevkinde, İsra gecesinde Rasulullah (S.A.V.) Efendimize gösterilmiş olmasıyla açıklanır. Bu durum, ezanın vahiyden daha kuvvetli bir mânevî tecellîye sahip olduğunu gösterirs.62, 62.
Ezanın temel hikmeti, "bildirmek" ve "davet etmek"tirs.60. Ancak bu davet, üç mertebede gerçekleşir: İlk olarak, dışarıdaki Müslümanları camiye davet eder. İkinci olarak, camide bulunanları gönül âlemine yönlendirir. Üçüncü ve en derin mertebede ise, gönülde olanları gerçek manasıyla Allah'a çağırırs.77. Bu katmanlı davet, ezanın sadece fizikî bir eylem olmadığını, aynı zamanda bir içsel yolculuğa işaret ettiğini gösterir.
Ezanın kelimeleri, özellikle "Allah-u Ekber" ifadesi, Allah'ın azametini ve Peygamber'in medhini idrak etmeyi gerektirirs.63, 65. Müezzinin sesinin güzelliğine odaklanıp ezanı sadece duygusal bir olay olarak değerlendirmek yerine, kelimelerin içerdiği ilmî ve irfânî hakikatlerin tefekkür edilmesi gerektiği vurgulanırs.64. Aksi takdirde, ezan Hristiyanların çanı veya Yahudilerin borusu gibi gaflet içinde dinlenmiş olur ve ondan tam manasıyla faydalanılamazs.64. Ezanın her an dünyanın bir yerinde okunuyor olması, onun evrensel ve sürekli bir Hak çağrısı olduğunu gösteren bir tefekkür vesilesidirs.63.
Kaynaklar: Salât — s. 60, 62, 63, 64, 65, 77