İçeriğe atla
Sohbet Arası Sohbetler (23) kapak gorseli

Sohbet Arası Sohbetler (23)

Terzibaba - Necdet Ardıç

137 sayfa~206 dk okumatr

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçturkcesohbet arası sohbetlerdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Tasavvufİslami EdebiyatManeviyatSufizmDini SohbetlerNecdet ArdıçTerzibabaDijital KütüphaneE-Kitap

Sıkça Sorulan Sorular

Sohbet Arası Sohbetler (23) kitabı neyi anlatıyor?

Necdet Ardıç'ın "Sohbet Arası Sohbetler (23)" adlı eseri, yazarın uzun yıllar boyunca gerçekleştirdiği konulu sohbetlerin çay molalarında veya kendisine yöneltilen sorular üzerine spontane gelişen irfan sohbetlerinin kayda alınmış ve yazıya dökülmüş hâlidir. Bu kitap, tasavvufî eğitimin bir parçası olarak, farklı zamanlarda ve farklı kişilere aktarılan, ancak her biri kendi içinde özgün bir nitelik taşıyan manevi paylaşımları içermektedir. Eser, Necdet Ardıç'ın Uşşâkî tarikatı mürşidi olarak tasavvufî irfanı geniş kitlelere ulaştırma çabasının bir ürünü olup, okuyuculara ilahî idrakler ve dünya ahiret saadeti dileğiyle sunulmuştur (Sohbet Arası Sohbetler (23), s.1-2, 10).

Ayrıntı

"Sohbet Arası Sohbetler (23)", Necdet Ardıç'ın tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan önemli çalışmalarından biridir (WIKI: Necdet Ardıç (Terzibaba)). Kitap, yazarın "muhterem okuyucularım her ne vesile ile elinize geçmiş olan bu ve devamı olan (30) kitap" ifadesiyle belirttiği gibi, bir serinin yirmi üçüncü cildidir (Sohbet Arası Sohbetler (23), s.1, 138). Bu sohbetler, belirli bir seyir takip etmeden, çeşitli vesilelerle yapılan konuşmaların ses kayıtlarından yazıya aktarılmasıyla oluşmuştur (Sohbet Arası Sohbetler (23), s.1). Yazar, bu sohbetlerin değişik mahallerde ve farklı kimselere yapıldığını, bu nedenle aynı mevzuların tekrar gibi görülebileceğini, ancak bunların aslında "eğitim gereği başkalarına da aktarılması gereken bilgiler" olduğunu vurgular (Sohbet Arası Sohbetler (23), s.2). Her sohbetin kendine ait bir özelliği olduğunu ve "aynı mevzu değişik zamanlarda değişik mertebeleri itibari ile yine de aynı sohbet değildir" diyerek, her bir kaydın özgün değerini belirtir (Sohbet Arası Sohbetler (23), s.2). Kitapta, Mesnevî-i Şerif'ten alıntılarla İsa Aleyhisselam'ın hikayeleri gibi konulara değinildiği görülmektedir (Sohbet Arası Sohbetler (23), s.101). Ayrıca, tevhid ehli bir kimsenin Tevhid-i Hakiki'yi idrak etmesi durumunda, bütün âlemde Hakk'ın zuhurunu şüphesiz kabul edeceği gibi derin tasavvufî konular da işlenmektedir (Sohbet Arası Sohbetler (23), s.100). Eser, Necdet Ardıç'ın mürşidlik vasfıyla, müridleriyle yaptığı irşad toplantılarının ve kalpten kalbe feyiz aktarımının bir yansıması olarak tasavvufî eğitimin önemli bir parçasını oluştururvikipedi.

Kaynaklar: Vikipedi: Sohbet; K1-29

Terzi Baba kimdir?

Terzi Baba, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden Necdet Ardıç'ın tasavvufî lakabıdır. O, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan ve eserleri ile sohbetleriyle geniş kitlelere ulaştıran müstesna bir şahsiyettir (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Terzi Baba, Adem aleyhisselamdan Peygamberimize kadar gelen ilim ve meratip sürecinin tamamını Ümmet-i Muhammed'e sunan bir rehber olarak kabul edilirs.38. Onun öğretileri, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi eserlerinde kendini gösterir (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki; Sohbet Arası Sohbetler, s.134). Terzi Baba, ilham yoluyla kendisine açığa çıkan bilgileri kolaylaştırarak ifade etmeye çalışan bir mürşittirs.2, s.51.

Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler — s. 2, 38, 51

Ayrıntı

Terzi Baba, Necdet Ardıç'ın tasavvufî kimliğidir ve onun öğretileri, Uşşâkî tarikatı içinde önemli bir yer tutar (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Kendisi, tasavvufî irfanı günümüze taşıyan ve bu bilgiyi geniş kitlelere aktaran bir mürşittir (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Terzi Baba'nın öğretileri, Adem aleyhisselamdan Hz. Peygamber'e kadar uzanan ilim ve meratip sürecinin bütününü kapsar ve bu bilginin Ümmet-i Muhammed için bir şans olduğunu vurgulars.38.

Terzi Baba'nın eserleri arasında Necdet Divanı, Hacc Divanı ve İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri gibi önemli çalışmalar bulunurs.134. Ayrıca, Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi derinlikli eserleriyle de tanınır (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Terzi Baba, ilmini "vehb" yani Hakk'ın hibe yoluyla verdiği ilim, "kesb" yani çalışılarak kazanılan ilim ve "nakil" yani muhtelif eserlerden, Mesnevi-i Şerif, İnsân-ı Kâmil, Fusûsu'l Hikem ve sohbetlerinden müşahede ile toplanan ilim olarak tanımlars.135. Kendisi, aklında olmayan şeylerin birdenbire açığa çıktığını ve bunları kolaylaştırarak ifade etmeye çalıştığını belirtirs.2, s.51. Terzi Baba'nın kitapları, "Terzi Baba kitapları serisi" adı altında birçok ciltte toplanmıştırs.138. Bu eserler, onun tasavvufî izahlarını, divanlarını ve istişarelerini içerirs.138. Terzi Baba, sahte ve hayali kimliklerin yerine gerçek kimliği bulma yolunda rehberlik eders.59.

Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler — s. 2, 38, 51, 59, 134, 135, 138

Tasavvuf nedir ve bu kitapta nasıl işleniyor?

Tasavvuf, kalbin temizliği ve Allah'a yakınlık ilmi olup, işin özüne nüfuz etme ve Hakk'ın özüne doğru yönelme mânâsına gelirs.79. Bu kitapta tasavvuf, sadece hikâye ve menkıbelerden ibaret lafzî bir meşguliyet olarak değils.56, 80, aynı zamanda tatbikâtı olan, felsefeden ayrılan ve ibadetle bütünleşen bir yol olarak işlenirs.36, 81. Gerçek tasavvuf, akl-ı cüz'ün ürettiği fikirlerden ziyade, akl-ı küllün bildirdiği hükümlerle tahakkuk eden, Adem (a.s.)'dan Peygamberimiz (s.a.v.)'e kadar gelen ilim ve meratip sürecinin tamamını içeren bir pakettirs.38. Kitap, tasavvufu şeriatın en güzel şekilde yaşanmasıyla başlayan ve Hakk'a ulaşmayı gaye edinen bir yol olarak sunar; aksi takdirde sadece akılda kalan bir felsefe olmaktan öteye geçemeyeceğini vurgulars.81.

Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler — s. 36, 38, 56, 79, 80, 81

Ayrıntı

Tasavvuf, İslam mistisizmi olarak tanımlanır ve kalbin temizliği ile Allah'a yakınlık ilmini hedeflervikipedi. Bu kitapta tasavvuf, işin özüne nüfuz etme ve Hakk'ın özüne doğru yönelme anlamında ele alınır; birkaç hikâye anlatıp çay içmekten ibaret bir zaman geçirme olarak görülmezs.79. Yazar, tasavvufun sadece menkıbelerden veya ehlullahın hayat hikâyelerinden ibaret olmadığını, bunların lafzî tasavvuf olduğunu belirtirs.56, 80. Gerçek tasavvufun, Bakara Sûresi'ndeki inek hikâyesi gibi derin mânâlara nüfuz etmek olduğunu ifade eders.79.

Tasavvufun felsefeden ayrıldığı temel nokta, ibadet ehli olmasıdırs.36. Felsefe akl-ı cüz'ün ürettiği fikirlerken, tasavvuf akl-ı küllün bildirdiği hükümlerle tahakkuk eders.36. Bu, tasavvufun sadece teorik bir bilgi değil, aynı zamanda bir tatbikat ve yaşantı yolu olduğunu gösterir. Tatbikatı olmayan tasavvufun felsefede kalacağı ve fayda sağlamayacağı vurgulanırs.81.

Sâlikin tasavvuf yolculuğunda öncelikle şeriatın beş vakit, beş şart gibi asgarî müştereklerini en güzel şekilde yerine getirmesi gerektiği belirtilirs.81. Tarikatlara gitmek ve tecrübe edinmek ise şeriatın ardından gelir. Bu yolculukta zikir yapmak ve dergâhlarda toplanmak güzel eylemler olsa da, Hakk'a ulaşma gayesi varsa bunların birer perde olabileceği, ancak bu perdelerden geçmeden de hakikate ulaşmanın mümkün olmadığı ifade edilirs.80. Kitap, tasavvufu Adem (a.s.)'dan Peygamberimiz (s.a.v.)'e kadar gelen, ilim ve meratip sürecinin tamamını içeren bir paket olarak sunars.38. Yazarın kendi yetişme tarzında da menkıbeler ve kutupların varlığına dair anlatılarla tasavvufun izlerini taşıdığı görülürs.3.

Kaynaklar: Vikipedi: Tasavvuf · Sohbet Arası Sohbetler — s. 3, 36, 38, 56, 79, 80, 81

Kitapta geçen 'Ahad' ve 'Vahidiyet' kavramları ne anlama gelir?

Kitapta geçen 'Ahad' ve 'Vâhidiyyet' kavramları, Hak'ın teklik mertebelerini ifade eder. Ahad, Hak'ın sıfat ve esmâdan henüz tafsîl edilmemiş, hiçbir nispet kabul etmeyen sırf teklik makâmıdır; İhlâs Sûresi'ndeki "kul hüvallâhu ehad" ayeti bu mertebenin menşeidir. Vâhidiyyet ise, ahadiyyetten sonra gelen, Hak'ın esmâ ve sıfatlarla taayyün ettiği teklik mertebesidir ve kesretin (çokluğun) zeminini oluşturur. Ahadiyyet çoğalmaz bir teklik iken, vâhidiyyet esmânın (er-Rahmân, el-Mâlik gibi) açıldığı ve çoğalmanın temelini oluşturan bir teklik kademesidir; bu mertebede Zât-ı Mutlak, Allah ismini alır ve sonsuz isimleri bu sahada tecelli eder.

Ayrıntı

"Sohbet Arası Sohbetler" kitabında 'Ahad' ve 'Vâhidiyyet' kavramları, Hak'ın farklı teklik mertebeleri olarak açıklanır ve bu isimlerin ayrı ayrı mertebeleri ifade ettiği vurgulanırs.67. Eğer tek bir mertebeyi ifade etselerdi, başka isimler almazlardıs.67.

Ahad (Ahadiyyet):

Ahad, "tek olma, birlik" anlamına gelir ve tasavvufta Hak'ın lâ-taayyün'den sonraki ilk taayyünüdürK1. Bu mertebe, sıfat ve esmâdan henüz tafsîl edilmemiş, sırf "tek" olma kademesidirK1. Kitapta "birliğe/tekliğe dönüşmeye başlaması" olarak tarif edilirs.70. İhlâs Sûresi'ndeki "kul hüvallâhu ehad" ayeti, ahadiyyetin asıl menşeidirK1. Ahadiyyet, hiçbir nispet kabul etmeyen, çoğalmaz bir teklik makâmıdırK1. Bu, çoğalma öncesi bir mertebedir; esmâ ve sıfât henüz kapalıdır, hepsi "tek bir Hak'ta" bulunurK1.

Vâhidiyyet:

Vâhidiyyet, Hak'ın sıfat ve esmâ ile taayyün ettiği teklik mertebesidir ve ahadiyyetten sonra gelirK1. Kitapta "çokluğun üretildiği, saha ve kaynağıdır" şeklinde ifade edilirs.64. Ahadiyyet hiçbir nispet kabul etmezken, vâhidiyyet "er-Rahmân, el-Mâlik, el-Kuddûs" gibi esmânın çoğalmasını mümkün kılan teklik kademesidirK1. Bu mertebede Zât-ı Mutlak, Allah ismini alırs.67. Cenâb-ı Hakk'ın 99 esmâsı ve bunun üzerinde sonsuz isimleri vâhidiyyet sahasında tecelli eders.67. Vâhidiyyet, kesretin (çokluğun) menşeidir ve ondan kesret doğarK1. Hadîd Sûresi 3'teki "hüve'l-evvelü ve'l-âhirü ve'z-zâhirü ve'l-bâtın" beyânı vâhidiyyeti delillendirirK1.

Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler — s. 64, 67, 70 · K1, s. 168, 220

'Berzah' makamı nasıl açıklanır?

Berzah, lugatte 'iki şey arasında engel, ara perde' anlamına gelir ve tasavvufta iki âlem (mâdde-mânâ, dünya-âhiret, vücud-adem) arasındaki vasıta mertebedir; ne tamamen birinin ne de diğerinin sıfatlarını taşır, ikisinin arasında câmi' bir kuşaktırK1. Bu kavramın asıl dayanağı Furkân 53'teki "beyne-humâ berzah lâ yebğıyân" (ikisi arasında bir berzah var, biri diğerine geçemez) ayetidirK1. Berzah, aynı zamanda ölümden sonra kıyamete kadar ruhun beklediği kabir hâlinin de adıdır; ancak tasavvufta asıl mânâsı âlem-i misâl, yani vücud-i sâbit ile vücud-i hâricî arasındaki ruhanî mertebeler kuşağıdırK1. İki zıt varlık arasında perde olan bu üçüncü şey, o iki varlığın berzahıdır; tek olan şeyde berzah olmazs.120.

Kaynaklar: K1, s. 103 · Sohbet Arası Sohbetler — s. 120

Ayrıntı

Berzah kavramı tasavvufî vücud bahsinde üç katmanda işler. Birinci katman kelâmî/zâhirî berzahtır: insanın ölümünden kıyamete kadar ruhun bekleme yeri olan kabir berzahıK1. Bu süreçte amel defterinin gözden geçirilmesi, Münker-Nekir suali, kabir azabı veya nimeti gibi akâidî konular işlenirK1. Kişi öldüğü andan itibaren berzaha girer ve kıyamete kadar orada bekler; çünkü ahiret âlemi henüz faaliyete geçmemiştirs.120, 127. Bu âlemde kişinin bedeni veya cesedi değil, hakîkat-i şahsiyyesi, yani latif tarafı intikal eders.125. İnsan, berzahta bu dünyada yaptığı amellerin güzel veya kötü suretlerini kendi yakını olarak bulur ve onların içine girers.129, 8.

İkinci katman vücudî berzahtır: vücud-i mutlakla vücud-i mukayyed (yaratılmış varlık) arasındaki mertebe olan âlem-i misâl veya âlem-i hayâldirK1. Bu, sûretlerin saf rûhânî hâlidir; bedenin sıfatları kalkmıştır ama mâhiyet hâlâ taayyün üzeredirK1. Mertebe-i ervah ile ecsâm-ı kesife arasındaki berzah "mertebe-i misâl"dirs.122. Ayrıca mâzî ve müstakbel arasındaki berzah "zamân-ı hâl"dirs.122, 4. Cennet ile cehennem arasındaki berzah ise "A'râf"tırs.122. Nebatat ile hayvanat arasındaki berzah hurma ağacı, nebatat ile cemâdât arasındaki berzah ise mercandırs.125. Bu berzah âlemine geçişte, âlem-i berzahın maddesine münasip bir heykele taalluk edilir; yani ruh dediğimiz hakîkat-i insaniyemiz, o âleme münasip bir vücut edinirs.127.

Üçüncü katman sülûkî berzahtır: sâlikin nefs ve rûh arasındaki tahavvül anları, hâlden makâma geçişleridirK1. Bu katman İdrîsiyye Fassı'nda 'tath...' olarak belirtilirK1. Berzah, ilahî teklifler üzerine ism-i Bâtın'ın mazharı olarak, bu âlemde yapılan amellerin ve ahlakın suretlerinin meydana geldiği yerdirs.129.

Kaynaklar: K1, s. 103 · Sohbet Arası Sohbetler — s. 4, 8, 120, 122, 125, 127, 129

'İttika' ne demektir ve tasavvuftaki yeri nedir?

Verilen kaynaklarda 'ittika' kavramına doğrudan bir cevap bulunmamaktadır.

Azimet ve ruhsat arasındaki fark nedir?

Azimet ve ruhsat arasındaki temel fark, birincisinin dinî hükümlerin katı ve tavizsiz uygulanmasını ifade etmesi, ikincisinin ise belirli durumlarda kolaylık ve esneklik sağlamasıdır. Azimet, bir hükmün asıl ve en güçlü şekli olup, sâlikin nefsini terbiye etme ve Hak'a yaklaşma yolunda gösterdiği kararlılığı temsil ederkenK1, ruhsat, zorunluluk veya meşakkat hallerinde Allah'ın kullarına tanıdığı kolaylıktır. İslamiyet'in kaskatı bir din olmadığını, kulun vicdanına bırakılan ve kolaylıklar içeren yönlerinin de bulunduğunu ifade eden bu ayrım, özellikle ibadetlerin ifasında ve günlük yaşamda karşılaşılan güçlüklerde kendini gösterirs.40.

Kaynaklar: K1, s. 57 · Sohbet Arası Sohbetler — s. 40

Ayrıntı

Azimet, dinî bir hükmün asıl ve tavizsiz şeklidir. Tasavvufî sülûkta sâlikin nefsini terbiye etme, onu Hak'ın sıfatlarına alıştırma ve dünyevî alışkanlıklardan arındırma çabasının bir parçası olarak görülürK1. Bu, bir nevi "mücâhede en büyük cihâddır" hadîs-i şerîfinde belirtilen nefisle mücadele prensibine dayanırK1. Azimet, sâlikin Hak yolunda gösterdiği kararlılık ve gayretin göstergesidir. Örneğin, namazın vaktinde ve tam olarak kılınması azimetin bir gereğidir.

Ruhsat ise, dinî hükümlerin belirli zorunluluk veya meşakkat hallerinde hafifletilmesi veya ertelenmesidir. İslamiyet'in kaskatı bir din olmadığını, aksine kullarına kolaylıklar sunduğunu gösteren bir ilkedirs.40. Örneğin, bir yolculuk sırasında namazların kısaltılması veya birleştirilmesi (cem' ve kasr), ya da hastalık durumunda orucun ertelenmesi ruhsat kapsamına girer. Kaynakta verilen örnekte, otobüste namaz kılamayan bir kişinin durumu veya nöbette olan bir askerin ibadetini yerine getirememesi gibi hallerde ruhsatın devreye girdiği belirtilirs.40. Allah'ın bu tür durumlarda kulun vicdanına bıraktığı bir esneklik söz konusudur; azimete yönelenin karşılığını alacağı, ruhsatın da bir kolaylık olduğu ifade edilirs.40. Bu ayrım, şeriatın katı ve kuru yönüne karşılık, tarikatın duygusal ve yaş yönünü de ortaya koyars.41.

Kaynaklar: K1, s. 57 · Sohbet Arası Sohbetler — s. 40, 41

Bu kitap kimler için faydalıdır?

"Sohbet Arası Sohbetler" adlı eser, tasavvufî konulara ilgi duyan, ehlullahın hayat hikayeleri ve menkıbeleri üzerinden mânevî tecrübe edinmek isteyen, ayrıca Kur'ân-ı Kerîm'in hikâye olarak okunmasının ötesinde hakikatini idrâk etmek isteyen okuyucular için faydalıdır. Kitap, farklı mahallerde ve değişik kimselere yapılan sohbetlerin derlenmesiyle oluşmuş olup, okuyucuların mânevî feyzlerini artırmayı hedeflemektedir (Sohbet Arası Sohbetler (23), s.1, s.56, s.80, s.134). Eser, özellikle tasavvufî metinlerdeki tekrarların, farklı kişilere aynı mevzuların aktarılması ihtiyacından kaynaklandığını belirterek, bu tür okumaların kişiye faydalı olacağını vurgular (Sohbet Arası Sohbetler (23), s.2, s.33).

Ayrıntı

"Sohbet Arası Sohbetler" adlı eser, tasavvufî bir bakış açısıyla kaleme alınmış olup, geniş bir okuyucu kitlesine hitap etmektedir. Öncelikle, tasavvufî konulara meraklı olan ve ehlullahın hayat hikayeleri ile menkıbeleri üzerinden mânevî bir yolculuğa çıkmak isteyenler için faydalıdır. Yazar, bazı kitapların sadece hikaye veya menkıbe olarak algılanmasının ötesinde, tasavvufî derinlik taşıdığını belirtir (Sohbet Arası Sohbetler (23), s.56). Eser, bu tür anlatıların, okuyucunun kendi mânevî gelişimine katkıda bulunacağını ima eder.

İkinci olarak, Kur'ân-ı Kerîm'i sadece bir hikaye kitabı olarak değil, hakikatleri içeren bir rehber olarak anlamak isteyenler için de değerlidir. Yazar, Kur'ân-ı Kerîm'i "geçmiş şeylerin peygamberlerin hayat hikayeleri gibi" okumanın, onun asıl mesajını gözden kaçırmak anlamına gelebileceğini vurgular (Sohbet Arası Sohbetler (23), s.80). Bu bağlamda, kitap, Kur'ân'ın derin anlamlarını keşfetmek isteyen okuyuculara farklı bir perspektif sunar.

Üçüncü olarak, farklı yerlerde ve farklı kimselere yapılan sohbetlerin bir araya getirilmesiyle oluşan bu eser, okuyuculara çeşitli fikirler edinme ve tecrübe sahibi olma imkanı sunar (Sohbet Arası Sohbetler (23), s.2, s.33). Yazar, bu sohbetlerde bazı mevzuların tekrar etmesinin, farklı kitlelere aynı hakikatlerin aktarılması ihtiyacından kaynaklandığını belirtir (Sohbet Arası Sohbetler (23), s.2). Bu durum, okuyucunun konuyu farklı açılardan idrâk etmesine ve mânevî feyzini artırmasına yardımcı olmayı amaçlar (Sohbet Arası Sohbetler (23), s.134). Kitap, genel olarak mânevî gelişim arayışında olan ve tasavvufî irfana açılan bir kapı arayan herkes için faydalı bir kaynak niteliğindedir.

Kitapta bahsedilen 'Bir saatlik tefekkür' ne gibi bir ibret taşır?

"Bir saatlik tefekkür" ifadesi, tasavvufî eğitimde tefekkürün, sayısal olarak çok daha fazla olan nafile ibadetlerden üstün tutulduğunu ve mânevî ilerlemede en hızlı yol olduğunu vurgulayan bir hikmettir. Bu hikmet, tefekkürün sadece zihinsel bir faaliyet olmayıp, Hakk'ın özüne nüfuz etme, ilâhî tecellileri idrak etme ve gönlü çalıştırma gibi derin mânevî boyutları içerdiğini belirtir. Tefekkür, fizikî hareketlerden ibaret olan ibadetlerin ötesinde, sâlike ahirete doğru kanat açtıran ve özel ilâhî lütufları idrak etmesini sağlayan bir eğitim aracıdırs.64, 85.

Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler — s. 64, 85

Ayrıntı

"Bir saatlik tefekkür" hikmeti, tasavvufta tefekkürün mânevî sülûktaki merkeziyetini ve değerini ortaya koyar. Hz. Peygamber'in "Bir saatlik tefekkür, 60 senelik nafile ibadetten hayırlıdır" buyruğuyla başlayan bu hikmet, üç aşamada derinleşir: 60 senelik, yüzyıllık ve bin yıllık nafile ibadetlerden hayırlı olma mertebeleriyle tefekkürün üstünlüğünü vurgulars.64. Bu durum, tefekkürün sadece fizikî hareketlerden ibaret olan ibadetlerden farklı olarak, "ahirete doğru kanat açıcı, yol açıcı" bir niteliğe sahip olduğunu gösterir. Tefekkür, "bu âlemde" hiçbir şeyin ulaşamayacağı kadar hızlı bir mânevî ilerleme sağlars.64. Tasavvufî anlamda tefekkür, "işin özüne nüfuz etmek", "Hakk'ın özüne doğru" yönelmek demektir; birkaç hikâye anlatıp zaman geçirmekten ibaret değildirs.79. Gerçek tefekkür, gönlün ve aklın birlikte çalışmasını gerektirir; sadece bedenle yapılan abdest, namaz, hac, oruç gibi fizikî çalışmaların ötesinde, gönlün çalışması ve araştırıcı bir zihne sahip olunmasıyla mümkündürs.9, 46. Bu sayede kişi, ilâhî tecellileri idrak eder ve kendisine özel verilen lütufları fark eder. Zira Allah Teâlâ'nın her kula tecellisi farklıdır ve uyanık bir gönül, bu özel tecelliyi idrak ederek şükür ve hareket etmelidirs.85. Bu bağlamda tefekkür, sâlikin Hakk hakkında ne öğrendiği, ne anladığı ve ne hissettiği ise, onun gerçek mânevî sermayesi olurs.85.

Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler — s. 9, 46, 64, 79, 85