İçeriğe atla
Sohbet Arası Sohbetler (26) kapak gorseli

Sohbet Arası Sohbetler (26)

Terzibaba - Necdet Ardıç

122 sayfa~183 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçsohbet arası sohbetlerdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Terzibaba - Necdet Ardıç (Yazar)Sohbet (Tür)İslami Eser (Kategori)Dijital Kütüphane (Bulunduğu Ortam)Edebiyat (Genel Alan)Türk Edebiyatı (Özel Alan)

Sıkça Sorulan Sorular

Sohbet Arası Sohbetler kitabı ne anlatıyor?

Necdet Ardıç'ın "Sohbet Arası Sohbetler" adlı eseri, yazarın farklı zaman ve mekânlarda, çeşitli kişilere yaptığı spontane irfan sohbetlerinin derlenmiş halidir. Bu kitap serisi, tasavvufî eğitim metodunun önemli bir parçası olan sohbetin, kalpten kalbe feyiz aktarımı ve dînî kimliği şekillendirici etkisini somut örneklerle sunar1. Eser, konuların tekrarlanmasından ziyade, her sohbetin kendi içinde farklı mertebeleri ve özellikleri barındırdığını vurgulayarak, okuyucuya geniş bir idrak ve tefekkür alanı açmayı hedefler2. Kitap, özellikle "Âdemiyet" gibi temel tasavvufî kavramlar üzerine derinlemesine incelemeler sunarak, insanlığın başlangıcından itibaren bâtınî âlemdeki hakikatleri anlamaya davet eder2.

Ayrıntı

"Sohbet Arası Sohbetler", Necdet Ardıç'ın tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan önemli bir mürşit olarak gerçekleştirdiği sohbetlerin yazıya dökülmüş halidir3. Bu sohbetler, belirli bir seyir takip etmeksizin, çay molalarında veya sorulan sorular üzerine ortaya çıkmış, bu nedenle "sohbet arası" ifadesiyle nitelendirilmiştir2. Kitap, farklı mahallerde ve değişik kimselere yapılan bu sohbetlerin, aynı mevzuların farklı mertebelerde aktarılması gerektiği düşüncesiyle bir araya getirildiğini belirtir. Bu durum, her sohbetin kendine ait bir özelliği olduğunu ve bir tekrar değil, eğitimin gereği olduğunu gösterir2. Eser, tasavvufta mürşidin müridine yaptığı manevî yoldaşlık ve hâl aktarımı olan sohbetin1, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin ifadesiyle "1 saatlik irfân ehliyle sohbetin, 100 senelik nafile ibadete bedel" olduğu hakikatini vurgular2. Kitapta ele alınan konular arasında "Âdemiyet" mertebesi ve onun insanlığın başlangıcı ile bâtınî âlemdeki yeri gibi derin tasavvufî meseleler bulunur2. Ayrıca, "6 Peygamber 1 Âdem (a.s.)" gibi serilerle peygamberlerin makamları ve ruhaniyetleri üzerine de sohbetler yer alır2. Eser, okuyucuyu yeni bir tefekkür yolculuğuna çıkararak idrak ve anlayış kapılarını açmayı hedefler2. Bu sohbetler, Cenâb-ı Hakk'ın izniyle kıymetli bilgiler sunarak, okuyucunun manevî gelişimine katkıda bulunmayı amaçlar2.

  1. Kaynaklar
  2. 1.K1, s. 29
  3. 2.Sohbet Arası Sohbetler — s. 1, 2, 12, 55, 61, 64, 113
  4. 3.Vikipedi: Necdet Ardıç (Terzibaba)
Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?

Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna şahsiyetlerdendir. Uzun yıllar terzilik mesleğiyle meşgul olması ve yaşının ilerlemesi sebebiyle çevresinde "Terzi Baba" olarak anılmaktadır1. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmıştır (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Kendisi, "Gök kubbeyi ayakta tutan sütun" anlamına gelen "Necdet" isminin, "Amed" kelimesinin ebced değeri olan 114'e eşit olduğunu ve bunun "Cami" (cemeden) isminin sayı değerine denk geldiğini belirtmiştir1.

Ayrıntı

Necdet Ardıç, "İz-Terzi Baba" mahlasıyla da tanınan bir tasavvuf büyüğüdür1. Uşşâkî tarikatına mensup olan Ardıç, mürşidlik vasfıyla irfan geleneğini günümüze taşımıştır (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Kendi ifadesiyle, terzilik mesleğinden dolayı "Terzi Baba" lakabını almıştır1.

Eserleri arasında İrfan Mektebi (Hakk Yolu), Fusûsu'l-Hikem şerhi (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki), Necdet Divanı, Hacc Divanı, Lübb'ül Lübb Özün Özü ve Salât- Namaz ve Ezan-ı Muhammedi'de Bazı Hakikatler gibi çalışmalar bulunmaktadır1. Ayrıca, Sâd, Câsiye ve Vâkı'a sûreleri tefsirleri Abdürrezzak Tek tarafından, Mü'minûn ve Zümer sûreleri tefsirleri ise Terzi Oğlu Cem Cemâlî tarafından Necdet Ardıç riyâsetindeki tasavvuf serisi içinde kaleme alınmıştır (Abdürrezzak Tek - Wiki, Terzi Oğlu Cem Cemâlî - Wiki).

Necdet Ardıç, şiirlerinde de derin tasavvufî anlamlar barındırmaktadır. Örneğin, "Can Cananımdan Can istedim lütfedildi bize Can, Bütün alem oldu Can, Canla kaldık Canla Can" dizeleriyle "Can" kavramının önemini vurgulamıştır1. Ayrıca, "Necdet" isminin ebced değerinin 114 olduğunu ve bunun "Cami" isminin sayı değerine eşit olduğunu belirtmesi, isminin taşıdığı manevî derinliğe işaret etmektedir1. Kendisine tahsis edilen "53" sayısının da beden mülkünü ayakta tutan "Can" ile ilişkilendirildiği görülmektedir1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Sohbet Arası Sohbetler (26) — s. 2, 88, 119, 122
Hakikat ehli ile kelâm ehli arasındaki fark nedir?

Hakikat ehli ile kelâm ehli arasındaki temel fark, idrak ettikleri bilginin kaynağı ve derinliğidir. Kelâm ehli, şeriatın zâhirî hükümleri ve lafzî kelâm üzerinden fikir üretirken1, hakikat ehli, Kur'ân ve hadislerin bâtınî sırlarına, mânevî mertebelere ve Hak ile doğrudan müşâhedeye dayanır1. Hakikat ehli, şeriatın ötesindeki tarikat, marifet ve hakikat mertebelerini idrak ederken1, kelâm ehli genellikle şeriat mertebesiyle sınırlı kalır ve bu mertebelerin ötesindeki ufka sahip değildir1. Bu durum, kelâm ehlinin hakikat ehlinin sözlerini kabul etmemesine ve yanlış bulmasına yol açar1.

Ayrıntı

Hakikat ehli ile kelâm ehli arasındaki ayrım, bilginin ve idrakin farklı mertebelerinden kaynaklanır. Kelâm ehli, genellikle şeriatın zâhirî hükümlerine ve lafzî ifadelere odaklanır. Onlar için dinî metinlerin dış görünüşü ve kelâmî yorumları esastır; bu sebeple felsefî mânâda fikir üretirler1. Şeriat ehlinin ilmi, bu dört kelimenin (şeriat, tarikat, marifet, hakikat) zâhirî anlamları üzerinde durur ve başka bir ufka sahip değildir1.

Buna karşılık hakikat ehli, Hz. Peygamber'in "Şeriat sözlerimdir, tarikat fiillerimdir, marifet tavırlarımdır, hakikat sırlarımdır" hadisiyle bildirilen dört mertebenin tamamını idrak eder1. Onlar, Kur'ân-ı Kerîm'in ve hadis-i şeriflerin genişliği üzerinde durarak bâtınî sırları ve mânevî hakikatleri araştırırlar1. Hakikat ehli, Allah'ın kelâmının manaları itibarıyla hâlik, zuhuru itibarıyla mahlûk olduğunu bilir ve Hakîkat-ı Muhammediye'nin tüm Esmâ-i İlâhiyeyi kapsadığını idrak eder1.

Bu farklı idrak seviyeleri, Hallâc-ı Mansûr'un "Enel-Hakk" sözü gibi durumlarda da kendini gösterir. Kelâm ehli bu tür sözleri şirk olarak değerlendirirken, hakikat ehli bunu fenâ fillâh hâlinde Hak'tan gelen bir beyan olarak yorumlar2. Hakikat ehli, irfan yoluyla Hakk'a mülâki olmayı hedeflerken, kelâm ehli zâhirî hükümlerle sınırlı kalır ve bu yakınlığın farkında olamayabilir1. Hakikat ehli, mânevî vârislik ve ahlâkî tekâmül yoluyla Ehl-i Beyt'in mânevî evladı sayılırken2, kelâm ehli genellikle bu kavramı sadece kan bağıyla sınırlı tutabilir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Sohbet Arası Sohbetler — s. 2, 4, 6, 8, 9, 10, 52, 85, 86
  3. 2.K1, s. 39, 45
İnsan, Âdem ve Beşer kavramları ne anlama geliyor?

Tasavvufî anlayışta insan, Âdem ve beşer kavramları, varlığın farklı mertebelerini ve insanın Hak ile olan ilişkisini açıklayan anahtar terimlerdir. Beşer, insanın fizikî ve biyolojik yönünü, yani "ene mislikum beşer" (ben de sizin gibi bir beşerim) hadisinde belirtildiği gibi, diğer insanlarla ortak olan şaşabilen ve hata yapabilen yönünü ifade eder1. Âdem ise, Hakikat-i Muhammedi'nin ilk zâtî zuhur mahalli olup, Allah'ın "ruhînden üfledim" (Hicr 15/29) buyurarak özel bir ruhaniyetle donattığı varlıktır1. İnsan ise, bu iki mertebeyi kuşatan, Allah'ın bütün isimlerini taşıyan (esmâ-i ilâhiyye'nin câmî mahalliyeti) ve yeryüzünde halîfesi olan kâmil varlıktır; Ahzâb 72'deki "emânet"i yüklenen odur (Emânet Âyeti [K1-405]). Bu kavramlar, insanın kendine seferini, vehim sarayını yıkıp hakikate ulaşma yolculuğunu anlatır1.

Ayrıntı

Tasavvufî literatürde beşer, Âdem ve insan kavramları, insanın varoluşsal katmanlarını ve ilâhî hakikatle olan bağını açıklamak için kullanılır.

Beşer: Bu kavram, insanın fizikî ve biyolojik yönünü, yani maddî varlığını ifade eder. "Beşer" kelimesi, Kur'ân-ı Kerîm'de 39 yerde geçmekte olup, "tebşir edilen, zâtî tecelli ile müjdelenen" anlamına gelir1. Peygamberlerin dahi "ene mislikum beşer" (ben de sizin gibi bir beşerim) diyerek beşerî yönlerini vurgulamaları, bu mertebenin hata yapabilme ve şaşabilme potansiyelini içerdiğini gösterir1. Beşeriyet, insanın diğer mahlûkatla ortak olan, sınırlı ve fani yönüdür.

Âdem: Âdem, beşeriyetin ötesinde, ilâhî bir nefh ile şereflendirilmiş özel bir mertebedir. Kur'ân-ı Kerîm'de 25 yerde geçen "Âdem" ismi, Hakikat-i Muhammedi'nin ilk zâtî zuhur mahalli olarak kabul edilir1. Hicr 15/29 ayetinde geçen "ve nefahtü fîhi min ruhî" (ve ruhumdan ona üfledim) ifadesi, Âdem'in ilâhî bir ruh taşıdığını ve bu yönüyle diğer varlıklardan ayrıldığını vurgular1. Âdem, ilâhî sırrın ve hakikatin ilk tecelligâhıdır.

İnsan: İnsan kavramı ise, beşer ve Âdem mertebelerini kuşatan, daha geniş ve kâmil bir anlam taşır. İnsan, "Hak'ın câmi sûreti" ve "yer-yüzü halîfesi"dir; bütün ilâhî isimlerin taşıyıcısıdır (İnsan [Wiki]). Ahzâb 72'deki "Emânet Âyeti"nde2 belirtildiği üzere, göklerin, yerin ve dağların yüklenmekten çekindiği "emâneti" yüklenen varlık insandır. Bu emânet, tasavvufî yoruma göre, "esmâ-i ilâhiyye'nin câmî mahalliyeti"dir; yani insanın Allah'ın bütün isimlerini kendinde barındırma ve tecelli ettirme potansiyelidir (Emânet Âyeti [K1-405]). İnsan-ı Kâmil mertebesi, ilâhî seyrin tamamlandığı, olgunlaşmış insanı ifade eder (İnsan-ı Kamil [Wiki]). Bu mertebeye ulaşmak, kişinin "kendine sefer" etmesi, vehim sarayını yıkıp hakikate yönelmesiyle mümkündür1. Bu yolculukta, beşerî Arapça ile okunan Kur'ân'ın zahirî anlamının ötesine geçerek, ilâhî Arapça'daki hakikatlere ulaşmak hedeflenir1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Sohbet Arası Sohbetler — s. 10, 29, 75, 92, 107
  3. 2.K1, s. 405
Kitapta geçen 'İkra' (Oku) emri nasıl yorumlanıyor?

Kitapta geçen 'İkra' (Oku) emri, Hz. Muhammed'e (s.a.v.) peygamberliğin geldiği Kadir gecesinde Hira mağarasında nazil olan ilk ayet olarak yorumlanır. Bu emir, sadece okuma yazma bilmek anlamına gelmeyip, daha geniş bir hakikat ve irfan yolculuğunun başlangıcı olarak ele alınır. Peygamber Efendimiz'in "Ümmî" lakabının, bu emrin derinliğini ve Kur'ân'ın mucizevîliğini vurgulamak için kullanıldığı belirtilir; zira kıyamete kadar çözülemeyecek ayetleri bildiren bir kimsenin basit anlamda okuma yazma bilmemesi düşünülemez1. Bu emir, aynı zamanda "İrfan Mektebi"nin ve "Hakk yolu"nun seyr defterinin açılışına işaret eder1.

Ayrıntı

'İkra' emri, Hz. Muhammed'e (s.a.v.) peygamberliğin başlangıcı olan Kadir gecesinde, Hira dağında nazil olan ilk ayettir1. Bu emir, sadece harfleri bir araya getirip okumak gibi yüzeysel bir anlam taşımaz. Kitap, Peygamber Efendimiz'e verilen "Ümmî" lakabının yanlış yorumlandığını belirtir; zira bu lakap, O'nun okuma yazma bilmediği anlamına gelmez, aksine Kur'ân-ı Kerîm'in mucizevîliğini ve O'nun getirdiği bilginin kaynağının beşerî olmadığını vurgular1. Kıyamete kadar çözülemeyecek olan Kur'ân ayetlerini insanlığa bildiren bir zatın, basit okuma yazma bilmemesi düşünülemez1.

'İkra' emri, aynı zamanda Hz. Muhammed'in (s.a.v.) peygamberlik öncesi dönemi olan "Muhammedül Emin" devresinin sonu ve yeni bir devrin başlangıcıdır1. Bu emirle birlikte, O'nun ceddi olan İbrahim (a.s.) dininin, yani "Hanif dini"nin, "lekesiz muvahhit" Tevhid dininin hakikatleri açığa çıkmaya başlamıştır1. Tasavvufî açıdan bu emir, sâlikin irfan yolculuğuna başlaması, Hakk'ın hakikatlerini okuması ve idrak etmesi için bir davettir. Bu, "İrfan Mektebi"nin ve "Hakk yolu"nun seyr defterinin açılışına işaret eder1. Kitap, okuyucularını "Mübarek Geceler ve Bayramlar" gibi eserleri okumaya teşvik ederek, bu irfan yolculuğuna katılmaya davet eder1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Sohbet Arası Sohbetler — s. 21, 25, 27, 94, 100, 121
Bu eser tasavvufa yeni başlayanlar için uygun mu?

Verilen kaynaklarda Necdet Ardıç'ın eserlerinin tasavvufa yeni başlayanlar için uygun olup olmadığına dair doğrudan bir bilgi bulunmamaktadır. Kaynaklar, Necdet Ardıç'ın günümüz Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biri olduğunu ve tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyet olduğunu belirtmektedir (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki). Eserlerinin tasavvufu geniş kitlelere ulaştırdığı ifade edilmekle birlikte, bu eserlerin başlangıç seviyesindeki sâlikler için özel bir uygunluk taşıyıp taşımadığına dair bir değerlendirme yer almamaktadır.

Ayrıntı

Necdet Ardıç'ın eserleri arasında "İrfan Mektebi (Hakk Yolu)" isimli bir tasavvuf serisi kitabı bulunmaktadır. Bu eser, nefs mertebelerini ve Hakk yolunu anlatan temel bir eser olarak nitelendirilmektedir (İrfan Mektebi (Hakk Yolu) Wiki). Ayrıca, Necdet Ardıç'ın çeşitli Kur'an surelerinin tasavvufî tefsirlerini içeren eserleri de mevcuttur (Kur'an Sure Tefsirleri Wiki). Bu eserlerin içeriği, tasavvufun derinlikli konularını ele alıyor gibi görünse de, yeni başlayanlar için bir giriş niteliği taşıyıp taşımadığına dair spesifik bir açıklama kaynaklarda yer almamaktadır. Genel olarak, bir mürşidin eserlerinin tasavvuf yoluna yeni girenler için uygunluğu, eserin diline, ele aldığı konuların derinliğine ve okuyucunun ön bilgisine bağlıdır. Kaynaklar, Necdet Ardıç'ın "tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan" ve "tasavvufu geniş kitlelere ulaştıran" bir şahsiyet olduğunu belirtse de (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki), bu durumun eserlerinin başlangıç seviyesindeki okuyucular için doğrudan bir uygunluk göstergesi olup olmadığı açık değildir. Bu nedenle, verilen kaynaklar ışığında, Necdet Ardıç'ın eserlerinin tasavvufa yeni başlayanlar için uygun olup olmadığına dair kesin bir yargıya varmak mümkün değildir.

Kitaptaki tekrarların sebebi nedir?

Kitaplardaki tekrarların sebebi, farklı zamanlarda ve farklı kişilere yapılan sohbetlerin derlenmesi ve her tekrarın aslında bir eğitim gereği olarak bilginin farklı mertebelerde aktarılmasıdır. Bu tekrarlar, aynı konunun değişik zamanlarda, farklı mertebeleri itibarıyla ele alınmasıyla, her sohbetin kendine özgü bir nitelik taşıması ve bilginin pekiştirilmesi amacını taşır. Yazar, bu tekrarların "eğitim gereği başkalarına da aktarılması gereken bilgiler" olduğunu belirtir ve her sohbetin "kendine ait özelliği olduğundan, yine onların hepsi ayrı sohbetlerdir" ifadesiyle, yüzeysel bir tekrarın ötesinde derinlikli bir aktarım olduğunu vurgular1.

Ayrıntı

Kitaplarda görülen tekrarlar, eserin oluşum sürecinin doğal bir sonucudur. Yazar, bu kitapların "değişik mahallerde ve değişik kimselere yapılmış" sohbetlerin derlenmesiyle meydana geldiğini ifade eder1. Bu durum, aynı konunun farklı dinleyici kitlelerine aktarılması ihtiyacından kaynaklanır. Dolayısıyla, bir konunun tekrar edilmesi, bilginin farklı bağlamlarda ve farklı idrak seviyelerine göre yeniden sunulması anlamına gelir. Yazar, bu durumu "eğitim gereği başkalarına da aktarılması gereken bilgilerdir" şeklinde açıklar1.

Ayrıca, bu tekrarların sadece yüzeysel bir tekrar olmadığı, aksine her tekrarın konuyu farklı bir "mertebe"den ele aldığı belirtilir. "Ancak aynı mevzu değişik zamanlarda değişik mertebeleri itibari ile yine de aynı sohbet değildir, her sohbetin kendine ait özelliği olduğundan, yine onların hepsi ayrı sohbetlerdir" ifadesiyle, her sunumun konuya yeni bir boyut kattığı ve bilginin derinleşmesine hizmet ettiği vurgulanır1. Bu yaklaşım, tasavvufî eğitimde bilginin katmanlı ve mertebeli bir şekilde sunulması geleneğiyle örtüşür. Örneğin, "Ümmü'l Kitap" kavramı farklı sayfalarda ele alınırken, her seferinde farklı bir yönü veya açılımı üzerinde durulur1. Bu, bilginin sadece aktarılması değil, aynı zamanda farklı idrak seviyelerinde "açılımının devam etmesi"1 amacını taşır. Bu bağlamda, tekrarlar, bilginin pekiştirilmesi ve farklı veçhelerinin idrak edilmesi için bir yöntem olarak kullanılır.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Sohbet Arası Sohbetler (26) — s. 2, 10, 11, 12
Eserde geçen 'Ümmü'l Kitap'taki lisan' ne demektir?

Eserde geçen 'Ümmü'l Kitap'taki lisan', Cenâb-ı Hakk'ın Ahadiyet mertebesinden Vahidiyet mertebesine tenezzül ettiği, yani âlemlerin açılmaya başladığı zamandaki ilâhî kelâmı ifade eder. Bu lisan, henüz Arap milletinin, âlemlerin ve beşerin var olmadığı bir dönemde, Allah'ça olan, Hak lisanıdır1. Kur'ân-ı Kerîm'in Levh-i Mahfuz'daki ilk hali olarak da anılan bu lisan, Ulûhiyet mertebesine ait olup, beşer lisanına indirilmeden önceki özgün ve anlaşılması zor olan halidir1. Tasavvufta bu durum, Hak'ın gizli hazinesinden inen sırlı kelimelerle, esmâî tecellîlerle ve manevî makâm rumuzlarıyla ilişkilendirilen Hurûf-u Mukatta'a gibi kavramlarla da benzerlik gösterir2.

Ayrıntı

'Ümmü'l Kitap'taki lisan', Cenâb-ı Hakk'ın Ahadiyet mertebesinden Vahidiyet mertebesine tenezzül ettiği, yani âlemlerin açılmaya başladığı zamandaki ilâhî kelâmı anlatır1. Bu lisan, henüz Arap milletinin, âlemlerin ve beşerin var olmadığı bir dönemde, Allah'ça olan, Hak lisanıdır1. Eserde bu durum, Kur'ân-ı Kerîm'in Levh-i Mahfuz'daki ilk hali olarak da ifade edilir; burada Kur'ân, ana toplu levhalar halinde, Sıfat mertebesinde açılmaya başlamıştır1.

Bu ilâhî lisan, Ulûhiyet mertebesine ait olup, beşer lisanına indirilmeden önceki özgün ve anlaşılması zor olan halidir. Eğer bu lisan, Hak lisanı olarak beşere inseydi, kimse ondan bir şey anlayamazdı1. Bu nedenle, Kur'ân-ı Kerîm'in nazil olması, Ulûhiyet lisanından beşer lisanına indirilmesi, yani inzâl olması ve anlayışın kolaylaştırılması anlamına gelir1. Bu bağlamda, Kur'ân-ı Kerîm'in "Elif, lâm, mim kitabıdır" ifadesiyle de ilişkilendirildiği görülür1.

Tasavvufî açıdan bakıldığında, bu durum, Hak'ın gizli hazinesinden inen sırlı kelimelerle, esmâî tecellîlerle ve manevî makâm rumuzlarıyla ilişkilendirilen Hurûf-u Mukatta'a gibi kavramlarla benzerlik gösterir2. Hurûf-u Mukatta'a da Kur'ân'ın bazı sûrelerinin başında bulunan, mânâsı Allah'a ve ehline mâlûm olan, esmâî ve mertebevî remizler içeren harflerdir2. Bu, tasavvufun bâtınî yorum geleneğinin bir parçası olarak, ilâhî kelâmın çok katmanlı yapısını ve Hakikat-i İlâhiye'nin farklı tezahürlerini işaret eder.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Sohbet Arası Sohbetler — s. 1, 10, 11, 18
  3. 2.K1, s. 5