
Sohbet Arası Sohbetler CD 1 (2000)
Terzibaba - Necdet Ardıç
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Sohbet Arası Sohbetler ne anlatıyor?⌄
Necdet Ardıç'ın "Sohbet Arası Sohbetler" adlı eseri, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan, spontane ve farklı mertebelerdeki dinleyicilere yönelik yapılmış irşad sohbetlerinin derlemesidir. Bu sohbetler, şeriat, tarikat, hakikat ve marifet gibi tasavvufî mertebeleri işleyerek, dinleyicinin kendi iç dünyasını ve Hakk'ı tanımasına rehberlik eder. Eser, aynı konuların farklı zamanlarda ve farklı kişilere aktarılması sebebiyle tekrarlar içerebilse de, her sohbetin kendine özgü bir özelliği ve eğitim değeri bulunmaktadırs.2.
Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler CD 1 — s. 2
›Ayrıntı
"Sohbet Arası Sohbetler", Necdet Ardıç'ın değişik mahallerde ve farklı dinleyicilere yaptığı irfan sohbetlerinin kayıt altına alınmış halidirs.2. Bu sohbetler, tasavvufî eğitimin temelini oluşturan hâl aktarımı ve kalpten kalbe feyiz prensibine dayanırK1. Eser, tasavvufî mertebeler olan şeriat, tarikat, hakikat ve marifet konularını ele alırs.188. Şeriat sohbetleri, camilerde namaz gibi ibadetlerin nasıl yapılacağı gibi konuları içerirken; tarikat sohbetleri, Hz. Musa'nın hayatı üzerinden bir insanın manevi seyrini anlatırs.68, 205. Hakikat sohbetleri, kişiyi kendine tanıtan ve iç dünyasını keşfetmesine yardımcı olan sohbetlerdir; Hz. İsa'nın hayatı hakikat mertebesini temsil eders.68, 205. Marifetullah sohbetleri ise Allah'ı tanıtan sohbetlerdir ve Hz. Muhammed'in hayatı marifet mertebesini ifade eders.68, 205. Eserdeki sohbetler, dinleyicilerin farklı idrak seviyelerine göre düzenlenmiş olup, her mertebeden insanın anlayabileceği şekilde sunulmuşturs.188. Necdet Ardıç, bu sohbetlerde günümüz insanının akıl ve idrak seviyesini göz önünde bulundurarak, eski dönemlerde yazılmış eserlerin günümüz insanına yetersiz kalabileceğine dikkat çekers.68. Bu bağlamda, "Sohbet Arası Sohbetler", tasavvufî bilgiyi modern insanın anlayışına uygun bir dille sunarak, dinleyicilerin kendi hakikatlerini ve Hakk'ı idrak etmelerine yardımcı olmayı amaçlar.
Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler CD 1 — s. 2, 68, 188, 205 · K1, s. 29
Terzibaba kimdir?⌄
Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettirvikipedi. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmıştırvikipedi. Onun çizgisinde halîfelik, sâlikin nefsinin hilâfetini Hakk'a teslim etmesi ve Hakk'tan başka kimse olmadığını ayân etmesi olarak anlaşılırK1. Mîzân kavramı ise, sâlikin her amelinde ve her hâlinde kendisini Hakk'ın hükmü mîzânına çekme idrâkidir ve kalbin tahavvül ettikçe yeniden kurulan dengenin adıdırK1.
Kaynaklar: Vikipedi: Necdet Ardıç · K1
›Ayrıntı
Necdet Ardıç, tasavvufî geleneği günümüze taşıyan önemli bir mürşittir ve Uşşâkî tarikatına mensupturvikipedi. Onun öğretileri, tasavvufun geniş kitlelere ulaşmasında etkili olmuş, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) adlı eseri ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla tanınmıştırvikipedi. Terzibaba ekolünde, halîfelik kavramı özel bir anlam taşır. Bu ekole göre halîfelik, sâlikin kendi nefsinin hilâfet iddiâsından soyutlanması (tezkiye), ardından Hakk'ın hilâfet emânetini izhâra mahal olması (tecellî) ve nihayetinde 'halîfe' ile 'müstahlif' arasında perdesizliğin yaşanması şeklinde üç merhalede tahakkuk ederK1. Bu durum, insanın Hakk'tan aldığı emaneti taşıma vasfının bir ifadesidir ve Bakara 30'daki "yeryüzünde bir halîfe yaratacağım" ayetinin tecellîsi olarak görülürK1.
Terzibaba'nın irfan çizgisinde mîzân kavramı da merkezi bir yer tutar. Mîzân, sâlik için her amelinde ve her hâlinde kendisini Hakk'ın hükmü mîzânına çekme idrâkidirK1. Bu, kalbin tahavvül ettikçe yeniden kurulan dengenin adıdır ve Şuaybiyye Fassı'nın 'tahavvül' hikmetiyle doğrudan ilişkilidirK1. Mîzân, tasavvufta dört kademede ele alınır: âhirette amellerin tartılması (akâidî mîzân), nefsin muhâsebeye çekilmesi (ahlâkî mîzân), kâinatın denge üzerine kurulu olması (vücudî mîzân) ve sâlikin kalbinin Hakk'la perdesizleştiğinde her hâlin Hakk'ın bir 'tartı' tecellîsi olduğunu görmesi (mârifet mîzânı)K1. Terzibaba ekolünden müellifler arasında Terzi Oğlu Cem Cemâlî ve Abdürrezzak Tek gibi isimler de bulunmaktadırvikipedi.
Kaynaklar: Vikipedi: Necdet Ardıç, Terzi Oğlu Cem Cemâlî, Wiki: Abdürrezzak Tek · K1
Nefs mertebeleri nedir?⌄
Nefs mertebeleri, sâlikin mânevî yolculuğunda nefsini arındırarak kemâle ermesini sağlayan yedi aşamadır. Bu mertebeler sırasıyla Nefs-i Emmâre, Nefs-i Levvâme, Nefs-i Mülhime, Nefs-i Mutmainne, Nefs-i Râdıyye, Nefs-i Merdıyye ve Nefs-i Sâfiye'dirK1. Her bir mertebe, sâlikin nefsini terbiye etme ve Hakk'a yaklaşma sürecinde farklı bir hâl ve idrâk seviyesini temsil eder. Bu mertebeler, sâlikin kendini tanıma ve Allah'ı bilme yolculuğunun basamaklarıdır; zira kendini tanımadan Allah'ı tanımak mümkün değildirs.4, s.106.
Kaynaklar: K1 · Sohbet Arası Sohbetler CD 1 — s. 4, 106
›Ayrıntı
Nefs mertebeleri, tasavvufî sülûkun temelini oluşturan ve sâlikin mânevî gelişimini gösteren yedi aşamalı bir sistemdirs.2. Bu mertebeler, sâlikin nefsini kötülüklerden arındırıp ilâhî hakikatlere ulaşmasını hedefler. İlk mertebe olan Nefs-i Emmâre, "kötülüğü emredici nefs" anlamına gelir ve Yûsuf Sûresi'nin 53. ayetinde geçen "innen-nefse le-emmâretün bi's-sû'" ifadesiyle açıklanırs.9. Bu mertebede sâlik, nefsinin isteklerine tâbi olur, kötülüğü kötülük olarak görmez ve dünyevî arzuların peşinden koşars.111. Emmâre mertebesi, insanlığa yükselişin başlangıcı, hayvanlığa inişin ise dışıdırs.15.
Emmâre'den sonra gelen Nefs-i Levvâme, sâlikin günahlarından pişmanlık duyduğu ve kendini kınadığı mertebedir. Üçüncü mertebe olan Nefs-i Mülhime ise "ilhâm alan nefs" demektirK1. Bu aşamada sâlik, Şems Sûresi'nin 7-8. ayetlerinde belirtildiği gibi, kalbinden iyi ile kötüyü ayırt etme ilhâmını almaya başlarK1. Mülhime, sâlikin kendi aklının ötesinde bir kaynaktan rehberlik aldığı kritik bir geçiş mertebesidirK1.
Bu mertebeleri sırasıyla Nefs-i Mutmainne, Nefs-i Râdıyye ve Nefs-i Merdıyye takip ederK1. Son mertebe olan Nefs-i Sâfiye, "sâfî, temiz nefs" anlamına gelir ve yedi nefs mertebesinin en üst basamağıdırK1. Bu mertebede sâlik, nefsinin bütün gayri-Hak temayüllerden arınarak kemâle erdiği, insân-ı kâmil hâline geldiği bir makâma ulaşırK1. Sâfiye mertebesindeki sâlik, tam bir istikâmet üzere yaşar, halkla uyumlu olur ve Hak ile bekâ hâlinde bulunur; bu hâl, mürşidlik kapasitesini de beraberinde getirirK1. Her mertebe bir öncekinin tahkîki ile açılır ve sâlik, sâfiyeye ulaştığında geçtiği tüm mertebeleri içermiş olurK1. Bu yolculuk, kişinin kendi varlığını bilmesi, kaynağını tanıması ve O'na muhtaç olduğunu idrâk etmesiyle tamamlanırs.106.
Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler CD 1 — s. 2, 15, 106 · K1-117, Sohbet Arası Sohbetler CD 1, s. 9, 111 · K1, s. 117, 122, 272
Eserde geçen 'yedi deniz' ne anlama geliyor?⌄
Eserde geçen 'yedi deniz' ifadesi, tasavvuftaki yedi nefs mertebesini temsil etmektedir. Bu mertebeler, sâlikin mânevî yolculuğunda aşması gereken aşamaları simgeler ve Emmâre, Levvâme, Mülhime, Mutmainne, Râdıye, Merdıyye ve Sâfiye/Kâmile olarak sıralanır. Sâlikin bu yedi denizi, yani nefs mertebelerini aşması, kâmil bir hâle ulaşmasının ve Hakikat'e vuslatının temel şartıdırs.2. Bu mertebeler, Kur'an ayetlerinden istinbat edilmiş olup, her birinde farklı hâller ve mücadeleler yaşanırK2.
Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler CD 1 — s. 2 · K2
›Ayrıntı
Tasavvufî sülûkta, sâlikin mânevî ilerlemesi nefs mertebelerini aşmasıyla gerçekleşir. Eserde 'yedi deniz' olarak ifade edilen bu mertebeler, nefs-i emmâre, nefs-i levvâme, nefs-i mülhime, nefs-i mutmainne, nefs-i râdıye, nefs-i merdıyye ve nefs-i sâfiye/kâmile'dirs.2, s.201. Bu mertebeler, Elif harfinin on iki noktasından yedisini oluşturur ve sâlikin mânevî yükselişini gösterirs.201. Her bir nefs mertebesi, sâlikin farklı hâllerle yüzleştiği ve belirli özelliklerden arınarak ilerlediği bir aşamayı temsil ederK2. Örneğin, nefs-i emmâre şehvet, gazap, kibir gibi kötü huyların hâkim olduğu ilk basamaktır ve aşılması için tevbe-i nasûh ve mürşid-i kâmile teslimiyet gereklidirK2. Nefs-i levvâme'de sâlik kendini kınar, vicdanı uyanıktır ve tevbe, mücâhede gibi hâller zuhur ederK2. Nefs-i râdıye ise, sâlikin Hak'tan gelen her şeye kalben razı olduğu, şikâyet ve tercih yokluğunun yaşandığı, mutmainne mertebesinden bir adım öte bir hâldirK1. Bu mertebelerin aşılması, sâlikin nefsini terbiye ederek kâmil insan olma yolunda ilerlemesini sağlar. Nitekim, Mevlânâ'nın ney metaforunda yedi delik, insanın yedi nefs mertebesine benzetilir ve bu mertebelerden geçiş, vatan-ı aslîye dönüşün bir yolu olarak görülürs.35.
Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler CD 1 — s. 2, 35, 201 · K2 · K1, s. 52
Kendini tanımak neden önemlidir?⌄
Tasavvufta kendini tanımak, sâlikin Hak'ka ulaşma yolculuğunda temel bir adımdır ve mârifetullah'a giden kapıdır. Bu, kişinin kendi varlığındaki ilâhî hakikatleri idrak etmesi, nereden geldiğini, amacını ve görevini anlaması anlamına gelirs.232. Hadîs-i şerîfteki "Kim nefsini tanırsa Rabb'ini tanır" (Aclûnî) ifadesi, kendini bilmenin Allah'ı bilmenin ön koşulu olduğunu vurgularK1. Kendini tanıma faaliyeti, sülûkun hakikat mertebesinde gerçekleşir ve mârifet-i nefs olarak adlandırılır; bu sayede kişi, kendi nefsinde Hak'ın tecellîlerini müşâhede eder ve nihayetinde mârifet-i Hak'ka ulaşırs.186, K1-240.
Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler CD 1 — s. 1, 186, 232, 240 · K1, s. 240
›Ayrıntı
Kendini tanımak, tasavvufî sülûkun merkezî bir ilkesidir ve sâlikin mânevî ilerlemesi için hayati öneme sahiptir. Bu süreç, kişinin kendi varlığında mevcut olan hakikatleri keşfetmesiyle başlars.4. Kendini tanımadan Allah'ı tanımak mümkün değildir; bu, peygamberi tanıma ve oradan da Allah'ı tanıma mertebelerine giden bir yolculukturs.30.
Kendini bilmek, kişinin "ben kimim, ben neyim, buraya nereden geldim, buradaki işimiz, görevimiz nedir" gibi temel sorulara cevap bulmasını sağlars.232. Bu idrak, kişinin kendi nefsine dışarıdan, tarafsız bir gözle bakmasıyla derinleşirs.232, s.16. Kendini tanıma, aynı zamanda kişinin kendi içindeki ilâhî tecellîleri fark etmesidir; zira "Ey kulum kendine bak kendini tanı ben sende varım sende tecelli ediyorum" ifadesiyle Allah'ın kulundaki kendini övdüğü belirtilirs.135.
Bu süreç, sülûkun hakikat mertebesinde gerçekleşen bir faaliyettirs.186. Kişi, kendi varlığında Hakikat-i İlâhiye'nin bütünlüğünden kendini sıyırmış, kopmuş bir varlık olmadığını idrak eders.183. Kendini tanıma, mârifet-i nefs olarak adlandırılır ve bu, mârifet-i Hak'ka ulaşmanın ilk adımıdırs.106, K1-240. Mârifet-i nefs ile kişi, kendi varlığını ve kaynağını tanır, ayrıca kendisini meydana getirene olan ihtiyacını ve zilletini idrak eders.106. Bu idrak, kişiye yeni bir ufuk açar ve mânevî bir yükseliş sağlars.135.
Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler CD 1 — s. 1, 4, 16, 30, 106, 135, 183, 186, 232, 240
Zikrin faydaları nelerdir?⌄
Zikir, tasavvufta hem manevi hem de fiziksel birçok fayda sağlayan önemli bir ibadettir. Manevi açıdan zikir, kişinin psikolojik sıkıntılardan uzaklaşmasını, huzurlu bir hâle gelmesini ve Hak ile olan bağını güçlendirmesini temin eders.192. Aynı zamanda ilahi isimlerin kişideki olumsuz tecellilerini törpüleyerek, olumlu yönlerini ortaya çıkarır ve nefsi frenlers.110. Fiziksel olarak ise, bedende oluşan gazların atılmasına yardımcı olabilirs.189. Zikir, kişinin bulunduğu ortamı nurlandırmasına ve çevresindekilerin de aydınlanmasına vesile olan bir nur akışıdırs.194. Ayrıca, Hak'tan gelen manevi rızkın kapılarını açar ve kulun Hak tarafından zikredilmesine vesile olurs.197.
Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler CD 1 — s. 110, 189, 192, 194, 197
›Ayrıntı
Zikrin faydaları, sâlikin hem iç dünyasında hem de dış dünyasında tezahür eden geniş bir yelpazeyi kapsar. Öncelikle, zikir kişinin psikolojik ve ruhsal dengesini sağlar. Kaynaklarda belirtildiği üzere, "eğer güzel zikir yapan kimse bir de aldığı ilmi yol düzgünse bunu hayatta psikolojik bir sıkıntıya girmesi gibi şeyler öyle yanlış yönlere gitmesi gibi şeyler hiç mümkün değildir, çok huzurlu bir kişi olur"s.192. Bu durum, zikrin kalpteki huzuru ve istikrarı temin etme gücünü gösterir.
İkinci olarak, zikir ilahi isimlerin tecellilerini düzenler. İnsanda mevcut olan "Aziz, Cebbar, Mütekebbir" gibi Esma-i İlahiye'nin olumsuz yönlerini "törpülemek" ve "frenlemek" suretiyle, kişinin daha iyi vasıflara sahip olmasını sağlars.110. Bu, zikrin bir tür manevi arınma ve terbiye aracı olduğunu ortaya koyar.
Üçüncü olarak, zikrin fiziksel faydaları da vardır. Yiyeceklerden kaynaklanan ve bedende oluşan "gazlar"ın atılmasına yardımcı olduğu ifade edilmiştirs.189. Bu, zikrin bedensel sağlığa da olumlu etkileri olabileceğine işaret eder.
Dördüncü olarak, zikir manevi bir aydınlanma ve nur akışı sağlar. Zikir yapan kişinin bulunduğu yerin "ışımasına sebep olmak" ve "yanındakini de aydınlanmaya başlaması" zikrin manevi bir enerji yaydığını ve çevresine de etki ettiğini gösterirs.194. Bu, zikrin sadece kişisel değil, aynı zamanda toplumsal bir fayda da sağladığını ifade eder.
Beşinci olarak, zikir manevi rızkın kapılarını açar. Bakara suresindeki "siz beni zikredin ben de sizi zikredeyim" ayetis.197, zikrin kul ile Hak arasındaki karşılıklı bir ilişkiyi başlattığını ve manevi beslenmeyi sağladığını vurgular. Zikirden uzaklaşanların manevi rızkının olmayacağı belirtilmiştirs.197.
Son olarak, zikir daimi bir ibadet olup, hiçbir hâlde kesilmemesi gereken bir eylemdir. Lavaboda dahi gizli ve hafif zikir yapılabileceği, Kur'an okuma veya namaz kılma gibi ibadetlerdeki bazı fiziki şartların zikir için geçerli olmadığı belirtilmiştirs.191. Bu da zikrin hayatın her anına yayılması gereken bir ibadet olduğunu gösterir. Ancak, zikrin tarikat mertebesi işleri olduğu ve ömrün sonuna kadar bunlarla oyalanmanın aşılması gereken bir durum olduğu da ifade edilmiştirs.188. Tesbihin daha yumuşak duygulara götürürken, zikrin "bilgiye götürmesi, ilime götürmesi" arasındaki farka da dikkat çekilmiştirs.97.
Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler CD 1 — s. 97, 110, 188, 189, 191, 192, 194, 197
Bu sohbetler kimler için uygundur?⌄
Necdet Ardıç'ın "Sohbet Arası Sohbetler" adlı eserindeki sohbetler, farklı manevi mertebelerdeki kişilere hitap eden, ancak özellikle günümüz insanının akıl ve idrak seviyesine uygun, irfan ve marifet odaklı bir eğitim sunan yapıdadır. Bu sohbetler, sıradan dinî bilgilerden öteye geçerek kişiyi kendi hakikatini tanımaya ve Allah'ı idrak etmeye yönlendirmeyi amaçlars.68. Şeriat, tarikat, hakikat ve marifet mertebelerini kapsayan bu sohbetler, her ne kadar farklı zamanlarda ve farklı kişilere yapılmış olsa da, her birinin kendine özgü bir özelliği ve hitap ettiği bir mertebe bulunmaktadırs.2. Bu nedenle, tasavvufî derinleşme arayışında olan ve aklî faaliyetleri gelişmiş modern bireyler için uygun bir rehber niteliğindedir.
Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler CD 1 — s. 2, 68
›Ayrıntı
Necdet Ardıç'ın sohbetleri, tasavvufî eğitimin farklı katmanlarını ele alarak geniş bir kitleye hitap eder. İlk olarak, bu sohbetler "şeriat ve tarikat sohbetleri" gibi temel dinî bilgileri içerir; evliyaullahların ve peygamberlerin hayat hikayeleri (menkıbeler) bu düzeydeki sohbetlerin konusudurs.68. Ancak Ardıç, günümüz insanının "akıl çalışması ve akıl faaliyeti" olduğunu belirterek, beş yüz sene evvel yazılmış sohbetlerin artık yeterli olmadığını, modern insanın "kapalı kutu" olmadığını vurgulars.68. Bu bağlamda, sohbetler "hakikat sohbetleri"ne doğru ilerler ki bunlar "kişiyi kişiye tanıtan, bildiren" sohbetlerdirs.68.
Daha ileri bir mertebede ise "marifetullah sohbetleri" yer alır; bunlar "Allah'ı tanıtan" sohbetlerdirs.68. Ardıç, her sohbetin bir düzeyi olduğunu ve "hep Marifet mertebesinden bahsedemezsin çünkü onu anlayacak kişilerin hepsi orada olması lazım ki onu orada konuşulsun" diyerek, sohbetlerin dinleyicinin idrak seviyesine göre ayarlandığını belirtirs.188. Bu durum, sohbetlerin farklı mertebelerdeki sâliklere uygun olduğunu gösterir. Örneğin, "Museviyet itikadı üzere sohbet etmek" İslamiyet'in ilk sohbet mertebesi olarak kabul edilirken, fıkıh gibi maddi yönlerle ilgili ilimlerde kalmanın bu mertebenin altında olduğu ifade edilirs.175.
Sohbetlerin tekrar eden konular içermesi, farklı mahallerde ve değişik kimselere yapılmış olmasından kaynaklanır; ancak bu tekrarlar, "eğitim gereği başkalarına da aktarılması gereken bilgilerdir" ve "aynı mevzu değişik zamanlarda değişik mertebeleri itibari ile yine de aynı sohbet değildir"s.2. Bu da sohbetlerin, farklı seviyelerdeki dinleyicilerin ihtiyaçlarına göre uyarlandığını ve her dinleyicinin kendi mertebesine göre istifade edebileceğini gösterir. Dolayısıyla, bu sohbetler, tasavvufî sülûkun farklı aşamalarındaki, özellikle de modern dünyanın idrakine hitap eden, kendi hakikatini ve Allah'ı tanıma arayışında olan kişiler için uygundur.
Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler CD 1 — s. 2, 68, 175, 188
Eserdeki konular neden tekrarlanıyor?⌄
Eserde konuların tekrarlanmasının temel nedeni, tasavvufî öğretilerin mertebeli bir yapıda sunulması ve farklı idrak seviyelerine hitap etme gerekliliğidir. Şeriat, Tarikat, Hakikat, Marifet gibi mertebelerin varlığı, konuların her bir mertebede farklı bir derinlik ve anlayışla ele alınmasını zorunlu kılar. Bu tekrarlar, sâlikin mârifet boyutundaki idrakinin gelişimine hizmet ederken, aynı zamanda konuların kalpte hâl olarak yerleşmesini ve fiil boyutunda tezahür etmesini sağlar. Özellikle "Âdem'den" bahsedilen konuların otuzdan fazla kasette yer alması, bu mertebeli işleyişin ve konunun bitmez tükenmez derinliğinin bir göstergesidirs.188, s.221.
Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler CD 1 — s. 188, 221
›Ayrıntı
Eserde konuların tekrar etmesi, tasavvufî eğitimin ve sülûkun doğasından kaynaklanan bir durumdur. Tasavvufta öğretiler, Şeriat, Tarikat, Hakikat ve Marifet gibi farklı mertebelerde ele alınırs.188. Bu mertebelerin her birinde aynı konuya farklı bir bakış açısı ve derinlik katılır. Örneğin, bir konu Şeriat mertebesinde farzlar ve ibadetler çerçevesinde ele alınırken, Tarikat mertebesinde kalbin yönelimi ve niyet ekseninde işlenir. Hakikat mertebesinde ise o konunun bâtınî hakikati ve ilahî sırlarla bağlantısı açıklanır. Marifet mertebesinde ise sâlikin o konuya dair idrak ve müşâhedesi kemâle erer.
Bu mertebeli işleyiş, bir kavramın sâlikteki dört eksenli işleyişiyle de ilişkilidir: niyet, fiil, hâl ve mârifetK2. Konuların tekrar tekrar işlenmesi, sâlikin kalbinde o konuya dair niyetin pekişmesini, fiil olarak uzuvlara intikal etmesini, kalpte bir hâl bırakmasını ve nihayetinde mârifet boyutunda idrakinin gelişmesini sağlar. Örneğin, "Âdem'den" bahsedilen konuların otuzdan fazla kasette tekrar etmesi, Âdem'in tasavvufî anlamının ve insan-ı kâmil mertebesinin farklı veçhelerinin sürekli olarak açıklanma ihtiyacından ileri gelirs.221. Bu durum, bir konunun "bitmez" tükenmez derinliğine işaret eder ve her tekrarın, dinleyicinin idrak seviyesine göre yeni bir veçheyi açığa çıkarmayı hedeflediğini gösterir. Ayrıca, "Marifet mertebesinden bahsedemezsin çünkü onu anlayacak kişilerin hepsi orada olması lazım ki onu orada konuşulsun" ifadesis.188, konuların farklı seviyelerdeki dinleyicilere hitap etmek üzere tekrarlandığını ve her tekrarın farklı bir idrak seviyesine yönelik olduğunu açıkça ortaya koyar. Bu tekrarlar, aynı zamanda, "iyi niyet" ve "samimiyet" gibi temel unsurların önemini vurgulayarak, sâlikin yolculuğunda aksaklıklar yaşasa bile mesuliyetinin olmadığını, asıl olanın kalbin yönelimi olduğunu hatırlatırs.255.
Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler CD 1 — s. 188, 221, 255 · K2