İçeriğe atla
Sohbet Arası Sohbetler CD 10 (2002) kapak gorseli

Sohbet Arası Sohbetler CD 10 (2002)

Terzibaba - Necdet Ardıç

149 sayfa~224 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçsohbet arası sohbetlerdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

TerzibabaNecdet ArdıçTasavvufSohbet (İslami)İslami İlimlerManeviyatSufizmDijital KütüphaneSesli Kitaplar2002 Yılı Yayınları

Sıkça Sorulan Sorular

Sohbet Arası Sohbetler CD 10 ne anlatıyor?

Necdet Ardıç'ın "Sohbet Arası Sohbetler CD 10" adlı eseri, tasavvufî irfan geleneği içinde mürşidin müridlerle yaptığı manevî yoldaşlık ve hâl aktarımını içeren sohbetlerin bir derlemesidir. Bu eser, Necdet Ardıç'ın farklı mekânlarda ve farklı kişilere yaptığı, spontane gelişen konuşmaların kayıt altına alınmasıyla oluşmuştur. Kitapta yer alan sohbetler, tasavvufî eğitimin temel unsurlarından olan "kalpten kalbe feyiz aktarımı" prensibini yansıtır ve her ne kadar bazı tekrarlar içerse de, her bir sohbetin kendine özgü bir mertebesi ve özelliği olduğu vurgulanır1. Eser, tasavvufî konuları geniş kitlelere ulaştırma amacı güder ve Necdet Ardıç'ın Uşşâkî tarikatı mürşidi olarak irfan geleneğini modern döneme taşıma çabasının bir parçasıdır.

Ayrıntı

"Sohbet Arası Sohbetler CD 10", Necdet Ardıç'ın "İrfan Sofrası Tasavvuf Serisi" içinde yer alan ve "muhtelif sohbet arası sohbetler" başlığı altında toplanan bir çalışmadır1. Bu sohbetler, mürşidin müridine yaptığı manevî yoldaşlık ve eğitim sürecinin bir parçası olarak değerlendirilir2. Eserdeki konuşmalar, belirli bir konu akışı takip etmeden, çay molalarında veya sorulan sorular üzerine gelişen spontane diyaloglardır1. Bu durum, tasavvuftaki sohbetin sadece sözlü bilgi aktarımı değil, aynı zamanda "kalpten kalbe feyiz aktarımı" olduğu anlayışıyla örtüşür2.

Kitapta, Tevhid inancının derinlemesine ele alındığına dair örnekler bulunur; örneğin, "Kendi yaptı kendi sattı, kendi eyledi Pazar" ifadesiyle Allah'ın her şeyin faili olduğu vurgulanır1. Ayrıca, "Fusus-ul Hikem" gibi tasavvufî eserlere atıflar yapılarak, İshak Fassı üzerinden konuların işlendiği görülür1. Eser, tasavvufî eğitimde bilginin farklı mertebelerde aktarılmasının önemini belirtir; aynı mevzunun değişik zamanlarda ve değişik mertebelerde ele alınmasının, her sohbetin kendine ait bir özelliği olduğunu gösterdiği ifade edilir1. Necdet Ardıç'ın bu sohbetleri, tasavvufî irfanı geniş kitlelere ulaştırma ve "dînî kimliği şekillendirici" bir etki yaratma amacını taşır2.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Sohbet Arası Sohbetler CD 10 — s. 1, 60, 132
  3. 2.K1, s. 29
Terzibaba Necdet Ardıç kimdir?

Necdet Ardıç, "Terzibaba" lakabıyla tanınan, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biridir. Tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyet olarak kabul edilir ve eserleri ile sohbetleri aracılığıyla tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmıştır (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) adlı eseri ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla tanınır12. Tekirdağ'da ikamet eden Necdet Ardıç, "İz-Terzi Baba" mahlasını kullanır ve tasavvufî sohbetlerini "İrfan Sofrası" başlığı altında sunar2.

Ayrıntı

Necdet Ardıç, tasavvuf dünyasında "Terzibaba" ve "İz-Terzi Baba" mahlaslarıyla bilinir2. Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biri olarak, tasavvufî irfanı günümüz insanına aktarma misyonunu üstlenmiştir (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Eserleri ve sohbetleri, tasavvufun derinliklerini anlaşılır bir dille sunarak geniş bir okuyucu ve dinleyici kitlesine ulaşmasını sağlamıştır (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki).

Necdet Ardıç'ın başlıca eserleri arasında İrfan Mektebi (Hakk Yolu), Fusûsu'l-Hikem şerhi, Necdet Divanı ve Hacc Divanı yer almaktadır12. Ayrıca Lübb'ül Lübb Özün Özü ve Tuhfetu'l Uşşâkiyye gibi Osmanlıca eserleri çevirerek tasavvuf literatürüne katkıda bulunmuştur2. Salât- Namaz ve Ezan-ı Muhammedi'de Bazı Hakikatler adlı eseri İngilizce ve İspanyolca'ya, İslâm'da Mübarek Geceler, Bayramlar ve Hakikatleri adlı eseri ise Fransızca'ya çevrilmiştir2.

Necdet Ardıç'ın riyasetinde, Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müellifler de tasavvuf serisi içinde tefsirler kaleme almışlardır (Abdürrezzak Tek - Wiki; Terzi Oğlu Cem Cemâlî - Wiki). Bu durum, onun etrafında bir ilim ve irfan ekolü oluşturduğunu göstermektedir. Kendisi Tekirdağ'da ikamet etmekte olup, sohbetlerini "İrfan Sofrası" başlığı altında sunmaktadır2.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki
  3. 2.Sohbet Arası Sohbetler CD 10 — s. 1, 2, 145, 146, 149
Kur'an'ın nüzul mertebeleri ne demektir?

Kur'an'ın nüzul mertebeleri, Cenâb-ı Hakk'ın kelâmının Zât mertebesinden başlayarak, sıfat, esmâ ve ef'âl mertebelerinden geçerek beşer idrâkine uygun hâle gelmesini ifade eden iniş basamaklarıdır. Bu mertebeler, Kur'an'ın ilâhî kaynağından insan lisanına ve anlayışına tenezzül etme sürecini açıklar. Uluhiyet mertebesinde Allah'ça olan Kur'an, Rahmaniyet mertebesinde Hakk'ça, Rububiyet mertebesinde Rab'ça ve Ef'âl mertebesinde Arapça olmuştur1. Bu iniş, Kur'an'ın manasının indirilmesi ve lafzının kolaylaştırılması (tertîl) ile gerçekleşir, böylece beşer aklı onu idrak edebilir1.

Ayrıntı

Kur'an-ı Kerim'in nüzul mertebeleri, ilâhî kelâmın farklı varlık mertebelerinde aldığı şekilleri ve beşeriyete ulaşma biçimini açıklar. Bu mertebeler, Cenâb-ı Hakk'ın Zât mertebesinden başlayarak, sırasıyla Sıfat, Esmâ ve Ef'âl mertebelerine tenezzül etmesiyle zuhura çıkar1. Eğer Kur'an, ilk halk edildiği şekilde Zât mertebesi itibarıyla dünyaya indirilseydi, beşer onu idrak edemezdi ve bu mertebelerde zuhura çıkmazdı1.

Bu inişin her mertebesinde Kur'an'ın lisanı farklılaşır:

1. Uluhiyet Mertebesi (Zât Mertebesi): Bu mertebede Kur'an'ın asli lisanı Allah'çadır1. Bu, Vahidiyet mertebesi olarak da adlandırılır ve ilâhî hakikatin kendi özündeki kelâmıdır. 2. Rahmaniyet Mertebesi (Sıfat Mertebesi): Uluhiyet mertebesi Rahmaniyet mertebesine tecelli ettiğinde, isimlerin ve sıfatların gerçek yüzleri ile meydana çıkışı başlar1. Bu mertebede Kur'an'ın lisanı Hakk'çadır1. 3. Rububiyet Mertebesi (Esmâ Mertebesi): Rahmaniyetten sonra gelen Rububiyet mertebesi, merhamet faaliyetinin zuhur ettiği yerdir1. Bu mertebede Kur'an'ın lisanı Rab'çadır1. Âdem (a.s.) ve Havva validemizin Esma mertebesinden Ef'âl mertebesine tenezzül etmeleri, bu inişin bir örneğidir1. 4. Ef'âl Mertebesi: Bu en alt mertebede, Kur'an'ın lisanı Arapça olmuştur1. Bu, beşer lisanına tercüme edilmiş hâlidir ve beşer aklının idrak edebileceği kabiliyete indirilmiştir1. Nüzul, yani iniş, bir mekândan bir mekâna toplu olarak kitabın inmesi değil, manasının indirilmesi ve lafzının kolaylaştırılmasıdır1. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Kur'an'ın zahirî, bâtınî, haddî ve matlaî olmak üzere en az dört manası olduğunu belirtmiştir ki bu da nüzul ve lisan mertebelerini işaret eder1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Sohbet Arası Sohbetler CD 10 — s. 5, 8, 9, 11, 12, 14, 98
Hacc'ın hikmetleri nelerdir?

Haccın hikmetleri, tasavvufta hem zâhirî hem de bâtınî boyutlarıyla ele alınır. Lugatta 'kasıt, yöneliş, ziyaret' anlamına gelen hac, İslâm'ın beş şartından biri olup, gücü yeten her Müslümanın ömründe bir kez Kâbe'yi tavaf etmesini farz kılar1. Tasavvufî açıdan ise hac, sâlikin mâsivâdan tecerrüd ederek kalbini Hak'ka yöneltmesi, O'nu araması ve O'nun cemâlini müşâhede etmesi gibi derin anlamlar taşır. Haccın en büyük rüknü olan Arafat, sâlik için küçük kıyamet tahkiki ve Hak ile özel bir hal yaşama makamıdır2. Bu yönleriyle hac, sâlikin Hakikat'e ve Cemâl-i İlâhî'ye ulaşma yolculuğunun sembolik bir ifadesidir2.

Ayrıntı

Hac, tasavvufta sülûkun somut sembolik karşılığı olarak görülür ve çeşitli merhaleleriyle derin hikmetler barındırır1. Haccın kelime anlamında dahi hikmetler gizlidir; "Ha" Hakikat'i, "Cim" ise Cemâl-i İlâhî'yi temsil eder2.

Haccın merhaleleri ve tasavvufî yorumları şunlardır:

  • İhrâm: Sâlikin iki beyaz parça giymesi, sıradan elbiselerin terkini ve mâsivâdan tecerrüdünü, yani Hak'tan gayrı her şeyi arkada bırakıp Hak'ka yönelmesini simgeler3.
  • Telbiye: 'Lebbeyk Allâhümme lebbeyk' nidâsı, sâlikin Hak'ka 'emrindeyim, geliyorum' deyişidir1.
  • Tavaf: Kâbe'nin etrafında yedi kez dönme, kalbin Hak etrafında zikrî dönüşünün dış sûretidir. Yedi sayısı, yedi nefs mertebesi, yedi sema veya yedi letîfe ile ilişkilendirilir1.
  • Sa'y: Safâ ve Merve tepeleri arasında gidip gelme, Hz. Hâcer'in oğlu İsmâîl için su arayışının sembolüdür; sâlikin Hak'ı arama çabasının mecâzîden hakîkîye dönüşmüş halidir1.
  • Vukûf-ı Arafat: Haccın en büyük rüknü olup, Efendimiz'in "Hac Arafat'tır" buyurduğu üzere, kıyamet provası ve küçük kıyamet tahkikidir3. Bu makamda sâlik, Rabbi ile özel bir hal yaşar, buraya hiçbir şey nüfuz edemez2.

Bu merhaleler, sâlikin benlik kancasını atarak2 Hakikat'e ulaşma ve Cemâl-i İlâhî'yi müşâhede etme yolculuğunun birer adımıdır. Hac, dünya yaşantısının hürriyetleri kısıtlayıcı olarak görüldüğü modern anlayışın aksine, Hak'ka yönelişin ve teslimiyetin bir ifadesidir2.

  1. Kaynaklar
  2. 1.K1, s. 171
  3. 2.Sohbet Arası Sohbetler CD 10 — s. 32, 33, 81, 118
  4. 3.K1-171, Sohbet Arası Sohbetler CD 10, s. 33, 50
Eserdeki sohbetler neden tekrarlanıyor gibi gelebilir?

Necdet Ardıç'ın "Sohbet Arası Sohbetler" adlı eserindeki sohbetlerin, okuyucuya tekrar ediyormuş gibi gelmesinin temel sebebi, aynı konuların farklı zamanlarda ve farklı kişilere aktarılması gerekliliğidir. Ancak bu tekrarlar, aslında birer tekrar değil, eğitim sürecinin bir parçası olarak, her sohbetin kendine özgü bir mertebe ve özellik taşımasından kaynaklanan, konunun farklı veçhelerini açan derinleştirmelerdir1. Bu durum, tasavvufî eğitimin katmanlı yapısını ve bilginin farklı seviyelerde idrak edilme ihtiyacını yansıtır.

Ayrıntı

"Sohbet Arası Sohbetler" serisi, Necdet Ardıç'ın değişik mekânlarda ve farklı dinleyici kitlelerine yaptığı irfan sohbetlerinin kayıt altına alınmasıyla oluşmuştur1. Bu sohbetlerin içeriği, zaman zaman aynı mevzuları ele alsa da, bu durum bir tekrar olmaktan ziyade, tasavvufî eğitimin doğasından kaynaklanan bir gerekliliktir. Zira tasavvufta sohbet, mürşidin sâlike yaptığı manevî yoldaşlık ve hâl aktarımıdır2. Dolayısıyla, aynı konunun farklı bağlamlarda ve farklı mertebelerdeki sâliklere aktarılması, bilginin daha derinlemesine kavranmasını sağlar. Her sohbet, dinleyicinin manevî gelişimine uygun olarak, konuya yeni bir boyut katar ve "her sohbetin kendine ait özelliği" bulunur1. Bu durum, tasavvufî eğitimin "kalpten kalbe feyiz aktarımı"2 niteliğiyle de örtüşür. Sohbet, sâlikin manevî kozasını açan bir darbe gibidir; "her sohbet o kozaya bir darbedir"1. Bu sebeple, aynı konunun farklı sohbetlerde ele alınması, bilginin farklı idrak seviyelerine nüfuz etmesini ve sâlikin manevî ilerlemesini desteklemesini amaçlar. Bu yaklaşım, tasavvufun eğitim metodu olarak sohbetin, sadece yazılı veya sözlü bilgi aktarımından öte, hâl ve teveccüh yoluyla doğrudan feyiz aktarımını da içeren katmanlı yapısını gösterir2.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Sohbet Arası Sohbetler CD 10 — s. 1, 105
  3. 2.K1, s. 29
Allah'ın dilemesi (Yeşa) konusu nasıl işleniyor?

Allah'ın dilemesi, tasavvufî terminolojide "Yeşa" kelimesiyle ifade edilir ve Kur'an'da "Allah dilediğini hidayete erdirir" ayetleriyle menşeini bulur. Bu dileme, Cenâb-ı Hakk'ın iradesinin tecellîsi olup, herhangi bir şeyin O'nun dilemesi dışında vuku bulmasının mümkün olmadığını belirtir. Tasavvufta bu kavram, sâlikin Hak ile olan ilişkisinde, özellikle de ilâhî takdir ve kulun iradesi arasındaki ince dengeyi anlaması açısından önem arz eder. "Yeşa" kavramı, ayân-ı sâbitelerde başlayan bir sistemin madde âleminde zuhura çıkması olarak iki yönlü ele alınır ve beşerî anlayış ile ilâhî anlayış arasındaki farka dikkat çeker1.

Ayrıntı

Allah'ın dilemesi, yani "Yeşa" kavramı, tasavvufî düşüncede kaza ve kaderin temelini oluşturan ilâhî bir hakikattir. Kur'an-ı Kerim'de birçok surede "Allah dilediğini hidayete erdirir" şeklinde geçen ifadeler, bu dilemenin mutlakiyetini vurgular1. Bu bağlamda, "İçinizden herhangi bir kimse doğru yolu... Ancak Allah'ın dilemesiyle dilenir" (81/28-29) ayeti, kulun iradesinin dahi Allah'ın dilemesine bağlı olduğunu açıkça ortaya koyar. Bu durum, Allah'ın dilemesinin dışında hiçbir şeyin varlık âlemine çıkamayacağı gerçeğini pekiştirir1.

"Yeşa" kelimesiyle ifade edilen Allah'ın dilemesi, iki temel yönden ele alınır. Birincisi, ayân-ı sâbitelerde, yani Allah'ın ilminde ezelden var olan hakikatlerde başlayan bir sistemin, madde âleminde fiiliyata geçmesi ve zuhura çıkmasıdır. İkincisi ise, bu ilâhî dilemenin beşerî anlayış ile ilâhî anlayış arasındaki farkı ortaya koymasıdır. Beşerî idrakin, ilâhî hakikatleri kendi sınırlı algısıyla yorumlaması, bu kavramın anlaşılmasında zorluklara yol açabilir; zira ilâhî kelimelerin anlamları, beşerî dildeki karşılıklarından farklıdır1. Bu durum, ilm-i ledün gibi tahsil ile kazanılmayan, Hakk'ın zâtî tecellîsi olan vehbî bilginin önemini de işaret eder. Arifler, Hak'kın müşahedesini beş şekilde anlatmışlardır ve bunlardan biri, "Neye baksam onda Allah'ın nurunu görürüm" ifadesiyle özetlenen, her şeyde ilâhî dilemenin tecellîsini görme halidir1. Bu, âşıkın maşukunu hangi libas içinde görse tanıması gibi, özünü bildiği için her tecellîde Hakk'ı idrak etmesidir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Sohbet Arası Sohbetler CD 10 — s. 63, 75, 90
Bu sohbetler kimler için faydalıdır?

Necdet Ardıç'ın "Sohbet Arası Sohbetler" adlı eserindeki irfan sohbetleri, özellikle tasavvufî hakikatleri idrak etmek isteyen, Hakk'a muhabbet duyan ve manevî bir yolculukta ilerlemek arzusunda olan sâlikler için faydalıdır. Bu sohbetler, mürşidin müridine yaptığı manevî yoldaşlık ve hâl aktarımı niteliğindedir1. İçerisinde tekrar eden konular olsa da, her sohbetin kendine özgü bir özelliği ve farklı mertebelerdeki idrak seviyelerine hitap eden bir derinliği bulunmaktadır2. Dolayısıyla, bu sohbetler, Hakk'a yönelmek isteyen ve irfan ehli olarak hayata daha farklı bakmayı arzulayan herkes için bir rehber niteliğindedir2.

Ayrıntı

Bu sohbetler, tasavvufî eğitim metotlarından biri olan sohbetin bir tezahürüdür. Tasavvufta sohbet, kâmil bir mürşidin sâlike yaptığı manevî yoldaşlık, eğitim ve hâl aktarımı olarak tanımlanır1. Necdet Ardıç'ın sohbetleri de bu çerçevede, dinleyicilerin kalbine feyiz aktarımını amaçlar1. Özellikle "Sohbet Arası Sohbetler" serisi, değişik mahallerde ve farklı kimselere yapılmış, spontane gelişen irfan sohbetlerinden oluşmaktadır2. Bu durum, sohbetlerin geniş bir kitleye hitap ettiğini ve farklı idrak seviyelerindeki kişilere fayda sağlayabileceğini gösterir.

Sohbetlerin faydalı olduğu kişiler arasında, "Hakk dostu olmak isteyen ve Hakk’a yardım için halka" hizmet eden samimi bireyler bulunmaktadır2. Ayrıca, "irfan ehli olarak hayata daha başka türlü bakmakta ve O’nun muhabbetini yaşamakta rabbını daha iyi tanıdığı için rabbani muhabbetini yaşamakta" olanlar için de bu sohbetler büyük önem taşır2. Zira muhabbet, sülûkun itici gücü ve mücâhedenin tatlandırıcısıdır1. Sohbetler, dinleyicinin niyetine göre şekillenir ve kişinin hangi yöne yöneldiğine bağlı olarak farklı faydalar sunar2. Her bir sohbet, sâlikin manevî gelişiminde "kozaya bir darbe" gibi işlev görerek, içsel dönüşümüne katkıda bulunur2. Bu bağlamda, Allah'ın tüm âlemlere tecelli eden Âlim sıfatını idrak etmek ve O'nun diğer mertebelerini öğrenmek isteyen herkes için bu sohbetler birer irfan kaynağıdır2.

  1. Kaynaklar
  2. 1.K1, s. 29, 247
  3. 2.Sohbet Arası Sohbetler CD 10 — s. 1, 85, 86, 97, 105, 129