
Sohbet Arası Sohbetler CD 14 (2003)
Terzibaba - Necdet Ardıç
Anahtar Kelimeler
Sıkça Sorulan Sorular
Sohbet Arası Sohbetler CD 14 ne anlatıyor?⌄
"Sohbet Arası Sohbetler CD 14", Necdet Ardıç'ın spontane irfan sohbetlerinden oluşan bir serinin on dördüncü CD'sidir. Bu CD, tasavvufî eğitim metodu olan sohbetin farklı yönlerini ele alır ve dinleyicilere manevî bir gıda sunar1. İçerisinde "İbadetin Üç Hali", "Müşahedeyi Paylaşmak", "Dört Seyr-i Süluk ve Zat’a Giden Yolun Açık Olması" gibi başlıklar barındırır1. Sohbetlerin temel amacı, Hak'a sevgi ve muhabbetle yaklaşmayı sağlamak ve ilahî hakikatleri aktarmaktır1. Bu sohbetler, farklı zamanlarda ve farklı kişilere yapılmış olsa da, her birinin kendine özgü bir özelliği ve eğitim gereği tekrar edilmesi gereken bilgileri içerdiği belirtilir1.
›Ayrıntı
"Sohbet Arası Sohbetler CD 14", Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden Necdet Ardıç'ın irfan sohbetlerini içeren bir kayıttır2. Bu CD, tasavvufî sohbetin bir eğitim metodu olarak işlevini gözler önüne serer; zira tasavvufta sohbet, mürşidin müridine yaptığı manevî yoldaşlık ve hâl aktarımıdır3. CD'nin içeriği, "İbadetin Üç Hali", "Müşahedeyi Paylaşmak" ve "Dört Seyr-i Süluk ve Zat’a Giden Yolun Açık Olması" gibi konuları kapsar1. Bu başlıklar, sâlikin tasavvufî bir hakikati idrak etme sürecindeki ilim, hâl, makam ve tahakkuk gibi aşamalarla ilişkilendirilebilir4.
Sohbetlerin temel gayesi, dinleyicilerin kalplerini Hak'a yöneltmek ve ilahî hakikatleri muhabbetle aktarmaktır1. Bu, sohbetin kalpten kalbe feyiz aktarımı olduğu ve dînî kimliği şekillendirici bir etkiye sahip olduğu tasavvufî anlayışla örtüşür3. CD'deki sohbetler, farklı zamanlarda ve farklı dinleyicilere hitap etse de, her bir sohbetin kendine özgü bir özelliği ve aktarılması gereken bilgileri barındırdığı vurgulanır1. Bu durum, tasavvufî kavramların sâlikteki işleyişinin niyet, fiil, hâl ve mârifet eksenlerinde farklı mertebelerde tezahür etmesiyle benzerlik gösterir4. Ayrıca, CD'de peygamberlerin ve velilerin lisanından ortaya çıkan ilahî kelamın, Muhammediyet mertebesi idraki içinde lütfedildiği gibi ince mevzulara da değinilir1. Dinleyiciler bu sohbetlerde ruhlarına gıda bulduklarını ve Mevlana, İbrahim Hakkı gibi âşıkların eserlerinde olduğu gibi Allah'a ulaşmak için bir yol gösterici bulduklarını ifade ederler1.
- Kaynaklar
- 1.Sohbet Arası Sohbetler CD 14 — s. 2, 3, 123, 157, 158
- 2.Vikipedi: Necdet Ardıç
- 3.K1, s. 29
- 4.K2
Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?⌄
Necdet Ardıç, "Terzibaba" mahlasıyla tanınan, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biridir. Tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyet olarak kabul edilir. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmıştır (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Tekirdağ'da ikamet eden Necdet Ardıç, 2003 yılında Hatay'da da sohbetler vermiştir1.
›Ayrıntı
Necdet Ardıç, tasavvuf çevrelerinde "Terzibaba" mahlasıyla bilinir ve Uşşâkî tarikatının önemli mürşidleri arasında yer alır (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Kendisi, tasavvufî irfan geleneğini günümüze taşıyan ve bu geleneği geniş kitlelere ulaştıran bir müellif ve mürşittir (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki).
Eserleri arasında İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi önemli çalışmalar bulunmaktadır (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Ayrıca, "Necdet Divanı", "Hacc Divanı" ve "Lübb'ül Lübb Özün Özü" gibi eserleri de mevcuttur1. "Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı hakikatler" adlı eseri İngilizce ve İspanyolca'ya çevrilmiştir1.
Necdet Ardıç'ın sohbetleri de kayda alınmış ve "Sohbet Arası Sohbetler" serisi olarak yayımlanmıştır1. Bu sohbetler, tasavvufî konuları ele alırken, dinleyicilerin sorularına da cevaplar içermektedir1. Kendisinin Tekirdağ'da bir büro adresi ve ev adresi bulunmaktadır1. Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müellifler, Necdet Ardıç riyâsetindeki tasavvuf serisi içinde eserler kaleme almışlardır (Abdürrezzak Tek - Wiki, Terzi Oğlu Cem Cemâlî - Wiki).
- Kaynaklar
- 1.Sohbet Arası Sohbetler CD 14 — s. 1, 3, 190, 191
Kur'an'ın dört manası (zâhir, bâtın, hadd, matla) nedir?⌄
Kur'an-ı Kerim'in dört manası; zâhir, bâtın, hadd ve matla olarak tasavvufî bir idrakle ele alınır. Bu mertebeler, Kur'an'ın sadece lafzî ve yüzeysel anlamıyla sınırlı kalmayıp, derinlikli ve çok katmanlı bir hakikati barındırdığını ifade eder. Zâhir, ayetlerin dışsal ve literal anlamını; bâtın, bu zahirin ardındaki gizli ve içsel manayı; hadd, ayetlerin sınırlarını ve şer'î hükümlerini; matla ise ayetlerin doğuş yerini, yani ilahî kaynağını ve tecellî ettiği mertebeyi temsil eder. Bu dört mana, sâlikin Kur'an ile olan ilişkisinde farklı idrak seviyelerini gösterir ve her bir mertebe, Kur'an'ın sonsuz hikmetine açılan bir kapı niteliğindedir1.
›Ayrıntı
Kur'an-ı Kerim'in manaları, Efendimiz'in (sav) hadis-i şeriflerinde belirtildiği üzere dört temel mertebede ele alınır: zâhir, bâtın, hadd ve matla1. Bu mertebeler, Kur'an'ın sadece bir metin olmaktan öte, ilahî hakikatlerin farklı seviyelerde tezahür ettiği bir rehber olduğunu gösterir.
Zâhir: Kur'an ayetlerinin dışsal, literal ve herkes tarafından anlaşılabilecek olan yüzeydeki anlamıdır1. Bu, ayetlerin Arapça harfleriyle ifade edilen mealidir ve şeriat mertebesini temsil eder1. Örneğin, Süleyman (as) kıssasında hüdhüd kuşunun Neml vadisinden geçmesi gibi olayların dışsal anlatımı bu mertebeye girer1. Bu mertebe, İslam'ın zahirini öğrenmek için elzemdir ve Kur'an mealini okumakla idrak edilir1.
Bâtın: Zâhirin ardındaki gizli, içsel ve özsel anlamdır1. Tasavvufun ana konusu olan bâtın (Bâtın), ayetlerin iç bünyemizdeki faaliyetlere ve kalbî hallere işaret eden yönüdür1. Tarikat mertebesinde sâlik, bu bâtınî anlamları keşfetmeye yönelir (Tarikat).
Hadd: Ayetlerin sınırları, hudutları ve şer'î hükümleri ifade eder1. Bu, ayetlerin belirlediği helal ve haram gibi şeriat kurallarını kapsar. Süleyman (as) kıssasında olayın nerede ve nasıl gerçekleştiği gibi detaylar, bu hadd mertebesine örnek teşkil eder1.
Matla: Ayetlerin doğuş yeri, yani ilahî kaynağı ve tecellî ettiği mertebedir1. Kur'an'ın manası ve oluşumu Hakk'tan geldiği için, matla, Kur'an'ın Zat'tan gelen ilahî kelam oluşunu ifade eder1. Bu mertebe, hakikat ve marifet ehlinin idrak edebileceği en derin seviyelerden biridir.
Bu dört mana, Kur'an'ın sonsuz manalarının en az dört ana katmanını oluşturur ve sâlikin ilimden (İlim) başlayarak hakikate ulaşma yolculuğunda her bir mertebeyi idrak etmesini gerektirir12.
- Kaynaklar
- 1.Sohbet Arası Sohbetler CD 14 — s. 8, 9, 12, 31, 142, 168, 169
- 2.K1, s. 164
Şeriat, Tarikat, Hakikat ve Marifet mertebeleri ne demektir?⌄
Tasavvufta sülûkun dört temel mertebesi olan şeriat, tarikat, hakikat ve mârifet, sâlikin Allah'a ulaşma yolculuğundaki aşamaları ifade eder. Şeriat ve tarikat bir grup, hakikat ve mârifet ise başka bir grup olarak değerlendirilir1. Şeriat, dış kuralların ve fiillerin mertebesi iken (Şeriat [wiki]), tarikat sülûka girme ve mürşidle bağ kurma aşamasıdır2. Hakikat, Hak'ın bizzat müşâhede edildiği, eşyanın hakikî yüzünün açıldığı üçüncü mertebe olup2, mârifet ise sâlikin Hak'ı bilfiil tanıma ve vâsıllığın kemâli olan son mertebedir2. Bu mertebeler, sâlikin manevî idrak ve tecrübesinin derinleşmesini sağlar; her mertebede aynı bilgilerin farklı açılımları ve kokuları vardır1.
›Ayrıntı
Tasavvufî sülûkun bu dört mertebesi, Hz. Peygamber'in "eşşeriatü akvali" (şeriat sözlerimdir), "ettarikatü ef’ali" (tarikat fiillerimdir), "elhakikatü esrari" (hakikat sırlarım), "elmarifetü etvari" (mârifet tavırlarım) hadisiyle temellendirilir1.
1. Şeriat: Dört kapının ilki olan şeriat, zahiri hukuk ve fiil mertebesidir (Şeriat [wiki]). Bu mertebede hedef veya ufuk yoktur; daha çok beden üzerine çalışma ve dış kuralların öğrenilmesi esastır12. Şeriat mertebesinde imamlar görev yapar1.
2. Tarikat: Şeriatın devamı niteliğinde olan tarikat, sülûka girme, mürşidle bağ kurma ve virdlerle meşgul olma aşamasıdır2. Bu mertebede bedensel çalışmadan duygu kaynaklı çalışmaya geçilir; zikirler, tesbihatlar ve gece çalışmaları ön plandadır1. Tarikat mertebesinde şeyh efendiler görev yapar1. Ancak tarikat mertebesinin şartlarına aşırı bağlanmak, hakikat mertebesine geçişi zorlaştırabilir1.
3. Hakikat: Sülûkun üçüncü mertebesi olan hakikat, Hak'ın bizzat müşâhede edildiği ve eşyanın hakikî yüzünün açıldığı kademedir2. Tarikattan hakikate geçiş bir inkılap gerektirir; şeriat ve tarikat mertebelerinde tenzihatta olan Allah'ın, hakikat mertebesinde teşbih olarak, yani yere indirilerek idrak edilmesi gerekir1. Müşahede yaşantısı hakikat mertebesinde başlar1. Bu mertebede arifler görev yapar1.
4. Mârifet: Sülûkun kemâli ve son noktası olan mârifet, sâlikin Hak'ı bilfiil tanıma mertebesidir2. Mârifet, ilmin müşâhede ile yaşanmış hâlidir ve hakk'el-yakîn ile aynı kademede yer alır2. Bu mertebede arif-i billâhlar görev yapar1. Hac ibadetinde, hakikat mertebesinde sıfat-ı subutiyenin hakikatleri yaşanırken, mârifet mertebesinde bu dönüşlerin hepsi kendi varlığında müşahede edilir ve insan-ı kâmil hükmünde tavaf edilir1.
- Kaynaklar
- 1.Sohbet Arası Sohbetler CD 14 — s. 19, 20, 21, 24, 35, 79, 80, 165
- 2.K1, s. 164, 240
Eserde bahsedilen 'gerçek sabır' ne anlama gelir?⌄
Eserde bahsedilen 'gerçek sabır', sâlikin Hak'tan gelen her şeye şikâyetsiz tahammül etmesinin ötesinde, sabır esmâsının o kişiden zorlanma olmaksızın, tabiî bir şekilde zuhûr etmesidir. Bu hâl, bireysel bir çaba ve benlikten kaynaklanan sabırdan farklı olarak, sabır isminin kulda faaliyete geçmesiyle kendiliğinden ortaya çıkar. Dışarıdan bakanlar bunu bireysel bir sabır zannetse de, aslında bu, sabır isminin tecellîsidir ve tasavvuftaki sülûk makâmlarından biri olan sabrın en üst mertebesini ifâde eder12.
›Ayrıntı
Tasavvufta sabır, sülûk makâmları arasında tövbe, vera', zühd, fakr makâmlarından sonra gelen ve tevekkül ile rızâ makâmlarına geçişi sağlayan orta makâmdır2. Eser, sabrı iki ana mertebede ele alır: beşerî sabır ve gerçek sabır. Beşerî sabır, bireysel çaba ve irâdeyle gösterilen, içinde bir miktar zorlama ve benlik barındıran sabırdır. Bu tür sabırda kişi, "sabretmem gerek" bilinciyle hareket eder ve sıkıntılara tahammül eder21. Bu, dünya hayatının zorluklarına dayanabilmek için Cenâb-ı Hakk'ın insanlara verdiği bir hüküm olarak görülür1.
Ancak gerçek sabır, bu beşerî sabrın ötesinde bir hâldir. Bu, sabır esmâsının o kişiden tabiî olarak, zorlanma olmaksızın zuhûr etmesidir1. Bu mertebede sâlik, sıkıntıyı sıkıntı olarak algılamaz; sabır, onun zâtî bir vasfı hâline gelmiştir. Bu durum, sabrın en derin hâli olan sabr-ı sekr ile ilişkilendirilebilir; zira sâlikin fenâ hâli o kadar ilerlemiştir ki, sıkıntı karşısında kaybolmuş bir sabır sergiler2. Dışarıdan bakanlar bu hâli bireysel bir sabır olarak görse de, aslında bu, sabır isminin kulda faaliyete geçmesinin bir neticesidir1. Bu, aynı zamanda sabr-ı Hak ile olarak da nitelendirilebilir; yani Hak'ın takdîrine karşı "O'ndan" bilinciyle tam bir tahammül hâlidir2. Gerçek sabır, sâlikin benliğini aşarak, ilâhî bir tecellîye mazhar olmasıyla ortaya çıkan, şikâyetsiz ve fıtrî bir tahammül hâlidir.
- Kaynaklar
- 1.Sohbet Arası Sohbetler CD 14 — s. 44, 46
- 2.K1, s. 18
Müşahede nedir ve nasıl anlaşılmalıdır?⌄
Müşâhede, tasavvufta sâlikin Hakk'ı kalp gözüyle görmesi, O'nun esmâ ve sıfatlarının doğrudan tecellîlerine şâhid olması mertebesidir1. Bu, "Allah'ı görüyormuşsun gibi ibâdet etmen" hadîs-i şerîfiyle temellenen ihsân makamının bir tezâhürüdür1. Müşâhede, mârifet ile fenâ arasındaki bir kademe olup, sâlikin artık "biliyor" değil, "görüyor" olduğu bir hâldir1. Hakikat mertebesinde başlayan bu yaşantı, kişinin bütün âleme baktığında Allah'tan gayrı bir şey görmemesi ve kendine baktığında da Hakk'tan başka bir varlık idrâk etmemesiyle anlaşılır2. Müşâhede, ilmelyakîn ve bilmelyakîn gibi bilgiye dayalı yaklaşımların ötesinde, ayne'l-yakîn mertebesiyle doğrudan ilişkilidir; yani görerek kesinliğe ulaşma hâlidir1.
›Ayrıntı
Müşâhede, tasavvufî sülûkun ileri mertebelerinden biridir ve mârifetin somut bir tezâhürü, fenânın ise eşiğidir1. Bu hâl, üç yakîn mertebesiyle ilişkilendirilir: ilmelyakîn (bilgi seviyesindeki yakîn), ayne'l-yakîn (gözle gören seviyedeki yakîn) ve hakk'el-yakîn (yaşayarak idrâk eden yakîn)1. Müşâhede, ayne'l-yakîn mertebesine karşılık gelir; burada sâlik kalp gözüyle Hakk'ı görür1. Müşâhedeye ulaşmak için öncelikle bir bilinç ve altyapı gereklidir; kişi kendi hakikatinde Âdem'in hakikatinin varlığını ilmi olarak idrâk ettiğinde müşâhedeye başlamış olur2. Bu başlangıç, diğer müşâhedelere geçiş için bir merkez ve nokta teşkil eder2.
Müşâhede, farklı türlerde tezâhür edebilir. Müşâhede-i fiilde sâlik, bütün fiillerin Hakk'tan zuhûr ettiğini görür ("lâ fâile illâllâh"). Müşâhede-i sıfâtta Hakk'ın sıfatlarının kendisinde ve kâinatta tecellîlerini müşâhede eder. En derin olanı ise Müşâhede-i zâttır ki, Hakk'ın zâtının kendi mahalliyetinde tecellîsini görmektir ve fenâ-yı zâta yakındır1. Gerçek tevhid, müşâhede tevhidi üzerinedir2. Bu mertebede, şeriat ve tarikat mertebelerindeki bilgilerin hepsi sâlike lâzım olur ve bu bilgiler hikâye tarafından hakikat tarafına geçmeye başladığında hem müşâhede ehli olma yolu açılır hem de irfâniyet artar2. Böylece sâlik, hadiseleri yaklaştırıp kendini o sahnenin içinde bulur ve müşâhede ehli olur2. Bu idrâk, mutmain ve kesinleşmiş bir bilgiyle yaşamanın huzurunu verir ve Allah ile birlikte yaşamanın hakikatini ortaya koyar2. Ancak, beşer gözüyle Hakk'ı müşâhede etmek mümkün değildir; zira Musa'nın dahi "sen beni göremezsin" hitabına mazhar olması, ikilik varken Allah'ın şehadet edilmesinin imkânsızlığını gösterir2.
- Kaynaklar
- 1.K1, s. 340
- 2.Sohbet Arası Sohbetler CD 14 — s. 76, 77, 78, 80, 82, 88, 99
Bu sohbetler sadece tasavvufla ilgilenenler için mi?⌄
Necdet Ardıç'ın "Sohbet Arası Sohbetler" adlı eserindeki sohbetler, sadece tasavvufla ilgilenenler için değil, geniş bir kitleye hitap etmektedir. Bu sohbetler, farklı mahallerde ve değişik kimselere yapılmış olup, aynı konuların farklı mertebelerde ve bağlamlarda tekrar ele alınmasıyla herkesin istifade edebileceği bir yapıya sahiptir1. Temel amacı, tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmak ve irfan geleneğini modern döneme taşımaktır (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki). Sohbetlerin içeriği, Kur'an-ı Kerim'in sadece geçmiş hadiseleri anlatmadığı, aynı zamanda günümüze ve geleceğe yönelik hisseler barındırdığı anlayışıyla tefekkür yoluyla Hakk'a ulaşmayı hedeflemektedir1.
›Ayrıntı
Necdet Ardıç'ın sohbetleri, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıma gayesiyle geniş bir dinleyici kitlesine yöneliktir (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki). Bu sohbetler, belirli bir konu çerçevesinde değil, dinleyicilerden gelen sorularla şekillenir ve "yarenlik" havasında ilerler1. Bu durum, sohbetlerin katılımcıların ilgi alanlarına ve anlayış seviyelerine göre esneklik gösterdiğini ortaya koyar. Sohbetlerin farklı zamanlarda ve farklı dinleyicilere yapılması, konuların tekrar edilmesine rağmen, her sohbetin kendine özgü bir nitelik taşımasını sağlar; çünkü aynı mevzu dahi olsa, değişik zamanlarda değişik mertebeleri itibarıyla farklı bir idrak sunar1.
Sohbetlerin içeriği, sadece tasavvufî terimlerin açıklanmasıyla sınırlı kalmaz; aynı zamanda Kur'an-ı Kerim'in evrensel mesajlarını ve tefekkürün önemini vurgular. Örneğin, Kur'an-ı Kerim'in sadece geçmiş hadiseleri anlatmadığı, aksine her döneme hitap eden hisseler barındırdığı ve tefekkür yoluyla Hakk'a ulaşmanın mümkün olduğu belirtilir1. Bu yaklaşım, sohbetlerin sadece tasavvuf ehli için değil, genel olarak manevi arayış içinde olan herkes için bir rehber niteliği taşıdığını gösterir. Ayrıca, sohbetlerde günlük hayattan örnekler ve hikayeler de yer alır; bu da konuların daha anlaşılır ve erişilebilir olmasını sağlar1. Gerçek dervişliğin samimiyet gerektirdiği ve samimiyeti olmayanların bu yolda ilerleyemeyeceği vurgusu da, manevi yolculuğa çıkmak isteyen herkes için temel bir ilke sunar1.
- Kaynaklar
- 1.Sohbet Arası Sohbetler CD 14 — s. 3, 30, 49, 90, 188
Tahiyyat duasının hakikati hakkında ne anlatılıyor?⌄
Tahiyyat duasının hakikati, tasavvufî bir bakış açısıyla, namazın mü'minin mîrâcı olduğu gerçeği üzerinden açıklanır. Bu hakikat, kulun namazda Hakk'ı kendi zatında seyretmesi veya Hakk'ı ayna edinerek kendini Hakk'ta görmesiyle idrak edilir1. Terzi Baba'nın sohbetlerinde, Hz. Muhammed'in (sav) varlığının Hakk'ın en geniş ve en kemalli zuhuru olduğu ve kendisinin Kur'an'ın hakikati üzere Hakk olarak namazını kıldığı belirtilir1. Bu durum, namazın sadece zâhirî bir ibadet olmaktan öte, kulun Hakk ile doğrudan buluştuğu, varlığının Hakk'ın varlığı olduğunu idrak ettiği bir mertebe olduğunu gösterir1.
›Ayrıntı
Tahiyyat duasının hakikati, Terzi Baba'nın sohbetlerinde namazın derinlikli anlamı üzerinden ele alınır. Namaz, tasavvufta mü'minin mîrâcı olarak kabul edilir; bu, kulun Hakk'a, Hakk'ın da kuluna teveccüh ettiği iki taraflı bir buluşmadır2. Terzi Baba, bu buluşmanın en yüksek mertebesini "Men reani fekat reel Hakk / Bana bakan Hakk'ı görür" hakikatine ulaşmak olarak ifade eder1.
Tahiyyat'ın hakikati, kişinin kendi zatında Hakk'ı seyretmesi veya Hakk'ı ayna edinerek kendini Hakk'ta görmesiyle açıklanır1. Bu, sâlikin varlığının hakikatini idrak etmesi ve kendi varlığının Hakk'ın varlığı olduğunu anlamasıyla gerçekleşen bir hâldir1. Hz. Muhammed'in (sav) namazı da bu hakikatin en kemalli tezahürüdür; zira O'nun varlığı Hakk'ın en geniş zuhurudur ve kendisi Kur'an'ın hakikati üzere Hakk olarak namazını kılar1.
Bu idrak, şüphelerden ve acabalardan arınmış, mutmain olmuş bir yaşantıyı beraberinde getirir1. Namazın bu hakikat mertebesi, şerîat ve tarîkat mertebelerinden sonra gelen, Hak'ın bizzat müşâhede edildiği ve eşyanın hakikî yüzünün açıldığı üçüncü sülûk mertebesi olan hakikatle ilişkilidir3. Bu mertebede, sâlik artık olayların ardındaki Hakk'ın hükmünü görmeye başlar ve şerîatın bâtını açılır2.
- Kaynaklar
- 1.Sohbet Arası Sohbetler CD 14 — s. 55, 146, 160, 187
- 2.K1, s. 6, 164
- 3.K1-164, Sohbet Arası Sohbetler CD 14, s. 81