İçeriğe atla
Sohbet Arası Sohbetler CD 17 kapak gorseli

Sohbet Arası Sohbetler CD 17

Terzibaba - Necdet Ardıç

132 sayfa~198 dk okumatr

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçturkcesohbet arası sohbetlerdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

TerzibabaNecdet ArdıçTasavvufİslamManeviyatSohbet (İslami)Dini EğitimSesli KitapDijital KütüphaneSufizmİrfan

Sıkça Sorulan Sorular

Sohbet Arası Sohbetler CD 17 nedir?

"Sohbet Arası Sohbetler CD 17", Necdet Ardıç'ın irfan sohbetlerinin kayıt altına alındığı bir serinin on yedinci CD'sidir. Bu CD, farklı zamanlarda ve farklı kişilere yapılan, ancak tasavvufî eğitim gereği tekrar edilen konuları içeren spontane sohbetleri barındırır. İçeriğinde namazın maksadı, ibadetler, Hz. İbrahim'in makamı gibi çeşitli tasavvufî ve dinî konular ele alınmaktadır. Bu sohbetler, Necdet Ardıç'ın Uşşâkî tarikatı mürşidi olarak irfan geleneğini modern döneme taşıma çabasının bir parçasıdır ve dinleyicilere manevî bilgiler aktarmayı hedefler.

Ayrıntı

"Sohbet Arası Sohbetler CD 17", Necdet Ardıç'ın "Sohbet Arası Sohbetler" adını taşıyan irfan sohbetleri serisinin bir bölümüdürs.1, 132. Bu seri, Necdet Ardıç'ın çeşitli mahallerde ve farklı dinleyicilere yaptığı spontane irfan sohbetlerinin kayıtlarından oluşmaktadırs.2. Bu sohbetler, tasavvufî eğitim metodu olarak kabul edilen sohbetin bir örneğidir; mürşidin müridine manevî yoldaşlık ve hâl aktarımı işlevini görürK1. CD 17'nin içeriğinde namazın ruhu, ibadetin maksadı, şeytanın tevhid ilmi, Hz. İbrahim'in makamı gibi konular yer almaktadırs.1, 47. Ayrıca, alemlerin hakikati gibi daha derin tasavvufî meseleler de bu sohbetlerde ele alınmıştırs.78. Necdet Ardıç, bu sohbetlerde bazen tekrarların olabileceğini belirtir; ancak bu tekrarların, aynı mevzunun farklı mertebelerde ve farklı dinleyicilere aktarılması gerekliliğinden kaynaklandığını, dolayısıyla her sohbetin kendine ait bir özelliği olduğunu vurgulars.2. Bu durum, tasavvufta bilginin katmanlı aktarımına işaret eder. Sohbetler, şeriat, tarikat, hakikat ve marifet mertebelerini kapsayacak şekilde düzenlenir; zira günümüzde sadece şeriat mertebesinde kalmanın insanlara yetmediği ifade edilirs.125. Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biri olarak, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan bir şahsiyettir (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki). Bu CD'ler, onun bu misyonunun bir parçasıdır.

Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler CD 17 — s. 1, 2, 47, 78, 125, 132 · K1, s. 29

Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?

Necdet Ardıç, "Terzibaba" lakabıyla tanınan, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biridir. Tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyet olarak kabul edilir (Wiki: Necdet Ardıç (Terzibaba)). Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmıştır (Wiki: Necdet Ardıç (Terzibaba)). Tekirdağ'da ikamet eden Necdet Ardıç'ın, "İz-Terzi Baba" mahlasıyla çeşitli sohbetleri ve divanları bulunmaktadırs.1, s.3. Kendisi, tasavvuf serisi içinde yazılan tefsirlerin de riyasetini yapmıştırvikipedi.

Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler CD 17 — s. 1, 3 · Vikipedi: Abdürrezzak Tek, Terzi Oğlu Cem Cemâlî

Ayrıntı

Necdet Ardıç, tasavvuf dünyasında "Terzibaba" olarak bilinen ve Uşşâkî tarikatına mensup önemli bir mürşittir (Wiki: Necdet Ardıç (Terzibaba)). Kendisi, tasavvufî irfanı günümüz insanına aktarma gayretiyle tanınır ve bu alanda önemli eserler ve sohbetler ortaya koymuştur (Wiki: Necdet Ardıç (Terzibaba)). Eserleri arasında İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalar bulunmaktadır (Wiki: Necdet Ardıç (Terzibaba)). Ayrıca, Necdet Divanı, Hacc Divanı ve Salât- Namaz ve Ezan-ı Muhammedi'de Bazı Hakikatler gibi eserleri de mevcutturs.129, s.130.

Necdet Ardıç'ın sohbetleri, "İz-Terzi Baba" mahlasıyla kaydedilmiş ve yayımlanmıştırs.3. Bu sohbetler, dinleyicilere tasavvufî hakikatleri aktarmayı amaçlamaktadır; örneğin, namazın ruhunun Muhammedi mertebeyi kapsadığı gibi konulara değinilmiştirs.3. Kendisi, Tekirdağ'da ikamet etmekte olup, bürosu Ertuğrul Mahallesi'nde, evi ise 100. Yıl Mahallesi'ndedirs.1. Necdet Ardıç, tasavvuf serisi kapsamında yazılan Sâd, Câsiye, Vâkı'a, Mü'minûn ve Zümer sûreleri tefsirlerinin riyasetini de üstlenmiştir; bu tefsirler Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müellifler tarafından kaleme alınmıştırvikipedi. Kendisi, zaman zaman müşterilerine kürk temini gibi konularda da yardımcı olmuşturs.38.

Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler CD 17 — s. 1, 3, 38, 129, 130 · Vikipedi: Abdürrezzak Tek, Terzi Oğlu Cem Cemâlî

Bu eser ne anlatıyor?

Necdet Ardıç'ın "Sohbet Arası Sohbetler CD 17" adlı eseri, tasavvufî hakikatlerin ve mânevî yaşantıların kelimelerle ifade edilmesindeki zorlukları, zuhuratların (mânevî açılımların) önemini ve bu tür tecrübelerin nasıl yorumlanması gerektiğini ele almaktadır. Eser, mana âleminin derinliğini ve bu âlemin zahirî dile dökülmesinin imkânsızlığını vurgulayarak, tasavvufî bilginin ancak misallerle ve nakillerle aktarılabileceğini belirtirs.55. Aynı zamanda, sâlikin ibadet ve mücâhedesi neticesinde yaşadığı zuhuratların, geçmişteki eksikliklere ışık tuttuğunu ve mânevî ilerlemenin bir göstergesi olduğunu ifade eders.35. Bu bağlamda, eser, tasavvufî tecrübenin aktarımındaki incelikleri ve bu tecrübelerin Hak ile olan özel ilişkiyi nasıl derinleştirdiğini anlatır.

Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler CD 17 — s. 35, 55

Ayrıntı

Necdet Ardıç'ın "Sohbet Arası Sohbetler CD 17" adlı eseri, tasavvufî irfan geleneğinin önemli bir parçası olarak, mânevî yaşantıların ve Hakikat'in idrâkinin nasıl ifade edildiğini ve anlaşıldığını işler. Eserin temel vurgularından biri, mana âleminin zenginliğinin ve derinliğinin, zahirî kelimelerle tam olarak ifade edilemeyeceğidir. Yazar, "ne mana lafza giriyor ne de lafız manayı anlatıyor" diyerek, mânevî tecrübelerin dilin sınırlarını aştığını belirtirs.55. Bu durum, tasavvufî hakikatlerin ancak misallerle ve nakillerle aktarılabileceği gerçeğini ortaya koyars.55.

Eserde, sâliklerin yaşadığı "zuhuratlar" yani mânevî açılımlar ve keşifler önemli bir yer tutar. Bu zuhuratlar, sâlikin geçmişteki eksikliklerine ışık tutar ve mânevî yolculuğunda ilerlemesine yardımcı olurs.35. Bu bağlamda, mükâşefe kavramı ile bir paralellik kurulabilir; zira mükâşefe de sâlikin gayb âleminden veya Hak'tan kalbine inen doğrudan idrâklerdirK1. Eser, bu tür zuhuratların, Hak ile kul arasındaki özel ilişkinin bir tezahürü olduğunu ve bazen "başka şeyler de görüyorlar ve anlatıyorlar" ifadesiyle, sâliklerin farklı âlemleri müşâhede edebildiğini gösterirs.78.

Ayrıca, eser, tasavvufî bilginin aktarımında "nakil"in önemine değinir. Muhtelif eserlerden, özellikle Mesnevî-i Şerîf gibi kaynaklardan yapılan nakillerles.130, mânevî derslerin ve hikmetlerin nesilden nesile aktarıldığı vurgulanır. Bu nakiller, bazen bir ağacın farklı dallarındaki dut yiyenlerin hikayesi gibis.116 basit misallerle, bazen de Hz. Musa'nın kavmiyle ilgili yaşadığı bir zuhuratın Cenâb-ı Hakk tarafından açıklanması gibis.109 daha derin hikayelerle sunulur. Eser, insanın Cenâb-ı Hakk'ın huzuruna bitkileri götürmesi gibi, tüm varlıkların miraç kanalının insan olduğunu ve insanın varlığının bu mânevî yükselişteki merkezi rolünü de işlers.60.

Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler CD 17 — s. 35, 55, 60, 78, 109, 116, 130 · K1, s. 50

Cem-ül cem makamı nedir?

Cem-ül cem makamı, tasavvufta sâlikin kesretten vahdete ulaşarak bütün ilâhî tecellîleri tek bir merkezde toplaması ve bu birliğin kemâle ermiş halidir. Bu makam, sâlikin "cem" mertebesinde ef'âl, esmâ, sıfât ve zât mertebelerindeki tevhidleri idrak etmesiyle elde edilir. Nusret Baba'nın "cem-ül cem'e vardım başka ihsan istemem" ifadesi, bu makamın nihai bir kemâl noktası olduğunu gösterirs.116. İnsan-ı kâmil, bütün bu cemiyetleri bünyesinde tevhid etmiş varlıktır ve bu makamda Hakk kapısı feth olurs.119-120.

Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler CD 17 — s. 116, 119, 120

Ayrıntı

Cem-ül cem makamı, tasavvufî sülûkun en yüksek mertebelerinden biridir ve "cem" kavramının kemâle ermiş halini ifade eder. Cem, lugatte toplama ve bir araya getirme anlamına gelirken, tasavvufta sâlikin kesretten vahdete ulaşması, yani bütün esmâî tecellîleri tek bir merkezde toplaması mertebesidirK1. Cem-ül cem ise bu cem mertebelerinin tamamının birleşimi ve Hakk kapısının fethidirs.119.

Bu makama ulaşmak için sâlikin dört temel tevhid mertebesini idrak etmesi gerekir:

  1. Tevhid-i Ef'âl Cem'i: Bütün fiillerin tek bir failden, yani Allah'tan geldiğini idrak etme mertebesidir. Bu makamın ismi tevhid-i ef'âl, zikri "Ya Fettah", âlemi âlem-i şehâdet ve kelimesi "Lâ fâile illallah"tırs.22, 119.
  2. Tevhid-i Esmâ Cem'i: Esmâların birliğini, yani bütün isimlerin tek bir kaynaktan zuhur ettiğini idrak etme mertebesidirs.119.
  3. Tevhid-i Sıfât Cem'i: Sıfatların birliğini, yani bütün sıfatların tek bir varlığa ait olduğunu idrak etme mertebesidirs.119.
  4. Tevhid-i Zât Cem'i: Zâtların birliğini, yani her bir varlıkta Hakk'ın zâtının zuhur ettiğini ve bunun hakkanî bir cem olduğunu idrak etme mertebesidirs.119.

Bu cemlerin her biri eksik kaldığında kesret başlar ve cem-ül cem'e ulaşılamazs.119. Cem-ül cem makamına ulaşan kişi, insan-ı kâmildir; o, bütün bu cemiyetleri bünyesinde tevhid etmiş olarak bulundururs.120. Bu makamda sâlik, varlıktaki çokluğun ardındaki birliği müşâhede eder ve her şeyin aslında Hakk'ın tecellîsi olduğunu idrak ederK1. Bu, "olmak ya da olmamak" arasındaki fark gibi, "bilmek ya da bilmemek" arasındaki farkla açıklanır; zira her insanda bu cemiyet mevcuttur, ancak fark bunun idrak edilmesindedirs.120.

Kaynaklar: K1, s. 136 · Sohbet Arası Sohbetler CD 17 — s. 22, 119, 120

Eserdeki 'Derviş ve dut hikayesi' neyi ibret almamızı sağlar?

Eserdeki 'Derviş ve dut hikayesi', dervişin Allah'a olan tevekkülünün ve samimi niyazının, harikulade bir şekilde karşılık bulduğunu göstererek, tasavvuftaki keramet anlayışına bir örnek teşkil eder. Hikaye, dervişin traş parası bile olmadığına dair içinden geçirdiği niyazın ardından, dut ağacının yapraklarının altına dönüşmesiyle, Allah'ın kullarının ihtiyaçlarına nasıl cevap verdiğini ve velîlerin kerametlerinin nasıl zuhur ettiğini vurgulars.115. Bu durum, tasavvufî metinlerde yer alan benzer hikayelerin, abartılı olsalar dahi, bir ibret ve feyiz kaynağı olarak görülmesi gerektiğini işaret eders.116.

Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler CD 17 — s. 115, 116

Ayrıntı

'Derviş ve dut hikayesi', tasavvufî öğretide keramet kavramının somut bir örneğini sunar. Hikayede, fakir bir dervişin dut toplamak için ağaca çıktığı ve içinden "Yarabbi, hem dostum dersin bir sakal parası yok, traş parası bile vermedin" diye geçirdiği anda, dut yapraklarının altına dönüştüğü anlatılırs.115. Bu olay, tasavvufta mu'cize ile keramet arasındaki farkı anlamak için önemlidir. Mu'cize, peygamberlerin nübüvvet iddialarını ispatlayan, taklit edilemeyen olağanüstü haller ikenK1, keramet velâyet sahiplerinin iddia olmaksızın, çoğu kez kendilerinin bile haberi olmadan zuhur eden harikulade halleridirK1. Dervişin yaşadığı bu olay, onun velâyet mertebesinde olduğunu ve Allah'ın ona olan özel iltifatını gösterir. Bu tür hikayeler, tasavvuf kitaplarında sıkça yer alır ve abartılı olsalar dahi, okuyucuya bir ibret ve feyiz vermek amacı taşırs.116. Hikaye, aynı zamanda, Allah'ın kullarının samimi niyazlarına ve tevekküllerine nasıl karşılık verdiğini, maddi imkansızlıklar içinde dahi olsa, manevi bir lütufla nasıl desteklediğini gözler önüne serer. Bu, sâlikin Hak ile özel ilişkisinin bir tezahürüdür ve insanın kâinattaki özel konumunu, yani esmâ-i ilâhiyye'nin câmî mahalliyeti olma potansiyelini hatırlatırK1.

Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler CD 17 — s. 115, 116 · K1, s. 14, 405

Namazın ruhu nasıl anlatılıyor?

Tasavvufta namazın ruhu, mü'minin Hak ile dikey buluşması olan miraç hâli olarak tanımlanır ve bu hâl, namazın zâhirî şekillerinin ötesinde, kalbin Hak'la birlikte olması, O'nu anması ve O'na yönelişiyle gerçekleşir. Namazın özü, sadece bir ibadet borcunu ödemek değil, aynı zamanda sâlikin mânevî yolculuğunda Hakikat'e ulaşmasını sağlayan bir vasıta, bir sistem ve bir ilimdirs.63, 100. Bu ruhânî boyut, Tâhâ 14'teki "beni anman için namazı kıl" ayetinde belirtildiği gibi, namazı bizzat bir zikir hâline getirir ve kulun her an Hak'la irtibatını sağlarK1.

Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler CD 17 — s. 63, 100 · K1, s. 6

Ayrıntı

Namazın ruhu, tasavvufî anlayışta, zâhirî fiillerin ötesinde, kalbin Hak ile olan derin irtibatında yatar. Bu ruh, "es-salâtu mi'râcü'l-mü'min" (namaz mü'minin miracıdır) hadisinde ifade edildiği gibi, kulun Hak'la buluştuğu dikey bir yükseliş hâlidirK1. Namazın bu ruhânî boyutu, sadece bedensel hareketlerden ibaret değildir; aynı zamanda kalbin huşû içinde olması, Hak'kı anması ve O'na tam bir teveccüh göstermesiyle kemâle ererK1.

Namazın ruhu, sâlikin Hakikat'i idrak etme yolculuğunda önemli bir rol oynar. Şeriat mertebesinde namaz bir emir olarak kabul edilir ve Cenâb-ı Hakk'ın vaat ettiği mükafat veya cezalarla ilişkilendirilir; bu, kulların faydalanması için belirlenmiş bir yoldurs.57. Ancak tasavvufî mertebelerde namazın anlamı derinleşir. Tarikat, marifet ve hakikat mertebelerinde namazın özellikleri farklılaşır, ancak hiçbir mertebede namaz kalkmaz; aksine, namazın hakikati daha geniş bir anlayışla idrak edilirs.100.

Namazın ruhu, aynı zamanda bir zikir hâlidir. Tâhâ 14'teki "beni anman için namazı kıl" ayeti, namazın bizzat zikir olduğunu vurgularK1. Bu mertebede sâlik, "Allâhu Ekber" ile her sözünde Hak'kı zikreder; namaz, dilden, kalpten ve bedenden topluca yapılan bir zikirdirK1. Kişi, namazda Hak'kı daha geniş bir şekilde hatırında tutar, dünya kelâmı etmeden bütün dakikalarını ve saniyelerini Hak'ka tahsis eders.71. Bu hâle diğer vakitlerde de ulaşan kişi, zaten namaz ehli sayılırs.71.

Namazın ruhu, iki rekatta toplanan fenâfillah ve makâm-ı bekâbillah hâllerini de içerir. Bazen insan bunu kısa sürede, daha az namazla elde ederken, bazen daha uzun sürede elde edebilirs.103. Namazın ruhu, mü'minin Hak'la olan muhabbet ve hakikat bağıyla namazını kılmasına, emir veya borç düşüncesinden öte, Hak'kın hakikatini açmasına vesile olurs.64. Niyet de namazın ruhunun önemli bir parçasıdır; kişi namaz kılmaya kalktığında, gönlünden yaptığı bu akit, onun niyeti olmuş olur ve bu niyet, amelin ruhu ve özüdürs.54; Niyet.

Kaynaklar: K1, s. 6 · Sohbet Arası Sohbetler CD 17 — s. 54, 57, 64, 71, 100, 103

Bu sohbetler tasavvufa yeni başlayanlar için uygun mu?

Necdet Ardıç'ın "Sohbet Arası Sohbetler" adlı eserindeki sohbetler, tasavvufa yeni başlayanlar için doğrudan bir başlangıç kılavuzu olmaktan ziyade, daha çok mevcut sâliklerin manevî eğitimlerini derinleştirmeye yönelik uygulamalar ve hâl aktarımları içermektedir. Bu sohbetler, mürşidin müride manevî yoldaşlık ettiği, kalpten kalbe feyiz aktarımının gerçekleştiği bir eğitim metodu olan "sohbet"in bir parçasıdırK1. İçerisinde zikir, esma talimi, ilahi okuma ve "tac-ı şerif giydirme" gibi özel uygulamalar barındırmasıs.19, bu sohbetlerin tasavvuf yolunda belirli bir seviyeye gelmiş, mürşid terbiyesi altında olan kişiler için daha uygun olduğunu düşündürmektedir. Zira tasavvufî bir hakikatin gerçekleşmesi, ilahî tasarruf, sâlikin gayreti ve mürşidin terbiyesi ile ihvanla sohbetin birleşmesiyle vuku bulurK2.

Kaynaklar: K1, s. 29 · Sohbet Arası Sohbetler CD 17 — s. 19 · K2

Ayrıntı

Necdet Ardıç'ın "Sohbet Arası Sohbetler"i, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan bir mürşidin (Necdet Ardıç (Terzibaba)) spontane kayıt altına alınmış konuşmalarından oluşmaktadırs.1; Sohbet Arası Sohbetler. Bu sohbetler, tasavvufta "sohbet" kavramının karşılığı olan, kâmil bir zatın sâlike manevî yoldaşlık etmesi ve hâl aktarımı yapması prensibine dayanırK1. Tasavvufî eğitimde sohbet, sadece sözlü bilgi aktarımından öte, kalpten kalbe doğrudan feyiz aktarımını da içeren "hâl sohbeti" niteliğindedirK1.

Bu sohbetlerin içeriğine bakıldığında, "tac-ı şerif giydirme uygulaması", "isim yazıp kura çekme", "Yasin okuma", "büyük küçük zikir yapma", "esmalar ve ilahiler okuma" gibi belirli ritüeller ve uygulamalar yer almaktadırs.19. Ayrıca, "virt el verme esma ilahiyenin talimi" gibi ifadeler, bu sohbetlerin tasavvuf yolunda belirli bir silsileye dahil olmuş, mürşidinden ders almış sâliklere yönelik olduğunu göstermektedirs.19. Zira bu tür uygulamalar, tasavvufa yeni başlayan bir kişinin tek başına anlayıp uygulayabileceği veya doğrudan katılabileceği türden değildir.

Tasavvufta bir hakikatin gerçekleşmesi üç boyutta ele alınır: Hak'tan ilahî tasarruf, sâlikin amelî gayreti ve mürşidin terbiyesi ile ihvanla sohbetK2. "Sohbet Arası Sohbetler"deki uygulamalar, bu üç boyutun özellikle mürşidin terbiyesi ve ihvanla sohbet yönünü temsil etmektedir. Sohbet ehli, "sâdıklar" olarak nitelendirilen kâmil müminlerdir ve manevî hayata yönelten, sünnet-i seniyyeye bağlı kişilerdirK1. Bu nedenle, bu sohbetler, tasavvuf yolunda ilerlemiş ve mürşid terbiyesi altında olan kişiler için manevî derinleşme ve hâl aktarımı açısından daha uygun bir zemin sunmaktadır.

Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler CD 17 — s. 1, 19 · K1, s. 29 · K2

Eserde geçen 'Tevhid-i Ef'al' ne demektir?

Tevhid-i Ef'al, tasavvufta fiillerin birliği anlamına gelir ve âlemdeki tüm fiillerin tek bir asla, yani Hakk'a dayandığını ifade eden bir tevhid mertebesidirs.22. Bu mertebe, sâlikin kendi ilâhî varlığı ile ef'al âleminin bütünleştiği ilk tevhid basamağıdırs.34. İbrahimiyet mertebesinde başlayan Tevhid-i Ef'al, afak (dış âlem) ve enfüsün (iç bünye) ilk birleştiği nokta olup, kişinin kendi varlığında tevhidi oluşturması ve tüm faaliyetlerin Hakk'a mahsus olduğunu idrak etmesiyle gerçekleşirs.24, 44. Bu idrak, Hz. İbrahim'in "Halil" (dost) olmasının temelini oluşturur ve fena-yı ef'al ile kemale erers.44.

Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler CD 17 — s. 22, 24, 34, 44

Ayrıntı

Tevhid-i Ef'al, tasavvufî sülûkun önemli bir aşamasıdır ve "fiillerin birliği" demektirs.22. Bu mertebede sâlik, dış âlemdeki (afak) ve kendi iç bünyesindeki (enfüs) tüm fiillerin tek bir kaynağa, yani Cenâb-ı Hakk'a ait olduğunu müşâhede eders.23, 34. Bu, kişinin nefis mertebelerini tamamlayıp beşerî varlığından soyunarak hiçlik ve yokluk hâline ulaştıktan sonra, kendi hakikat-i ilâhiyesini idrak ederek yeni bir varlıkla var olmasıdırs.24, 7. Tevhid-i Ef'al, tevhid mertebelerinin ilki olup, İbrahimiyet mertebesinde başlar ve "cem-i ef'al" olarak da adlandırılırs.118, 119. Bu mertebede, varlıktaki tüm ferdlerin tek bir varlık olarak görülmesi, tıpkı bir akımın tüm lambalara yayılması gibi, fiillerin birliğinin idrak edilmesidirs.118. Hz. İbrahim'in "Halil" (dost) vasfına ulaşması, kendi ve bütün varlıktaki fiillerin Hakk'ın fiilleri olduğunu, dolayısıyla Hakk'ın kendi vasıtasıyla icraatta bulunduğunu idrak etmesinden kaynaklanırs.44. Bu idrakin kemali, "fena-yı ef'al" ile gerçekleşir; yani her şeyin faaliyetinin Hakk'a mahsus olduğu kesin olarak bilinir ve hiçbir şeyin kendi başına faaliyeti olmadığı müşâhede edilirs.44. Bu, aynı zamanda afak ve enfüsün birleştiği ilk dostluk mertebesidirs.45. Tevhid-i Ef'al'den sonra Tevhid-i Esmâ, Tevhid-i Sıfat ve Tevhid-i Zât mertebeleri gelirs.119.

Kaynaklar: Sohbet Arası Sohbetler CD 17 — s. 7, 22, 23, 24, 34, 44, 45, 118, 119