İçeriğe atla
Sohbet Arası Sohbetler CD 4 (2000) kapak gorseli

Sohbet Arası Sohbetler CD 4 (2000)

Terzibaba - Necdet Ardıç

186 sayfa~279 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçsohbet arası sohbetlerdijital kütüphanekitap okuma

Sıkça Sorulan Sorular

Sohbet Arası Sohbetler ne anlatıyor?

"Sohbet Arası Sohbetler", Necdet Ardıç'ın farklı mekânlarda ve farklı kişilere yaptığı, spontane gelişen irfan sohbetlerinin kayıt altına alınmış bir serisidir. Bu sohbetler, tasavvufî eğitimin bir parçası olarak, dinî kimliği şekillendirici ve kalpten kalbe feyiz aktarımı sağlayan manevî yoldaşlık niteliğindedir1. Her ne kadar bazı konular tekrar gibi görünse de, her sohbetin kendine özgü bir mertebesi ve özelliği vardır; bu tekrarlar aslında eğitimin gereğidir ve aynı mevzunun değişik zamanlarda farklı mertebelerden aktarılmasıdır2. Bu seri, şeriat, tarikat, hakikat ve ma'rifetullah gibi farklı düzeylerdeki konuları ele alarak dinî bilginin derinleşmesini hedefler2.

Ayrıntı

"Sohbet Arası Sohbetler", Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden Necdet Ardıç'ın, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan sohbetlerini içerir (Necdet Ardıç (Terzibaba)). Bu sohbetler, tasavvufta mürşidin müridine yaptığı manevî yoldaşlık ve hâl aktarımı olarak tanımlanan "sohbet" kavramının bir tezahürüdür1. Serinin temel amacı, dinî bilginin sadece yazılı veya sözlü aktarımından öte, kalpten kalbe feyiz aktarımı yoluyla dinî kimliği şekillendirmektir1.

Sohbetler, farklı düzeylerdeki konuları işler. Örneğin, evliyaullahların hayat hikâyelerini anlatan menkıbeler veya peygamberlerin hayatları şeriat ve tarikat sohbetleri düzeyindedir. Ancak "Hakikat sohbeti", kişiyi kendine tanıtan ve bildiren sohbetlerdir. "Ma'rifetullah sohbetleri" ise Allah'ı tanıtan sohbetlerdir2. Bu, sohbetlerin sadece yüzeysel dinî bilgilerle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda sâlikin kendi özünü ve Hakk'ı idrâk etmesine yönelik derinlemesine bir eğitim sunduğunu gösterir.

Necdet Ardıç, bu sohbetlerde günümüz insanının akıl ve idrâk seviyesini göz önünde bulundurarak, beş yüz sene evvel yazılmış ve günümüz insanına yetmeyen eski sohbetlerin ötesine geçmeyi hedefler2. Bu bağlamda, "Sohbet Arası Sohbetler" serisi, modern insanın dinî ve manevî arayışlarına cevap vermeyi amaçlayan, güncel ve derinlikli bir irfan geleneği sunar. Serinin içeriğinde, Kur'ân-ı Kerîm'deki yolculuk ayetlerinden, ibretlik hikâyelere, İzmir İrfan sohbetlerinden çeşitli sohbetlere kadar geniş bir yelpaze bulunur2. Ayrıca, Allah muhabbeti ve nuru gibi konular da işlenerek, kişinin içindeki ilahî cevheri keşfetmesi teşvik edilir2.

  1. Kaynaklar
  2. 1.K1, s. 29
  3. 2.Sohbet Arası Sohbetler CD 4 — s. 2, 7, 68, 187
Terzibaba Necdet Ardıç kimdir?

Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşitlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan önemli bir şahsiyettir. "Terzibaba" lakabıyla tanınan Ardıç, eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmıştır1. Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) adlı eseri ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla tanınır1. Tekirdağ'da ikamet eden Necdet Ardıç, sohbetlerini İzmir'de de sürdürmüştür ve tasavvufî konuları, özellikle nefis mertebelerini, İrfan Mektebi kitabından okuyarak açıklamıştır1. Eserleri arasında Necdet Divanı ve Hacc Divanı gibi divanlar da bulunmaktadır1.

Ayrıntı

Necdet Ardıç, tasavvuf dünyasında "Terzibaba" unvanıyla bilinen, Uşşâkî tarikatına mensup bir mürşittir. Kendisi, tasavvufî irfanı çağdaş döneme taşıyan ve bu bilgiyi geniş kitlelere ulaştıran müstesna bir şahsiyet olarak öne çıkar (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki). Eserleri ve sohbetleri aracılığıyla tasavvufun anlaşılmasına önemli katkılar sağlamıştır1.

Necdet Ardıç'ın önemli eserleri arasında İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi bulunmaktadır21. İrfan Mektebi, onun tasavvufî öğretilerini ve seyr-i sülûk anlayışını yansıtan temel bir eserdir. Kendisi, sohbetlerinde nefis mertebeleri gibi konuları bu kitabından okuyarak açıklamıştır1. Ayrıca, Necdet Divanı ve Hacc Divanı gibi divanları da mevcuttur1.

Necdet Ardıç'ın öğretileri, "Semme vechullah" (Allah'ın vechi her yerdedir) anlayışını vurgular ve insanlara kendilerini tanımaları, Hakk muhabbetini gönüllerine doldurmaları çağrısında bulunur1. Tekirdağ'da ikamet eden1 ve İzmir'de de sohbetler veren Ardıç, tasavvufî geleneği yaşatan ve yaygınlaştıran bir rehber olarak kabul edilir1. Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müellifler, Necdet Ardıç riyâsetindeki tasavvuf serisi içinde eserler kaleme almışlardır, bu da onun ekolünün devamlılığını göstermektedir (Abdürrezzak Tek Wiki; Terzi Oğlu Cem Cemâlî Wiki).

  1. Kaynaklar
  2. 1.Sohbet Arası Sohbetler CD 4 — s. 1, 2, 115, 151, 184, 185
  3. 2.Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki
Eserde bahsedilen 'nefis mertebeleri' nedir?

Tasavvufî öğretide nefs mertebeleri, sâlikin mânevî yolculuğunda katettiği, nefsin arınma ve kemâle erme aşamalarını ifade eden yedi basamaktır. Bu mertebeler, nefsin hakikatini anlamak ve onu olumsuz eğilimlerden temizleyerek yüceltmek gayesiyle belirlenmiştir. Nefs-i Emmâre'den başlayıp Nefs-i Sâfiye'ye kadar uzanan bu yolculukta, her mertebe bir öncekinin aşılmasıyla zuhur eden farklı hâl ve idrakleri barındırır. Bu mertebeler, Kur'ân âyetlerinden istinbât edilmiş olup1, sâlikin nefsine zulmetmek yerine, onun hakikatini ortaya çıkarma sürecidir2.

Ayrıntı

Nefs mertebeleri, tasavvufî sülûkun temelini oluşturan ve sâlikin mânevî gelişimini gösteren yedi aşamadır. Bu mertebeler, Nefs-i Emmâre, Nefs-i Levvâme, Nefs-i Mülhime, Nefs-i Mutmainne, Nefs-i Râdıye, Nefs-i Mardiyye ve Nefs-i Sâfiye/Kâmile olarak sıralanır1. Eserde, nefsin hakikatinin yanlış anlaşıldığına ve ona haksızlık edildiğine dikkat çekilir; zira nefis, varlığın hakikatidir ve bu mertebelerde mübarektir2.

Her mertebe, sâlikin yaşantısında farklı özellikler ve idrakler sunar. Örneğin, Nefs-i Emmâre şehvet, gazab, kibir gibi olumsuz eğilimlerin hâkim olduğu ilk basamaktır ve aşılması için tevbe-i nasûh ile mürşid-i kâmile teslimiyet zorunludur1. Nefs-i Levvâme ise sâlikin kötülüklerinden dolayı kendini kınadığı, vicdanının uyandığı ancak nefsî dürtülerin hâlâ varlığını sürdürdüğü bir aşamadır; burada tevbe, mücâhede ve riyâzat gibi hâller zuhur eder1. Bu mertebelerin her biri, bir önceki mertebenin zulmeti aşılmadan üstteki hâlin tam olarak yaşanamayacağını gösterir1.

Sülûkun son basamağı olan Nefs-i Sâfiye, nefsin kemâle erdiği, bütün gayri-Hak temayüllerden temizlendiği makamdır3. Bu mertebeye ulaşan sâlik, insân-ı kâmil vasfını kazanır ve nefs ile ruh, kalp ile sır arasında tam bir denge kurulur3. Sâfiye mertebesi, önceki mertebelerin sırasıyla aşılmasıyla elde edilir ve atlama söz konusu değildir; her mertebe bir öncekinin tahkiki ile açılır3. Bu mertebelerdeki yaşantıyı ihata eden kişi, o mertebenin özelliklerini bilir ve ona göre hareket eder2.

  1. Kaynaklar
  2. 1.K2
  3. 2.Sohbet Arası Sohbetler CD 4 — s. 12, 67
  4. 3.K1, s. 122
Bu sohbetler tasavvufa yeni başlayanlar için uygun mu?

Necdet Ardıç'ın "Sohbet Arası Sohbetler" adlı eserleri, tasavvufa yeni başlayanlar için doğrudan bir başlangıç kitabı olmaktan ziyade, tasavvufî hakikatleri derinlemesine idrak etmiş sâliklere hitap eden, irfanî bir içeriğe sahiptir. Bu sohbetler, mürşidin müridine yaptığı manevî yoldaşlık ve hâl aktarımı olan "sohbet" kavramının bir tezahürüdür1. İçerdiği konular ve anlatım tarzı, tasavvufî terminolojiye ve düşünce yapısına aşina olmayı gerektirebilir. Nitekim, bir dervişin "her şey Hakk'tır" bilgisini yanlış yorumlayarak yılanı sevmesi ve ısırılması örneği2, bu tür irfanî bilgilerin ancak kâmil bir rehber eşliğinde ve doğru bir idrakle ele alınması gerektiğini göstermektedir.

Ayrıntı

Necdet Ardıç'ın "Sohbet Arası Sohbetler" serisi, adından da anlaşılacağı üzere, spontane gelişen irfan sohbetlerinin kayıt altına alınmış hâlidir23. Tasavvufta "sohbet", mürşidin müridine manevî yoldaşlık ettiği, eğitim verdiği ve hâl aktardığı bir süreçtir1. Bu, sıradan bir konuşma değil, "kalpten kalbe feyiz aktarımı"dır1. Bu tür sohbetler, tasavvufun "eğitim metodu" olup, kitap veya dersin yerini tutamaz; "hâl/teveccüh" ile "sözlü bilgi" arasında bir köprü vazifesi görür1.

Tasavvufî hakikatlerin idraki, ilâhî tasarruf (vehbî yön), sâlikin gayreti (kesbî yön) ve mürşidin terbiyesi (vesîle yön) olmak üzere üç boyutta gerçekleşir4. "Sohbet Arası Sohbetler" gibi eserler, özellikle "vesîle yön" kapsamında değerlendirilebilir; ancak bu vesîlenin tam anlamıyla işlevsel olabilmesi için sâlikin belirli bir manevî olgunluğa ve rehberliğe sahip olması önemlidir.

Nitekim, kaynaklarda verilen yılan örneği, tasavvufî bilgilerin yanlış yorumlanmasının tehlikesini açıkça ortaya koymaktadır2. Şeyh efendinin "her şey Hakk'tır" sözünü duyan derviş, bu bilgiyi ham bir şekilde alıp bir yılanı sevmeye kalkışmış ve zarar görmüştür. Bu durum, irfanî bilgilerin sadece "bilgi olarak" alınmasının yeterli olmadığını, aksine "hâl" ile yaşanması ve kâmil bir rehberin "sohbeti" ile doğru bir şekilde yönlendirilmesi gerektiğini göstermektedir1. Dolayısıyla, tasavvufa yeni başlayan bir kişinin bu tür sohbetleri tek başına okuması, yanlış anlamalara ve hatalı uygulamalara yol açabilir. Bu eserler, Necdet Ardıç gibi "tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna şahsiyetlerin"5 derinlikli düşüncelerini içerdiğinden, tasavvuf yolunda ilerlemiş ve bir mürşidin rehberliğinde olan sâlikler için daha uygun bir kaynak teşkil etmektedir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.K1, s. 29
  3. 2.Sohbet Arası Sohbetler CD 4 — s. 1, 43
  4. 3.Vikipedi: Sohbet Arası Sohbetler
  5. 4.K2
  6. 5.Vikipedi: Necdet Ardıç (Terzibaba)
Seyr-i süluk ne demektir?

Seyr-i sülûk, tasavvufta sâlikin manevî yolculuğunun bütününe verilen isimdir. Bu yolculuk, sâlikin başlangıçtan vâsıllığa kadar geçtiği mertebeleri kapsar ve klasik olarak "seyr ilallâh" (Allah'a sefer) ve "seyr fillâh" (Allah'ta sefer) olmak üzere iki ana hatta ayrılır1. "Seyr ilallâh", kulun Hak'a doğru yönelmesi ve nefsinden arınması iken2, "seyr fillâh", Hak'a vâsıl olduktan sonra esmâ ve sıfatlarda yapılan yolculuktur2. Bu manevî yolculuk, mülkten melekûta urûcun asıl mesnedi olarak Mülk Sûresi 1. ayetinde ifadesini bulur1.

Ayrıntı

Seyr-i sülûk, tasavvufî hayatın tam adıdır ve müridin mürşid rehberliğinde geçtiği manevî mertebeleri ifade eder1. Bu yolculuk, sâlikin Hak'a ulaşma gayesiyle çıktığı bir seferdir1. Seyr-i sülûkun ilk aşaması olan seyr ilallâh, sâlikin nefsinden, dünyadan ve mâsivâdan Hak'a yönelmesini ifade eder1. Bu, mücâhede ve tezkiye ile başlayan bir süreçtir1. Sohbet Arası Sohbetler CD 4'te belirtildiği üzere, "Hac nedir dedim seyr-i İlallah’tır dedi (Allah’a doğru seyir)"2. Bu aşamada kuldan Hakk'a doğru bir gidiş söz konusudur2. Seyr-i sülûkun ikinci ana hattı ise seyr fillâhtır. Bu, sâlikin Hak'a vâsıl olduktan sonra esmâ ve sıfatlarda yaptığı yolculuktur; burada sâlik mârifet kademelerinde ilerler1. Miraç'ın seyr-i fillâh olduğu ifade edilir: "Miraç nedir dedim seyr-i fillahtır dedi (Allahta seyir)"2. Bu mertebede, sâlikin iç bünyesi değişmiş, Hakk'ın tecellîleriyle yaşamını sürdürmektedir2. Seyr-i sülûk aynı zamanda seyr-i âfâkî (dış sefer – kâinatı tedebbür) ve seyr-i enfüsî (iç sefer – nefsi tezkiye) olarak da ayrılır1. Âlemde görülen her şeyin Hakk'ın kitabı olduğu ve bu kitabı ancak mertebeleri seyrederek yükselmiş olanın okuyabileceği belirtilir2. Bu manevî yolculuk, sâlikin mertebeleri idrak ederek miracını yapması ve İslâmiyet'i en geniş şekilde anlaması anlamına gelir2.

  1. Kaynaklar
  2. 1.K1, s. 265
  3. 2.Sohbet Arası Sohbetler CD 4 — s. 30, 131, 145, 175, 182
Eserde neden bazı konular tekrar ediyor?

Eserde bazı konuların tekrar etmesi, farklı mahallerde ve değişik kişilere yapılan sohbetlerin bir sonucu olup, bu tekrarların eğitim ve aktarım gerekliliğinden kaynaklandığı belirtilmektedir. Bu durum, konuların farklı dinleyici kitlelerine ulaştırılması ve bilginin pekiştirilmesi amacını taşımaktadır1. Tekrarlar, aynı mevzuların farklı bağlamlarda yeniden ele alınmasıyla, bilginin daha geniş bir kitleye yayılmasını ve idrak edilmesini sağlamaktadır.

Ayrıntı

Eserde bazı konuların tekrar etmesi, müellifin farklı zamanlarda ve farklı dinleyici gruplarına hitap etmesinden kaynaklanmaktadır. Bu durum, "Sohbet Arası Sohbetler" adlı eserin yapısından ileri gelmektedir; zira bu sohbetler değişik mahallerde ve değişik kimselere yapılmıştır1. Dolayısıyla, aynı mevzuların farklı dinleyicilere aktarılması gerektiği için tekrarlar kaçınılmaz olmuştur.

Bu tekrarlar, basit bir tekrar olmaktan ziyade, bilginin eğitim gereği başkalarına da aktarılması amacını taşımaktadır1. Tasavvufî eğitimde, bir kavramın sâlikteki işleyişi niyet, fiil, hâl ve mârifet eksenlerinde gerçekleşir2. Konuların tekrar edilmesi, bu eksenlerdeki idrakin derinleşmesine ve bilginin kalıcı hale gelmesine yardımcı olur. Örneğin, halîfelik gibi temel bir kavramın farklı sohbetlerde yeniden ele alınması, sâlikin bu kavramı hem niyetinde, hem fiilinde, hem de hâl ve mârifetinde tahkik etmesine imkân tanır3.

Bu yaklaşım, bilginin sadece aktarılması değil, aynı zamanda farklı açılardan ele alınarak pekiştirilmesi ve içselleştirilmesi hedefini gütmektedir. Bu sayede, dinleyiciler veya okuyucular, konuları farklı bağlamlarda yeniden duyarak veya okuyarak daha kapsamlı bir anlayışa ulaşabilirler.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Sohbet Arası Sohbetler CD 4 — s. 2
  3. 2.K2
  4. 3.K1, s. 1
Sohbetlerdeki 'gönül yolu' ifadesi ne anlama geliyor?

Tasavvufta "gönül yolu", sâlikin Hak'a ulaşmak için izlediği manevî seyr ü sülûku ifade eder. Bu yol, kişinin kendi varlık yükünü çözüp atarak, kâmil bir mürşidin rehberliğinde nefs mertebelerini aşmasını ve kalbini gönül hâline dönüştürmesini gerektirir1. Gönül yolu, fizikî âlemdeki hızdan ziyade, manevî âlemde ilerlemeyi ve kişinin kendini tanımasını esas alır1. Bu yolculukta, Hak'ın tecellîlerini müşâhede etmek ve nihayetinde Hak ile dostluğun en samimî hâli olan hullet mertebesine erişmek hedeflenir2.

Ayrıntı

Gönül yolu, tasavvufî eğitimde sâlikin içsel dönüşümünü ve Hak'a doğru ilerlemesini sağlayan bir süreçtir. Bu yolculuk, "gönül yolun tutman gerek. Üzerinden varlık yükün. Hemen çözüp atman gerek" ifadesiyle başlar; yani kişinin benlik ve dünya bağlarından arınması esastır1. Bu arınma süreci, yedi nefs mertebesinin (ettur’u seb’a) aşılmasını içerir ki bu, "sine dağı" olarak da adlandırılan gönül hanesinin arındırılmasıdır1.

Gönül yolunda ilerlemenin temel göstergesi, kalbin "mutmain olmuş bir kalp"ten "gönül hükmüne" geçmesidir. Bu, Cenâb-ı Hakk'ın "Rabbine dön" (Fecr 89/28) hitabına muhatap olabilen, genişlemiş bir gönül hâlidir1. Kişi, bu yolda ilerledikçe kendi hayalinde var ettiği Rabbi değil, gerçek Rabbi idrak etmeye başlar1.

Bu manevî ilerleme, "tekerlek bir devir bile yapsa manzarası değişir" benzetmesiyle açıklanır; yani kişi, manevî olarak yol aldıkça iç dünyasında ve Hak'la olan ilişkisinde somut değişimler yaşar1. Gönül yolu, sadece şeriat ve tarikat sohbetleriyle sınırlı kalmayıp, kişinin kendini tanıdığı "Hakikat sohbetleri" ve Allah'ı tanıdığı "Ma'rifetullah sohbetleri" ile derinleşir1. Bu yolculukta, kâmil bir mürşidin sohbeti, kalpten kalbe feyiz aktarımı sağlayarak sâlikin manevî gelişimini hızlandırır2. Nihayetinde, bu yolculuk, Hak ile kul arasındaki en yakın muhabbet bağı olan hullet mertebesine ulaşmayı hedefler; bu, Hz. İbrâhim'in "halîlullâh" makamına eriştiği dostluğun en samimî hâlidir2.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Sohbet Arası Sohbetler CD 4 — s. 2, 9, 30, 31, 68, 91
  3. 2.K1, s. 29, 398
Bu eser nasıl oluşturulmuştur?

Necdet Ardıç'ın eserleri, özellikle de "İrfan Mektebi (Hakk Yolu)" gibi temel eserleri, farklı kaynakların bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştur. Bu eserlerin oluşumunda, tasavvufî metinlerden, Kur'an sure tefsirlerinden ve Necdet Ardıç'ın kendi müşahedelerinden beslenen bir yöntem izlenmiştir. Özellikle "İrfan Mektebi, Hakk Yolu'nun Seyr defteri" gibi eserler, Mesnevi-i Şerif, İnsan-ı Kâmil ve Fusûsu'l-Hikem gibi tasavvuf klasikleriyle birlikte, Necdet Ardıç'ın sohbetlerinden ve gönül esintilerinden toplanan ilimle şekillenmiştir1. Bu durum, eserlerin hem köklü bir tasavvuf geleneğine dayanmasını hem de mürşidin kendi idrak ve tecrübeleriyle zenginleşmesini sağlamaktadır.

Ayrıntı

Necdet Ardıç'ın eserlerinin oluşturulma süreci, tasavvufî irfan geleneğinin aktarım ve derinleştirme yöntemlerini yansıtır. Bu eserler, sadece teorik bilgilerin derlemesi değil, aynı zamanda mürşidin kendi manevi tecrübeleri ve müşahedeleriyle harmanlanmış bir ilim sunar. "Sohbet Arası Sohbetler" adlı eserde belirtildiği üzere, Necdet Ardıç'ın eserleri "Muhtelif eserlerden, Mesnevi’i şerif, İnsân-ı Kâmil, Fusûsu’l Hikem ve sohbetlemizden müşahede ile toplanan ilim" ile meydana gelmiştir1. Bu ifade, eserlerin çok katmanlı bir yapıya sahip olduğunu gösterir.

İlk olarak, klasik tasavvuf metinleri önemli bir temel oluşturur. Mesnevi-i Şerif, İnsan-ı Kâmil ve Fusûsu'l-Hikem gibi eserler, tasavvufun temel kavramlarını, mertebelerini ve hakikatlerini içeren ana kaynaklardır. Necdet Ardıç, bu eserlerdeki hikmetleri kendi üslubuyla günümüze taşımış, modern dönemin idrakine uygun bir şekilde yorumlamıştır (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki).

İkinci olarak, Necdet Ardıç'ın kendi sohbetleri ve müşahedeleri eserlerin özgünlüğünü ve derinliğini artırır. "Gönülden Esintiler" olarak adlandırılan bu müşahedeler, mürşidin manevi yolculuğunda elde ettiği keşifleri ve idrakleri ifade eder. Bu, tasavvufta "hâl"in "makam"a dönüşmesi gibi, mürşidin yaşadığı ve yerleştiği manevi tecrübelerin eserlerine yansımasıdır2.

Üçüncü olarak, Kur'an sure tefsirleri de eserlerin önemli bir parçasını oluşturur. Necdet Ardıç, Kur'an ayetlerinin tasavvufî ve bâtınî anlamlarını açıklayarak, ilahi kelamın derinliklerini okuyucuya sunar (Kur'an Sure Tefsirleri Wiki). Bu, "Allah’ın emri bir mesnede dayanmaktadır"1 anlayışının bir yansımasıdır.

Sonuç olarak, Necdet Ardıç'ın eserleri, köklü bir tasavvuf geleneğinin bilgeliğini, mürşidin kendi manevi tecrübelerini ve Kur'an'ın ilahi rehberliğini bir araya getiren zengin ve kapsamlı bir yapıya sahiptir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Sohbet Arası Sohbetler CD 4 — s. 51, 185
  3. 2.K2