İçeriğe atla
Şûrâ Sûresi kapak gorseli

Şûrâ Sûresi

151 sayfa~227 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

tefsirdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Kur'an-ı KerimTefsir İlmiİslam HukukuArap Dili ve Edebiyatıİslami İlimlerŞûrâ (Danışma) KavramıVahiySünnetİslami EserTefsir KitabıDini Metin YorumuKur'an Tefsiri

Sıkça Sorulan Sorular

Terzi Baba'nın Şûrâ Sûresi tefsiri nedir?

Terzi Baba'nın Şûrâ Sûresi tefsiri, Necdet Ardıç'ın "Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk" serisi içinde yer alan ve Murat Derûnî tarafından yazılan bir eserdir. Bu tefsir, Şûrâ Sûresi'nin zâhirî anlamlarının yanı sıra, özellikle âyetlerin iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâlarına odaklanarak tasavvufî bir bakış açısı sunar. Eser, Terzi Baba'nın feyiz pınarından gelen ilhamlarla kaleme alınmış olup, okuyucuların sûrenin hakikatlerinden istifade etmesini ve müşâhede ehli olmasını amaçlar.

Ayrıntı

Terzi Baba'nın Şûrâ Sûresi tefsiri, "Kur'ân-ı Kerîm'de Yolculuk" adlı serinin bir parçasıdır1. Bu tefsir, Terzi Baba Necdet Ardıç'ın irfan sofrasından beslenen ve Murat Derûnî tarafından yazılan bir çalışmadır1. Eserin temel amacı, Şûrâ Sûresi'nin zâhirî ve bâtınî nurlarından bu dünyada iken yararlanmaya gayret etmektir1. Yazar, "memur mâzûrdur" düsturuyla üstlendiği bu vazifeyi, Terzi Baba'nın feyiz pınarından gönlüne akan ilhamlarla yerine getirdiğini belirtir1. Bu süreçte, âyetlerin hem zâhirî hem de bâtınî mânâlarını bir bütün olarak ele almaya özen gösterilmiştir. Ancak, zâhirî tefsirlerin hâli hazırda çokça mevcut olması sebebiyle, çalışmanın odak noktası âyetlerin iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâları olmuştur1. Tefsir, okuyucuların Rabbimiz ile "Şûrâ" yani istişare halinde olanlardan olmasını ve azami istifade etmelerini, idrak ve feyiz kapılarının açılarak müşâhede ehli olmalarını niyaz eder1. Eserin sonunda, "Haza min fadli Rabbihi" (Rabbimin fazlındandır) ifadesiyle bu çalışmanın ilahi bir lütuf olduğu vurgulanır1. Bu tefsir, Terzi Baba ekolünden gelen bir müellifin, tasavvufî derinlikleri Kur'an âyetleri üzerinden aktarma çabasının bir örneğidir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Şûrâ Sûresi — s. 1, 2, 6, 142
Bu eserde Şûrâ Sûresi nasıl yorumlanmıştır?

Şûrâ Sûresi, tasavvufî bir bakış açısıyla, Cenâb-ı Hakk ile sâlik arasında bir istişâre ve yolculuk sûresi olarak yorumlanmıştır. Sûre, adını 38. âyetinde geçen "Şûrâ" kelimesinden alarak müslümanların işlerini danışma yoluyla yürütmelerine vurgu yapar1. Eserde, bu danışmanın sadece insanlar arasında değil, aynı zamanda Rabbimiz ile de olması gerektiği belirtilir; bu, sâlikin Hak ile istişâre halinde olması ve O'nun tavsiyelerine uymasıyla Sıratullâh üzerinde ilerlemesini ve hakîki mânâda "İstiğrak" olup Allah'a dönmesini sağlar1. Ayrıca sûrenin başında yer alan "Hâ Mîm. Ayn Sîn Kâf" gibi hurûf-u mukatta'a, Hak'ın gizli hazinesinden inen sırlı kelimeler olarak kabul edilir ve tasavvufî derinlikler taşır1. Bu sûre, sâlikin zâhir ve bâtın nûrundan yararlanarak Allah'a doğru bir yolculuk yapmasına vesile olur1.

Ayrıntı

Şûrâ Sûresi, Terzibaba Necdet Ardıç'ın irfan mektebinden yetişen Muharrem Avan tarafından kaleme alınan tasavvufî tefsir serisinin bir parçasıdır1. Eser, sûrenin zâhirî anlamlarının ötesinde, bâtınî ve irfanî yorumlara odaklanır. Sûrenin temel kavramı olan "Şûrâ" (danışma), sadece beşerî ilişkilerde değil, sâlikin Rabb'i ile olan manevî irtibatında da merkezi bir rol oynar. Bu istişâre hali, sâlikin "Sıratullâh" üzerinde ilerlemesini ve "İstiğrak" makamına ulaşarak Allah'a dönmesini sağlayan bir vesile olarak görülür1.

Sûrenin başında yer alan "Hâ Mîm. Ayn Sîn Kâf" gibi hurûf-u mukatta'a, tasavvufî açıdan Hak'ın gizli hazinesinden inen sırlı kelimeler olarak ele alınır2. Bu harfler, her biri bir veya birkaç esmâ-i ilâhiyye'ye, mertebe-i vücudiyyeye veya manevî makâma işâret eden sırrî kelimelerdir2. Şûrâ Sûresi'nde bu hurûf-u mukatta'anın ikinci ayette de bulunması, diğer sûrelerden farklı bir özellik olarak vurgulanır1. Bu durum, sûrenin içerdiği ledünnî mânâların zenginliğini işaret eder.

Sûre, aynı zamanda Allah'ın birliğini gösteren delilleri ve kıyamet gününün hallerini konu edinir1. Özellikle 42/53. ayet, "göklerde ne varsa ve arzda ne varsa hepsi Allah'a doğru giden yoldur ve bütün işler Allah'a dönücüdür" ifadesiyle, tüm varlığın Allah'a yönelişini ve O'na dönüşünü vurgular1. Bu ayet, sâlikin manevî yolculuğunda bir müşâhede makamı olarak yorumlanır ve Allah'ın kendisi için tecellisini bu yoldan yaptığına işaret eder1. Ayrıca, 42/30. ayetinde geçen "Musîbetden size isâbet eden şey, sizin ellerinizin kazandığı şey sebebiyledir" ifadesiyle, kişinin başına gelen belaların kendi fiillerinin cezası olduğu beyan edilerek, amellerin sorumluluğuna dikkat çekilir1. Bu yorumlar, sûrenin tasavvufî bir rehber olarak sâlikin hem içsel yolculuğunu hem de dışsal sorumluluklarını ele aldığını gösterir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Şûrâ Sûresi — s. 1, 3, 5, 11, 15, 90, 130, 138, 142
  3. 2.K1, s. 5
Şûrâ Sûresi'nde temel olarak ne anlatılır?

Şûrâ Sûresi, temel olarak Müslümanların işlerini istişare yoluyla yürütmeleri gerektiğini vurgulayan, Allah'ın birliğini ve kudretini kâinattaki delillerle ortaya koyan, kıyamet gününün hâllerini anlatan ve bütün işlerin Allah'a döndüğünü bildiren bir sûredir. Sûre adını 38. ayetinde geçen "Şûrâ" kelimesinden alır ve bu kelime "danışma" anlamına gelir1. Ayrıca sûredeki Huruf-u Mukatta olan "Ayn-Sin-Kaf" harfleri, "Ayn"ın Hakikat-ı İlahiye'yi gören gözü, "Sin"in İnsan-ı Kâmil'i ve "Kaf"ın Kudretullah'ı temsil ettiği şeklinde tasavvufî bir teville açıklanır1. Bu sûre, sâlikin Allah ile istişare halinde olmayı ve Efendi Baba gibi mürşitlerle danışmayı, sıratullah üzerinde ilerlemesini ve hakiki manada istiğrak olup Allah'a dönmesini sağlayan bir yol haritası sunar1.

Ayrıntı

Şûrâ Sûresi, Kur'ân-ı Kerîm'de önemli bir yere sahip olup, müminlerin hayatına yön veren temel prensipleri barındırır. Sûrenin ana temalarından biri, Müslümanların işlerini kendi aralarında danışma (istişare) ile yürütmeleridir. Nitekim 38. ayette "Onların işleri, aralarında danışma iledir" buyrulmaktadır1. Bu istişare, sadece insanlar arasında değil, aynı zamanda Rabbimiz ile de bir "Şûrâ" halinde olmayı ifade eder. Bu durum, sâlikin Efendi Baba gibi mürşitlerle istişare etmesini ve onların tavsiyelerine uymasını, böylece "Sıratullâh" üzerinde ilerlemesini ve hakiki manada istiğrak olup Allah'a dönmesini sağlar1.

Sûre, aynı zamanda Allah'ın birliğini ve kudretini kâinattaki delillerle ortaya koyar. "Göklerde ne varsa ve arzda ne varsa hepsi Allah'a doğru giden yoldur (Allah'ı işaret eder) ve bütün işler Allah'a dönücüdür" (Şûrâ, 42/53) ayeti, varoluşun nihai gayesinin Allah'a dönüş olduğunu vurgular1. Allah'ın kullarına karşı lütufkâr olduğu ve dilediğini rızıklandırdığı da belirtilir (Şûrâ, 42/19). Bu lütufkârlık, "Allah kulu ile latiftir, yani kulunda latiftir. O zaman kulunun içindeki latafettir" şeklinde tasavvufî bir yorumla açıklanır1. Sûrede ayrıca, "Emrolunduğun şey üzere istikamet et!" (Şûrâ, 42/15) ayetiyle insân-ı kâmilin ilahi emirlere dosdoğru uyması gerektiğine işaret edilir1. Musibetlerin ise kişinin kendi fiillerinin cezası olduğu (Şûrâ, 42/30) ifade edilerek, amellerin sorumluluğuna dikkat çekilir1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Şûrâ Sûresi — s. 3, 15, 40, 48, 90, 138, 142
İşlerini aralarında danışarak yaparlar ayetinin tefsiri nedir?

Şûrâ Sûresi'nin 38. ayetinde geçen "işlerini aralarında danışma ile yaparlar" ifadesi, tasavvufî açıdan sâlikin manevî yolculuğunda istişarenin ve cemaatle hareket etmenin önemini vurgular. Bu ayet, müslümanların işlerini kendi aralarında danışma yoluyla yürütmelerini emrederken1, tasavvufta mürşit ve diğer sâliklerle yapılan istişareyi, Sıratullâh üzerinde ilerlemeye ve hakiki manada "İstiğrak" olup Allah'a dönmeye vesile kılar1. Bu, sadece zahirî bir danışma değil, aynı zamanda kalpten kalbe feyiz aktarımı olan sohbetin bir parçasıdır ve kişinin dinî kimliğini şekillendirici bir etkiye sahiptir2. Ayet, Allah'ın birliğini gösteren deliller ve kıyamet gününün halleri gibi konularla birlikte ele alındığında, danışmanın manevî tekamül için bir araç olduğunu ortaya koyar1.

Ayrıntı

Şûrâ Sûresi'nin 38. ayeti, müslümanların işlerini kendi aralarında danışma yoluyla yürütmelerini emreder1. Bu emir, tasavvufî bakış açısıyla sâlikin manevî hayatında önemli bir yer tutar. Ayette geçen "şûrâ" kelimesi, lugatte "danışma" anlamına gelir1. Tasavvufta ise bu danışma, mürşidin müridine yaptığı manevî yoldaşlık ve eğitim olan sohbet kavramıyla yakından ilişkilidir2.

Sâlikin manevî yolculuğunda istişare, dört eksende işleyen bir kavramdır3:

  1. Niyet ekseninde işleyiş: Sâlik, bir işe başlamadan önce kalbini Allah'a yöneltir ve bu işi istişare ile yapmaya niyet eder. Bu, kalbin Hak'la mutabık kılınmasıdır3. İstişare, kişinin kendi nefsinde kendini toplayıp Allah'ın dinini yerine getirmeye azmettiği zaman, şeytanın vesvesesini yenmesine yardımcı olur1.

  2. Fiil ekseninde işleyiş: İstişare, uzuvlara intikal ederek fiile dönüşür. Mürşit ve diğer sâliklerle yapılan danışma, sâlikin doğru amelleri yapmasına ve Sıratullâh üzerinde ilerlemesine vesile olur1. Bu, "ilim amelle, amel ihlasla ayakta durur" hadisinin bir yansımasıdır3.

  3. Hâl ekseninde işleyiş: Sürekli istişare ve cemaatle hareket etme, sâlikin kalbinde sekîne, ünsiyyet ve muhabbet gibi hâllerin zuhur etmesine yol açar3. Bu hâller, kişinin manevî hayatına yönelmesini sağlar ve dinî kimliğini şekillendirir2.

  4. Ma'rifet ekseninde işleyiş: İstişare, sâlikin bilgi ve idrakinin gelişimine katkıda bulunur. Özellikle müteşabih ayetlerin tevili gibi konularda, esmâ-i İlâhiyye sahiplerinin (Allah'ın birer zuhuru olanların) bilgisine başvurmak, ma'rifet kapılarını açar1. Bu süreç, sâlikin hakiki manada "İstiğrak" olup Allah'a dönmesine ve ayetlerin iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî manalarını idrak etmesine yardımcı olur1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Şûrâ Sûresi — s. 2, 3, 20, 38, 142
  3. 2.K1, s. 29
  4. 3.K2
Bu tefsir kim için yazılmıştır?

Murat Derûnî tarafından kaleme alınan Şûrâ Sûresi tefsiri, Necdet Ardıç ekolüne mensup sâlikler ve tasavvuf yolunda ilerleyenler için yazılmıştır. Eser, Kur'ân-ı Kerîm âyetlerinin zâhirî anlamlarından ziyade, iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâlarına odaklanarak, tasavvufî bir bakış açısıyla kaleme alınmıştır1. Bu tefsir, özellikle Terzibaba Necdet Ardıç'ın irfan mektebinden beslenen ve onun "Gönülden Esintiler" serisindeki diğer eserleriyle1 uyumlu bir şekilde, tasavvufî hakikatleri idrâk etmek isteyen okuyuculara hitap etmektedir.

Ayrıntı

Şûrâ Sûresi tefsiri, müellifi Murat Derûnî'nin de belirttiği gibi, Kur'ân âyetlerinin zâhirî yorumlarından ziyade, onların iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâlarını ortaya koymayı hedeflemektedir1. Bu yaklaşım, tefsirin hedef kitlesinin, tasavvufî derinlik arayan ve âyetlerin sırlarına vâkıf olmak isteyen sâlikler olduğunu göstermektedir. Eser, Necdet Ardıç'ın "İrfan Mektebi" ve "Gönülden Esintiler" serisi gibi diğer tasavvufî çalışmalarına atıfta bulunarak1, bu ekolün takipçileri için bir kaynak niteliği taşımaktadır. Necdet Ardıç'ın müteşâbih âyetlerden mânâ çıkarmanın önemine dair görüşleri1, bu tefsirin de müteşâbih âyetlerin bâtınî yorumlarına ağırlık verdiğini ve bu tür yorumları idrâk edebilecek bir kitleye hitap ettiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, eserde "Terzi Baba" olarak anılan Necdet Ardıç'ın dikkate değer yazılarının da bu tefsirde toplandığı belirtilmektedir1. Bu durum, tefsirin, Necdet Ardıç'ın öğretilerini benimsemiş ve onun irfan yolunda ilerleyen müridler ve okuyucular için hazırlandığını açıkça göstermektedir. Dolayısıyla, bu tefsir, tasavvufî bir yolculukta olan ve Kur'ân'ın bâtınî hakikatlerini keşfetmek isteyen herkes için bir rehber niteliğindedir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Şûrâ Sûresi — s. 2, 20, 96, 154
Terzi Baba kimdir?

Terzi Baba, günümüz Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden Necdet Ardıç'ın irfânî eserlerinde ve sohbetlerinde kullandığı bir isimdir. Bu isim, Necdet Ardıç'ın tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna şahsiyetini ifade eder (Necdet Ardıç (Terzibaba) [WIKI]). Terzi Baba, sarmaşık misali gönülleri kuşatan ve istila eden bir mânevî tesire sahiptir1. Kendi adıyla anılan bir kitap serisi ve yüksek lisans tezlerine konu olan bir şahsiyettir1.

Ayrıntı

Terzi Baba, Necdet Ardıç'ın tasavvufî kimliğini ve mânevî otoritesini temsil eden bir unvandır. Necdet Ardıç, Uşşâkî tarikatının günümüzdeki önemli mürşidlerinden olup, tasavvufî irfanı geniş kitlelere ulaştıran eserler ve sohbetler kaleme almıştır (Necdet Ardıç (Terzibaba) [WIKI]). Onun mânevî tesiri, "Sarmaşık sarıldığı yeri nasıl istila ederse, 'Terzi Baba' da girdiği insân gönlünü ve vücûdunu öylece kuşatıp istila etmektedir" ifadesiyle anlatılır1. Bu ifade, Terzi Baba'nın sadece bir isimden ibaret olmadığını, aynı zamanda derin bir mânevî nüfuz ve dönüştürücü bir etkiyi temsil ettiğini gösterir.

Terzi Baba ismiyle anılan kapsamlı bir eser külliyatı bulunmaktadır. Bu külliyat, "Terzi Baba" adını taşıyan birden fazla ciltten oluşur ve "Terzi Baba İstişare Dosyaları" gibi ek çalışmalarla genişlemiştir1. Ayrıca, "Terzi Baba Mektuplar ve Zuhuratlar" gibi eserlerin yazımı da devam etmektedir1. Bu eserler arasında Necdet Divanı, Hacc Divanı, İrfan Mektebi (Hakk Yolu'nun Seyr Defteri) ve Lübb'ül Lübb Özün Özü gibi önemli çalışmalar yer almaktadır1. Terzi Baba'nın öğretileri ve şahsiyeti, yüksek lisans tezlerine de konu olmuştur1. Bu durum, onun tasavvufî düşünce ve irfan geleneğindeki yerinin akademik düzeyde de kabul gördüğünü göstermektedir. Terzi Baba ekolünden gelen müellifler arasında Terzi Oğlu Cem Cemâlî de bulunmaktadır; kendisi Mü'minûn ve Zümer sûreleri tefsirlerinin yazarıdır (Terzi Oğlu Cem Cemâlî [WIKI]).

  1. Kaynaklar
  2. 1.Şûrâ Sûresi — s. 19, 96, 142, 143, 148
Vahiy hakkındaki 51. ayetin tefsiri nasıldır?

Şûrâ Sûresi'nin 51. âyeti, Allah'ın insanlarla iletişim kurma yollarını üç ana mertebede açıklar: doğrudan vahiy, perde arkasından konuşma ve elçi gönderme. Bu âyet, vahyin peygamberlere mahsus ilâhî bir bildirim olduğunu ve ilhamdan farklı olarak Cebrâîl aracılığıyla kesin bir mevsukiyete sahip bulunduğunu vurgular. Tasavvufî açıdan, bu âyetler ümmetin gönüllerine ilham yoluyla da tecelli edebilirken, zâhir ehlinin müteşâbih âyetlerin tevilinden kaçınmasına karşın, esmâ-i İlâhiyye sahipleri bu sırra vâkıf olabilirler1. Bu mertebeler, Hak ile kul arasındaki yakınlığın farklı tezahürlerini gösterir ve vahyin, nübüvvetin ilmî temeli olduğunu beyan eder.

Ayrıntı

Şûrâ Sûresi'nin 51. âyeti, Allah'ın insanlarla konuşma biçimlerini üç temel kategoriye ayırır: "Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından veya bir elçi gönderip izniyle dilediğini vahyederek konuşur"1.

1. Vahiy Yoluyla: Bu, Allah'ın peygamberlerine doğrudan ve gizlice bilgi indirmesidir. Vahiy, "gizlice ve hızlı bildirme" anlamına gelir ve nübüvvet ile risâletin ilmî temelini oluşturur2. İlhamdan farklı olarak, vahiy Cebrâîl aracılığıyla gerçekleşir ve kesin bir mevsukiyete sahiptir2.

2. Perde Arkasından Konuşma: Bu mertebe, Allah'ın bir aracı olmaksızın, ancak bir perde veya engel arkasından konuşmasıdır. Bu durum, ilâhî kudretin ve azametin bir göstergesi olup, kulun doğrudan ilâhî zâtı idrak edememesine işaret eder.

3. Elçi Gönderme Yoluyla: Allah, dilediği mesajı bir elçi (melek) aracılığıyla peygamberine vahyeder. Bu, vahyin en yaygın biçimlerinden biridir ve elçinin görevi, ilâhî mesajı peygambere iletmektir.

Bu âyetler, ümmet için de ilham yönünden gönüllere ilka edilebilir. Özellikle müteşâbih âyetler konusunda, zâhir âlimleri tevilinden kaçınırken, esmâ-i İlâhiyye sahipleri bu sırra vâkıf olabilirler. Zira bu âyetler, Kur'ân-ı Kerîm'in kıyamete kadar bâki kalmasını sağlayan derin mânâlar taşır1. Âyetin rububiyet mertebesiyle ilişkisi de vardır; "Rabb" ifadesi, terbiye edici olanın davetinin vacip kabul edildiğini gösterir1. Hakk'ın ilmiyle ve kudretiyle her şeyi kuşatmadığı, ancak bir yüzden tecelli ettiği ve aşık ile maşukun, talip ile matlubun tek şey olduğunu anlayıp vahdete erince bu hakikatlerin idrak edileceği belirtilir1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Şûrâ Sûresi — s. 20, 34, 94, 116
  3. 2.Vikipedi: Vahiy
Eserde neden İbn Arabî ve Mesnevi'den alıntılar bulunur?

Eserde İbn Arabî'nin Füsûsu'l-Hikem adlı eseri ile Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin Mesnevî-i Şerîf'inden alıntılar bulunması, bu iki eserin tasavvuf düşüncesinin temel metinleri olmasından kaynaklanır. Füsûsu'l-Hikem, özellikle insanın Hak ile olan özel ilişkisini, yani halîfelik ve emanet taşıyıcılığı vasfını1 ve esmâ-i ilâhiyye'nin câmî mahalliyetini1 açıklayan Âdemiyye Fassı gibi bölümleriyle tasavvufî hakikatlerin derinlemesine anlaşılmasına hizmet eder. Mesnevî-i Şerîf ise Kur'ân'ın özü olarak nitelendirilen1, hikâyeler ve kıssalar aracılığıyla tasavvufî öğretileri, ahlâkî öğütleri ve bâtınî hakikat açılımları sunan şerefli bir eserdir1. Bu iki eser, tasavvufî bilginin ve hikmetin ana kaynakları olarak kabul edildiğinden, tasavvufî metinlerde onlardan alıntı yapılması doğaldır2.

Ayrıntı

Eserde İbn Arabî'nin Füsûsu'l-Hikem'inden alıntıların bulunmasının temel sebebi, bu eserin tasavvufî hakikatleri, özellikle de insanın Hak ile olan münasebetini ve kâinattaki konumunu izah etmesidir. Füsûsu'l-Hikem, insanın halîfe oluşunu1 ve emaneti yüklenişini1 ele alır. Bakara 30'daki "yeryüzünde bir halîfe yaratacağım" ayeti, Esmâ-i İlâhiyye'nin câmî bir mahalde, yani Âdem'de tecellî ettiğini bildirir1. Bu halîfelik, insanın Hak'tan aldığı emaneti taşıma vasfıdır ve kendi başına müstakil bir vücut sahibi olmayıp, Halîk'ın zuhûruna ayna olan bir mahaldir1. Füsûsu'l-Hikem'in Âdemiyye Fassı, bu halîfeliğin menşeini ve esmâ-i ilâhiyye'nin câmî mahalliyetini açıklar1. Ahzâb 72'deki "Emânet Âyeti" ise tasavvuf düşüncesinin anahtar metinlerinden olup, insanın Hak ile özel ilişkisinin taşıyıcılığını ifade eder; bu emanet, esmâ-i ilâhiyye'nin câmî mahalliyetidir1. İbn Arabî, bu kavramları derinlemesine işleyerek tasavvufî bilginin temelini oluşturur.

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin Mesnevî-i Şerîf'inden alıntılar yapılması ise, bu eserin tasavvuf edebiyatının şahikası olması ve tasavvufî öğretileri geniş kitlelere ulaştırma gücünden kaynaklanır1. Mesnevî, "Kur'ân'ın özü" ve "Pehlevî dilinde Kur'ân" olarak nitelendirilmiş, hikâyeler, kıssalar, tasavvufî tâ'vîller ve ahlâkî öğütler aracılığıyla bâtınî hakikat açılımlar sunar1. Mevlânâ, doğrudan didaktik anlatım yerine hikâyelerle öğretme yöntemini kullanır; bu sayede karmaşık tasavvufî konular, anlaşılır ve akılda kalıcı bir şekilde sunulur1. Eserin meşhur girişi olan "dinle neyi nasıl hikâye ediyor, ayrılıklardan nasıl şikâyet ediyor" dizesi, insan ruhunun Hak'tan ayrılığının niyazını dile getirir1. Bu nedenle, tasavvufî metinlerde hem İbn Arabî'nin derin teorik açıklamaları hem de Mevlânâ'nın hikmetli ve öğretici anlatımları bir arada kullanılarak tasavvufî bilginin hem teorik hem de pratik yönleri desteklenir2.

  1. Kaynaklar
  2. 1.K1, s. 1, 68, 405
  3. 2.Şûrâ Sûresi — s. 143, 151