İçeriğe atla
TB. Kelime-i Âdemiyye kapak gorseli

TB. Kelime-i Âdemiyye

Terzibaba - Necdet Ardıç

267 sayfa~401 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçterzibaba şerhidijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

TerzibabaNecdet ArdıçTasavvufİslamKelime-i Âdemiyye (kavram)Şerh GeleneğiOsmanlı Tasavvuf EdebiyatıDivan EdebiyatıMistik EdebiyatTasavvuf EseriŞerh Eseriİslami Eser

Sıkça Sorulan Sorular

Kelime-i Âdemiyye nedir ve ne anlatıyor?

Kelime-i Âdemiyye, tasavvufta ilâhî hikmetlerin ve esmâ ile sıfatların kendisinde kemâliyle zuhur ettiği, âlemin tamamlandığı ve ulûhiyet mertebesinin anahtarı olan İnsan-ı Kâmil'i ifade eden bir kavramdır. Bu kelime, Cenâb-ı Hakk'ın ahadiyyet mertebesinden nefes-i Rahmânî ile âlemleri var etme dileğinin bir tezahürü olup, ilâhî hakikatlerin ve nur-u Muhammedî'nin sonsuzluğunda önemli bir sahayı teşkil eder. Özellikle Şeyh-i Ekber'in kalbine ilk ilka edilen Fusûsu'l-Hikem'in ilk faslı, Kelime-i Âdemiyye'de mündemiç olan Hikmet-i İlâhiyye'nin beyanındadır1.

Ayrıntı

Kelime-i Âdemiyye, tasavvufî vücud bahsinde önemli bir yer tutar ve "Hikmet-i İlâhiyye" ile yakından ilişkilidir1. Bu kavram, ilâhî hikmetlerin Âdem'e tahsis edilmesinin sebebini açıklar; zira ulûhiyet, Hakk'ın esmâ ve sıfatlarının tamamını kapsayan bir mertebedir ve Âdem, kemâlât âleminin anahtarıdır1. Eğer Âdem olmasaydı, ulûhiyet mertebesinin cem ettiği esmâ ve sıfatlar kemâliyle zuhur edemezdi. Diğer varlıklarda bu kemâlâtın zuhuru tam olmadığından, Âdem halk edilmiştir ve Hikmet-i İlâhiyye Âdem'e verilmiştir1.

Kelime-i Âdemiyye, aynı zamanda İnsan-ı Kâmil'i temsil eder. İnsan-ı Kâmil, ezelî olan insan-ı hadis, ebedî olan neş'e-i dâim ve bütün kelimeleri cem eden, ancak kendisi fasıl gibi olan bir kelimedir; âlem onun vücuduyla tamam olmuştur1. İnsan-ı Kâmil, Allah'ın kelimelerinden bir kelime olup, vâcip ile mümkünü birleştirir veya ortaya çıkarır1. Kur'an-ı Kerim'de Âdem'in üç değişik zuhurunun verilmesi, bizden sonra gelecek Âdemlerin ve onların farklı oluşumlarının anlatılmasıyla, Kelime-i Âdemiyye'nin sonsuz bilgiyi içinde barındıran bir kitap gibi olduğunu gösterir1.

Cenâb-ı Hakk'ın kendi Zât'ından, kendi kendiyle olduğu "Zâtü'l-baht" denilen ahadiyyet ve a'maiyyet hâlindeyken âlemlerin var olmasını dilemesi ve nefes-i Rahmânî ile bu sonsuz fezaya nefes vermesi, Kelime-i Âdemiyye'nin temelini oluşturur1. Bu bağlamda Besmele-i Şerif'in hakikati, âlemlerin oluşumunu ve hakikatini anlatır; bu yüzden Besmele her yere anahtardır1. İnsan-ı Kâmil, "Allah" ismine hâmil olan ve kıyametin kopmasını engelleyen varlıktır; zira "Allah diyen kimse kalmayınca kıyamet kopacak" hadisi, "Allah" ismine hâmil olan İnsan-ı Kâmil kalmayınca kıyametin kopacağını ifade eder1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.TB. Kelime-i Âdemiyye — s. 4, 15, 16, 17, 87, 90, 94, 173, 184
Yazar Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?

Necdet Ardıç, tasavvuf çevrelerinde "Terzibaba" olarak bilinen, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biridir. Tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyet olup, eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmıştır. Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla tanınır. Kendisi, Tekirdağlı Terzi Baba Necdet Ardıç olarak da anılmakta ve eserleri "İrfan Sofrası Necdet Ardıç Tasavvuf Serisi" adı altında yayımlanmaktadır1.

Ayrıntı

Necdet Ardıç, tasavvufî öğretileri ve irfan geleneğini günümüz insanına aktarma misyonunu üstlenmiş bir mürşiddir. Uşşâkî tarikatına mensup olan Terzibaba, sohbetleri ve yazılı eserleri aracılığıyla tasavvufun derinliklerini anlaşılır bir dille ifade etmiştir. Onun eserleri, genellikle "İrfan Sofrası Necdet Ardıç Tasavvuf Serisi" başlığı altında toplanmıştır1. Bu serinin önemli bir parçası, Muhyiddin İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserinin Ahmet Avni Konuk şerhinin şerhi niteliğindeki çalışmasıdır. Bu şerh, Necdet Ardıç'ın sohbet ses kasetlerinin dökümü şeklinde ortaya çıkmıştır1.

Terzibaba'nın diğer önemli eserleri arasında Necdet Divanı, Hacc Divanı, İrfan Mektebi (Hakk Yolu’nun Seyr defteri), Lübb’ül Lübb Özün Özü (Osmanlıca'dan çeviri), Salât- Namaz ve Ezan-ı Muhammedi’de Bazı Hakikatler ve İslâm’da Mübarek Geceler, Bayramlar ve Hakikatleri bulunmaktadır1. Bu eserler, onun tasavvufî düşüncelerini ve manevî tecrübelerini yansıtmaktadır. Ayrıca, Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müellifler de Necdet Ardıç'ın riyâsetindeki tasavvuf serisi içinde Sâd, Câsiye, Vâkı'a, Mü'minûn ve Zümer sûreleri tefsirlerini kaleme almışlardır. Bu durum, Terzibaba'nın etrafında bir ilim ve irfan ekolü oluşturduğunu göstermektedir. Necdet Ardıç, eserlerinde zâhir ve bâtın arasındaki farkı idrak etmenin önemine vurgu yapar1. Onun öğretisi, Hak'ın sıfatlarının zuhurunu ve bu zuhurun idrak edilmesini temel alır1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.TB. Kelime-i Âdemiyye — s. 1, 4, 57, 252, 264, 265
Eser neden bir 'şerhin şerhi' olarak kabul ediliyor?

Terzibaba Necdet Ardıç'ın "Kelime-i Âdemiyye" eseri, Avni Konuk Bey'in şerhleri üzerine inşa edildiği ve bu şerhleri kendi izahlarıyla genişlettiği için bir 'şerhin şerhi' olarak kabul edilir. Eserin metin ve izahlarının ayrımında kullanılan tipografik düzenleme (Avni Konuk'un şerhleri italik, Terzibaba'nın izahları normal yazı) bu yapıyı açıkça ortaya koyar1. Bu durum, Terzibaba'nın mevcut bir tasavvufî metni sadece aktarmakla kalmayıp, kendi idrak ve müşâhedeleriyle derinleştirerek yeni bir yorum katmanı eklediğini gösterir. Böylece, eser hem orijinal şerhin hakikatini muhafaza eder hem de okuyucuya daha geniş bir ma'rifet ufku sunar.

Ayrıntı

Terzibaba Necdet Ardıç'ın "Kelime-i Âdemiyye" adlı eseri, tasavvufî metinlerin anlaşılması ve aktarılması geleneğinde önemli bir yere sahiptir. Eserin 'şerhin şerhi' olarak nitelendirilmesinin temel nedeni, Avni Konuk Bey'in şerhlerini esas alması ve bu şerhleri Terzibaba'nın kendi idrak ve izahlarıyla zenginleştirmesidir. Kitabın girişinde bu durum açıkça belirtilir: "Avni Konuk Beyin şerhinin geçtiği yerleri 'italik-yan' yazı ile, diğer Terzi Baba şerh ve izahları ise normal yazı ile belirtilecektir ki metin izahlardan ayrılmış olsun, aksi halde metin ve izahlar birbirine karışacağından yanlışlıklar olabilir"1. Bu metodoloji, eserin sadece bir aktarım olmadığını, aynı zamanda mevcut bir yorumun üzerine yeni bir yorum katmanı inşa edildiğini gösterir.

Bu yaklaşım, tasavvuftaki hâl ve makam kavramlarıyla da ilişkilendirilebilir. Bir hâlin başlangıcı (zuhûr) ânî bir vâridât iken, yerleşmesi (rusûh) tertîb, terbiye ve tekrarla mümkün olur2. Terzibaba'nın eseri, Avni Konuk'un şerhlerini bir başlangıç noktası olarak alıp, kendi mânevî tecrübe ve idrakleriyle bu şerhleri daha derin bir makama taşıma çabası olarak görülebilir. Bu, aynı zamanda tasavvufî bilginin sadece teorik değil, aynı zamanda zevken ve müşâhede yoluyla elde edilen bir bilgi olduğunu da vurgular1. Terzibaba, Avni Konuk'un şerhlerini kendi "canlı olarak yaşadığı" ve "müşahede ettiği" hakikatlerle birleştirerek, okuyucuya daha kapsamlı bir idrak sunmayı hedefler1. Bu sayede, eser sadece bir metin açıklaması olmaktan öte, mânevî bir rehberlik ve derinleştirme aracı haline gelir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.TB. Kelime-i Âdemiyye — s. 3, 166
  3. 2.K2
Kitabın temel amacı nedir?

Kelime-i Âdemiyye kitabının temel amacı, okuyucuyu kendi özüne ve oradan da Hakk'a ulaştırmaktır. Bu eser, kişinin gaflet ve ataletten sıyrılarak hakikati idrak etmesini sağlamayı hedefler1. Kitap, İbn Arabî'nin ilmi ledünniye dayanan hakikatlerini, Hz. Muhammed'in zümresine tabi olarak ve Ümmü'l-Kitab'ın (Hakikat-i Muhammediyye) sınırları içinde sunar1. Böylece okuyucuya, Mevlânâ'nın Mesnevi'si ve Abdülkerim Cili'nin İnsan-ı Kâmil'i gibi zirve eserlerle aynı seviyede bir idrak ve marifet yolu açar1.

Ayrıntı

Kelime-i Âdemiyye, tasavvufî bir eser olarak, okuyucunun kendini tanıması ve bu tanıma yoluyla Rabb'ine ulaşması için bir rehber niteliğindedir. Kitap, "kişiyi kişiye tanıtmakta ve oradan da kişi Rabb’ine yol bulabilmektedir" prensibi üzerine kuruludur1. Bu süreçte, okuyucunun nefs'in hevasından, zan ve hayalden, gafletten arınarak saf bir gönülle okumaya başlaması tavsiye edilir; zira vehim ve hayalin tesiri altında gerçek manada faydalanmak mümkün değildir1.

Eserin müellifi, bu kitabın ilim saltanatı ile zuhur ettiğini ve Şeyh-i Ekber Muhyiddin İbn Arabî'nin varisi olduğunu belirtir. İbn Arabî'nin ilmi, Kur'an'daki "ve allemnâhu min ledünnâ ilmen" (Kehf 18/65) ayetinde işaret edilen ilmi ledünnidir1. Kitap, bu ilahi bilgileri, "Ümmü'l-Kitab'ta sabit olan had dairesinde" sunar ve bu Ümmü'l-Kitab'ın Hakikat-i Muhammediyye'den ibaret olan taayyün-i evvel olduğunu vurgular1.

Kitabın yayılması ve hakikatlerin ehli olan taliplere aktarılması Efendimiz tarafından emredilmiştir; ancak fehimleri kısıtlı olanlara taliminin zarar verebileceği belirtilir1. Bu eser, Mevlânâ'nın Mesnevi'si ve Abdülkerim Cili'nin İnsan-ı Kâmil'i gibi İslâm ve dünya tefekkür sahasının zirve kitapları arasında sayılır ve bunları idrakli okuyamayanların büyük kayıp içinde kalacakları ifade edilir1. Kitap, Kur'an-ı Kerim'in sonsuz bilgilerini ve gelecek Ademlerin oluşumunu anlatan derinlikli bir içeriğe sahiptir1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.TB. Kelime-i Âdemiyye — s. 2, 4, 9, 14, 16, 184, 261
Tasavvuftaki 'insanın hakikati' kavramı ne demektir?

Tasavvuftaki insanın hakikati, Cenâb-ı Hakk'ın Zâtî tecellîsinin ortaya çıktığı, bütün mertebeleri câmi ve Esmâ-i İlâhiyye'nin tam mazharı olan varlık olmasıdır. İnsan, âlemin özü ve hülâsası olup, ilâhî sûret üzere yaratılmış, bu sûretin bir numûnesidir1. Bu hakikat, insanın kendi zâhirinden bâtınına intikal ederek Hakk'ın hakikatini idrak etme sırrını taşımasını ifade eder1. İnsan, Allah ism-i Câmi'nin mazharı olarak, Kâbe-i Muazzama'nın İsm-i Zât mazharı olması gibi, secdelerin kıblesi olan bir hakikate sahiptir1. Bu idrak, kişinin kendi hakikatine ulaşmasıyla tecellî ve zuhûr olduğunu anlamasıyla gerçekleşir1.

Ayrıntı

Tasavvufta insanın hakikati, onun var ediliş sırrının Cenâb-ı Hakk'ın Zâtî tecellîsini zuhûra getirmek olmasıdır1. Bu, insanın bütün mertebeleri kendinde toplamış, Zât-ı Mutlak'ın mazharı ve tam zuhûru olması demektir1. İnsan, âlem ağacının meyvesi ve cemâl-i Zât'ın aynasıdır; öyle ki insan olmasaydı âlemler de olmazdı1.

İnsanın hakikati, âlemde hiçbir hakikatin onda mevcut olmaması imkânsız olan bir câmîyeti ifade eder. Zira ruhânî, tabiî ve unsûrî tüm zuhûrlarda onun sirâyeti olduğu gibi, bütün hakikatler de kendisinde mevcuttur. "Âdem O'nun sûretinde halkedildi" hadis-i kudsîsi, bu sûretin benzeyişiyle değil, kendinde olan hakikatlerin benzeyişiyle, hakikatlerin hakikatiyle benzeyişinden dolayıdır1. Bu sebeple insan, mevcûdâtın özü, hülâsası ve kâinâtın özüdür; çünkü âlem ilâhî sûret üzeredir, insan ise o sûretin bir numûnesidir1.

İlâhî tecellî evvelâ insanda aksetmiş, insandan da bu âleme aksetmiştir. Âyân-ı sâbiteler ancak insanın vasıtasıyla zâhir olmuştur1. Bu yüce maksat olan insan, kendi zâhirinden bâtınına intikal edip Hakk'ın hakikatini idrak etme sırrına sahiptir1. Bu idrak, insanın kendi hakikatine ulaşarak, varlığın tecellî ve zuhûr olduğunu anlamasıyla gerçekleşir1. İnsan-ı kâmil ise, bu hakikatleri idrak etmiş, kendi hakikatine dünyadayken ulaşmış kişidir ve genel anlamda tüm insanlığı ihâta eden ilâhî hakikatin bir tezahürüdür1. İnsan-ı kâmil, kendi bünyesinde bütün insanlık âlemini toplamış olup, bir tohumda bütün ağacın gizli olması gibi, tüm insanî hakikatleri bünyesinde barındırır1. O, melek ve şeytanı câmi olup, şeytan onda tasarruf edemez, bilakis o şeytanda tasarruf eder1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.TB. Kelime-i Âdemiyye — s. 9, 11, 41, 53, 55, 83, 87, 92, 109, 191, 203
Bu kitap tasavvufa yeni başlayanlar için mi?

Necdet Ardıç'ın "Terzi Baba" eseri, tasavvufa yeni başlayanlar için doğrudan bir başlangıç kitabı olarak tasarlanmamıştır. Zira eser, İslâm tefekkür ve kültür sahasının zirve kitapları arasında sayılan Abdülkerim Cili'nin "İnsan-ı Kamil"i ve Mevlânâ'nın "Mesnevi-i Şerif"i gibi eserlerle aynı kategoride değerlendirilmekte1 ve Muhyiddin İbn Arabi'nin "Fusûsu'l-Hikem" gibi derinlikli eserlerinin şerhi niteliğindedir1. Bu tür kitapların idrakli ve gerçek mânâda okunup incelenmesi gerektiği vurgulanır; aksi takdirde büyük bir kaybın yaşanacağı belirtilir1. Ayrıca, eserin içeriğinin vehim ve hayalden arınmış, saf bir gönülle okunması tavsiye edilir ki bu da tasavvufî bir hazırlık gerektirir1.

Ayrıntı

Necdet Ardıç'ın "Terzi Baba" adlı eseri, tasavvufî ilimlerin derinliklerine inen ve belirli bir altyapı gerektiren bir yapıya sahiptir. Kitap, tasavvuf ilmini "ledün ilminden" sayarak diğer ilimlerin üstünde konumlandırır1. Bu ilmin, Kur'an ve hadis-i şeriflerin özü (lübbü) olduğunu belirtir ve felsefe ile alakasız olduğunu vurgular1. Bu tür bir ilme vakıf olmak, başlangıç seviyesindeki bir sâlik için zorlayıcı olabilir.

Eserin, Muhyiddin İbn Arabi'nin "Fusûsu'l-Hikem" gibi "zirve kitaplar" kategorisinde anılması1 ve onun eserlerinin şerhi niteliğinde olması, içeriğin karmaşıklığına işaret eder. İbn Arabi'nin eserleri, tasavvufî terminolojiye ve kavramlara hâkim olmayı gerektirir. Kitabın, "Ümmül-Kitab" olarak nitelendirilen Hakikat-i Muhammediyye'den ibaret olan taayyün-i evvel gibi derin konuları ele alması1 ve "sırrımda vaki olan gözle görülen şeyler" gibi kişisel keşifleri aktarması1, tasavvufî tecrübenin belirli bir seviyesine ulaşmış okuyuculara hitap ettiğini gösterir.

Ayrıca, eserin okunmasına başlarken "nefs'in hevasından, zan ve hayalden, gafletten soyunmaya çalışarak, saf bir gönül ve Besmele ile" okunması tavsiyesi1, okuyucudan belirli bir zihinsel ve ruhsal hazırlık bekler. Bu durum, tasavvuf yolunda düşünmeye başlamanın ilk hâli olan "korku ile ümit arası olmak" gibi şeriat kaidelerine uygun bir içsel dengeyi de gerektirir1. Dolayısıyla, bu kitap, tasavvufî yolculukta belirli bir aşamaya gelmiş veya bu alanda ciddi bir araştırma ve idrak çabası içinde olan okuyucular için daha uygun görünmektedir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.TB. Kelime-i Âdemiyye — s. 1, 2, 4, 8, 11, 12, 198, 259, 261
Kitap neden sohbetlerin yazıya geçirilmesiyle oluşturulmuş?

Terzi Baba'nın "Kelime-i Âdemiyye" isimli eseri, Necdet Ardıç'ın (Terzi Baba) muhtelif yerlerde gerçekleştirdiği sohbetlerin yazıya geçirilmesiyle oluşturulmuştur. Bu durum, tasavvuftaki sohbet geleneğinin, yani mürşidin müridine kalpten kalbe feyiz aktarımı ve hâl eğitimi metodunun, yazılı bir eser aracılığıyla daha geniş kitlelere ulaştırılma gayesini yansıtır1. Eserin mukaddimesinde belirtildiği üzere, yazar, uzun bir altyapı hazırlığının ardından bu sohbetlere başlamış ve bunları okuyuculara sunulabilir bir yazı formatına dönüştürmek için çaba sarf etmiştir2. Bu yaklaşım, sohbetin dînî kimliği şekillendirici ve manevî hayata yönlendirici etkisini1 kalıcı hâle getirme amacı taşır.

Ayrıntı

Necdet Ardıç'ın "Kelime-i Âdemiyye" adlı eseri, yazarın bizzat kendi sohbetlerinin kayda alınması ve yazıya dökülmesiyle meydana gelmiştir2. Bu durum, tasavvufî eğitimde sohbetin merkezi rolünü vurgular. Sohbet, tasavvufta sadece bir konuşma değil, mürşidin müridine manevî yoldaşlık ettiği, eğitim verdiği ve hâl aktardığı bir metottur1. Terzi Baba'nın eserini sohbetlerden derlemesi, bu manevî aktarımın yazılı metin aracılığıyla devam ettirilmesi arzusunu gösterir.

Yazar, konuşma edebiyatı ile yazı edebiyatı arasındaki farkın bilincinde olarak, sohbetleri mümkün olduğunca yazıya uygun bir şekilde kayda almıştır2. Bu süreç, "Kelime-i Âdemiyye"nin, Muhyiddîn İbnü'l-Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem'inin Ahmet Avni Konuk şerhinin şerhi niteliğinde olduğunu da ortaya koyar; yani Terzi Baba, kendi sohbetleriyle bu derin tasavvufî metinleri günümüz şartlarına uyarlayarak açıklamıştır2. Eserin mukaddimesinde, bu sohbetlere başlamadan önce uzun bir altyapı hazırlığı yapıldığı ve muhtelif yerlerde devam eden sohbetlerin nihayetinde yazıya dökülerek okuyuculara sunulabilir hâle getirildiği ifade edilmektedir2. Bu, sohbetin tasavvufî bilginin aktarımındaki gücünü ve bu gücün yazılı eserle kalıcı kılınma çabasını gözler önüne serer.

  1. Kaynaklar
  2. 1.K1, s. 29
  3. 2.TB. Kelime-i Âdemiyye — s. 1, 2, 3, 4