İçeriğe atla
TB. Kelime-i İdrîsiyye & İbrâhîmiyye kapak gorseli

TB. Kelime-i İdrîsiyye & İbrâhîmiyye

Terzibaba - Necdet Ardıç

272 sayfa~408 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçterzibaba şerhidijital kütüphanekitap okuma

Sıkça Sorulan Sorular

Kelime-i İdrîsiyye & İbrâhîmiyye kitabı nedir?

Kelime-i İdrîsiyye & İbrâhîmiyye kitabı, Terzi Baba'nın tasavvufî eserlerinden biri olup, özellikle Hz. İdris ve Hz. İbrahim'in makamları üzerinden ilâhî hikmetleri ve sülûk mertebelerini açıklayan bir metindir. Kitap, Hz. İdris'e tahsis edilen "Hikmet-i Kudsiyye" ile Hz. İbrahim'e atfedilen "Hikmet-i Müheyyemiyye" kavramlarını merkeze alarak, bu peygamberlerin mânevî yolculuklarını ve Hak ile olan ilişkilerini derinlemesine inceler. Eser, tevhidin sadece Kelime-i Tevhid'den ibaret olmadığını, aynı zamanda ilâhî isimlerin birlenmesi olduğunu vurgulayarak, sâlikin Hak'ka vuslat yolundaki aşamalarını ve bu peygamberlerin makamlarının önemini ortaya koyar.

Ayrıntı

Kelime-i İdrîsiyye & İbrâhîmiyye kitabı, Terzi Baba'nın tasavvufî irfanını yansıtan önemli bir eserdir. Kitap, adından da anlaşılacağı üzere, iki büyük peygamberin, Hz. İdris ve Hz. İbrahim'in mânevî mertebelerini ve onlara atfedilen hikmetleri ele alır. Hz. İdris'e "Hikmet-i Kudsiyye"nin tahsis edilmesinin hikmeti, onun riyâzat-ı şakka ile nefsini hayvânî sıfatlardan temizlemesi, rûhâniyetinin hayvâniyeti üzerine gâlip gelmesi ve beşeriyetinden tecrit olarak mîraç sahibi olmasıyla açıklanır1. Bu durum, Hz. İdris'in beşerî sıfatlardan soyunarak rûhânî ve nûrânî bir hâle bürünmesini ifade eder1.

Hz. İbrahim'e ise "Hikmet-i Müheyyemiyye" atfedilir ki "müheyyem" şiddetli aşk anlamına gelir1. Hz. İbrahim'in Hak muhabbetinin galip gelmesiyle babasından, kavminden yüz çevirmesi, oğlunu kurban etmeye karar vermesi ve malını terk etmesi, bu şiddetli aşkın tezahürleridir1. Kitap, Hz. İbrahim'in "halîlullâh" makamına ulaşmasını, yani Hak ile kul arasındaki en yakın muhabbet bağı olan hulleti2 ve Hak'ın vücuduna mütehallil olmasını bu hikmetle ilişkilendirir1. Tevhidin babası olarak anılmasının sebebi ise, bütün ilâhî isimlerin ilk olarak toplu hâlde Hz. İbrahim'de zuhura gelmesidir; zira tevhid sadece Kelime-i Tevhid'den ibaret olmayıp, ilâhî isimlerin birlenmesidir1. Eser, Hak'ka vuslat için İbrahim mertebesinden geçmenin gerekliliğini vurgular1. Ayrıca kitapta Kelime-i Tevhid'in değişik yönleri1 ve irfan mektebinin seyr defteri gibi konular da işlenmektedir1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.TB. Kelime-i İdrîsiyye & İbrâhîmiyye — s. 4, 10, 11, 135, 136, 138, 269, 270
  3. 2.K1, s. 398
Terzibaba Necdet Ardıç kimdir?

Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern çağa taşıyan müstesna bir şahsiyettir. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla tanınmıştır1. Kendisi, "Terzibaba" lakabıyla anılmakta ve tasavvufî eserler serisi olan "İrfan Sofrası Necdet Ardıç Tasavvuf Serisi"nin riyasetini yapmaktadır2. Necdet Ardıç ekolünden gelen müellifler, onun rehberliğinde çeşitli sûre tefsirleri kaleme almışlardır3.

Ayrıntı

Necdet Ardıç, tasavvuf dünyasında "Terzibaba" olarak bilinen, Uşşâkî tarikatına mensup önemli bir mürşittir. Kendisi, tasavvufî irfanı çağdaş döneme aktaran ve bu bilgiyi geniş kitlelere ulaştıran bir şahsiyet olarak öne çıkmaktadır1. Eserleri ve sohbetleri aracılığıyla tasavvufun anlaşılmasına ve yaşanmasına katkıda bulunmuştur.

Necdet Ardıç'ın öne çıkan eserleri arasında İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi bulunmaktadır1. Ayrıca, "İrfan Sofrası Necdet Ardıç Tasavvuf Serisi" adı altında yayımlanan birçok eserin riyasetini üstlenmiştir2. Bu seride yer alan kitaplar arasında Kelime-i İdrisiyye & İbrahimiyye gibi çalışmalar bulunmaktadır2. Kendi divanları olan "Necdet Divanı" ve "Hacc Divanı" da eserleri arasındadır2.

Necdet Ardıç'ın ekolünden gelen müellifler de onun rehberliğinde tasavvufî çalışmalar yapmışlardır. Örneğin, Abdürrezzak Tek, Necdet Ardıç riyasetindeki tasavvuf serisi içinde Sâd, Câsiye ve Vâkı'a sûreleri tefsirlerini yazmıştır3. Terzi Oğlu Cem Cemâlî ise Mü'minûn ve Zümer sûreleri tefsirlerini kaleme almıştır3. Bu durum, Necdet Ardıç'ın tasavvufî düşüncesinin ve irfanının geniş bir çevreye yayıldığını ve yeni eserlerin ortaya çıkmasına vesile olduğunu göstermektedir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.K1, s. 306
  3. 2.TB. Kelime-i İdrîsiyye & İbrâhîmiyye — s. 1, 4, 270, 273
  4. 3.K2
Kitap neden Fusûsu'l-Hikem'i temel alıyor?

Necdet Ardıç'ın "Terzi Baba" külliyatı, tasavvuf metafiziğinin ana metni olan İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem'ini temel almaktadır. Bu tercih, Fusûsu'l-Hikem'in tasavvuf-irfân külliyatının en yoğun ve derin eseri olması, bâtınî tevhîd anlayışını merkeze alması ve irfan ehli için vazgeçilmez bir kaynak kabul edilmesi gibi nedenlere dayanır1. Ardıç, bu eserin zorlu kurgusu ve derin mânâları sebebiyle okuyucunun ön idrakini hazırlamayı ve her bir fassı müstakil kitaplar halinde sunarak anlaşılmasını kolaylaştırmayı amaçlamıştır2.

Ayrıntı

Necdet Ardıç'ın eserleri, Fusûsu'l-Hikem'i temel alarak tasavvufî hakikatleri okuyucuya sunmayı hedefler. Bu tercihin ana sebebi, Fusûsu'l-Hikem'in Muhyiddîn İbn Arabî'nin en kıymetli eseri ve tasavvuf metafiziğinin ana metni olarak kabul edilmesidir3. Eser, 27 fass (bölüm) içerir ve her fass bir peygambere ait bir hikmeti taşır; bu da onun derin ve katmanlı yapısını gösterir3. Ardıç, Fusûsu'l-Hikem'i ve Mesnevî'yi okumayan bir kimsenin irfan ehli sayılamayacağını belirterek, bu eserin tasavvufî idrak için ne denli önemli olduğunu vurgular2.

Kitabın Fusûsu'l-Hikem'i temel almasının bir diğer önemli nedeni, eserin kurgusunun bâtınî "tevhîd/teklik" anlayışı üzerine kurulu olmasıdır2. Bu bâtınî anlayış, genel zâhirî "tenzîh" anlayışından farklı olduğu için, Ardıç, okuyucunun bu mevzuları anlayabilmesi adına bir ön idrak ve altyapı oluşturmanın gerekliliğini belirtir2. Bu bağlamda, Ardıç, Fusûsu'l-Hikem'in her bir fassını daha kolay okunur kılmak amacıyla ayrı müstakil kitaplar olarak düzenlemiş, böylece kalın ciltlerin okunma zorluğunu ortadan kaldırmayı amaçlamıştır2. Ayrıca, okuyucuyu nefs'in hevasından, zan ve hayalden arınmış, saf bir gönülle okumaya davet ederek, eserin gerçek mânâsına ulaşmanın yolunu gösterir2. Bu yaklaşım, Fusûsu'l-Hikem gibi "İslâm'ın ve dünya tefekkür ve kültür sahasının zirve kitapları"nın idrakli bir şekilde okunmasının önemini ortaya koyar2.

  1. Kaynaklar
  2. 1.K1-26, TB. Kelime-i İdrîsiyye & İbrâhîmiyye, s. 1, 158
  3. 2.TB. Kelime-i İdrîsiyye & İbrâhîmiyye — s. 1, 2, 3, 4, 158
  4. 3.K1, s. 26
İdris Fassı'nda anlatılan temel hikmet nedir?

İdris Fassı'nda anlatılan temel hikmet, Hikmet-i Kuddûsiyye'dir. Bu hikmet, Hz. İdris'in (a.s.) riyazat ve nefsini hayvani sıfatlardan temizlemesi neticesinde ruhaniyetinin hayvaniyetine galebe çalmasıyla elde ettiği, meleklerle konuşma ve miraç sahibi olma gibi üstün hallerle tezahür eden ilahi bilgeliktir1. İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserinde her peygambere özgü bir hikmetin işlendiği 27 bölümden biri olan İdris Fassı, Hz. İdris'in tedrisattaki gayreti ve 15 kadar sanatın mucidi olması gibi meziyetleriyle de ilişkilendirilir2. Bu fass, Nuh Fassı'ndaki Hikmet-i Subbûhiyye ile manevi ve mertebece bir yakınlık taşır1.

Ayrıntı

Fusûsu'l-Hikem'de, her peygamberin temsil ettiği bir hikmet bulunur ve İdris Fassı da "Hikmet-i Kuddûsiyye"yi barındırır2. Bu hikmetin Hz. İdris'e (a.s.) tahsis edilmesinin sebebi, onun zahmetli riyazatlar çekerek nefsini hayvani sıfatlardan, tabiat kudretlerinden ve noksanlıklardan arındırmasıdır1. Bu arınma neticesinde ruhaniyeti, hayvaniyetine üstün gelmiş ve kendisi miraç sahibi olmuştur1. Hz. İdris'in meleklerle konuşması ve 16 sene yiyip içmeden, uyumadan yaşaması da bu kudsî hikmetin bir tezahürüdür1.

"Kuddûsiyye" kelimesi, "kuds" kökünden gelmekte olup, arınmışlık ve kutsallık anlamlarını taşır. Hz. İdris'in bu hikmete mazhar olması, onun tedrisattaki gayreti ve üstün meziyetleriyle de açıklanır; kendisi birçok sanatın mucidi olarak da bilinir1. Fusûsu'l-Hikem'in kurgusu, bâtınî "tevhîd/teklik" anlayışı üzerine kurulduğundan, bu tür hikmetlerin anlaşılması için bir ön idrak ve altyapı gereklidir1. İdris Fassı'ndaki Hikmet-i Kuddûsiyye, Nuh Fassı'ndaki Hikmet-i Subbûhiyye ile manevi ve mertebece bir münasebet içinde olduğu için birbirine yakın kılınmıştır1. Bu durum, peygamberlerin hikmetleri arasındaki ilahi bağlantıları ve mertebeleri gösterir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.TB. Kelime-i İdrîsiyye & İbrâhîmiyye — s. 1, 4, 5, 8
  3. 2.K1-26, TB. Kelime-i İdrîsiyye & İbrâhîmiyye, s. 4
İbrahim Fassı'nda öne çıkan konu nedir?

İbrâhîmiyye Fassı'nda öne çıkan konu, Hz. İbrâhîm'in özel lakabı olan "Halîlullâh" makâmıdır. Bu makâm, Allah ile kul arasındaki dostluğun en derin ve iç içe geçmiş hâlini ifade eder. Nisâ Sûresi 125. ayetinde geçen "vettehazallâhu İbrâhîme halîlâ" (Allah İbrâhim'i halîl edindi) ifadesi, bu dostluğun ilâhî bir seçim olduğunu vurgular. Halîlullâh makâmı, peygamberlere verilen üç temel makâmdan biri olup, Hz. İbrâhîm'in tevhid yolculuğundaki teslimiyet ve Hak'la olan samimi ilişkisinin kemâlini temsil eder. Bu fass, hullet bahsiyle bu kavramın tahkîk edildiği yerdir1.

Ayrıntı

İbrâhîmiyye Fassı, tasavvufî metinlerde Hz. İbrâhîm'in şahsiyetinde tecelli eden "hullet" yani dostluk makâmını ele alır. Bu makâm, Hz. İbrâhîm'e özgü olup, Allah'ın onu dost edinmesiyle (halîl) ortaya çıkar1. Klasik tasavvuf anlayışında peygamberlere atfedilen üç temel makâm bulunur: Hz. Mûsâ'ya verilen "kelâm" (Allah ile konuşma), Hz. İbrâhîm'e verilen "hullet" (dostluk) ve Hz. Muhammed'e verilen "mahbûbiyyet" (sevilenlik)1. Bu makâmlar arasında hullet, dostluğun en içli ve derin hâlini temsil eder.

Hullet ile mahbûbiyyet arasındaki fark, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin ifadesiyle açıklanır: "halîl Hak'la içiçe oturur, mahbûb Hak'ın yanına oturur"1. Bu, hullet makâmında kulun Hak ile tam bir bütünleşme ve dostluğun her zerresine nüfûz etme hâlini yaşadığını gösterir. Hz. İbrâhîm'in hayatındaki önemli dönüm noktaları, bu hullet makâmının gelişimini gözler önüne serer. En'âm Sûresi 76-79. ayetlerde anlatıldığı üzere, yıldızları, ayı ve güneşi gözlemledikten sonra "lâ uhibbu'l-âfilîn" (batanları sevmem) diyerek, yüzünü gökleri ve yeri yaratan Allah'a çevirmesi, hullet makâmının başlangıcıdır1. Bu, onun tevhid yolculuğundaki kesin kararlılığını ve Hak'ka yönelişini gösterir. Ardından Sâffât Sûresi 102. ayette geçen Hz. İsmâîl'i kurban etmeye götürme hadisesi ise, bu dostluğun ve teslimiyetin kemâl noktası olarak kabul edilir1. Bu olay, Hz. İbrâhîm'in Allah'a olan mutlak itaatini ve sevgisini en üst düzeyde kanıtlar. Bu nedenle, İbrâhîmiyye Fassı, Halîlullâh makâmının derinliklerini ve Hz. İbrâhîm'in bu makâma nasıl ulaştığını detaylı bir şekilde inceler.

  1. Kaynaklar
  2. 1.K1, s. 102
Bu eser tasavvufa yeni başlayanlar için uygun mu?

Verilen kaynaklarda, Necdet Ardıç'ın eserlerinin tasavvufa yeni başlayanlar için uygun olup olmadığına dair doğrudan bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak, kaynaklarda Necdet Ardıç'ın "tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna şahsiyetlerden" olduğu ve "eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırdığı" belirtilmektedir (Necdet Ardıç [Terzibaba] - WIKI). Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) adlı eserinin "Nefs mertebelerini ve Hakk yolunu anlatan temel eser" olduğu ifade edilmektedir (İrfan Mektebi (Hakk Yolu) - WIKI). Bu ifadeler, eserlerinin tasavvufa ilgi duyan geniş bir kitleye hitap edebileceğini düşündürmektedir.

Ayrıntı

Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biri olarak tasavvufî irfan geleneğini çağdaş döneme aktaran önemli bir şahsiyettir (Necdet Ardıç [Terzibaba] - WIKI). Eserleri ve sohbetleri aracılığıyla tasavvufu geniş kitlelere ulaştırma gayreti içinde olduğu vurgulanmaktadır (Necdet Ardıç [Terzibaba] - WIKI). Bu durum, eserlerinin tasavvufa yeni başlayanlar da dahil olmak üzere farklı seviyelerdeki okuyuculara hitap etme potansiyeli taşıdığını düşündürebilir.

Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) adlı kitabının "Nefs mertebelerini ve Hakk yolunu anlatan temel eser" olarak tanımlanması (İrfan Mektebi (Hakk Yolu) - WIKI), bu eserin tasavvuf yoluna adım atanlar için bir başlangıç veya rehber niteliği taşıyabileceğine işaret etmektedir. Bir "temel eser" olması, konunun esaslarını ve mertebelerini açıklayıcı bir dille ele aldığını düşündürebilir.

Ancak, kaynaklarda bu eserlerin dilinin veya içeriğinin tasavvufa yeni başlayan bir kişi için ne kadar anlaşılır olduğuna dair spesifik bir değerlendirme yer almamaktadır. Tasavvufî kavramların derinliği ve bazen mecazi anlatımlar içermesi, yeni başlayanlar için bazı zorluklar yaratabilir. Örneğin, "Sen Hakkı icat ediyorsun, bu ilimde neden icat ediyorsun Hakk zaten var yani yeni bir şey değil, ama sende yeni onun için sen sende icat etmiş oluyorsun"1 gibi ifadeler, tasavvufî terminolojiye aşina olmayanlar için ilk bakışta karmaşık gelebilir. Bu tür ifadeler, Hakk'ın bâtında gizli olan zuhûrunu sâlikin kendi idrâkinde açığa çıkarması anlamına gelmekle birlikte, tasavvufî bir ön bilgi gerektirebilir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.TB. Kelime-i İdrîsiyye & İbrâhîmiyye — s. 249
Kitapta geçen 'kendini bilmek' ne anlama geliyor?

Tasavvufta "kendini bilmek", sâlikin kendi hakikatini idrâk ederek Allah'ı tanıması ve bu bilginin yaşamında tezahür etmesidir. Bu, sadece zihnî bir bilgi olmayıp, kişinin kendi nefsindeki ilâhî tecellîleri müşâhede etmesi ve böylece gafletten kurtularak Hakk'a giden yolu bulmasıdır1. Kendini bilmek, ilimden öte, ilmin tahkik edilmiş hâli olan mârifet makamına ulaşmakla mümkündür; zira mârifet, Hak'kı bilfiil tanıma ve yaşama hâlidir2. Bu süreçte kişi, kendi akıl ve vehmine dayanmak yerine, peygamberler ve kitaplar gibi "mabeyn"cilere ihtiyaç duyar1.

Ayrıntı

Tasavvufta kendini bilmek, sülûkun temelini oluşturan ve mârifetullah'a giden yolda olmazsa olmaz bir adımdır. Bu kavram, "men arefe nefsehû fa-kad arefe rabbeh" (kim nefsini tanırsa Rabb'ini tanır) hadîs-i şerîfiyle desteklenir ve kişinin kendi özünde Allah'ın tecellîlerini görmesi anlamına gelir2. Kendini bilmek, kişinin gaflet ve atalet içinde geçirdiği vakitleri sonlandırarak, kendi hakikatine dönmesi ve kendinden geçen Hakk'a giden yolu bulmasıdır1.

Bu süreç, sadece bilgi edinmekle sınırlı değildir; aksine, bilginin ötesinde bir idrâk ve yaşantı gerektirir. Kişi, kendi nefsindeki bilgiyi gerçek ilim zannettiğinde, bu bilgi küçülür ve gerçek ilme ulaşması mümkün olmaz1. Gerçek ilim, yani mârifet, öğrenilen bilginin (ilim) müşâhede ile yaşanmış hâlidir; âlim bilirken, ârif şâhid olur2. Kendini bilmek, kişinin kendi hakikatini itibarıyla görmesi ve anlamasıdır; aksi takdirde, Allah'ı, peygamberi, kendimizi ve âlemi tanımamız hep eksik kalır1.

Kendini bilme yolculuğunda, kişinin kendi akıl ve vehmine güvenmesi yerine, peygamberler ve kitaplar gibi yol göstericilere ihtiyacı vardır1. Kendi aklına itimat edenler, "bizim muallime ihtiyacımız yoktur" diyerek hakikatleri idrak etmeye çalışsalar da, bu durum onların nefslerini bilmelerine engel olur1. Oysa Allah, Kur'an-ı Kerim'de "Biz ayetlerimizi afakta (kendileri dışında) ve kendi nefslerinde onlara gösteririz, ta ki Hak onlara zahir olur" (Fussilet 41/53) buyurarak, kendini bilmenin Hakk'ın zuhuruna vesile olduğunu belirtir1. Bu idrâk, kişinin kendini beşer zannetmekten kurtulup ilâhî hakikatleri idrake yol açar1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.TB. Kelime-i İdrîsiyye & İbrâhîmiyye — s. 2, 69, 95, 100, 247, 248
  3. 2.K1, s. 240
Eserin yazılış amacı nedir?

Eserin amacı, tasavvufun temelini oluşturan tevhîd anlayışını ve insanın hakikatini anlama yolculuğunu kolaylaştırmaktır. Karmaşık hikemî konuları, sohbetlerin sıcaklığıyla daha anlaşılır kılmayı hedefler.