
TB. Kelime-i Îseviyye
Terzibaba - Necdet Ardıç
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Kelime-i Îseviyye ne anlatıyor?⌄
Kelime-i Îseviyye, Hazret-i İsâ'nın (a.s.) şahsında tecellî eden ilâhî hakikatleri ve onun nübüvvetinin hususiyetlerini açıklayan bir tasavvufî kavramdır. Bu kavram, İsâ'nın (a.s.) Allah'ın bir kelimesi olarak varlığını, onun fıtrî nübüvvetini ve imtihan makamındaki özel durumunu ele alırs.7, 290. İsâ (a.s.), Allah'ın "ol" emriyle, Cibrîl (a.s.) vasıtasıyla Meryem Ana'ya üflenen bir ruh ve kelime olarak zuhur etmiştir; bu durum, onun varlığının ilâhî bir kelime olduğunu ve hayatının bu iki vecih üzere oluştuğunu gösterirs.56, 68. Risâle-i Gavsiyye'de ifade edilen "fenâ fillâh ehlinin" Hak ile konuşması gibi, Kelime-i Îseviyye de Hak Teâlâ'nın kendi kelâmını abdine nisbet etmesi ve onun lisanıyla tekellüm etmesi hakikatini yansıtırs.289, 321.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Îseviyye — s. 7, 56, 68, 289, 290, 321
›Ayrıntı
Kelime-i Îseviyye, Fusûsu'l-Hikem'de "Hikmet-i Nebviyye" başlığı altında incelenen, Hazret-i İsâ'ya (a.s.) mahsus bir hikmettirs.7. Bu hikmetin İsâ'ya tahsis edilmesinin sebebi, onun hâlinde fıtrî nübüvvetin gâlip olmasıdır; yani diğer peygamberlere göre farklı bir yapıda olmasıdırs.7. İsâ (a.s.), Allah Teâlâ'nın "kelimelerinden" bir kelime olarak bu âlemde zuhur etmiştir; Hazret-i Meryem'e bir kelimenin nefh edilmesiyle varlık bulmuşturs.56. Bu nefh, Cibrîl (a.s.) vasıtasıyla gerçekleşmiş olup, "kelime" olan ruh-u musavver-i İsevî Allah'a aittirs.66.
Kelime-i Îseviyye'nin önemli bir yönü, onun makâm-ı imtihan ve ihtibârda kâim olmasıdırs.290. Allah Teâlâ, kendi ilm-i zâtı ve ezelîsiyle bildiği halde, kullarından bazılarının İsâ'ya nisbet ettikleri ulûhiyeti, İsâ'dan bizzat sormuştur: "Beni ve validemi Allah'ın gayri olarak iki ilâh ittihâz edin diye nâsa sen mi söyledin?"s.289. Bu durum, İsâ'nın (a.s.) varoluşunun bir bakirede meydana gelmesi gibi çeşitli vecihlerle bu imtihan makamını açıkça gösterirs.290.
İsâ'nın (a.s.) hayatı, "mai mütevehhem" (vehmedilen su) ile "mai muhakkak" (hakikati belli su) arasındaki neş'et-i İseviyye'den husule gelen iki vecih üzere oluşmuşturs.68. Bu iki özellik, zaman zaman kendisinde ağır basmaktadırs.68. Kelime-i Îseviyye, aynı zamanda Kelime-i Muhammediyye ile de ilişkilidir; zira İsâ'nın (a.s.) dilinden çıkan bazı ayetler, Hazret-i Rasulullah'ın (s.a.v.) lisanından Kur'ân-ı Kerîm'de yer almış ve bu da onun Muhammedi yönünü göstermiştirs.326. Hadîs-i kudsîde geçen "Ben onun tekellüm ettiği lisanı olurum" ifadesi, Hak'ın abdin lisanı, sem'i ve basarı olması hakikatini Kelime-i Îseviyye'de tecelli ettirirs.289, 321.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Îseviyye — s. 7, 56, 66, 68, 289, 290, 321, 326
Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?⌄
Necdet Ardıç, Uşşâkî tarikatına mensup, tasavvufî irfan geleneğini günümüze taşıyan önemli bir mürşiddir. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla tanınmıştır (Wiki: Necdet Ardıç (Terzibaba)). Kendisi "Terzi Baba" lakabıyla bilinir ve eserleri arasında Kelime-i Îseviyye, Necdet Divanı ve Hacc Divanı gibi çalışmalar bulunmaktadırs.386, 387. Tekirdağ'da ikamet eden Necdet Ardıç, tasavvuf serisi kapsamında birçok esere öncülük etmiştirs.1.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Îseviyye — s. 1, 386, 387
›Ayrıntı
Necdet Ardıç, tasavvuf dünyasında "Terzi Baba" olarak anılan, Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biridir (Wiki: Necdet Ardıç (Terzibaba)). Onun misyonu, tasavvufî irfan geleneğini modern dönemin insanına ulaştırmak ve bu derin bilgiyi geniş kitlelerle paylaşmaktır. Bu doğrultuda, yazdığı eserler ve verdiği sohbetlerle önemli bir etki alanı oluşturmuştur (Wiki: Necdet Ardıç (Terzibaba)).
Eserleri arasında öne çıkanlardan bazıları şunlardır: İrfan Mektebi (Hakk Yolu), Fusûsu'l-Hikem şerhi (Wiki: Necdet Ardıç (Terzibaba)), Kelime-i Îseviyyes.7, Necdet Divanı ve Hacc Divanıs.386, 387. Ayrıca, Lübb'ül Lübb Özün Özü adlı Osmanlıca bir eserin çevirisini de yapmıştırs.386. Eserleri arasında Salât- Namaz ve Ezan-ı Muhammedi'de Bazı Hakikatler ve İslâm'da Mübarek Geceler, Bayramlar gibi farklı konularda çalışmalar da yer almaktadırs.386.
Necdet Ardıç'ın tasavvuf serisi kapsamında, Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müellifler de onun riyasetinde Sâd, Câsiye, Vâkı'a, Mü'minûn ve Zümer sûreleri tefsirleri gibi eserler kaleme almışlardırvikipedi. Kendisi Tekirdağ'da ikamet etmekte olup, Ertuğrul Mahallesi'nde bir adresi bulunmaktadırs.1. Şiirlerini topladığı Terzi Baba divanı, tüm şiirlerim adlı bir eseri de mevcutturs.391.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Îseviyye — s. 1, 7, 386, 387, 391 · Vikipedi: Abdürrezzak Tek, Terzi Oğlu Cem Cemâlî
Eserde geçen 'Nefes-i Rahmânî' kavramı nedir?⌄
Nefes-i Rahmânî, tasavvuf metafiziğinde Hakk'ın kâinatı yaratma ve sürekli yenileme biçimini ifade eden derin bir kavramdır. "Rahmân'ın nefesi" anlamına gelir ve Hakk'ın "kün" demesiyle kâinatın zuhur etmesini, nefes vermesiyle de tecellilerin yenilenmesini anlatır. Bu kavram, Hakk'ın kâinatı bir kez yaratıp bırakmadığını, aksine sürekli olarak varlık âlemine yeni bir hayat verdiğini ve bu nefesin kesilmesi durumunda âlemlerin yokluğa döneceğini vurgulars.240. Hadîs-i şerîfteki "Rabbinizin nefesini Yemen tarafından alıyorum" ifadesi bu kavramın temel dayanağıdır ve Hz. Peygamber'in Üveys el-Karânî'yi "Hakk'ın nefesi" olarak tasvir etmesiyle somutlaşırK1. Nefes-i Rahmânî, vahdet-i vücud doktrininin en yoğun terimlerinden biri olup, kâinatın her an tazelenmesini ve Hakk'ın isimlerinin faaliyete geçmesini sağlars.272.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Îseviyye — s. 240 · K1, s. 218 · K1-218, TB. Kelime-i Îseviyye, s. 272
›Ayrıntı
Nefes-i Rahmânî, Hakk'ın kâinatı yaratma ve idame ettirme şeklini tasvir eden bir ilâhî fiildir. Bu nefes, ezelde bir defa "Huu" denilip âlemlerin yaratılmasıyla sınırlı değildir; aksine, sürekli bir yönelme ve akış halindedir, kesintisi olmazs.240. Hakk Teâlâ, bu nefes ile her an âlemlere yeni bir hayat verir; eğer bu nefes kesilse, bütün âlem yokluğa döners.240. İbn Arabî'nin tasavvuruna göre, kâinat sürekli yenilenmektedir çünkü Hakk sürekli nefes vermektedir; bu durum Rahmân Sûresi 29. ayetindeki "her gün yeni bir tasarrufta" ifadesiyle örtüşürK1. Nefes-i Rahmânî'nin ilk eseri, esmâ-i ilâhiyye mertebesinde zuhur etmiştir; yani ilâhî isimleri faaliyete geçirmiştirs.272. Bu nefes, ilâhî bir nefa olarak bütün âlemlere yayıldığında bir hararet meydana getirir ve başlangıçta latif ve yüce bir mertebededirs.258. Tıpkı bir insanın ağzından çıkan nefesin latif olup, soğuk bir cama vurduğunda kesafet kazanması gibi, Nefes-i Rahmânî de âlemlerde yoğunlaşarak varlıkları oluştururs.258, 235. Bu yoğunlaşma, ilâhî isimlerin zuhur etmesini sağlar ve her yoğunlaşan şey "Rahîm" olurs.114. Nefes-i Rahmânî'nin marifetini murad eden kimsenin âlemleri bilmesi gerekir, zira nefsini bilen kimse âlemde zuhur eden Rabbini bilirs.267. Bu nefes, Hakk'ın sıfatıdır ve O'nun vasıflanmışlığını ifade eders.229. Nefes-i Rahmânî'nin hakikat üzere anlaşılması, keşf, ayan, zevk ve vicdan iledir; elle tutulur, gözle görülür bir şey değildirs.277. İnsan nefesi de Nefes-i Rahmânî'nin bir yansımasıdır; Nefes-i Rahmânî'de ne varsa, insan nefesinde de o vardır, ancak insan nefesinde belirli bir şekilde tezahür eders.235. Hakk'ın bu nefesi dışarıya vurmamış olsaydı, içeride bir sıkıntı halinde olacaktı ve isimlerine, sıfatlarına haksızlık edecektis.233.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Îseviyye — s. 114, 229, 233, 235, 240, 258, 267, 272, 277 · K1, s. 218
Kitapta Hz. İsa'nın 'Allah'ın kelimesi' olması nasıl açıklanıyor?⌄
Hz. Îsâ'nın "Allah'ın kelimesi" olması, tasavvufî idrâkte onun mübârek vücûdunun İncil'in ta kendisi olması ve Allah'ın bir kelimesi olarak zuhûr etmesiyle açıklanır. Bu durum, Nisâ Sûresi 171. âyetindeki "Meryem oğlu İsa Mesih, sadece Allah’ın elçisi, Meryem’e atmış olduğu kelimesi ve O’ndan bir ruhtur" ifâdesine dayanırs.382. Hz. Îsâ'nın babasız doğumu ve mu'cizevî yaratılışı, onun "rûhullâh" vechesinin tezâhürü olduğu gibi, "kelimetullâh" vasfı da onun Hak'tan gelen özel bir zuhûr olduğunu gösterir. Tasavvufta her mevcûdat Allah'ın bir kelimesi olmakla birliktes.118, Hz. Îsâ'da bu kelime olma hâli kemâl mertebesinde tecellî etmiştir.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Îseviyye — s. 118, 382
›Ayrıntı
Hz. Îsâ'nın "Allah'ın kelimesi" olması, tasavvufî anlayışta onun varlığının doğrudan ilâhî bir zuhûr olarak kabul edilmesidir. Bu, onun mübârek vücûdunun İncil'in ta kendisi olduğu mânâsına gelir; zîrâ kitapta kelimeden başka bir şey yoktur ve Hz. Îsâ da Allah'ın bir kelimesidirs.382. Bu hâl, Nisâ Sûresi 171. âyetinde açıkça belirtilmiştir: "Meryem oğlu İsa Mesih, sadece Allah’ın elçisi, Meryem’e atmış olduğu kelimesi ve O’ndan bir ruhtur"s.382. Bu âyet, Hz. Îsâ'nın hem "Allah'ın kelimesi" hem de "O'ndan bir rûh" olduğunu vurgular.
Tasavvufta, bütün mevcûdatın Allah'ın kelimeleri olduğu kabul edilir; zîrâ her şey "Kün!" (Ol!) emriyle var olmuştur ve "Kün!" Allah'ın kelimesidirs.118. Ancak Hz. Îsâ'da bu kelime olma hâli özel bir mertebede tezâhür eder. Hz. Mûsâ "Kelimullâh" (Allah'ın kelâm söylediği) iken, Hz. Îsâ "Kelimetullâh" (Allah'ın kelimesi) olarak nitelendirilirs.169. Bu, Hz. Mûsâ'da duyma ve işitme makâmı öne çıkarken, Hz. Îsâ'da bu duyuşun müşahedeye dönüştüğünü ve onun bizzat ilâhî kelimenin zuhûru olduğunu gösterirs.169.
Îseviyet mertebesi, Allah'ın bir insanda zâtıyla zuhûr ettiği sırrının ilk defa ifşâ edildiği bir makâm olarak kabul edilir ve bu yönüyle Museviyet mertebesine göre bir üstünlüğü vardırs.10. Ancak Hakîkat-i Muhammediye bütün âlemleri ve mertebeleri kuşattığından, bu mertebede Hz. Îsâ kelimesi ile diğer kelimeler arasında fark kalmazs.10. Hz. Îsâ'nın "Allah'ın kelimesi" olması, onun ilâhî bir hulûl veya Allah'ın içine girmesi mânâsına gelmez; zîrâ hulûl için ikinci bir varlık lâzımdır ve Hakk'ın kayyûmu olduğu varlıklara girip çıkması söz konusu değildirs.94. Bu, daha ziyâde ilâhî isim ve sıfatların onda kemâl mertebesinde tecellî etmesiyle açıklanır.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Îseviyye — s. 10, 94, 118, 169, 382
Bu kitap tasavvufa yeni başlayanlar için uygun mu?⌄
Verilen kaynaklarda, Necdet Ardıç'ın "Terzi Baba" adlı eserinin veya Abdulkerim Cili'nin "İnsan-ı Kamil" kitabının tasavvufa yeni başlayanlar için uygun olup olmadığına dair doğrudan bir değerlendirme bulunmamaktadır. Kaynaklar, bu eserlerin içeriklerine veya yazarlarına dair bilgiler sunmakla birlikte, hedef okuyucu kitlesi hakkında bir yorum içermemektedir. Bu nedenle, bu soruya kaynaklara dayanarak kesin bir cevap vermek mümkün değildir.
›Ayrıntı
Kaynaklar, Necdet Ardıç'ın "Terzi Baba" adlı eserini "biyografik ve irfani bir eser" olarak tanımlamakta ve üç ciltlik bir seri olduğunu belirtmektedir (Terzi Baba, Kitap). Ancak bu tanım, kitabın tasavvufa yeni başlayanlar için uygun olup olmadığına dair bir ipucu vermemektedir. Eserin "irfani" niteliği, derin tasavvufî konuları ele alabileceğini düşündürebilir, fakat bu durum başlangıç seviyesindeki okuyucular için uygun olup olmadığı konusunda kesin bir yargı oluşturmaz.
Abdulkerim Cili'nin "İnsan-ı Kamil" adlı eseri ise "Kamil insanın mertebelerini anlatan klasik" olarak tanıtılmaktadır (İnsan-ı Kamil, Kitap). Klasik bir eser olması ve "kamil insan" gibi ileri seviye tasavvufî bir konuyu işlemesi, eserin tasavvufî bilgi birikimi olan okuyuculara hitap edebileceğini düşündürebilir. Ancak bu da, yeni başlayanlar için uygun olup olmadığına dair net bir bilgi sağlamaz.
Muhyiddin İbn Arabi'den bahsedilirken, onun "tasavvufun en büyük teorisyeni" olduğu ve "Fusûsu'l-Hikem ve Futuhât" gibi eserlerin yazarı olduğu belirtilmiştir (Muhyiddin İbn Arabi). Terzi Baba kitabının Kelime-i Îseviyye bölümündes.8, İbn Arabi'nin manevi evladı Sadreddin Konevî'nin Fükuk'undan alıntı yapılarak, İbn Arabi'nin hikmet anlayışına değinilmiştir. Bu tür derin teorik ve hikmet dolu metinlerin, tasavvufa yeni başlayanlar için anlaşılması zor olabileceği düşünülebilir. Ancak bu yorum, doğrudan Terzi Baba veya İnsan-ı Kamil kitaplarının kendisi hakkında bir değerlendirme değildir.
Sonuç olarak, verilen kaynaklar bu kitapların içeriği hakkında genel bilgiler sunsa da, tasavvufa yeni başlayan bir okuyucu için uygunlukları konusunda herhangi bir değerlendirme veya tavsiye içermemektedir.
Kaynaklar: Kaynak — s. 8
İnsân-ı Kâmil makamı ne demektir?⌄
İnsân-ı Kâmil makamı, tasavvufta Allah'ın tüm isim ve sıfatlarını kendinde toplayan, ilahî Zât'ın tam bir aynası olan ve bu sayede Hakk'ı kemâliyle temaşa eden en yüksek mertebedir. Bu makam, her insanda kemâliyle zuhur etmeyen, ancak seçkin kişilere mahsus bir inkişâf halidirs.144. İnsân-ı Kâmil, "Allah" ism-i câmi'inin mazharı olups.173, Hakk'ın mutlak Zâtî tecellîsinin kendisinde gerçekleştiği bir varlıktırs.177. Bu makam, sâlikin sülûkunda ulaşabileceği en zirve nokta olup, Kâb-ı Kavseyn mertebesi gibi ilahî yakınlığın ifadesidirK1.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Îseviyye — s. 144, 173, 177 · K1, s. 184
›Ayrıntı
İnsân-ı Kâmil, tasavvufî düşüncede varlığın ve kemâlin zirvesini temsil eder. Bu makam, Allah'ın tüm isim ve sıfatlarını kendinde cem eden, yani "Allah" ism-i câmi'inin tam bir mazharı olan kişiye verilen addırs.173. Diğer varlıkların Rabb-ı hassı tek bir isim iken, İnsân-ı Kâmil'in Rabb-ı hassı bütün isimleri kapsayan "Allah" ismidirs.173. Bu durum, İnsân-ı Kâmil'in ilahî kemâlâtla zuhur etmesiyle gerçekleşir; oysa nakıs insanda esmâ-i ilahiyenin zuhuru nefsaniyet mertebesinde gecikirs.174.
İnsân-ı Kâmil, ilahî Zât'ın kendisini kemâliyle seyrettiği bir "boy aynası" mesabesindedirs.144, 10. Bu aynalık, Âdem (a.s.) ile başlamış olup, Cenâb-ı Hakk'ın Zât'ını yansıtan bir tecellî mahalli olmuşturs.217. Hakk'ın İnsân-ı Kâmil'deki zuhuru ve tecellîsi, Zâtî mutlakiyet suretiyledir; diğer eşyadaki zuhuru ise o "ayn" hasebiyledirs.177. Bu sebeple İnsân-ı Kâmil, hakikatleri itibarıyla Hakk'ın "ayn"ı olarak kabul edilirs.177, 9.
Bu makam, sâlikin sülûkunda ulaşabileceği en yüksek vâsıllık makamıdır ve Hz. Peygamber'in mîrâcta ulaştığı Kâb-ı Kavseyn mertebesi gibi ilahî yakınlığın bir ifadesidirK1. Ancak İnsân-ı Kâmillik vasfı, her zaman ve sürekli olarak devam etmeyebilir; Cenâb-ı Hakk'ın Zât'ıyla tecellîsi belirli anlarda gerçekleşirs.223. Sâlikin bu makama erişmesi, ilme'l-yakîn, ayne'l-yakîn ve hakk'el-yakîn gibi yakîn mertebelerini aşarakK1, Hakk'ı bizzat yaşayarak idrâk etmesiyle mümkündür. İnsân-ı Kâmil, beşerî suretine bakılarak perdelenmemesi gereken, varlığında vücûd-i vâhid-i latîfin zuhur ettiği bir hakikattirs.181.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Îseviyye — s. 9, 10, 144, 173, 174, 177, 181, 217, 223 · K1, s. 184, 371
Eser neden 'şerhin şerhi' olarak tanımlanıyor?⌄
Necdet Ardıç'ın (Terzibaba) Kelime-i Îseviyye adlı eseri, doğrudan bir şerh olmaktan ziyade, mevcut bir şerh üzerine yapılan izahlar ve açıklamalar bütünü olduğu için "şerhin şerhi" olarak tanımlanır. Eser, Avni Konuk Bey'in şerhini temel alarak, bu şerhin metnini (koyu kalın yazıyla belirtilen) ve kendi izahlarını (düz yazıyla belirtilen) bir araya getirirs.5. Bu yapı, Terzibaba'nın, Konuk Bey'in yorumlarını daha da derinleştirme ve güncel tasavvufî anlayışla harmanlama çabasını gösterir. Böylece, okuyucuya hem orijinal metin hem de bu metin üzerine yapılmış iki katmanlı bir yorum sunulur.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Îseviyye — s. 5
›Ayrıntı
Kelime-i Îseviyye, Terzibaba Necdet Ardıç'ın tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan eserlerinden biridir (Wiki: Necdet Ardıç (Terzibaba)). Eserin "şerhin şerhi" olarak nitelendirilmesinin temel nedeni, yapısındaki katmanlılıktır. Terzibaba, eserinde Avni Konuk Bey'in şerhini esas alır ve bu şerhin metnini koyu kalın yazıyla belirtir. Kendi izahlarını ise düz yazı ile sunars.5. Bu ayrım, metin, şerh ve izahların birbirine karışmasını önlemek amacıyla yapılmıştır, ancak Terzibaba, bazen bu ayrımın tam olarak yapılamayabileceğini de belirtirs.6.
Bu yöntem, tasavvufî metinlerin anlaşılmasında derinleşmeyi sağlar. Bir metin üzerine yapılan ilk şerh, metnin temel anlamlarını ve tasavvufî yorumlarını açarken, "şerhin şerhi" bu yorumları daha da detaylandırır, farklı açılardan ele alır ve belki de güncel idrak seviyesine uygun hale getirir. Örneğin, esmâ-i ilâhiyenin zuhuru ve eserleri gibi konular, hem Konuk Bey'in şerhi hem de Terzibaba'nın izahlarıyla katmanlı bir şekilde açıklanırs.164, s.174. Bu durum, sâlikin mânevî yolculuğunda (sülûk) kavramları daha iyi idrak etmesine yardımcı olur. Terzibaba'nın bu yaklaşımı, tıpkı Mevlânâ'nın Mesnevî'sinde olduğu gibiK1, hikâyeler ve kıssalarla değil, mevcut bir şerh üzerine yapılan derinlemesine analizlerle hakikatleri açığa çıkarma amacını taşır. Bu sayede, okuyucu, hem ilk şerhin zenginliğini hem de Terzibaba'nın kendi müşâhedeleri ve irfanıyla kattığı yeni boyutları keşfeder.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Îseviyye — s. 5, 6, 164, 174 · K1, s. 68
Kitaptaki hikâye ve kıssaların amacı nedir?⌄
Tasavvufî metinlerde yer alan hikâye ve kıssaların temel amacı, sâlikin kendi özüne dönerek Rabb'ine yol bulmasına vesile olmaktır. Bu anlatılar, okuyucuyu gaflet ve vehimden uzaklaştırıp hakikate yöneltmeyi hedefler. Kitaplar, kişiyi kendisine tanıtarak, kendi içindeki ilahî hakikatleri idrak etmesine zemin hazırlar ve böylece kişinin Rabb'iyle olan bağını güçlendirir. Nitekim yazar, bu tür kitapların "kişiyi kişiye tanıtmakta ve oradan da kişi Rabb’ine yol bulabilmektedir"s.4 ifadesiyle bu amacı vurgular. Ayrıca, bu hikâyeler, soyut kavramların somutlaştırılmasına ve okuyucunun zihninde canlanmasına yardımcı olarak, metinlerin daha kolay anlaşılmasını sağlar.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Îseviyye — s. 4
›Ayrıntı
Tasavvufî eserlerdeki hikâye ve kıssalar, sadece birer anlatı olmanın ötesinde, derin mânevî işlevlere sahiptir. Öncelikle, bu anlatılar, okuyucunun "nefs’in hevasından, zan ve hayalden, gafletten soyunmaya çalışarak, saf bir gönül ve Besmele ile okumaya başlaması"s.6 için bir davet niteliği taşır. Zira yazar, "kafamız ve gönlümüz, vehim ve hayalin tesiri altında iken gerçek ma’nâda bu ve benzeri kitaplardan yararlanmamız mümkün olamayacaktır"s.6 diyerek, hikâyelerin doğru bir zihin ve kalp durumuyla okunmasının önemini belirtir.
Bu hikâyeler, soyut tasavvufî hakikatleri somut örnekler üzerinden açıklayarak, okuyucunun idrakini kolaylaştırır. Örneğin, "ağaç dediğimizde ağacı bilmiyorsak aklımıza ne gelir ne düşünebiliriz, işte ağaç kelimesinin hakikatinin ne olduğunu anlamamız için o ağaç ismi ağaç olarak suret almaktadır"s.267 ifadesi, isimlerin ve kavramların suretler aracılığıyla nasıl anlaşıldığını gösterir. Hikâyeler de bu suretler gibi, mânevî hakikatlerin anlaşılmasına hizmet eder.
Ayrıca, hikâyeler, okuyucunun kendi iç dünyasına dönmesine ve "kendine dönüş yolunu bulması ve kendinden geçen Hakk’a giden yolu bulması"s.4 için birer rehber görevi görür. Kişi, bu anlatılar aracılığıyla kendi "kurgusunda nasıl tahayyül ediyorsa Rabbını, Allah’ını, İsa’yı (a.s.) rahmani, uluhiyet olan şeyleri kendi hayalinde var eder"s.30 gerçeğini fark edebilir ve mutlak ilme dayalı bir anlayışa yönelebilir. Bu bağlamda, hikâyeler "Mudil" esmasını "Hadi" esmasına çevirmes.214 potansiyeli taşır. Yazar, bu kitapların "kişiyi kişiye tanıtmakta ve oradan da kişi Rabb’ine yol bulabilmektedir"s.4 diyerek, hikâyelerin nihai amacının kişinin Rabb'ine ulaşmasına aracı olmak olduğunu açıkça belirtir.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Îseviyye — s. 4, 6, 30, 214, 267