İçeriğe atla
TB. Kelime-i İshâkiyye kapak gorseli

TB. Kelime-i İshâkiyye

Terzibaba - Necdet Ardıç

122 sayfa~183 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçterzibaba şerhidijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

TerzibabaNecdet ArdıçTasavvufİslamŞerhManeviyatİrfanKelime-i TevhidZikirErzurum

Sıkça Sorulan Sorular

Terzibaba'nın 'Kelime-i İshâkiyye' eseri nedir?

Terzibaba'nın "Kelime-i İshâkiyye" eseri, tasavvufî hakikatleri ve ilâhî sırları açıklayan, özellikle İbrahim (a.s.) ve İshak (a.s.) kıssası üzerinden keşf-i mücerret ve keşf-i muhayyel gibi kavramları ele alan bir eserdir. Eser, Cenâb-ı Hakk'ın mutlak vücudunun tenezzül mertebelerini, insan-ı kâmilin bu mertebelerdeki yerini ve Kur'ân'ın nefsinde cem'olmuş insan-ı kâmil anlayışını işler1. Ayrıca, Kelime-i Tevhîd'in farklı yönlerini, Rahmân Sûresi'ni ve Cibrîl hadîsinde geçen İslâm, îmân, ihsân, ikân gibi temel tasavvufî terimleri de ihtiva eder1.

Ayrıntı

"Kelime-i İshâkiyye", Terzibaba'nın tasavvufî irfan mektebinde "Hakk yolu"nun seyr defteri olarak nitelendirilebilecek, derin mânalar içeren bir eseridir1. Eserin temel konularından biri, Cenâb-ı Hakk'ın mutlak vücudunun tenezzül mertebeleridir. Bu mertebeler; taayyün-i evvel (Zât âlemi), taayyün-i sâni (Sıfat âlemi), ruhlar âlemi, misal âlemi (Esmâ âlemi) ve şehâdet âlemi (madde âlemi, ef'âl âlemi) olarak sıralanır. Bu mertebelerin tamamı, şerîki ve nazîri olmayan mutlak bir vücudun tenezzülünden husûle gelmiş i'tibârî mertebelerdir1.

Eserde, insan-ı kâmilin bu tenezzül mertebelerindeki önemi vurgulanır. İnsan-ı kâmil, vücud-u mutlakın tenezzülâtının altıncı mertebesi olarak kabul edilir ve kendi nefsinde bütün âlemleri, yani hazarât-ı ilâhiye ve kevniyeyi cem'etmiş, ilâhî ve halkî sûretleri muhit olan kimsedir. Bu yönüyle insan-ı kâmil, nefsinde Kur'ân olan kimse olarak tanımlanır1. Cenâb-ı Hakk'ın âlemlerdeki nurunu aksettirmesi ve zuhura gelmesi, insan-ı kâmilin vücûdu ile kemâle ermiştir; zira insan-ı kâmil olmasaydı bu hakikatleri anlatmak mümkün olmayacaktı1.

Eser, İbrahim (a.s.)'ın rüyasında oğlu İshak (a.s.)'ı kurban etme teşebbüsü üzerinden "keşf-i mücerret" ve "keşf-i muhayyel" kavramlarını da açıklar. İbrahim (a.s.)'ın rüyayı keşf-i mücerret nevinden addedip zahiri üzerine alması ve İshak'ı kurban etmeye teşebbüs etmesi, bu kavramların somut bir örneği olarak sunulur1. Ayrıca, eserde Kelime-i Tevhîd'in değişik yönleri, Rahmân Sûresi ve Rahmâniyyet, vahiy ve Cebrâil, İslâm, îmân, ihsân ve ikân gibi temel tasavvufî konular da ele alınır. Özellikle Cibrîl hadîsi, ihsân kavramının menşei olarak zikredilir1. Eser, sâlikin seyr-i sülûkuna ve gayretine bağlı olarak ilâhî ma'rifetleri tahsil etme ve çok sûretlerde tek vechi müşâhede etme imkânını da vurgular1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.TB. Kelime-i İshâkiyye — s. 1, 9, 12, 82, 107, 108, 118, 119, 590
Eserin ana konusu olan 'İshak Fassı' ne anlama gelir?

Verilen kaynaklarda "İshak Fassı" kavramının doğrudan bir tanımı veya açıklaması bulunmamaktadır. Kaynaklarda sadece "Muhammed Fassı ile bitişi (19/06/2013) olmuştur"1 ifadesi geçmekte ve bu ifadenin de "İshak Fassı"nın ne anlama geldiğini açıklamadığı görülmektedir. Dolayısıyla, bu soruya verilen kaynaklardan hareketle bir cevap üretmek mümkün değildir.

Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?

Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmıştır1. Kendisi "İz-Terzi Baba" olarak da bilinir ve eserleri "İrfan Sofrası Necdet Ardıç Tasavvuf Serisi" adı altında yayımlanmıştır2. Necdet Ardıç, Hz. Resulullah'ın (s.a.v.) M. Arabi Hz.lerine Medine-i Münevvere'de yazdırdığı ilmi aktaran bir müellif olarak kabul edilir2.

Ayrıntı

Necdet Ardıç, Uşşâkî tarikatının günümüzdeki önemli mürşidlerinden biridir ve tasavvufî irfanı modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyet olarak tanımlanır1. Kendisi "İz-Terzi Baba" unvanıyla da anılmaktadır2. Eserleri ve sohbetleri aracılığıyla tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmayı hedeflemiştir1.

Necdet Ardıç'ın eserleri, "İrfan Sofrası Necdet Ardıç Tasavvuf Serisi" başlığı altında yayımlanmaktadır2. Bu seride yer alan önemli çalışmaları arasında İrfan Mektebi (Hakk Yolu)2, Fusûsu'l-Hikem şerhi1, Necdet Divanı2, Hacc Divanı2 ve Salât- Namaz ve Ezan-ı Muhammedi'de Bazı Hakikatler gibi eserler bulunmaktadır2. Ayrıca, Lübb'ül Lübb Özün Özü adlı Osmanlıca bir eseri de çevirmiştir2.

Necdet Ardıç'ın ekolünden gelen müellifler arasında Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi isimler de bulunmaktadır. Abdürrezzak Tek, Sâd, Câsiye ve Vâkı'a sûreleri tefsirlerini kaleme alırken; Terzi Oğlu Cem Cemâlî ise Mü'minûn ve Zümer sûreleri tefsirlerinin yazarıdır34. Bu durum, Necdet Ardıç'ın tasavvufî düşüncesinin ve irfan geleneğinin geniş bir çevre tarafından benimsendiğini ve devam ettirildiğini göstermektedir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Vikipedi: Necdet Ardıç
  3. 2.TB. Kelime-i İshâkiyye — s. 1, 5, 118, 119
  4. 3.Vikipedi: Abdürrezzak Tek
  5. 4.Vikipedi: Terzi Oğlu Cem Cemâlî
Bu eser kimler için yazılmıştır?

Necdet Ardıç'ın "Kelime-i İshâkiyye" adlı eseri, tasavvufî hakikatleri idrak etmek isteyen, gönlü Hakk ile dolu ve ilâhî sırları keşfetmeye talip olan kimseler için yazılmıştır. Eser, zâhirî bilginin ötesine geçerek Kur'an'ın ve İslâmî hakikatlerin bâtınî anlamlarını kavramak isteyenlere hitap eder1. Özellikle, Hak'ın bütün isimlerini taşıyan ve kendi varlığında tüm mahlûkâtı cem eden Hakk'ı idrak edebilen, kalbi geniş kimseler için bir rehber niteliğindedir1. Bu metinler, tasavvuf-irfân külliyâtının "sırrî metinleri"nden olup, fenâ fillâh ehlinin konuşma biçimini gösterir2.

Ayrıntı

"Kelime-i İshâkiyye", tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan Necdet Ardıç'ın eserlerinden biridir (Necdet Ardıç (Terzibaba) - WIKI). Bu eser, hayatın gerçek anlamını kavramak ve hakikati idrak etmek isteyenler için kaleme alınmıştır; zira yazar, bu tür metinleri okuyup inceleyemeyenlerin büyük bir kayıp içinde kalacağını belirtir1. Eser, özellikle "ilm-i Hakk, gönlü Hakk, her şeyi Hakk olan kimseler"in derin düşüncelerini ve ilâhî sırları anlamalarına yardımcı olmayı amaçlar1.

Kitap, Kur'an'ın ve İslâmî hakikatlerin bâtınî yönlerini anlamak isteyenlere yöneliktir. Yazar, velâyet neticesiyle Hz. Resulullah'tan Hz. Ali evlatlarına ve oradan da ümmete yayılan velâyet sırrı sayesinde bu bâtınî anlamların anlaşıldığını ifade eder1. Bu bağlamda, eserin hedef kitlesi, zâhirî bilgiden öteye geçerek ilâhî isimlerin tecellîlerini kendi varlığında müşâhede edebilenlerdir. Nitekim, "Emânet Âyeti"nin tasavvufî yorumunda belirtildiği gibi, insan Hak'ın bütün isimlerini taşıyacak câmî bir mahaldir2.

Eser, kalbinde "cemî'-i taayyünâtta zuhuru i'tibâriyle, kendi vücûdu ile tüm mahlûkâtı cami' olan Hakk'ı sığdıran" kimselere hitap eder1. Bu, tasavvuftaki fenâ fillâh hâlini yaşayan ve Hak ile özel bir ilişki kuran velîlerin konuşma biçimini yansıtan "Risâle-i Gavsiyye" gibi "sırrî metinler"le benzerlik gösterir2. Dolayısıyla, bu eser, tasavvufî derinliğe ulaşmış veya bu yolda ilerlemek isteyen, kalbi mühürlü ve gözleri perdeli olmayan1 idrak sahibi kimseler için yazılmıştır.

  1. Kaynaklar
  2. 1.TB. Kelime-i İshâkiyye — s. 9, 25, 32, 56, 95
  3. 2.K1, s. 12, 405
Tasavvufta 'nefsine ârif olmak' ne demektir?

Tasavvufta 'nefsine ârif olmak', sâlikin kendi süflî yapısı olan nefsi tanıması, onun mertebelerini idrâk etmesi ve bu idrâk neticesinde Rabb'ini bilme makâmına ulaşmasıdır. Bu, sadece bilgiyle değil, müşâhede ve zevk ile gerçekleşen bir mârifet hâlidir. Hadîs-i şerîfteki "men arefe nefsehû fa-kad arefe rabbeh" (kim nefsini tanırsa Rabb'ini tanır) hükmü, bu ârifliğin temelini oluşturur1. Ârif, nefsini tezkiye ederek Hak'tan ayrı olmadığını zevkan idrâk eden kâmil kişidir.

Ayrıntı

Nefsine ârif olmak, tasavvufta sülûkun ana hedeflerinden biridir. Nefs, insanın dünyevî ve hayvânî temayüllerinin merkezi olup, kötülüğü emredicidir2. Bu nedenle nefsin terbiye edilmesi, yani tezkiye edilmesi, her iki yolda da (İshak ve İsmail yolları) gereklidir1. Nefsin yedi mertebesi vardır: Emmâre, Levvâme, Mülhime, Mutmainne, Râdıye, Mardiyye ve Sâfiye/Kâmile2. Bu mertebeler Kur'ân âyetlerinden istinbât edilmiştir; örneğin Nefs-i Levvâme'ye Kur'ân'da kasem edilmiştir31.

Nefsine ârif olan kişi, nefsini kurban etme, yani nefs terbiyesi sürecinden geçer1. Bu süreçte sâlik, nefs-i emmârenin şehvet, gazab, kibir gibi hâllerinden arınır ve nefs-i levvâmede kendini levmederek tevbe ve mücâhede ile ilerler4. Ârif, âlimden farklı olarak sadece bilgi sahibi değil, aynı zamanda bu bilgiyi müşâhede ile yaşamış, mârifet sahibi kimsedir2. Mârifet-i nefs makâmında olan ârifin kalbine Hakk'ın tecellîsi cüz'îdir ve bu kalbe ancak o tecellî ile ma'rûf olan Hak sığar1.

Kâmil ârif, "cem'" mertebesinde Hak'tan mütemeyyiz değildir, yani Hakk'tan ayrı olmadığını idrâk eder1. Bu idrâk, zevkan ve kalben gerçekleşir; fiilen kendi nefsinde birey olarak bulması mümkün değildir1. Nefsine ârif olan kişi, kendi nefsinde Kur'ân olan kimsedir ve bu hakikati zevkan bilir1. Bu âriflik, Hakk'ın kalbe Hak ile bâtılı tefrik edecek bir nur ilka etmesiyle de desteklenir1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.TB. Kelime-i İshâkiyye — s. 2, 28, 76, 92, 107, 108, 110
  3. 2.K1, s. 110, 126
  4. 3.Kıyâme 75/2
  5. 4.K2
Eserde geçen 'tevhid' ve 'tenzih' kavramları günlük dilde ne ifade eder?

Verilen kaynaklarda 'tevhid' ve 'tenzih' kavramlarının günlük dildeki karşılıklarına doğrudan bir cevap bulunmamaktadır. Ancak, kaynaklarda 'Kelime-i Tevhîd' kavramı açıklanmakta ve bu kelimenin tasavvuftaki anlamı ve yapısı detaylandırılmaktadır. Kelime-i Tevhîd, 'Lâ ilâhe illâllâh, Muhammedun Resûlullâh' ifadesidir ve 'Allah'tan başka ilâh yoktur, Muhammed Allah'ın resûlüdür' anlamına gelir. Bu kelime, sâlikin Hak'a teveccühünün asıl ifadesi olup, bütün zikirlerin temelidir1. Kelimenin yapısı, Hak'tan başka bütün vücud iddialarının reddi olan 'nefiy' ('lâ ilâhe') ve Hak'ın ispatı olan 'isbat' ('illâllâh') olmak üzere iki kısımdan oluşur1.

Ayrıntı

Kelime-i Tevhîd, tasavvufta bütün zikirlerin anası olarak kabul edilir ve sâlikin sülûkunun iki ana adımını ifade eder1. Bu adımlar, önce mâsivâdan (Hak'tan başkalarından) kalbi temizleme ve sonra Hak'la kalbi doldurmadır1. Kelime-i Tevhîd'in bu yapısı, bir yandan Hak'tan gayrı her şeyi reddetmeyi (nefiy), diğer yandan ise yalnızca Hak'kı tasdik etmeyi (isbat) içerir1. Bu bağlamda, 'tevhid' kavramı, Allah'ın birliğini ve tekliğini kabul etme, O'ndan başka hiçbir varlığa ilahlık atfetmeme anlamını taşır. Kaynaklarda 'tenzih' kavramına doğrudan bir açıklama getirilmemekle birlikte, Kelime-i Tevhîd'in 'nefiy' kısmı, yani 'lâ ilâhe' ifadesi, Allah'a yakışmayan her türlü noksan sıfatı ve O'nun dışındaki varlıkların ilahlık iddialarını reddetme anlamında bir tenzih işlevi görür. Bu, Allah'ı her türlü eksiklikten ve yaratılmışlara benzemekten uzak tutma, yani O'nu tenzih etme anlayışının bir yansımasıdır. Kelime-i Tevhîd'in yedi katmanı arasında zikredilen 'tevhîd-i lisânî' (sadece dilden söylemek) ve 'tevhîd-i akâidî' (kalben de inanmak) gibi mertebeler, bu birliğin farklı idrak seviyelerini gösterir1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.K1, s. 27
Bu eseri okumak manevi yolculuğa nasıl bir katkı sağlar?

Necdet Ardıç'ın eserleri, manevi yolculukta sâlike çeşitli katkılar sunar. Özellikle "İbretlik Hikayeler" gibi eserler, tasavvufî kavramların anlaşılmasına ve sâlikin kendi nefsini muhâsebe etmesine yardımcı olur. Bu hikayeler, mîzân (kalbin Hak ile halk arasındaki dengesi), mu'cize (peygamberin mahalliyet-i ulûhiyyesinin tezâhürü) ve mükâşefe (gayb âleminden kalbe inen doğrudan idrâkler) gibi temel tasavvufî hakikatleri somutlaştırarak sâlikin idrâkini derinleştirir. Eserler, aynı zamanda zuhurat (bâtın âleminden gelen işaretler) ve salavat (Hz. Peygamber'e manevi bağlantı kurma) gibi pratik manevi uygulamalarla sâlikin ruhsal gelişimine destek olur, böylece mücâhedenin meyvesi olan mükâşefeye zemin hazırlar.

Ayrıntı

Necdet Ardıç'ın eserleri, manevi yolculukta sâlikin tasavvufî hakikatleri anlamasına ve yaşamasına önemli katkılar sağlar. Eserlerde yer alan "İbretlik Hikayeler", sâlikin kendi nefsini muhâsebeye çekmesi için bir araç görevi görür (İbretlik Hikayeler). Bu hikayeler aracılığıyla sâlik, Haşr 18'deki "her nefs yarın için ne hazırladığına baksın" emrinin yaşanması olan ahlâkî mîzânı idrâk eder1. Hikayeler, aynı zamanda kâinatın bizzat bir denge üzerinde kurulu olduğunu ifade eden vücudî mîzânı ve Hak'ın "el-Adl" isminin tecellîsi olan mârifet mîzânını da sâlike düşündürür1.

Eserler, peygamberlerin nübüvvet iddiâsını ispatlayan ve âdetin dışında gerçekleşen olağanüstü hâller olan mu'cize kavramını da ele alır1. Bu bağlamda, Hz. Mûsâ'nın asâsı veya Hz. Îsâ'nın ölü diriltmesi gibi örnekler, Hak'ın peygamber mahallinde doğrudan tasarrufunun bir adı olarak sunulur1. Bu tür anlatılar, sâlikin peygamberlerin zâtî mu'cizelerini ve Kur'ân-ı Kerîm'in dâimî mu'cize oluşunu daha iyi kavramasına yardımcı olur1.

Manevi yolculukta ilerleyen sâlik için mükâşefe, yani "perde açılması, gizliliğin kalkması" da eserlerin katkı sağladığı bir alandır1. Mücâhedenin bir meyvesi olarak ortaya çıkan mükâşefe, sâlikin gayb âleminden veya Hak'tan kalbine inen doğrudan idrâkleri ifade eder1. Bu idrâklar, sûretlerin müşâhede edildiği sûrî mükâşefe, mânâların idrâk edildiği mânevî mükâşefe veya Hak'ın esmâ ve sıfatlarının doğrudan tecellî ettiği zâtî mükâşefe şeklinde tezâhür edebilir1. Eserler, sâlikin bu tür manevi görünümleri veya rüyaları, yani zuhuratı (Zuhurat) anlamasına ve yorumlamasına da rehberlik eder. Ayrıca, Hz. Peygamber'e salât ve selam getirme, yani salavat (Salavat) yoluyla manevi bağlantı kurmanın önemi vurgulanarak sâlikin ruhsal gelişimi desteklenir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.K1, s. 14, 50, 101
Eserde neden İbnü'l Arabî ve Fusûsu'l-Hikem'e bu kadar önem veriliyor?

Eserde Muhyiddîn İbn Arabî ve onun Fusûsu'l-Hikem adlı eserine verilen önem, bu eserin tasavvuf metafiziğinin ana metni ve irfânî külliyatın en derin metinlerinden biri olmasından kaynaklanır. Fusûsu'l-Hikem, İbn Arabî'nin rüyâ yoluyla Hz. Peygamber'den ilham alarak yazdığı, her biri bir peygamberin hikmetini içeren 27 bölümden (Fass) oluşan bir eserdir1. Bu eser, tasavvufî hakikatlerin en yoğun ve şahika düzeyde ifade edildiği bir kaynak olarak kabul edilir; öyle ki, Fusûs'u anlayan kişinin tasavvufu tahkîk ettiği düşünülür1. Özellikle Ahmed Avni Konuk gibi büyük irfan ehlinin şerhleri ve Mustafa Tahralı gibi akademisyenlerin çalışmalarıyla gün yüzüne çıkan bu eser, tasavvuf yolunda ilerleyen sâlikler için temel bir başvuru kaynağıdır23.

Ayrıntı

Muhyiddîn İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem'i, tasavvuf metafiziğinin zirve noktası olarak kabul edilir ve bu nedenle eserde büyük bir ehemmiyetle ele alınır. Eserin adı olan "Hikmetlerin Yüzükleri" veya "Hikmet Cevherleri", her bir peygamberin temsil ettiği özel bir hikmeti barındırmasından gelir1. İbn Arabî'nin bu eseri, sıradan bir kitap olmaktan öte, Hz. Peygamber'in rüyâ yoluyla kendisine yazdırdığı, ilâhî bir ilhamın tezahürü olarak görülür1. Bu durum, esere atfedilen kutsiyeti ve mânevî derinliği artırır.

Fusûsu'l-Hikem'in yapısı, 27 Fass'tan oluşur ve her Fass, Âdemiyye (Hikmet-i İlâhî), Şîsiyye (Hikmet-i Nefthiyye) gibi belirli bir peygamberin hikmetini işler1. Bu sistematik yapı, tasavvufî hakikatlerin katmanlı bir şekilde idrâk edilmesine imkân tanır. Eserde, özellikle Terzibaba Necdet Ardıç gibi irfan ehlinin sohbetlerinde ve yazılarında, Fusûsu'l-Hikem'den yapılan nakillerle tasavvufî ilimlerin temellendirildiği görülür2. Ahmed Avni Konuk'un Fusûsu'l-Hikem şerhi, Mustafa Tahralı'nın gayretleriyle gün yüzüne çıkarılmış ve bu da eserin anlaşılmasına yönelik modern dönemdeki katkıların önemini gösterir23. Bu bağlamda, Fusûsu'l-Hikem, tasavvuf yolundaki sâliklerin mânevî seyrinde bir rehber ve Hakikat'e ulaşmada bir anahtar olarak kabul edilir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.K1, s. 26
  3. 2.TB. Kelime-i İshâkiyye — s. 1, 119
  4. 3.Mustafa Tahralı