İçeriğe atla
TB. Kelime-i Lûtiyye & Üzeyriyye kapak gorseli

TB. Kelime-i Lûtiyye & Üzeyriyye

Terzibaba - Necdet Ardıç

195 sayfa~293 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçterzibaba şerhidijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

TerzibabaNecdet ArdıçTasavvufİslami EdebiyatŞerh GeleneğiSufi ÖğretileriMistik MetinlerDijital Kütüphane

Sıkça Sorulan Sorular

Kelime-i Lûtiyye & Üzeyriyye kitabı ne anlatıyor?

Kelime-i Lûtiyye & Üzeyriyye kitabı, tasavvufî hikmetleri, özellikle de "hikmet-i melkiyye" ve "hikmet-i kaderiyye" kavramlarını Hz. Lût ve Hz. Üzeyir peygamberlerin kıssaları üzerinden açıklayan bir eserdir. Kitap, İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem'indeki ilgili fasılların şerhi mahiyetindedir. "Hikmet-i melkiyye", şiddet ve kuvvet anlamlarına gelen "melk" kelimesiyle ilişkilendirilerek, Hz. Lût'un kavmini hayvani şehvetlerden insanlığa davet etmesindeki ilahi şiddet ve tasarrufu; "hikmet-i kaderiyye" ise kaderin ilahi hükmün tafsilatı olduğunu ve eşyadaki ilahi kazayı beyan eders.72, 75, 78. Eser, bu hikmetlerin marifetin içleri olduğunu vurgulars.70.

Kaynaklar: TB. Kelime-i Lûtiyye & Üzeyriyye — s. 70, 72, 75, 78

Ayrıntı

Kelime-i Lûtiyye & Üzeyriyye kitabı, tasavvufî derinlikleri Hz. Lût ve Hz. Üzeyir peygamberlerin hikmetleri üzerinden açımlar. Kitabın ilk bölümü, Kelime-i Lûtiyye'de mündemiç olan "hikmet-i melkiyye"yi ele alırs.8. "Melk" kelimesi, mimin fethi ve lamın sükûnu ile "şiddet" ve "melîk" ise "şedîd" (şiddetli, kuvvetli) anlamlarına gelirs.10. Bu hikmetin Kelime-i Lûtiyye'ye nispeti, Hz. Lût'un kavminin tabiat işleri ve hayvani şehvetlerle yeryüzünde fesat çıkarması ve Lût (a.s.)'ın onları hayvanlıktan insanlığa davet etmesiyle açıklanırs.8. Kur'an-ı Kerim'de Hz. Lût'un "Eğer benim size karşı kuvvetim olaydı veyahut ben rükn-i şedide iltica edeydim" (Hûd, 11/80) buyurması, "hikmet-i melkiyye"nin yani şiddet hikmetinin bu ayet-i kerimeden çıkarıldığını gösterirs.10. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) "Allah Teâlâ kardeşim Lût'a rahmet etsin ki, muhakkak rükn-i şedîde iltica eyledi" buyurması, Hz. Lût'un Allah ile beraber olduğuna işaret eders.10. Eser, bu hikmetin "ma'rifetin içleri" olduğunu belirtirs.70. Kitabın diğer bölümü ise Kelime-i Üzeyriyye'de mündemiç olan "hikmet-i kaderiyye"yi beyan eders.72. Bu bölümde "kaza"nın Allah'ın eşyadaki hükmü olduğu, "kader"in ise kazanın tafsilatı olduğu açıklanırs.75, 78. Eser, genel olarak tasavvufî hakikatleri, tevhid ehli olmayı ve ilahi marifetin derinliklerini ele alırs.39, 193.

Kaynaklar: TB. Kelime-i Lûtiyye & Üzeyriyye — s. 8, 10, 39, 70, 72, 75, 78, 193

Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?

Necdet Ardıç, Uşşâkî tarikatının günümüzdeki önemli mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmayı hedeflemiş, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmıştır (Wiki: Necdet Ardıç (Terzibaba)). Kendisi Tekirdağlı Terzi Baba Necdet Ardıç olarak da bilinir ve İrfan Sofrası Necdet Ardıç Tasavvuf Serisi adı altında birçok eser kaleme almıştırs.1. Bu eserler arasında Necdet Divanı, Hacc Divanı, Lübb’ül Lübb Özün Özü ve Salât- Namaz ve Ezan-ı Muhammedi’de Bazı Hakikatler gibi çalışmalar bulunmaktadırs.192-193.

Kaynaklar: TB. Kelime-i Lûtiyye & Üzeyriyye — s. 1, 192, 193

Ayrıntı

Necdet Ardıç, tasavvufî irfan geleneğini çağdaş döneme aktaran ve Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biri olarak tanınır (Wiki: Necdet Ardıç (Terzibaba)). Kendisi, "Terzi Baba" lakabıyla anılmakta ve Tekirdağlı kimliğiyle bilinmektedirs.1. Tasavvuf alanındaki derin bilgi birikimini, kaleme aldığı eserler ve verdiği sohbetler aracılığıyla geniş kitlelere ulaştırmayı amaçlamıştır (Wiki: Necdet Ardıç (Terzibaba)).

Eserleri arasında özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserine yaptığı şerh dikkat çekmektedir (Wiki: Necdet Ardıç (Terzibaba)). Bu çalışmalar, onun tasavvufî düşünceyi yorumlama ve aktarma yeteneğini göstermektedir. Ayrıca, "İrfan Sofrası Necdet Ardıç Tasavvuf Serisi" adı altında yayımlanmış pek çok eseri bulunmaktadırs.1. Bu seride yer alan bazı önemli eserleri şunlardır: Necdet Divanı, Hacc Divanı, İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri, Lübb’ül Lübb Özün Özü (Osmanlıca'dan çeviri), Salât- Namaz ve Ezan-ı Muhammedi’de Bazı Hakikatler (İngilizce ve İspanyolca çevirileri de mevcuttur) ve İslâm’da Mübarek Geceler, Bayramlars.192-193. Divanlar serisi içinde Necdet Divanı, Hacc Divanı ve Terzi Baba Divanı gibi şiir derlemeleri de yer almaktadırs.197. Necdet Ardıç ekolünden gelen müellifler arasında Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi isimler de bulunmaktadır; bu müellifler onun riyasetindeki tasavvuf serisi içinde çeşitli sûre tefsirleri yazmışlardırvikipedi.

Kaynaklar: TB. Kelime-i Lûtiyye & Üzeyriyye — s. 1, 192, 193, 197 · Vikipedi: Abdürrezzak Tek, Wiki: Terzi Oğlu Cem Cemâlî

Kitapta geçen 'Hikmet-i Kaderiyye' ne demektir?

Hikmet-i Kaderiyye, tasavvufta kader sırrının idrâk edilmesi ve ilâhî esmânın tecellîleri olan a'yân-ı sâbitenin bilgisine ulaşılması anlamına gelir. Bu hikmet, kişinin kendi iradesinin ötesinde, her şeyin Allah'ın ilminde ezelden takdir edilmiş olduğunu müşâhede etmesidir. Özellikle Üzeyir (a.s.) kelimesinde mündemiç olan bu hikmet, "melk" ve şiddet gibi ilâhî sıfatların zuhurunu ve kaderin hükmünün, yani kazanın tafsilâtının idrâkini içerirs.72, 78. Sâlik, bu mertebede Hak'ta fânî olup Hak'la bakî olduktan sonra kader sırrına muttali olurs.9.

Kaynaklar: TB. Kelime-i Lûtiyye & Üzeyriyye — s. 9, 72, 78

Ayrıntı

Hikmet-i Kaderiyye, tasavvufî sülûkun önemli bir aşaması olup, kişinin ilâhî takdir ve kaderin inceliklerini anlamasıyla ilgilidir. Bu hikmet, özellikle Üzeyir (a.s.) ile ilişkilendirilir ve İbnü'l-Arabî'nin eserlerinde "Kelime-i Üzeyriyye" başlığı altında ele alınırs.72. Kaderiyye hikmeti, "hikmet-i melkiyye"yi takip eden bir mertebedir; zira "melk" ve şiddet gibi ilâhî sıfatların zuhuru ve esmâ-i ilâhiyyenin gereği olarak ortaya çıkan durumlar, kader sırrının idrâkine zemin hazırlars.73.

Hikmet-i Kaderiyye'nin temelinde, a'yân-ı sâbitenin bilgisine ulaşmak yatar. A'yân-ı sâbite, eşyanın ezelî mâhiyetleri olup, Hak'ın ilminde sâbittirK1. Bu a'yân-ı sâbiteye ıttıla, kader sırrına ıttıla etmekten ibarettir ve bu bilgi Hak'ka mahsusturs.9. Kişi, Hak'ta fânî olup Hak'la bakî olduktan sonra bu sırra muttali olabilirs.9.

Bu hikmet, "kaza" ve "kader" kavramlarını da içerir. "Kaza", Allah'ın eşyada hükmü iken, "kader", kazanın tafsilâtıdırs.75, 78. Yani, her şeyin ilâhî ilmî planda nasıl ve ne şekilde olacağının detaylı bilgisi kaderdir. Bu mertebede sâlik, emr-i vücûd için fail ve kabilin lâzım olduğunu ve hakikatte alan ve verenin Hak olduğunu idrâk eders.70. Kısacası, Hikmet-i Kaderiyye, ilâhî takdirin ve esmânın tecellîlerinin derinlemesine anlaşılmasıyla elde edilen bir ma'rifet hâlidir.

Kaynaklar: TB. Kelime-i Lûtiyye & Üzeyriyye — s. 9, 70, 72, 73, 75, 78 · K1, s. 168

Arifin tasarrufunun azalması ne anlama geliyor?

Ârifin tasarrufunun azalması, onun Hak karşısındaki mutlak acziyetini ve ubûdiyet makâmındaki kemâlini ifade eder. Ma'rifeti yükseldikçe, ârifin kendi iradesiyle âlemde tasarrufta bulunma isteği ve gücü eksilir; zira o, her şeyin Hak'tan geldiğini ve Hak'ka döndüğünü idrâk eders.35. Bu durum, ârifin kendi varlığını değil, Hakk'ın tasarrufunu esas almasıyla açıklanır ve onun fenâ makâmına yakınlığını gösterir. Ârif, tasarruf eden ile tasarruf olunanı bir vücûd olarak müşâhede ettiğinden, kendi tasarrufunu terk eder ve Hakk'ı vekîl kabul eders.39.

Kaynaklar: TB. Kelime-i Lûtiyye & Üzeyriyye — s. 35, 39

Ayrıntı

Ârifin tasarrufunun azalması, onun mârifet makâmındaki ilerleyişiyle doğrudan ilişkilidir. Ârif, Hak'ı tanıma makâmına erdiğinde, kendi varlığını ve iradesini Hak'ın mutlak varlığı ve iradesi karşısında yok hükmünde görürK1. Bu durum, onun himmetle tasarrufta bulunma arzusunu ve gücünü azaltırs.35.

Bu azalmanın iki temel vechesi vardır:

  1. Ubûdiyet Makâmında Tahakkuk: Ârif, abdiyet makâmından ubûdiyet makâmına yükselir. Abdiyet, kişinin kendi varlığını var kabul ederek ibadetini kendisinden bilmesidir. Ubûdiyet ise, kişinin kendi varlığını Hakk'ın varlığı içinde yok sayması, dolayısıyla kendi tasarrufunun olmadığını idrâk etmesidirs.36. Bu makâmda ârif, tasarrufun Hakk'a ait olduğunu bilir ve kendiliğinden tasarrufa kalkışmaz. Eğer bir tasarruf gerçekleşirse, bu Hakk'ın tasarrufu olup, ârifin kendi iradesiyle değildirs.36.

  2. Vücûd-ı Vâhid-i Mutlak Müşâhedesi: Ârif, tasarruf eden ile tasarruf olunanın tek bir vücûddan ibaret olduğunu, yani ikisinin ahadiyetini müşâhede eders.39. Bu, Hakk'ın ilmindeki a'yân-ı sâbitelerinK1 kâinata yansıması olarak her şeyin yerli yerinde olduğunu görmesidir. Ârif, her şeyin Hak'ın muradına uygun olduğunu idrâk ettiğinden, beğenilmeyecek bir şey bulmaz ve onu değiştirmek için himmet sarf etmezs.48. Bu müşâhede, ârifi tasarruftan men eders.43.

Ârifin mârifeti ne kadar yücelirse, kendi tasarrufu o denli azalırs.36. Zira himmetle tasarruf etmek, kalbi o şeye tam bir huzur ve teveccüh ile yöneltmeyi gerektirir. Ancak bu durum, Hakk'ın mârifetini kalpten çıkarmayı gerektirebilir. Bu nedenle, mârifeti tamâm olan ârif, tasarruftan ârî ve acziyetle zahir olurs.50. Eğer ârif âlemde tasarruf ederse, bu kendi ihtiyarıyla değil, emr-i ilâhî ve cebir iledirs.54.

Kaynaklar: K1, s. 8, 110 · TB. Kelime-i Lûtiyye & Üzeyriyye — s. 35, 36, 39, 43, 48, 50, 54

Bu eser tasavvufa yeni başlayanlar için mi?

Verilen kaynaklarda, Necdet Ardıç'ın eserlerinin tasavvufa yeni başlayanlar için olup olmadığına dair doğrudan bir ifade bulunmamaktadır. Ancak, eserlerin içeriği ve sunuluş biçimi göz önüne alındığında, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan ve geniş kitlelere ulaştırmayı hedefleyen çalışmalar olduğu anlaşılmaktadır. Özellikle "İrfan Mektebi (Hakk Yolu)" gibi eserlerin, tasavvufun temel kavramlarını ve nefs mertebelerini ele alması, bu eserlerin tasavvuf yoluna girenler için bir rehber niteliği taşıyabileceğini düşündürmektedir. Necdet Ardıç'ın eserleri, tasavvufun derin hakikatlerini idrak ettirme ve tahakkuklarını nasip etme gayesiyle yazılmıştırs.192.

Kaynaklar: TB. Kelime-i Lûtiyye & Üzeyriyye — s. 192

Ayrıntı

Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biri olarak, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan bir şahsiyettir (Necdet Ardıç (Terzibaba) - WIKI). Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmayı hedeflediği belirtilmektedir. Bu durum, eserlerinin sadece ileri düzeydeki sâliklere değil, aynı zamanda tasavvufa ilgi duyan ve bu yola adım atmak isteyen kişilere de hitap edebileceğine işaret eder.

Özellikle "İrfan Mektebi (Hakk Yolu)" adlı eseri, nefs mertebelerini ve Hakk yolunu anlatan temel bir eser olarak tanımlanmaktadır (İrfan Mektebi (Hakk Yolu) - WIKI). Bir yolun temelini anlatan bir eserin, o yola yeni başlayanlar için de uygun olması beklenir. Ayrıca, Necdet Ardıç'ın eserlerinin "ilahi emanetleri aktarmaya acizane çalışmalar yapma" gayesiyle yazıldığı ve Cenâb-ı Hakk'ın bu hakikatleri "hepimize idrak ettirmesini" dilediği ifade edilmektedirs.192. Buradaki "hepimiz" ifadesi, hitap edilen kitlenin genişliğini ve tasavvufî idrakin herkese nasip olması arzusunu gösterir.

Tasavvufun, ilmin, insanlığın ve Cenab-ı Hakk irfaniyetinin zirveleri olarak nitelendirilen bu bilgilerin bilinmediği zaman, kişinin sadece "suri birer Müslüman" olacağı, "iç bünyede irfaniyeti olmayan" bir hâlde kalacağı vurgulanmaktadırs.77. Bu ifade, tasavvufî bilginin önemini ve bu bilginin sadece belirli bir zümreye ait olmadığını, aksine her Müslümanın irfanını derinleştirmesi için gerekli olduğunu ima eder. Dolayısıyla, Necdet Ardıç'ın eserleri, tasavvufî derinliği arayan ve irfan yolunda ilerlemek isteyen herkes için bir başlangıç noktası veya rehber olabilir.

Kaynaklar: TB. Kelime-i Lûtiyye & Üzeyriyye — s. 77, 192

Kaza ve kader arasındaki fark nedir?

Kaza ve kader, tasavvufî anlayışta Allah'ın ezelî hükmü ve bu hükmün zaman içindeki tecellisi olarak birbirini tamamlayan iki kavramdır. Kaza, Cenâb-ı Hakk'ın ezelde, varlıklar yokken, her bir varlığın "a'yân-ı sâbite"sinde (ezelî mâhiyetlerinde) belirlediği genel ve toplu programdır; bir hüküm ve hayat sistemidirs.75, 122. Kader ise, bu ezelî kazanın zaman içerisinde, miktar miktar ve peyderpey ortaya çıkması, yani kazanın tafsilata dönüşmüş hâlidirs.75, 81. Kaza, ilm-i ilâhîde sabit olan hükümken, kader bu hükmün belirli bir sebeple belirli bir vakitte takdir edilmesidirs.81, 111.

Kaynaklar: TB. Kelime-i Lûtiyye & Üzeyriyye — s. 75, 81, 111, 122

Ayrıntı

Kaza, Allah'ın ilm-i ilâhîsinde, varlıklar henüz yokken, her bir varlığın "a'yân-ı sâbite"si (ezelî mâhiyetleri) üzerine hükmettiği genel ve toplu programdırs.75, 81, 122. Bu, değişmez ve hakiki olan ezelî hükümdürs.122. Kaza, bir varlık için hükmedilmiş hayat sisteminin tamamını ifade eders.75.

Kader ise, bu ezelî kazanın zaman içerisinde, miktar miktar ve peyderpey ortaya çıkmasıdırs.75. Yani kaza, çekirdek gibi toplu bir hükümken, kader bu çekirdeğin zaman içinde açılıp gelişmesi ve kendini üretmesidirs.77. Kader, kazanın tafsilatıdır; ilm-i ilâhîde hükmedilmiş olan şeyi, eksiksiz ve fazlasız olarak, belirli zamanlarda takdir eders.81, 111.

Bu bağlamda, kaza ve kader arasındaki temel fark, kazanın genel ve ezelî hüküm olması, kaderin ise bu hükmün zaman ve mekânda tecelli eden tafsilatı olmasıdırs.81. Ancak, "kaza-yı muallak" adı verilen, değişme ihtimali olan kazalar da vardır. Bu tür kazalar, sadaka ve dua gibi amellerle değiştirilebilir; yani bir kaza, başka bir kaza (hüküm) ile reddedilebilirs.76, 122. İnsanların iradesi, kaza-yı muallaktaki hükmü kendi lehlerine veya aleyhlerine çevirme gücüne sahiptirs.122. Kaza ve kader, irade ve meşiyet ile birlikte ilm-i ilâhîye, ilm-i ilâhî de "kader-i ma'lûm" olan a'yân-ı sâbiteye tâbidirs.126. Bu mertebe farklılığı, zahir ve bâtın bilgiler arasındaki fark gibi, birbirini ortadan kaldıran değil, farklı mertebelerde geçerli olan hakikatlerdirs.82.

Kaynaklar: TB. Kelime-i Lûtiyye & Üzeyriyye — s. 75, 76, 77, 81, 82, 111, 122, 126

Üzeyir Peygamberin kıssasından çıkarılacak ibret nedir?

Verilen kaynaklarda Üzeyir Peygamber'in kıssasından çıkarılacak ibretlere dair doğrudan bir açıklama bulunmamaktadır. Kaynaklar, Üzeyir (a.s.)'ın Fusus-ul Hikem'deki sıralamasının Kur'an'daki peygamberler sıralamasından farklı olduğunu ve bunun hikmetlerin birbirini takip etmesiyle ilgili olduğunu belirtirs.73. Ancak bu farklı sıralamanın veya Üzeyir (a.s.)'ın kıssasının kendisinin ne gibi ibretler taşıdığına dair detaylı bilgi verilmemiştir.

Kaynaklar: TB. Kelime-i Lûtiyye & Üzeyriyye — s. 73

Velayet makamı nasıl anlatılıyor?

Velâyet makamı, Hak ile yakınlık ve manevî dostluk hâli olup, tasavvuf doktrininin merkezî kavramlarından biridir. Lugatta 'yakınlık, dostluk, vekîllik' anlamına gelen velâyet, sâlikin Hak ile kurduğu bu özel ilişkiyi ifade ederK1. Yûnus Sûresi 62. ayetteki "Allah'ın velîlerine korku ve hüzün yoktur" ifadesi, velâyetin Kur'anî mesnedidirK1. Velâyet, nübüvvetin altında ancak ona en yakın makamdır; nübüvvet kapısı kapanmış olsa da velâyet kapısı açıktırK1. Her nebî aynı zamanda velîdir, ancak her velî nebî değildir; velâyet, nübüvvet ve risâletten daha umumî ve kapsamlıdırs.172.

Kaynaklar: K1, s. 38 · TB. Kelime-i Lûtiyye & Üzeyriyye — s. 172

Ayrıntı

Velâyet, tasavvufî anlayışta kişinin özünde bulunan, ilâhî sıfatlarla tecellî eden ve Hak Teâlâ'nın kulları üzerindeki ezelî ve ebedî mütevellîliğini ifade eden bir makamdırs.164, 170. Bu makam, Hak ile manevî dostluğun adıdır ve Allah'ın velîlerine korku ve hüzün olmadığını bildiren ayetle temellendirilirK1. Velâyet, nübüvvetin bâtını olduğundan, şerîat sahibi olan enbiyâya ve davet-i halka mezun olmayan evliyâya şâmildirs.155. Her nebî velîdir, ancak her velî nebî değildir; bu durum velâyetin nübüvvet ve risâletten daha umumî olduğunu gösterirs.172. Nübüvvet ve risâlet, velâyet dairesi içinde iki hususî mertebedirs.172.

Velâyet makamı, risâlet makamından daha mükemmel ve üstün olarak nitelendirilebilir; zira vahdet, ikilikten daha kemâl ve üstündürs.163. Bu üstünlük, velâyetin ilâhî marifeti ve tevhidi ilgilendiren öz bâtında olmasıyla açıklanırs.164. Velâyet, ilâhî bir sıfat olup, ilâhî keşif onunla hâsıl olur ve umûmî, her şeyi kapsayan küllî bir mânâdırs.155. Risâlet ve nübüvvet makamları dünyada belirli bir süre için geçerli iken, velî ismi Allah için bâkîdir ve velâyet makamı ahirette de devam eders.167, 167. Velâyet, Hak Teâlâ'nın İbâdı üzerine ezelden ve ebeden bu sıfat ile mütevellî olması sebebiyle kesintiye uğramazs.167, 170.

Kaynaklar: TB. Kelime-i Lûtiyye & Üzeyriyye — s. 155, 163, 164, 167, 170, 172 · K1, s. 38