
TB. Kelime-i Mûseviyye & Hâlidiyye
Terzibaba - Necdet Ardıç
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Kelime-i Mûseviyye & Hâlidiyye kitabı ne anlatıyor?⌄
Kelime-i Mûseviyye & Hâlidiyye kitabı, Hz. Musa (a.s.) ve Hâlid bin Sinan (a.s.) peygamberlerin hikmetlerini ve bu hikmetlerin tasavvufî mertebelerdeki karşılıklarını ele almaktadır. Eser, özellikle Hz. Musa'ya atfedilen "Hikmet-i Ulviyye" ve Hâlid bin Sinan'a atfedilen "Hikmet-i Samediyye" kavramları üzerinden sâlikin seyr ü sülûkundaki durakları ve idrakleri açıklamaktadır. Kitap, peygamber kıssalarını Ümmet-i Muhammed'in mânevî yolculuğundaki konaklar olarak yorumlamakta, Kelime-i Tevhid'in farklı yönlerini ve ihsan gibi temel tasavvufî kavramları bu peygamberlerin hayatları üzerinden derinleştirmektedirs.8, 27, 202, 250.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Mûseviyye & Hâlidiyye — s. 8, 27, 202, 250
›Ayrıntı
Kelime-i Mûseviyye & Hâlidiyye kitabı, iki ana peygamberin hikmetleri etrafında şekillenir. Birincisi, Hz. Musa (a.s.) ile ilişkilendirilen Hikmet-i Ulviyye'dir. Bu hikmet, Hz. Musa'nın diğer rasûllerin birçoğundan üstün olan mertebesine atfedilir; yalnızca Hz. İsa ve Hz. Muhammed (s.a.v.) bu mertebenin dışındadırs.8. Kitap, Hz. Musa'nın asâsı ve yed-i beyzâsı gibi mucizelerinin, onun ruhunun hükmü altındaki âlem-i şehâdetteki tezahürlerinin çokluğuyla vuku bulduğunu belirtir. Bu durum, Hz. Musa'nın bâtınî yükselişini ve Kelime-i Ulviyye'nin mazharlarındaki kesreti ifade eders.21. Firavun'un, Hz. Musa'nın kudret-i ilâhiyye ile zuhur eden hârikulâde hâlini görünce vahdâniyyet-i ilâhiyyeyi kalben tasdik etmesi ve Kelime-i Tevhid'i izhar etmesi de bu hikmetin bir parçası olarak ele alınırs.194. Kitap, "Beni İsrail" kıssalarının Ümmet-i Muhammed'in mânevî yolculuğundaki mertebeleri ve konakları temsil ettiğini vurgulars.27.
İkincisi, Hâlid bin Sinan (a.s.) ile ilişkilendirilen Hikmet-i Samediyye'dir. Bu hikmet, Hâlid bin Sinan'ın vefatından sonra kabrine müracaat ve iltica edilmesini vasiyet etmesi ve kavminin ona müracaat etmesi sebebiyle Samed ismine mazhariyetine bağlanırs.202, 220. Kitap, "kâne" kelimesinin tasavvufî anlamını da bu bağlamda açıklar; "kâne"nin zamana delalet etmediği zamanlarda "harf-i vücûdî" olarak basit bir harf gibi olduğunu, ancak karine-i hal ile zamana delalet ettiğinde bir kelimeye dönüştüğünü ifade eders.203, 208. Eser, Kelime-i Tevhid'in farklı yönlerini, vahiy ve Cebrail'i, ihsan kavramını (Cibril Hadisi üzerinden) ve murâkabe gibi tasavvufî pratikleri de bu peygamberlerin hikmetleri çerçevesinde ele alarak sâlikin mânevî gelişimine ışık tutars.250, 251; K1-590.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Mûseviyye & Hâlidiyye — s. 1, 8, 21, 27, 194, 202, 203, 208, 220, 250, 251, 590
Kitabın yazarı Terzibaba kimdir?⌄
Necdet Ardıç, tasavvuf çevrelerinde "Terzibaba" olarak bilinen, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biridir. Kendisi, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan ve eserleri ile sohbetleri aracılığıyla geniş kitlelere ulaştıran müstesna bir şahsiyettir (Necdet Ardıç, Wiki). Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserine yazdığı şerh gibi çalışmalarıyla tanınırs.250, 251. Terzibaba'nın eserleri, İslâm ve dünya tefekkür sahasının zirve kitapları arasında gösterilen Mevlânâ'nın Mesnevî'si ve Abdülkerim Cili'nin İnsan-ı Kâmil’i gibi önemli metinlerle birlikte anılmaktadırs.4.
Kaynaklar: Necdet Ardıç, Wiki; TB. Kelime-i Mûseviyye & Hâlidiyye — s. 250, 251 · TB. Kelime-i Mûseviyye & Hâlidiyye — s. 4
›Ayrıntı
Necdet Ardıç, tasavvufî kimliğiyle "Terzibaba" lakabını almış, Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biridir (Necdet Ardıç, Wiki). Onun tasavvufî mirası, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) adlı eseriyle öne çıkars.250, 251. Bu eser, sâlikin Hakk yolundaki seyrini anlatan bir defter niteliğindedirs.250. Terzibaba'nın diğer önemli çalışmaları arasında İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserine yazdığı şerh de bulunmaktadır (Necdet Ardıç, Wiki). Bu şerh, tasavvufî ilimlerin derinliklerini günümüz okuyucusuna aktarma amacı taşır. Eserleri, Mevlânâ'nın Mesnevî'si ve Abdülkerim Cili'nin İnsan-ı Kâmil’i gibi İslâm ve dünya tefekkürünün zirve eserleri arasında zikredilmektedirs.4. Terzibaba, bu tür eserlerin idrakli ve gerçek mânâda okunup incelenmesinin önemini vurgular, aksi takdirde büyük bir kaybın söz konusu olacağını belirtirs.4. Ayrıca, Terzibaba'nın riyâsetindeki tasavvuf serisi içinde Abdürrezzak Tek gibi müellifler tarafından Sâd, Câsiye ve Vâkı'a sûreleri tefsirleri de kaleme alınmıştır (Abdürrezzak Tek, Wiki). Terzibaba, okuyucularına kitaplarını okumaya başlarken nefs'in hevasından, zan ve hayalden, gafletten soyunarak, saf bir gönül ve Besmele ile başlamalarını tavsiye eders.8. Bu yaklaşım, vehim ve hayalin tesiri altında iken gerçek mânâda yararlanmanın mümkün olamayacağı inancına dayanırs.8. Eserlerinin her bir fassını ayrı müstakil birer kitap olarak düzenlemesi, okuyucuların daha kolay istifade etmesini sağlamak amacını taşırs.12.
Kaynaklar: Necdet Ardıç, Wiki; TB. Kelime-i Mûseviyye & Hâlidiyye — s. 250, 251 · TB. Kelime-i Mûseviyye & Hâlidiyye — s. 4, 8, 12, 250
Kelime-i Mûseviyye ne demektir?⌄
Kelime-i Mûseviyye, Hazret-i Mûsâ'nın şahsında tecellî eden yüce hikmeti ifade eder ve tasavvufta sâlikin Hak'kı kalp gözüyle görmesi olan müşâhede mertebesiyle ilişkilidirK1. Bu hikmet, Mûsâ (a.s.)'ın diğer peygamberlerden (İsa ve Muhammed hariç) üstün tutulduğu birçok yönü ve batınî yükselişiyle açıklanırs.8, 21. Mûsâ (a.s.)'ın asâsı ve yed-i beyzâ gibi mucizeleri, onun ruhunun hükmü altındaki âlem-i şehâdetteki tezahürlerin çokluğuyla bu kelimenin ulviyetini gösterirs.21. Kelime-i Mûseviyye, Hak Teâlâ'nın hem zâhir hem de bâtın isimlerinin mazharı olan "Rabbü'l-maşrıkı ve'l-mağrib" ifadesiyle de bağlantılıdır; zira Mûsâ (a.s.) bu ifadeyle hem görüneni hem de örtülü olanı bir araya getirmiştirs.160.
Kaynaklar: K1, s. 340 · TB. Kelime-i Mûseviyye & Hâlidiyye — s. 8, 21, 160
›Ayrıntı
Kelime-i Mûseviyye, Hazret-i Mûsâ'nın şahsında tecellî eden "Hikmet-i Ulviyye"dirs.8. Bu hikmet, Mûsâ (a.s.)'ın peygamberler arasında (İsa ve Muhammed hariç) birçok yönden üstün bir mertebeye sahip olmasıyla açıklanırs.8. Mûsâ (a.s.)'ın asâsı ve yed-i beyzâ gibi mucizeleri, onun ruhunun hükmü altında âlem-i şehâdette zuhur eden tezahürlerin çokluğuyla bu kelimenin batınî yükselişini ve ulviyetini ortaya koyars.21.
Tasavvufî açıdan Kelime-i Mûseviyye, sâlikin Hak'kı kalp gözüyle görmesi olan müşâhede mertebesiyle yakından ilişkilidirK1. Müşâhede, sâlikin artık "biliyor" değil, "görüyor" olduğu, mârifet ile fenâ arasındaki bir kademedirK1. Mûsâ (a.s.)'ın "Rabbü'l-maşrıkı ve'l-mağrib" ifadesi, Hak Teâlâ'nın hem Zâhir isminin mazharı olan maşrıkı hem de Bâtın isminin mazharı olan mağribi bir araya getirmesiyle, Hak'ın bilcümle mezâhir ile zâhir ve müteayyin olduğunu, her mazharın bâtını olduğunu idrak etmeyi ifade eders.160. Bu, müşâhede-i fiil ve müşâhede-i sıfât gibi müşâhede türleriyle örtüşür; sâlikin her şeyde Hak'ın tecellîsini görmesi anlamına gelirK1.
Firavun kıssasında da Kelime-i Mûseviyye'nin derinliği görülür. Firavun'un zahirde hükümdar olması ve Mûsâ (a.s.)'a karşı zahirî bir üstünlüğe sahip görünmesis.175, Mûsâ (a.s.)'ın batınî rütbesinin Firavun'unkinden elbette daha yüce olduğu gerçeğini değiştirmezs.175. Firavun'un ilahî kudretle zuhur eden harikulade hâli görünce kalben vahdâniyyet-i ilâhiyyeyi tasdik etmesi ve kelime-i tevhidi izhar etmesis.194, Kelime-i Mûseviyye'nin taşıdığı hakikatin gücünü gösterir. Bu durum, Kelime-i Tevhid'in nefs-i emmare mertebesinden kurtuluşun anahtarı olmasıyla da bağlantılıdır (Kelime-i Tevhid, Wiki).
Kaynaklar: TB. Kelime-i Mûseviyye & Hâlidiyye — s. 8, 21, 160, 175, 194 · K1, s. 340
Kitapta Firavun'un imanı nasıl anlatılıyor?⌄
Muhyiddîn İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserinin Mûseviyye Fassı'nda ve bu eserin şerhlerinde Firavun'un imanı, Kur'ân-ı Kerîm'in zâhirinden muktebes ve Şeyh-i Ekber'e ilka olunan ma'nâlar zümresinden olarak sahih ve makbul kabul edilir. Firavun'un imanı, can çekişme anında (muhtezır) zorla verilen bir iman değil, bilakis boğulma hadisesi öncesinde kalbiyle tasdik ettiği, Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyerek ve rahmeti recâ ederek yöneldiği bir iman olarak nitelendirilirs.77, 194. Bu iman sayesinde Firavun, zahir ve bâtın kirlerden temizlenmiş, hatta su içinde helak olması gusül yerine geçmiştirs.74. Bu imanın semeresi âhirette görülecek olup, Hz. Musa'nın Firavun için bir göz nuru olmasına vesile olmuşturs.81.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Mûseviyye & Hâlidiyye — s. 74, 77, 81, 194
›Ayrıntı
İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem'inde ve şerhlerinde Firavun'un imanı, tasavvufî bir bakış açısıyla ele alınır. Öncelikle, Firavun'un imanı, can çekişme anında (muhtezır) verilen, ölümün kesinleştiği anda zorunluluktan kaynaklanan bir iman olarak değerlendirilmezs.194. Zira o, dünyadan alâkasını kesmek üzere olduğuna dair yakîn bir bilgiye sahip değildis.193. Aksine, Firavun'un imanı, boğulma hadisesi gerçekleşmeden önce, olağan dışı olayları görünce kalbiyle tasdik ettiği bir iman olarak kabul edilirs.194.
Bu iman, Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyerek ve rahmeti recâ ederek yöneldiği bir hâl olarak açıklanırs.83. Firavun'un bu imanı, Kur'ân-ı Kerîm'in zâhirinden muktebes olup, İbn Arabî'ye ilka olunan ma'nâlar zümresindendir ve bu tarz tefsir kat'îdirs.77. Eğer Firavun'un imanı sahih olmasaydı, bu tarz bir tefsir İbn Arabî'ye ilka olunmazdıs.77.
Firavun'un bu sahih imanı sayesinde, zahir ve bâtın kirlerden temizlendiği, hatta su içinde helak olmasının gusül yerine geçtiği belirtilirs.74. Bir kâfir imana geldiğinde, o ana kadar işlediği küfür ve masiyet kirlerinden temizlenir; Firavun da yeni bir günah işlemesine vakit kalmadan vefat etmiştirs.74. Bu imanın semeresi âlem-i şehâdette görülmese de, âhirette görülecek makbul ve sahih bir iman olduğu ifade edilirs.81. Bu iman sebebiyle Hz. Musa, Firavun'un göz nuru olmuş ve Hz. Asiye'nin ilahî sözle konuşmasına vesile olmuşturs.81. Ancak Firavun'un bu imanı, onun âli ve avanesinin imanından farklıdır; zira onlar Firavun'u rab olarak bilerek küfür içinde ölmüşlerdirs.200. Firavun'un imanının başlangıcı ise tevhîd-i ilmî idi; yani ilim ile biliyor, iman ile değils.167.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Mûseviyye & Hâlidiyye — s. 74, 77, 81, 83, 167, 193, 194, 200
Hz. Musa ve Hızır kıssasından çıkarılacak ibret nedir?⌄
Hz. Musa ve Hızır kıssası, zahirî şeriat ilmi ile bâtınî hakikat ilmi arasındaki farkı ve bu iki ilmin farklı mertebelerdeki tezahürünü gösteren önemli bir ibret vesilesidir. Kıssa, peygamberlik makamının (risalet) zahirî hükümlere bağlılığını ve velayet makamının (Hızır'ın temsil ettiği) kader sırlarına ve ilahî hikmetlere vukufiyetini ortaya koyar. Hz. Musa'nın Hızır'ın eylemlerine itirazı, onun risalet makamının gereği olarak zahirî hukuka bağlılığından kaynaklanırken, Hızır'ın açıklamaları bu eylemlerin ardındaki bâtınî hikmeti ve ilahî tasarrufu gözler önüne serer. Bu durum, her iki ilim sahibinin de kendi mertebelerindeki kemallerini ve birbirlerinin ilmine olan ihtiyaçlarını idrak etmelerini sağlars.144.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Mûseviyye & Hâlidiyye — s. 144
›Ayrıntı
Hz. Musa ve Hızır kıssası, tasavvufta ilmin mertebelerini ve farklı makamların işleyişini anlamak için temel bir örnektir. Hz. Musa, "Kelimullah" makamına sahip bir peygamber olarak, Allah ile doğrudan konuşma şerefine nail olmuş ve tenzih mertebesinin temsilcisi olmuştur (WIKI. Hz. Musa (a.s.), WIKI. Kelimullah). Onun risalet makamı, zahirî ahkâmın tatbikini ve şeriatın hükümlerine bağlılığı gerektirirs.135. Bu nedenle, Hızır'ın gemiyi delmesi, çocuğu öldürmesi ve yıkılmak üzere olan duvarı onarması gibi zahirde şeriata aykırı görünen eylemlerine itiraz etmiştirs.99.
Hızır ise, velayet makamının bir mazharı olarak, kader sırlarına ve ilahî hikmetlere vakıf bir ilme sahiptirs.138. Onun eylemleri, zahirî görünüşlerinin ötesinde, bâtınî bir kurtuluş ve hikmet taşır. Örneğin, geminin delinmesi, onu gasp edecek zalim bir kraldan korumak içinken, çocuğun öldürülmesi, onun ileride anne babasına isyan edip küfre sürüklemesini engellemek içindir. Hızır, bu eylemlerin ardındaki hakikatleri Hz. Musa'ya açıklayarak, zahirî ilmin ötesindeki bâtınî ilmi göstermiştirs.101, 102.
Bu kıssadan çıkarılacak ibret, her ilim sahibinin kendi mertebesinde kemale erdiğini ve ilahî bilginin farklı veçheleri olduğunu idrak etmektir. Hz. Musa'nın risalet makamı, "Zahir" isminin hükümlerini iktiza ederken, Hızır'ın velayet makamı "Bâtın" isminin mazharıdırs.143. İbn Arabî'nin "Mûseviyye Fassı"nda işlediği gibi, peygamberin mahalliyet-i ulûhiyyesinin tezahürü olan mucizeler gibi, Hızır'ın kerametleri de ilahî tasarrufun birer göstergesidirK1. Kıssa, Hz. Musa'nın Hızır'ın ilmine vukufu olmadığını ve Hızır'ın da Hz. Musa'nın risalet makamının kadrini bildiğini gösterir. Her ikisi de ilmin sadece kendi bildikleriyle sınırlı olmadığını idrak etmişlerdirs.144. Bu durum, farklı ilim ve makamların birbirini tamamladığını ve her birinin kendi içinde bir hakikati barındırdığını vurgular.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Mûseviyye & Hâlidiyye — s. 99, 101, 102, 135, 138, 143, 144 · K1, s. 14
Kitapta geçen 'sandık' sembolü neyi ifade ediyor?⌄
Terzibaba'nın "Kelime-i Mûseviyye & Hâlidiyye" adlı eserinde geçen 'sandık' sembolü, Hz. Mûsâ'nın sandık içinde deryaya atılması kıssası üzerinden, ruhun cisimdeki tedbirini ve ilâhî hakikatlerin madde âleminde zuhurunu ifade eder. Bu sembol, cismin (bedenin) ruhun ve ilâhî ilmin tecellî mahalli olduğunu, ruhun ancak cisim vasıtasıyla âsârını gösterebildiğini ve zahirî ile bâtınî kuvvetlerin bu cisimde kaim olduğunu anlatırs.45-46. Sandık, aynı zamanda bu âlemin rüya ve hayal suretlerinden biri olarak, hakikatlerin suretler âlemindeki görünümünü temsil eders.40.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Mûseviyye & Hâlidiyye — s. 40, 45, 46
›Ayrıntı
Terzibaba, Hz. Mûsâ'nın sandık içinde deryaya atılması kıssasını, tasavvufî bir sembol olarak ele alır. Bu sembol, ruhun cisimdeki işleyişini ve ilâhî hakikatlerin madde âleminde nasıl tezahür ettiğini açıklar. Cenâb-ı Hakk'ın Hz. Mûsâ'ya ilham ettiği üzere, her ne kadar vücut mülkünün maliki olan ruh, cismin müdebbiri olsa da, cismi yine cisim ile tedbir eders.45. Bu durum, cisim olmazsa ne ilmin ne ruhun ne de nurun ortaya çıkamayacağını, hepsinin bâtında kalacağını gösterirs.46.
Sandık, ruhun tesir ettiği cismi ancak cisim vasıtasıyla tedbir edebildiği bir mahaldir. Allah Teâlâ, işaret ve hikmet kapısında, deryaya atılan sandık (tabut) tabir olunan bu nâsutta (cisimde, bedende) kaim olan zahirî ve bâtınî kuvvetleri bu cisme müsait kılmıştırs.46. Bu bağlamda sandık, ilâhî hakikatlerin ve ruhun tecellî ettiği, âsârını gösterdiği bir aracı, bir mahaldir. Aynı zamanda bu âlemin rüya suretlerinden, yani hayal suretlerinden bir suret olarak da değerlendirilir; bu suretlerin hakikatleri ve hikmetleri Şeyh-ül Ekber tarafından beyan edilirs.40. Bu sembol, kişinin kendine dönüş yolunu bulması ve kendinden geçen Hakk'a giden yolu idrak etmesi gerektiğini vurgular; zira kişi evvelâ kendine ulaşamazsa Rabb'ine hiç ulaşamazs.4.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Mûseviyye & Hâlidiyye — s. 4, 40, 45, 46
Bu eser tasavvufa yeni başlayanlar için uygun mu?⌄
Verilen kaynaklarda Necdet Ardıç'ın eserlerinin tasavvufa yeni başlayanlar için uygun olup olmadığına dair doğrudan bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak, kaynaklarda Necdet Ardıç'ın "tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna şahsiyetlerden" olduğu ve "tasavvufu geniş kitlelere ulaştırdığı" belirtilmektedir (Necdet Ardıç). Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) adlı eserinin "Nefs mertebelerini ve Hakk yolunu anlatan temel eser" olarak tanımlanması (İrfan Mektebi), bu eserin tasavvuf yoluna girenler için bir başlangıç veya rehber niteliği taşıyabileceğini düşündürmektedir. Diğer eserleri arasında Kur'an Sure Tefsirleri de bulunmaktadır (Kur'an Sure Tefsirleri).
›Ayrıntı
Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biri olarak tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan bir şahsiyettir (Necdet Ardıç). Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırma gayretinde olduğu ifade edilmektedir. Bu durum, eserlerinin genel olarak anlaşılır bir dil ve üslup taşıdığına işaret edebilir.
Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) adlı eseri, "Nefs mertebelerini ve Hakk yolunu anlatan temel eser" olarak tanımlanmaktadır (İrfan Mektebi). Tasavvufa yeni başlayan bir sâlik için nefs mertebelerini ve Hakk yolunun temel prensiplerini anlatan bir eserin, yolun başında olanlara rehberlik etme potansiyeli yüksektir. Bu tür temel eserler, sülûkun ilk adımlarını anlamak ve kavramak için önemli bir zemin sunar.
Ayrıca, Necdet Ardıç'ın Kur'an Sure Tefsirleri gibi eserleri de bulunmaktadır (Kur'an Sure Tefsirleri). Tasavvufî tefsirler, Kur'an ayetlerinin bâtınî anlamlarını idrâk etmeye yardımcı olarak, sâlikin mânevî yolculuğunda derinleşmesine katkı sağlayabilir. Ancak, bu tefsirlerin başlangıç seviyesindeki bir okuyucu için ne kadar erişilebilir olduğu, kaynaklarda açıkça belirtilmemiştir.
Genel olarak, bir mürşidin eserlerinin "temel" olarak nitelendirilmesi ve "geniş kitlelere ulaşma" amacı taşıması, tasavvufa yeni başlayanlar için uygun olabileceği yönünde bir izlenim uyandırmaktadır. Ancak, her eserin içeriği ve hitap ettiği seviye farklılık gösterebileceğinden, kesin bir yargıya varmak için eserlerin bizzat incelenmesi faydalı olacaktır.
Kitapta geçen Hâlid bin Sinan kimdir?⌄
Hâlid bin Sinan, Hz. İsâ'dan sonra ve Hz. Muhammed'in (s.a.v.) peygamberliğine yakın bir dönemde Aden cihetinde yaşamış bir peygamberdir. O, nübüvvet-i berzahiyyeyi yani berzah peygamberliğini iddia etmiş ve mevtten sonra Berzah'ta olan şeylerle ilgili haber vermeyi talep etmiştirs.220, 249. Hâlid bin Sinan, niyeti ile ameli arasında bir cem' makamı elde etmek ve nübüvvetini tamamlamak istemiştirs.249. Terzibaba geleneğinde niyet, amelin ruhu ve özü olarak kabul edildiğinden (Niyet), Hâlid bin Sinan'ın bu talebi, onun mânevî yolculuğunda önemli bir yer tutar.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Mûseviyye & Hâlidiyye — s. 220, 249
›Ayrıntı
Hâlid bin Sinan (a.s.), Hz. İsâ'dan sonra ve Hz. Muhammed'in (s.a.v.) bi'set-i şeriflerine yakın bir zamanda Aden cihetinde, Yemen'de ortaya çıkmıştırs.218. Kendisi, nübüvvet-i berzahiyyeyi yani berzah peygamberliğini izhâr etmiştir. Bu, onun mevtten sonra Berzah'ta olan şeylerle ilgili haber vermeyi iddia etmesi anlamına gelirs.220. Bu iddiasını desteklemek için, öldükten sonra kabrinin açılmasını ve kendisine suâl edilmesini emretmiştir; böylece Berzah'taki hükmün dünya hayatı sureti üzere olduğunu haber verebilecektis.220. Hâlid bin Sinan (a.s.), niyeti ile ameli arasında bir cem' makamı elde etmek ve nübüvvetini tamamlamak istemiştir. Bu, onun için iki emir arasında bir makam-ı cem'in sahih olması ve ecreyn üzerine hâsıl olması anlamına geliyordus.248, 249. Eğer vasiyet ettiği gibi 40 gün sonra kabrinden çıkarılsaydı ve oradaki âlemi müşâhedeli olarak anlatmış olsaydı, tüm insanlar ona güvenerek iman eder ve peygamberlerin getirdiği ahiret ahvalini kabul ederlerdi, böylece insanların iman meselesi de çözülmüş olurdus.238. Bu durum, Hâlid bin Sinan'ın (a.s.) niyetiyle amel arasında bir bütünlük arayışını ve bu yolla insanlığa mânevî bir fayda sağlama çabasını göstermektedir. Bu bağlamda, niyet, tasavvuf yolcusunun her amelinde Hakk'a yönelişi ve kalbin o işin bâtınî gayesine odaklanması olarak tanımlanır (Niyet).
Kaynaklar: TB. Kelime-i Mûseviyye & Hâlidiyye — s. 218, 220, 238, 248, 249