İçeriğe atla
TB. Kelime-i Nûhiyye kapak gorseli

TB. Kelime-i Nûhiyye

Terzibaba - Necdet Ardıç

272 sayfa~408 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçterzibaba şerhidijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

TerzibabaNecdet ArdıçTasavvufİslami EserlerŞerh GeleneğiDivan EdebiyatıMistik EdebiyatOsmanlı TürkçesiArapçaFarsçaManeviyat

Sıkça Sorulan Sorular

Kelime-i Nûhiyye ne anlatıyor?

Kelime-i Nûhiyye, Hz. Nuh'un davetinin ve hakikatinin anlatıldığı, "Hikmet-i Subbûhiyye" ile ilişkilendirilen bir kavramdır. Bu kelime, "çok Subbuh", yani Allah'ı imkân âleminin hükümlerinden tenzih etme manasına gelir1. Hz. Nuh'un risâletinin temelinde, ümmetini Hak'kın birliğine davet ve şirkten arındırma vardır1. Nuh (a.s.) davetinde, kavmini Hak'kın nur-u vücudu ile taayyünat-ı hicabiyesinin setrine ve Bâtın ismine yöneltmiştir; yani gayb âlemine ve beşerî kudretten tecerrüde çağırmıştır1. Bu davet, Hak'kı tenzih etmenin hakikatini ve aynı zamanda O'nu sınırlamaktan kaçınmayı vurgular1.

Ayrıntı

Kelime-i Nûhiyye, Hz. Nuh'un (a.s.) peygamberliğinin özünü ve davetinin mahiyetini açıklar. Bu kelime, "çok Subbuh" anlamına gelir ve Allah'ı imkân âleminin hükümlerinden, yani sonradan meydana gelen şeylerden tenzih etmeyi ifade eder1. Hz. Nuh, ulülazm peygamberlerin ilkidir ve risâletinin birinci hükmü, ümmetini Hak'kın birliğine davet etmek ve onları şirkten arındırmaktır1.

Nuh (a.s.) davetinde, kavmini Hak'kın nur-u vücudu ile taayyünat-ı hicabiyesinin setrine ve Bâtın ismine çağırmıştır. Bu, onların vücud-u imkâniyenin keşfine, yani şehadet canibine ve Zâhir ismine davet edilmediği anlamına gelir1. Hz. Nuh'un daveti, kavminin akıl ve ruhanîyetleri haysiyetiyle gayb âlemine, beşerî kudretten tecerrüde ve imkânî hükümlerden insilaha yöneliktir1. O, "leyse kemislihi şey'ün" ayet-i kerimesinde olduğu gibi, davetinde tenzih ve teşbih arasını cem etmeyip, bazen bâtına bazen zâhira davet etmiştir1. Bu durum, bazı nakıs akıl sahiplerinin zannettiği gibi marifet noksanlığı değil, bilakis marifetin kemalini gösterir1.

Nuh'un hakikatini idrak etmek isteyenlerin, ruhen felek-i şemse, yani güneşe yükselmeleri gerektiği belirtilir. Zira Kelime-i Nûhiyye'ye ait hüküm, marifet ve müşahadat sırları ancak ruhu güneşe terakki eden kimselere açılır1. Hz. Nuh'un gönlüne giren ilahî varidatın vahiy olduğu ve müminlerin enaniyetlerinin setr olunarak fenafillah makamına ulaşmalarını tasdik edici olduğu ifade edilir1. Onun duası, ümmetinin kendi zahirlerinden kendi bâtınlarına, arzın bâtınından da arzın bâtınına ithal edilmeleri içindir1. Bu davet, kavminin istidatlarına muhalif olduğu için icabet etmemişlerdir1. Hz. Muhammed'in (s.a.v.) daveti ise, Nuh'un daveti gibi tefrikalı olmayıp, fark ve cem, teşbih ve tenzih arasını cem ettiğinden "cevamiu'l-kelim" olarak nitelendirilmiştir1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.TB. Kelime-i Nûhiyye — s. 4, 5, 8, 9, 141, 142, 256, 257, 262
Bu eser kimin şerhinin şerhidir?

Necdet Ardıç'ın (Terzibaba) Kelime-i Nûhiyye adlı eseri, Avni Konuk Bey'in şerhinin şerhidir. Bu durum, eserin giriş kısmında açıkça belirtilmekte ve Avni Konuk Bey'in şerhinin italik yazıyla, Terzibaba'nın kendi şerh ve izahlarının ise normal yazıyla ayrıldığı ifade edilmektedir1. Bu ayrım, metin ve izahların karışmasını önlemek ve okuyucuya hangi kısmın kime ait olduğunu net bir şekilde göstermek amacıyla yapılmıştır. Eser, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan Necdet Ardıç'ın önemli çalışmalarından biridir ve tasavvufî metinlerin anlaşılmasına yönelik derinlemesine bir katkı sunmaktadır.

Ayrıntı

Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna şahsiyetlerdendir (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Kelime-i Nûhiyye adlı eseri, bu geleneğin önemli bir parçasıdır. Eserin temel yapısı, Avni Konuk Bey'in şerhinin üzerine Necdet Ardıç'ın kendi şerh ve izahlarını eklemesiyle oluşmuştur. Bu durum, kitabın başlangıcında "Avni Konuk Beyin şerhinin geçtiği yerleri 'italik-yan' yazı ile diğer Terzi Baba şerh ve izahları ise normal yazı ile belirtilecektir ki metin izahlardan ayrılmış olsun, aksi halde metin ve izahlar birbirine karışacağından yanlışlıklar olabilir" ifadeleriyle açıkça belirtilmiştir1. Bu metodoloji, okuyucunun orijinal şerh ile Terzibaba'nın yorumlarını ayırt etmesine olanak tanır ve eserin anlaşılırlığını artırır. Necdet Ardıç, bu tür mesuliyetli çalışmalarda Cenâb-ı Hakk'ın idrakleri açmasını niyaz etmektedir1. Eser, tasavvufî hakikatlerin derinlemesine anlaşılmasına hizmet eden bir kaynak niteliğindedir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.TB. Kelime-i Nûhiyye — s. 3, 4
Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?

Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla tanınmaktadır1. Kendisi "Terzibaba" lakabıyla bilinir ve Tekirdağlı İz-Terzi Baba Necdet Ardıç olarak da anılır2. Necdet Ardıç, tasavvuf serisi kapsamında birçok esere imza atmış, bu eserler arasında Kelime-i Nûhiyye gibi kitaplar da bulunmaktadır2.

Ayrıntı

Necdet Ardıç, Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biri olarak, tasavvufî irfanı günümüze taşıyan bir isimdir1. Kendisi "Terzibaba" lakabıyla anılmakta ve Tekirdağlı İz-Terzi Baba Necdet Ardıç olarak da bilinmektedir2. Tasavvuf alanındaki derin bilgisi ve rehberliğiyle geniş kitlelere ulaşmıştır.

Eserleri ve sohbetleri aracılığıyla tasavvufun anlaşılmasına ve yayılmasına büyük katkı sağlamıştır. Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) adlı eseri ve Fusûsu'l-Hikem şerhi, onun tasavvufî düşüncesinin ve irfanının önemli göstergeleridir1. Bu eserler, onun tasavvufu modern dönemin idrakine sunma çabasını yansıtır.

Necdet Ardıç'ın müellifliğini yaptığı veya riyasetinde yazılan birçok eser bulunmaktadır. Bu eserler arasında Kelime-i Nûhiyye gibi kitaplar yer almaktadır2. Ayrıca, Necdet Divanı, Hacc Divanı, İrfan Mektebi, Lübb'ül Lübb Özün Özü, Salât- Namaz ve Ezan-ı Muhammedi'de Bazı Hakikatler gibi çeşitli konularda eserleri mevcuttur2. Divanlar serisi içinde Necdet Divanı, Hacc Divanı ve Terzi Baba divanı gibi şiir derlemeleri de bulunmaktadır2. Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müellifler de Necdet Ardıç riyasetindeki tasavvuf serisi içinde eserler kaleme almışlardır3. Bu durum, Necdet Ardıç'ın bir ekol oluşturduğunu ve tasavvufî mirası devam ettiren bir nesil yetiştirdiğini göstermektedir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Vikipedi: Necdet Ardıç (Terzibaba)
  3. 2.TB. Kelime-i Nûhiyye — s. 1, 4, 268, 269, 272
  4. 3.Vikipedi: Abdürrezzak Tek, Wiki: Terzi Oğlu Cem Cemâlî
Fusûsu'l-Hikem'i anlamak için neden bu kitaba ihtiyaç duyulur?

Fusûsu'l-Hikem'i anlamak için bu kitaba ihtiyaç duyulmasının temel sebebi, eserin bâtınî tevhîd kurgusu üzerine kurulu olması ve genel anlayışın zâhirî tenzîh üzere bulunmasıdır. Bu durum, Fusûsu'l-Hikem'in içerdiği derin ve yoğun tasavvufî hakikatlerin idrakini zorlaştırmaktadır. Dolayısıyla, eserin karmaşık yapısını çözebilmek ve içerdiği hikmetleri kavrayabilmek için bir ön idrak ve altyapı oluşturulması gerekmektedir1. Bu altyapı, "zevk-i selim" (temiz bir idrak) ve "fehm-i sahih" (tarafsız, berrak bir anlayış) gibi özel idrak vasıtalarını gerektirir1.

Ayrıntı

Fusûsu'l-Hikem, Muhyiddîn İbn Arabî'nin tasavvuf metafiziğinin en kıymetli ve derin eseri olarak kabul edilir2. Eser, 27 farklı peygamberin temsil ettiği hikmetleri içeren fasslardan oluşur ve ilhamî bir vahyin tezahürü olarak görülür2. Bu eserin anlaşılması, sıradan bir okuma ile mümkün değildir; zira kurgusu, bâtınî tevhîd (teklik) anlayışı üzerine bina edilmiştir1. Oysa genel anlayış, zâhirî tenzîh (Allah'ı yaratılmışlara benzetmekten uzak tutma) anlayışı üzerine kuruludur. Bu iki farklı bakış açısı arasındaki ayrım, Fusûsu'l-Hikem'deki konuların idrakini güçleştirmektedir1.

Bu nedenle, Fusûsu'l-Hikem'in içerdiği hikmetleri kavrayabilmek için özel bir hazırlık ve ön idrak altyapısı oluşturulması zaruridir1. Bu altyapı, "zevk-i selim" ve "fehm-i sahih" gibi kavramlarla ifade edilen özel idrak vasıtalarını gerektirir1. "Zevk-i selim", salim, yani temiz bir idrak anlamına gelirken; "fehm-i sahih", sahih, yani şartlanmamış, açık, berrak ve tarafsız bir anlayışı ifade eder1. Bu tür bir anlayışa sahip olmadan, eserin derinliklerine nüfuz etmek ve içerdiği hakikatleri kavramak mümkün değildir. Felsefecilerin ve fen erbabının sadece akıllarıyla hakikati idrak etme çabaları, peygamberlere ihtiyaç duymadan kendi dirayetlerine güvenmeleri, sonuçta hasardan (bozgunculuktan) başka bir şey getirmemektedir1. Bu durum, Fusûsu'l-Hikem gibi bâtınî ilimleri içeren eserlerin anlaşılmasında sadece akla dayalı yaklaşımların yetersizliğini ortaya koymaktadır.

  1. Kaynaklar
  2. 1.TB. Kelime-i Nûhiyye — s. 1, 8, 148
  3. 2.K1, s. 26
Kitabın ana hedefi nedir?

Kelime-i Nûhiyye adlı eserin ana hedefi, tasavvufî ilim hazinelerini okuyucuya sunmak ve özellikle İbn Arabî'nin eserlerini günümüz şartlarına uyarlayarak anlaşılır kılmaktır. Eser, Mevlânâ'nın Mesnevî'si ve Abdülkerim Cîlî'nin İnsân-ı Kâmil'i gibi zirve kitaplar arasında yer alarak, İslâm'ın ve dünya tefekkürünün derinliklerini idrakli bir şekilde okuyup incelemeyi amaçlar1. Yazar, bu ilimlerin vehim ve hayalden uzak, saf bir gönülle okunmasını tavsiye ederek, okuyucunun manevî fayda sağlamasını hedefler1.

Ayrıntı

Kelime-i Nûhiyye'nin temel hedefi, bünyesinde çok değerli ilim hazinelerini barındıran tasavvufî metinleri okuyucuya ulaştırmaktır1. Bu eserler, başta Hz. Muhammed (s.a.v.) olmak üzere, Şeyh-i Ekber Muhyiddîn İbn'ül Arabî'den naklen gelen ilimleri, A. Avni Konuk'un şerhleri ve Prof. Dr. Mustafa Tahralı'nın günümüz şartlarına uyarlamalarıyla sunar1. Kitabın yazarı, bu ilimlerin idrakli ve gerçek manada okunup incelenmesinin önemini vurgular, aksi takdirde büyük bir kaybın söz konusu olacağını belirtir1.

Eserin bir diğer önemli hedefi, karmaşık ve hacimli tasavvufî metinleri daha kolay okunabilir hale getirmektir. Bu amaçla, her bir fassı müstakil bir kitap olarak düzenlemiş, daha kısa bölümleri birleştirerek okuyucunun istifadesini artırmayı amaçlamıştır1. Yazar, okuyucuyu nefsânî heveslerden, zan ve hayalden, gafletten arınarak, saf bir gönül ve Besmele ile okumaya davet eder; zira vehim ve hayalin tesiri altında iken bu tür kitaplardan gerçek manada yararlanmanın mümkün olmadığını ifade eder1. Bu yaklaşım, tasavvufî hakikatlerin kalbî bir yönelişle (niyet) idrak edilmesine zemin hazırlar2. Kitap, okuyucuya belirli bir hedef sunarak tefekkürünü o hedefe yönlendirmeyi amaçlar; zira hedefsiz tefekkürün okun önüne düşmesi gibi, manevî ilerlemenin de hedefsiz kalacağını belirtir1. Bu bağlamda, Cenâb-ı Hakk'ın "şah damarından yakınım" buyurmasının, O'nun varlığımızın ve hayatımızın ta kendisi olduğu hakikatini idrak ettirmeyi hedefler1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.TB. Kelime-i Nûhiyye — s. 1, 2, 3, 4, 40
  3. 2.K1, s. 189
Kelime-i Nûhiyye kimler için yazılmıştır?

Kelime-i Nûhiyye, Hz. Nuh'un hakikatini idrak etmek isteyenler, yani "Nuhîler" olarak adlandırılan, ruhsal olarak "felek-i şems"e (güneşe) yükselmiş ve Hak'tan başkasını vekil kabul etmeyip mülkünde Allah için vekaleti ispat eden arifler için yazılmıştır. Bu eser, Nuh (a.s.) mertebesinde yaşayan kimselere, tesbihin hakikatini ve Hakk'ı imkan ahkamından tenzih etmenin inceliklerini açıklayarak, onların Hak'la olan ilişkilerindeki derinlikleri kavramalarına yardımcı olur1.

Ayrıntı

Kelime-i Nûhiyye, özellikle Hz. Nuh'un hakikatini idrak etmek isteyenler için kaleme alınmıştır1. Bu kişiler, ruhsal olarak felek-i şemse, yani güneşe yükselmiş, Nuh hakikatine ait hüküm ve marifetleri müşahade edebilen kimselerdir1. Eser, Nuh (a.s.) mertebesinde yaşayan ve "Nuhîler" olarak adlandırılan bu kimselere hitap eder1. Nuhîler, mülklerinde tasarrufa memur olsalar da, Hak'tan başkasını vekil kabul etmezler ve mülkünde Allah için vekaleti ispat ederler1.

Bu metin, aynı zamanda tesbihin hakikatini anlamak isteyenlere yöneliktir. Tesbih, Allah'ı imkan ahkamından, yani sonradan meydana gelen hükümlerden tenzih etmektir1. Eser, Hakikat ehli indinde Cenab-ı Hakk'ı tenzih etmenin, O'nu sınırlamak ve kayıtlamak anlamına gelebileceği inceliğini de açıklar1. Kelime-i Nûhiyye, Nuh (a.s.)'ın ulülazm peygamberlerin birincisi olması hasebiyle, risaletin ve peygamberliğin birinci görevi olan ümmeti Hak'kın birliğine davet etme ve şirkten tenzih etme hakikatlerini de barındırır1. Bu eser, Kur'an-ı Kerim'i idrakla okuyan ve Rabbi'nin kelamından tecelli ettiğini bilen arifler, yani Ulema-i Billah için de bir rehber niteliğindedir1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.TB. Kelime-i Nûhiyye — s. 4, 5, 8, 9, 127, 150, 262
Tevhid ve tenzih kavramları ne anlama gelir?

Tevhid, Allah'ın birliğini kabul etme ilkesi olup tasavvufun nihai hedefidir ve "Lâ ilâhe illâllâh" kelimesiyle ifade edilen, Hak'tan başka tüm vücud iddialarını nefyedip yalnızca Hak'kı ispat eden bir zikir ve iman temelidir1. Tenzih ise Allah'ı âlemlerin özelliklerinden uzak tutmak, O'nu aşkın bilmek anlamına gelir (Tenzih). Tasavvufta gerçek tevhid ehli olabilmek için tenzih ile teşbihin birleştirilmesi, yani Allah'ı hem âlemlerden münezzeh hem de âlemlerde tecelli eden olarak idrak etmek gerekir; aksi takdirde sadece tenzih veya sadece teşbih, Hak'kı sınırlandırmak ve şirke düşmek anlamına gelir2.

Ayrıntı

Tevhid, Allah'ın birliğini kabul etme ilkesi ve İslam'ın temel esasıdır (Tevhid). Tasavvufta ise sâlikin bütün zikirlerinin temeli ve Hak'a teveccühün asıl ifadesi olan "Lâ ilâhe illâllâh" kelimesiyle özdeşleşir1. Bu kelime, "lâ ilâhe" (nefiy) ile Hak'tan başka tüm varlık iddialarını reddetmeyi, "illâllâh" (isbat) ile de yalnızca Hak'kın varlığını kabul etmeyi içerir. Bu yapı, sâlikin kalbini mâsivâdan temizleyip Hak ile doldurma sürecini temsil eder1. Tenzih ise Allah'ı âlemlerin özelliklerinden uzak, aşkın ve münezzeh bilmektir3. Ancak tasavvufta sadece tenzihle yetinmek eksik bir yaklaşımdır ve Hak'kı sınırlandırmak anlamına gelir2. Tenzih eden kimseler, Hak'kı ötede bilerek O'nu bu âlemin dışına çıkarmış olurlar ve bu durum, marifet-i hakiki ve iman-ı yakînîden uzaklaşmaya yol açar2. Gerçek tevhid ehli olabilmek için tenzih ile teşbihin birleştirilmesi şarttır2. Teşbih, Hak'kı misallerle benzeterek ortaya koymak, gerçek olan şeyleri misallerle açıklayarak hakikatine geçmektir2. Hak'kı hem âlemlerden münezzeh (tenzih) hem de âlemlerde tecelli eden (teşbih) olarak idrak etmek, yani "kesrette vahdet, vahdette kesret" sırrını kavramak tevhidin özüdür2. Sadece tenzih veya sadece teşbih, Hak'kı hudutlandırmak ve şirke düşmek demektir; ikisini birleştirmek ise kemal ehli ve gerçek tevhid ehli olmanın yoludur2. Hz. Muhammed'in (s.a.v.) başarısı da tenzih ve teşbihi birleştirerek ümmetini davet etmesinden kaynaklanır2.

  1. Kaynaklar
  2. 1.K1, s. 27
  3. 2.TB. Kelime-i Nûhiyye — s. 29, 30, 48, 49, 57, 63, 118
  4. 3.Tenzih, TB. Kelime-i Nûhiyye — s. 205
Bu eser nasıl ortaya çıkmıştır?

Necdet Ardıç'ın "Kelime-i Nûhiyye" adlı eseri, tasavvufî irfan geleneği içinde, Cenâb-ı Hakk'ın Esmâ-i İlâhiyyesi'nden bir ismin sûrete bürünüp ortaya çıkmasıyla vücut bulmuştur. Eser, sâlikin kendi isminin hazinesindeki kemâlâtı tafsilen bilmemesi, ancak onu zuhura çıkardıkça varlığını idrâk etmesi prensibi üzerine bina edilmiştir1. Bu ortaya çıkış, Hakk'ın ilâhî tasarrufu (vehbî yön), sâlikin amelî gayreti (kesbî yön) ve mürşidin terbiyesi ile ihvân sohbeti (vesîle yön) olmak üzere üç boyutlu bir sürecin neticesidir2. Eserin kendisi de bu irfanî bilincin, yani bilince, idrâke ve şuura çıkışın bir tezahürüdür1.

Ayrıntı

"Kelime-i Nûhiyye" adlı eserin ortaya çıkışı, tasavvufî bir hakikatin tezahürü olarak çok katmanlı bir süreci ifade eder. Temelde, her varlık gibi bu eserin de Cenâb-ı Hakk'ın Esmâ-i İlâhiyyesi'nden bir ismin sûrete bürünerek zuhur etmesiyle meydana geldiği belirtilir1. Yazar Necdet Ardıç (Terzibaba), bu eserin kendi varlığında meydana gelen eserleri Hakk'a nispet etme ve kendi fiillerini örtme gayreti içindedir1. Bu durum, eserin müellifinin kendi nefsini merkez addederek değil, Hakk'ın talebine icabet ederek bu yola sâlik olduğunu gösterir1.

Eserin ortaya çıkışındaki "nasıl" sorusu, tasavvuftaki üç temel boyutta açıklanır2:

  1. Hak'tan ilâhî tasarruf (vehbî yön): Eserin yazılması, Hakk'ın ilâhî iradesi ve lütfuyla gerçekleşmiştir. Yazar, bu tür eserler üzerinde çalışmanın mesuliyetli bir iş olduğunu belirtirken, "Euzü bike minke" (Senden sana sığınırız) ifadesiyle Hakk'ın desteğine olan ihtiyacını vurgular1. Bu, her tasavvufî gerçekleşmenin asıl fâilinin Hak olduğunu gösterir.

  2. Sâlikin amelî gayreti (kesbî yön): Eserin müellifi olan Necdet Ardıç'ın, tasavvufî sülûkü ve mücâhedesi neticesinde bu eseri kaleme alması, kesbî yönü temsil eder. Kendi isminin hazinesindeki kemâlâtı, yani daha evvelce bilmediği şeyleri zaman içerisinde ortaya çıkarması, bu gayretin bir sonucudur1.

  3. Mürşidin terbiyesi ve ihvân ile sohbet (vesîle yön): Necdet Ardıç'ın Uşşâkî tarikatının mürşidlerinden biri olması (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki), eserin ortaya çıkışında mürşidlik ve irfan geleneği içindeki yerinin bir vesîle olduğunu düşündürür. Eserin kendisi de bir irfan mektebi olarak (İrfan Mektebi (Hakk Yolu) - Wiki) bu vesîle zincirinin bir halkasıdır.

Sonuç olarak, "Kelime-i Nûhiyye"nin ortaya çıkışı, Hakk'ın ilâhî takdiriyle, müellifin mânevî gayretleri ve irfanî birikimiyle, bilince ve idrâke çıkışın bir tezahürü olarak gerçekleşmiştir1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.TB. Kelime-i Nûhiyye — s. 4, 7, 19, 54, 206, 250
  3. 2.K2