
TB. Kelime-i Sâlihiyye & Şuaybiyye
Terzibaba - Necdet Ardıç
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Kelime-i Sâlihiyye & Şuaybiyye kitabı ne anlatıyor?⌄
Kelime-i Sâlihiyye & Şuaybiyye kitabı, İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserindeki Hz. Salih (a.s.) ve Hz. Şuayb (a.s.) fasıllarının şerhidir. Eser, bu iki peygamberin hikmetlerini ve tasavvufî anlamlarını derinlemesine inceler. Özellikle Hz. Salih'in "Hikmet-i Fütûhiyye"si ile kalbin açılımlarını, Hz. Şuayb'ın ise "Hikmet-i Kalbiyye"si ile kalbin ilahî rahmeti sığdırma ve adalet sağlama işlevini ele alırs.8, s.53. Kitap, bu hikmetler üzerinden sâlikin manevî yolculuğunda kalbin merkeziyetini ve ilahî feyzin kalbe yayılışını açıklar.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Sâlihiyye & Şuaybiyye — s. 8, 53
›Ayrıntı
Kelime-i Sâlihiyye & Şuaybiyye, İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem'indeki iki önemli faslı, yani Hz. Salih ve Hz. Şuayb'a ayrılan bölümleri şerh eden bir eserdir. Kitap, Hz. Salih (a.s.) ile ilişkilendirilen **"Hikmet-i Fütûhiyye"**yi ele alır. Bu hikmet, Hak'ın "el-Fettâh" isminin tecellîsiyle açıklanır ve tabiatüstü olaylarla, özellikle de Salih (a.s.)'ın devesinin dağdan çıkması mucizesiyle somutlaştırılırs.8, s.39. Bu durum, ilahî açılımların ve feyzin, sâlikin kalbinde nasıl tezahür ettiğini gösterir.
Eserin diğer ana konusu ise Hz. Şuayb (a.s.) ile bağlantılı olan **"Hikmet-i Kalbiyye"**dir. Bu hikmet, kalbin tasavvuftaki merkeziyetini vurgular. Ârif-i billâhın kalbi, ilahî rahmetten daha geniş olup, Cenâb-ı Hakk'ı sığdırabilecek bir kapasiteye sahiptirs.54. Kalp, "ism-i Adl"in mazharı olarak bedenin itidalini ve nefsin adaletini sağlar; ilahî feyz kalpten yayılır ve tüm azalar arasında eşit şekilde dağılırs.53. Kitap, kalbin çok sayıda şubesi (avalim, akaid, ruhanî ve cismânî kuvâ) olduğunu ve bu sebeple farklı itikad şubelerini içinde barındırdığını belirtirs.107. Bu iki hikmet, sâlikin manevî yolculuğunda kalbin hem ilahî açılımlara mazhar oluşunu hem de ilahî adalet ve feyzin merkezi oluşunu derinlemesine inceler.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Sâlihiyye & Şuaybiyye — s. 8, 39, 53, 54, 107
Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?⌄
Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmıştırvikipedi. Tekirdağlı Terzi Baba olarak da bilinen Necdet Ardıç, "İrfan Sofrası Necdet Ardıç Tasavvuf Serisi" adı altında birçok esere imza atmıştırs.1. Müellifleri arasında Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi isimlerin bulunduğu bu seride, Kur'ân sûreleri tefsirleri ve çeşitli tasavvufî konular işlenmiştirvikipedi.
Kaynaklar: Vikipedi: Necdet Ardıç, Abdürrezzak Tek, Terzi Oğlu Cem Cemâlî · TB. Kelime-i Sâlihiyye & Şuaybiyye — s. 1
›Ayrıntı
Necdet Ardıç, tasavvuf dünyasında "Terzibaba" lakabıyla tanınan önemli bir mürşittir. Uşşâkî tarikatına mensup olan Ardıç, tasavvufî bilgiyi ve irfanı çağdaş dönemin insanına ulaştırma gayretiyle tanınırvikipedi. Kendisi, "İrfan Sofrası Necdet Ardıç Tasavvuf Serisi"nin riyasetini üstlenmiş ve bu seri kapsamında birçok eserin ortaya çıkmasına öncülük etmiştirs.1.
Eserleri arasında İrfan Mektebi (Hakk Yolu), Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi temel tasavvufî metinlerin yanı sıra, Kelime-i Sâlihiyye'de Münderiç "Hikmet-i Fütûhiyye"nin Beyânında Olan Fasıl gibi özel konulara odaklanan çalışmalar da bulunmaktadırvikipedi. Ayrıca, Necdet Divanı, Hacc Divanı ve Terzi Baba-İlâhiler derleme gibi divan serileri de mevcutturs.153.
Necdet Ardıç'ın ekolünden gelen müellifler de onun riyasetindeki seriye katkıda bulunmuşlardır. Örneğin, Abdürrezzak Tek, Sâd, Câsiye ve Vâkı'a sûreleri tefsirlerini kaleme alırkenvikipedi, Terzi Oğlu Cem Cemâlî ise Mü'minûn ve Zümer sûreleri tefsirlerini yazmıştırvikipedi. Bu durum, Necdet Ardıç'ın sadece kendi eserleriyle değil, aynı zamanda yetiştirdiği talebeleri ve oluşturduğu ekol ile de tasavvuf literatürüne önemli katkılar sağladığını göstermektedir. Eserleri arasında Lübb'ül Lübb Özün Özü (Osmanlıca'dan çeviri) ve Salât- Namaz ve Ezan-ı Muhammedi'de Bazı Hakikatler gibi farklı konularda çalışmalar da yer almaktadırs.148.
Kaynaklar: Vikipedi: Necdet Ardıç, Necdet Ardıç; TB. Kelime-i Sâlihiyye & Şuaybiyye, s.8, Abdürrezzak Tek, Terzi Oğlu Cem Cemâlî · TB. Kelime-i Sâlihiyye & Şuaybiyye — s. 1, 148, 153
Kitaptaki 'Hikmet-i Kalbiyye' ne demektir?⌄
Hikmet-i Kalbiyye, tasavvufta kalbin ilâhî hakikatleri idrak etme ve eşyayı yerli yerine koyma yeteneğini ifade eden bir kavramdır. Bu hikmet, Cenâb-ı Hakk'ın "el-Hakîm" isminin kalpteki tecellîsi olup, kalbin adalet ve itidalin kaynağı olmasıyla ilişkilidirs.53. Ârif-i billâhın kalbi, rahmet-i ilâhiyyeden daha geniş olup, Hakk'ı sığdırabilen bir mahaldirs.54. Bu hikmet, ilmin tahkik edilmiş hâli olup, bilinenin yerli yerine konulmasıdırK1. Hz. Şuayb (a.s.) ile kalbin arasındaki münasebetten dolayı "hikmet-i kalbiyye" ona tahsis edilmiştir, zira kalbin çok şubeli olması ve her türlü itikadı içine alması bu tahsise işaret eders.107.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Sâlihiyye & Şuaybiyye — s. 53, 54, 107 · K1, s. 197
›Ayrıntı
Hikmet-i Kalbiyye, tasavvufî düşüncede kalbin merkezî konumunu vurgulayan önemli bir kavramdır. Kalp, "el-Hakîm" isminin mazharı olarak bedenin itidalini ve nefsin adaletini sağlayan bir unsurdurs.53. Feyz, kalpten meydana gelerek varlığa yayılır ve tüm azalar arasında eşit şekilde dağılırs.53. Bu durum, kalbin ilâhî tecellîlerin ve hakikatlerin ana merkezi olduğunu gösterir.
Ârif-i billâhın kalbi, ilâhî rahmetten daha geniş olup, Cenâb-ı Hakk'ı sığdırabilme özelliğine sahiptir. Bu, "Beni yere göğe sığdıramadım, mü'min kulumun kalbine sığdırdım" hadîs-i kudsîsiyle de desteklenirK2. Kalp, bu özelliğiyle Hak ile abd arasındaki mahrem sırların tecellî mahalli olan sır mertebesine de kapı aralarK2.
"Hikmet-i kalbiyye"nin Hz. Şuayb (a.s.)'a tahsis edilmesi, kalbin çok şubeli olması ve farklı itikatları barındırmasıyla açıklanırs.107. Kalp, halkın suretleri ile ilâhî sıfat suretleri arasında bir berzah, yani görünen varlıklar ile hakikat arasında bir köprü vazifesi görürs.85. Bu hikmet, ilmin tahkik edilmiş hâli olup, bilinenin yerli yerine konulmasıdır; sadece bilmek değil, bildiğini doğru bir şekilde uygulamaktırK1. Kur'ân-ı Kerîm'den öğüt alanlar ve nasihatlerden istifade edenler ancak kalp sahipleridir; akıllarına güvenen feylesofların Kur'ân'ın özünden nasipleri yokturs.85. Bu, kalbin sadece duygusal bir organ değil, aynı zamanda idrak ve marifet merkezi olduğunu gösterir.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Sâlihiyye & Şuaybiyye — s. 53, 85, 107 · K2 · K1, s. 197
Salih Peygamber kıssasından çıkarılacak ibret nedir?⌄
Kıssaya göre, insanın başına gelen iyilik ve kötülük kendi iç dünyasının bir yansımasıdır. Kavmin yüzlerinin üç günde renk değiştirmesi, kalplerindeki inkâr, isyan ve ümitsizlik hallerinin dışa vurumudur; her şeyin aslı insanın kendindedir.
Füsûsu'l-Hikem'i anlamak için bu kitap uygun mu?⌄
Füsûsu'l-Hikem'i anlamak için Necdet Ardıç'ın "Terzi Baba" adlı eseri, okuyucunun tasavvufî alt yapısını oluşturması ve eserin bâtınî tevhîd kurgusunu idrâk etmesi açısından uygun bir başlangıç olarak değerlendirilebilir. Zira Füsûsu'l-Hikem, İbn Arabî'nin en kıymetli eseri ve tasavvuf metafiziğinin ana metni olup, Hz. Peygamber'in ilhâmıyla yazdırıldığına inanılan derin ve yoğun bir külliyattırK1. Bu sebeple, eserin genel anlayışın zâhirî tenzîh anlayışından farklı olan bâtınî tevhîd kurgusunu kavrayabilmek için bir ön idrâk ve alt yapıya ihtiyaç duyulmaktadırs.4. "Terzi Baba" kitabı, bu alt yapıyı hazırlama noktasında okuyucuya yardımcı olabilir.
Kaynaklar: K1, s. 26 · TB. Kelime-i Sâlihiyye & Şuaybiyye — s. 4
›Ayrıntı
Füsûsu'l-Hikem, Muhyiddîn İbn Arabî'nin tasavvuf metafiziğinin şâhikası kabul edilen, 27 bölümden (Fass) oluşan ve her bir bölümün bir peygambere âit bir hikmeti taşıdığı derin bir eserdirK1. Eserin, Hz. Peygamber'in İbn Arabî'ye rüyâ yoluyla yazdırdığına inanılması, onun sıradan bir kitap değil, vahy-i ilhâmînin bir tezâhürü olduğunu göstermektedirs.49. Bu denli yoğun ve derin bir metni anlayabilmek için özel bir hazırlık gerekmektedir. Necdet Ardıç'ın "Terzi Baba" adlı eseri, Füsûsu'l-Hikem'in kurgusunun temelini oluşturan bâtınî "tevhîd/teklik" anlayışını kavrayabilmek için gerekli olan alt yapıyı sunmayı hedeflemektedirs.4. Genel anlayışın zâhirî "tenzîh" anlayışı üzere olması, Füsûsu'l-Hikem'deki mevzuların anlaşılmasını zorlaştırdığından, "Terzi Baba" gibi bir eserin sağladığı ön idrâk, okuyucunun bu zorlukları aşmasına yardımcı olabilirs.4. Dolayısıyla, "Terzi Baba" kitabı, Füsûsu'l-Hikem'in karmaşık ve çok katmanlı yapısına giriş yapmak isteyenler için bir rehber niteliği taşıyabilir.
Kaynaklar: K1, s. 26 · K1-26; TB. Kelime-i Sâlihiyye & Şuaybiyye, s. 49 · TB. Kelime-i Sâlihiyye & Şuaybiyye — s. 4
Kitapta geçen 'teslis' kavramı nasıl açıklanıyor?⌄
Tasavvufî metinlerde 'teslis' kavramı, Hristiyanlıktaki üçlü tanrı inancından farklı olarak, varoluşun ve yaratılışın temelinde yatan üçlü bir ilkeyi ifade eder. Bu ilke, Cenâb-ı Hakk'ın Zât'ı, İrade'si ve Kavl'i (Söz'ü) olmak üzere üç ana unsurdan meydana gelir ve her şeyin varlık bulmasını sağlayan bir düzeni remzeders.16. Yaratılışın bu üçlü yapı üzerine bina edildiği gibi, helak ve fesadın da aynı teslis ilkesi üzerinden vuku bulduğu belirtilirs.39. Bu bağlamda teslis, varlığın ve yokluğun ilâhî işleyişindeki temel bir hikmeti ve düzeni işaret eder.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Sâlihiyye & Şuaybiyye — s. 16, 39
›Ayrıntı
Tasavvufî eserlerde 'teslis' kavramı, genellikle Hristiyanlık inancındaki teslisten ayrıştırılarak, varoluşun ve ilâhî fiillerin temelindeki üçlü bir yapıyı anlatmak için kullanılır. Kitapta bu teslisin, Cenâb-ı Hakk'ın Zât'ı, İrade'si ve Kavl'i (Söz'ü) olduğu açıkça belirtilirs.16. Bu üç unsurun bir araya gelmesiyle "Kün!" (Ol!) emrinin tecellî ettiği ve her şeyin varlık sahasına çıktığı ifade edilirs.10. Bu ilâhî teslis, varlığa vücut verme işinin temelini oluşturur ve "vücut verme" işinin zâtında teklik üzerine bina edildiği, bu tekliğin ise adedin iki müsavi kısma taksim olunamaması hâli olduğu vurgulanırs.16.
Yaratılışın bu üçlü ilke üzerine kurulu olduğu gibi, helak ve fesadın da aynı teslis üzerine bina edildiği belirtilirs.39. Salih (a.s.)'ın kavminin helak olmasının sebebinin ve öz hakikatinin bu teslis ilkesine dayandığı açıklanırs.39. Bu durum, ilâhî hikmetin bir gereği olarak sunulur. Ayrıca, bu teslisin "edille ile îcâd-ı maânîde sârî" olduğu, yani delillerle anlamların yaratılmasında geçerli olduğu ifade edilirs.11, 28. Delilde üçten mürekkep olan "nizâm-ı mahsûs" ve "şart-ı mahsûs" üzere olmak gerektiği ve bu durumda netice vereceği belirtilirs.28. Bu bağlamda teslis, sadece yaratılışın değil, aynı zamanda ilâhî düzenin ve hükümlerin de temelini oluşturan bir ilke olarak ele alınır.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Sâlihiyye & Şuaybiyye — s. 10, 11, 16, 28, 39
Arifin kalbi nasıl Hakk'ı sığdırır?⌄
Arifin kalbi, Cenâb-ı Hakk'ın tecellîlerine mahal olması ve O'nun esmâsını câmî bir şekilde yansıtması sebebiyle Hakk'ı sığdırır. Bu sığdırma, arifin kalbinin Hakk'ın rahmetinden daha geniş olması ve O'nun zâtî tecellîlerini kabule müstaid olmasıyla gerçekleşirs.54, 63. Nitekim Hadîs-i Kudsî'de "Ben arzıma ve semâma sığmadım, fakat takî ve temiz, pak olan mü'min kulumun kalbine sığdım" buyrulur ki, bu kalb ancak insân-ı kâmilin kalbidirs.55. Arif, kendi nefsini bilmekle Rabbini bilir ve Hakk'ı bütün sûretlerde mütecellî olarak müşâhede eders.94, 98.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Sâlihiyye & Şuaybiyye — s. 54, 55, 63, 94, 98
›Ayrıntı
Arifin kalbi, Cenâb-ı Hakk'ın tecellîlerinin en önemli mahallerinden biridir. Bu tecellîler, arifin kalbini Hakk'ın rahmetinden daha geniş kılar ve O'nun zâtî tecellîlerini kabule müstaid hâle getirirs.54, 63. Bu durum, "Ben arzıma ve semâma sığmadım, fakat takî ve temiz, pak olan mü'min kulumun kalbine sığdım" Hadîs-i Kudsî'siyle açıklanır; burada bahsedilen kalb, ancak insân-ı kâmilin kalbidirs.55. Gayr-ı arifin kalbine kalb denilmesi ise mecâzen olup, hakîkaten değildirs.55.
Arifin kalbi, Hakk'ın tecellîlerine tâbi'dir; Hak hangi sûrette tecellî ederse, arif de o sûrete göre olurs.68. Bu, arifin kalbinin belirli bir hususiyete sahip olmasından ziyade, tecellînin kalbi şekillendirmesiyle ilgilidirs.68. Arif, kendi nefsini bilmekle Rabbini bilir ("men arefe nefsehu fakat arefe rabbehu") ve nefsinin Rabb'ından başka bir şey olmadığını idrâk eder. Bu idrâk sayesinde Hakk'ı Hakk ile arif olurs.98.
Arifin kalbi, Hakk'ı belirli bir sûrete hasretmez; rahmaniyete döndüğünde bütün esmâ-i ilâhiyyeye ayna olurs.86. Bâyezîd Bistâmî'nin ifadesiyle, arifin kalbi öyle bir genişliktedir ki, yüz binlerce arş ve muhtevası kalbin bir köşesinde olsa dahi onu duymaz; bu, Hakk'a nazar edildiğinde gayra nazarın mümkün olmamasıyla açıklanırs.64. Arif, bütün sûretlerde mütecellî olan Hakk'ı, Hakk'la arif olur ve Hakk'ın hüviyyetinin gayrı olan hiçbir mevcûdun olmadığını müşâhede eders.94, 93. Bu, tecellîden ve ayn-ı cem'de şuhûddan Hakk'ı tanıyan kimsenin hazzıdırs.93.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Sâlihiyye & Şuaybiyye — s. 54, 55, 63, 64, 68, 86, 93, 94, 98
Bu eser kimler için yazılmıştır?⌄
Necdet Ardıç'ın "Kelime-i Sâlihiyye & Şuaybiyye" adlı eseri, tasavvufî hikmetleri idrak etmek isteyen, nefsini arındırıp Hakk yolunda ilerlemeyi hedefleyen sâlikler için kaleme alınmıştır. Eser, tasavvufî derinliği ve irfanî hakikatleri anlamaya çalışan, kendi nefsinde bu hakikatleri takrir edip müşâhede etmek isteyen kişilere hitap eders.43. Özellikle, zâhirî ilimlerle yetinmeyip bâtınî sırları keşfetme gayretinde olan ve tasavvufî metinlerin "sırrî" yönlerini kavramaya açık olan okuyucular hedeflenmiştir. Eser, müessir-müteessir ilişkisi gibi temel tasavvufî kavramları açıklayarak, okuyucunun kendi varlığındaki ilahî tecellileri fark etmesine yardımcı olmayı amaçlar.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Sâlihiyye & Şuaybiyye — s. 43
›Ayrıntı
"Kelime-i Sâlihiyye & Şuaybiyye", tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan Necdet Ardıç'ın eserlerinden biridir (Necdet Ardıç (Terzibaba) - WIKI). Bu eser, tasavvufî metinlerin derinliğini ve mesuliyetini taşıyarak, Hak ile kul arasındaki mükâleme hâlini anlamaya çalışanlara yöneliktirs.7. Eserin hitap ettiği kitle, tasavvufî hakikatleri kendi nefsinde takrir edip müşâhede etme gayretinde olanlardır. Bu kişiler, hayır ve şerrin ancak kendilerinden geldiğini idrak ederek, nefislerine rahat vermek isterlers.43.
Kitap, müessir (tesir eden) ve müteessir (tesir alan) kavramları üzerinden, her şeyin bir karşılığı olduğunu ve tesir olmadan eserin zuhur etmeyeceğini açıklars.21, s.22. Bu bağlamda, eserin okuyucusu, ilahî kelâmın kendi bâtınında nasıl bir eser hâsıl ettiğini anlamaya çalışan kişidirs.41. Eserdeki hikmetleri anlayan ve kendi nefsinde tatbik eden kimseler, kendilerine isabet eden şeyin nefislerinin hâricinden gelmediğini, bilakis kendi içlerinden kaynaklandığını fark ederlers.47.
Ayrıca, eser, tasavvufî tartışmaların ve mübahaselerin, işe vakıf olmayanların (nâ-vâkıfân) istifade etmesi için yapıldığını belirtirs.142. Bu durum, eserin tasavvufî bilgiye ve irfana aç olan, ancak henüz bu alanda derinleşmemiş kişilere de yol gösterici nitelikte olduğunu gösterir. Sonuç olarak, bu eser, tasavvufî hakikatleri anlamak, kendi nefsinde tecrübe etmek ve Hakk'a yakınlaşmak isteyen her seviyeden sâlik için yazılmıştır.
Kaynaklar: TB. Kelime-i Sâlihiyye & Şuaybiyye — s. 7, 21, 22, 41, 43, 47, 142