İçeriğe atla
TB. Kelime-i Şîsiyye kapak gorseli

TB. Kelime-i Şîsiyye

Terzibaba - Necdet Ardıç

264 sayfa~396 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçterzibaba şerhidijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Terzibaba RELATED-TO TasavvufTerzibaba RELATED-TO ErzincanTerzibaba RELATED-TO Şerh GeleneğiKelime-i Şîsiyye RELATED-TO Hz. ŞîtTasavvuf RELATED-TO İrfanTasavvuf RELATED-TO HikmetŞerh RELATED-TO TefsirŞerh RELATED-TO AçıklamaTB. Kelime-i Şîsiyye IS-A KitapTB. Kelime-i Şîsiyye IS-A İslami EserTB. Kelime-i Şîsiyye IS-A Tasavvuf Eseri

Sıkça Sorulan Sorular

Kelime-i Şîsiyye kitabı nedir?

Kelime-i Şîsiyye, Hz. Şît (a.s.)'ın hikmetini ve Hakikat-i Nefsiye'yi açıklayan bir tasavvufî eserdir. Bu eser, Hz. Âdem (a.s.)'ın tüm ilahî isimleri cem etmesinin ardından, bu isimlerin tafsilatlı zuhurunu ve Rahmânî nefesle âlemlere yayılmasını konu edinir1. Hz. Şît (a.s.)'ın "hibe çocuk" olarak Allah'ın bir bağışı olması sebebiyle, bu kelimeye "Hikmet-i Nefsiye" veya "atâullah" manası yüklenmiştir1. Kitap, Kelime-i Tevhid, Rahmâniyyet, vahiy ve ilahî isimlerin zuhuru gibi tasavvufî konuları işleyerek, Hakk'ın her an bir hâlde tecelli ettiğini ve bu tecellilerin Zat'ın gereği olduğunu vurgular1.

Ayrıntı

Kelime-i Şîsiyye, tasavvufî külliyatta önemli bir yere sahip olan ve Hz. Şît (a.s.)'ın hikmetini merkeze alan bir kitaptır. Eserin ana teması, "Hikmet-i Nefsiye" olup, bu kavram "ilâhî nefes" veya "atâ" anlamlarına gelir21. Hz. Âdem (a.s.)'ın tüm ilahî isimleri (esmâ-i ilâhiyye) kendisinde cem etmesinin ardından, Cenâb-ı Hakk'ın bu mücmel özellikleri tafsil etmeyi dilemesi ve bunu "nefes-i Rahmânî" ile gerçekleştirmesi, Kelime-i Şîsiyye'nin temelini oluşturur1. Bu Rahmânî nefesle âlemlerin esmâ-i hüsnânın genişliğiyle açıldığı ifade edilir1.

Kitap, Hz. Şît (a.s.)'ı, Hz. Âdem (a.s.)'a bir bağış ve "hibe çocuk" olarak konumlandırır; bu nedenle "Hikmet-i Nefsiye"nin ona tahsis edildiği belirtilir1. "Nefs" kelimesi, âlimler tarafından "nefes" veya "nefis" olarak da okunabilmekte ve "tuh, tuh" diye üflemek manasına gelmektedir1. Eser, Kelime-i Tevhid'in değişik yönlerini1, Rahmân Sûresi ve Rahmâniyyet'i1, vahiy ve Cebrâil'i1 ele alır. Ayrıca, tevhidin mertebeleri olan tevhid-i ef'âl, tevhid-i esmâ, tevhid-i sıfat ve tevhid-i Zât kavramlarına değinir ki, bunlar "cem" yani birlik mertebeleridir1. Cenâb-ı Hakk'ın her an bir hâlde tecelli ettiğini (Rahmân 55/29) ve bu tecellilerin Zat'ın muktezası olduğunu vurgulayarak, ilahî isimlerin zuhurlarının sürekli olduğunu açıklar1. Kitap, Hakikat-i Muhammediye'nin celâl ismi altındaki esmâ-i ilâhiyenin zuhuruna şefaat ettiğini ve Rahmân isminin tüm ilahî isimleri kapsadığını da belirtir1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.TB. Kelime-i Şîsiyye — s. 4, 7, 33, 51, 159, 261, 262
  3. 2.WIKI. Hz. Şît (a.s.)
Bu eser ne anlatıyor?

Necdet Ardıç'ın "Kelime-i Şîsiyye" adlı eseri, ilâhî isimlerin ve hakikatlerinin kâinattaki zuhurlarını, bu zuhurların eserler aracılığıyla nasıl tecellî ettiğini ve her bir ismin kendine mahsus hakikatiyle diğerlerinden nasıl ayrıldığını tasavvufî bir bakış açısıyla ele almaktadır. Eser, Hakk'ın sonsuz isimlerinin, sonsuz eserleriyle kurt, kuş, ağaç, çiçek gibi varlıklarda nasıl zâhir olduğunu ve bu isimlerin her birinin kendi hakikatiyle bir faaliyet sahası meydana getirdiğini vurgular1. Bu bağlamda eser, ilâhî isimlerin ve hakikatlerinin birbirinden ayrı şeyler olmadığını, ancak belirtilmek için isim ve hakikat ayrımının yapıldığını ifade eder1.

Ayrıntı

"Kelime-i Şîsiyye", ilâhî isimlerin ve hakikatlerinin kâinattaki tezâhürlerini incelerken, her bir ismin kendine özgü bir hakikati olduğunu ve bu hakikatin o ismin eserlerini meydana getirdiğini belirtir1. Tıpkı bir motorun çalışması için dinamo ve enerji gerektiği gibi, her eserin de bir hakikati ve bağlı olduğu bir yer vardır1. Bu hakikatler, isimlerin birbirinden ayrılmasını sağlar; örneğin, reçel ile turşunun zıt özellikleriyle ayrılması gibi, her isim de kendi hakikatiyle diğerinden tefrik edilir1. Eser, bu sonsuz isimlerin ve eserlerinin, ahadiyet mertebesinde helak olmuş vaziyette olduğunu, yani faaliyetlerinin olmadığını, ancak zuhur âlemine geldiklerinde hakikatleri itibarıyla değişik faaliyetler meydana getirdiğini açıklar1. Bu durum, bir isme düşenin hidayet üzere, diğerine düşenin ise "Mudil" üzere hayatını sürdürmesi gibi farklı tezâhürlere yol açar1. Eser ayrıca, failin eserinin zâhir olabilmesi için önce münfailin vücudunun gerektiğini, bu bağlamda insan mefhumunun münfail eli olan kadının önce çıktığını ve vehb-i ilâhî mertebesinin hatmiyeti olan hatem-i evlâdın ise fail el olmak hasebiyle hemşiresinden sonra doğduğunu ifade eder1. Necdet Ardıç'ın bu eseri, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan bir mürşid olarak, ilâhî hakikatlerin idrâkini ve bu hakikatlerin beşeriyet ve ulûhiyet mertebelerindeki yaşantısını Kur'an âyetleriyle de destekleyerek sunar1. Eser, "Gönülden Esintiler" başlığı altında Mesnevi-i Şerif, İnsân-ı Kâmil ve Fusûsu'l-Hikem gibi muhtelif eserlerden ve sohbetlerden müşahede ile toplanan ilmi de nakleder1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.TB. Kelime-i Şîsiyye — s. 93, 180, 184, 185, 187, 189, 245, 261
Yazarı Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?

Necdet Ardıç, tasavvuf çevrelerinde "Terzibaba" lakabıyla tanınan, günümüz Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biridir. Tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyet olarak kabul edilir ve eserleri ile sohbetleri aracılığıyla tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmıştır (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmaktadır12. Kendisi, "İrfan Sofrası Necdet Ardıç Tasavvuf Serisi"nin de müellifidir2.

Ayrıntı

Necdet Ardıç, Uşşâkî tarikatına mensup bir mürşid olup, tasavvufî öğretileri güncel bir dille aktarma gayretindedir (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Eserleri arasında Necdet Divanı, Hacc Divanı, İrfan Mektebi (Hakk Yolu'nun Seyr Defteri) gibi divanlar ve tasavvufî metinler bulunmaktadır2. Ayrıca, Osmanlıca'dan çeviriler yaparak tasavvuf klasiklerini de okuyucuya sunmuştur, bunlardan biri Lübb'ül Lübb Özün Özü adlı eseridir2. Necdet Ardıç'ın tasavvuf serisi kapsamında, Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müellifler de Sâd, Câsiye, Vâkı'a, Mü'minûn ve Zümer sûrelerinin tefsirlerini kaleme almışlardır (Abdürrezzak Tek - Wiki; Terzi Oğlu Cem Cemâlî - Wiki). Bu durum, Terzibaba'nın etrafında bir ilim ve irfan ekolü oluşturduğunu göstermektedir. Necdet Ardıç, İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserinin Şit Fassı üzerine sohbetler de düzenlemiş ve bu sohbetler kitaplaştırılmıştır2. Bu sohbetlerde, Şit (a.s.)'ın kelimesinde mündemiç olan "Hikmet-i Nefsiye"nin beyanı üzerinde durulmuştur2. Eserlerinde, Hz. Âdem'in hakikat-ı ilâhiye ifadesi gibi derin tasavvufî konuları ele almaktadır2. Ayrıca, velayet mertebeleri ve hatemü'l-evliya kavramları üzerine de yorumları bulunmaktadır2.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki
  3. 2.TB. Kelime-i Şîsiyye — s. 1, 4, 134, 260, 262
Kitabın 'şerhinin şerhi' olması ne anlama geliyor?

Kitabın 'şerhinin şerhi' olması, bir eserin orijinal metninin üzerine yapılan ilk açıklama ve yorumun (şerh) daha sonra başka bir müellif tarafından tekrar açıklanması ve yorumlanması anlamına gelir. Bu durum, tasavvufî metinlerin derinliğini ve katmanlı anlamlarını idrak etme çabasının bir göstergesidir. Örneğin, Terzi Baba'nın eserlerinde Avni Konuk Bey'in şerhlerinin üzerine kendi izahlarını eklemesi, bu 'şerhin şerhi' geleneğinin somut bir örneğidir1. Bu yöntem, metinlerin farklı idrak seviyelerine hitap etmesini ve zaman içinde yeni yorumlarla zenginleşmesini sağlar.

Ayrıntı

'Şerhin şerhi' kavramı, tasavvufî ve ilmî geleneğin önemli bir parçasıdır. Bir metnin şerhi, o metnin anlaşılmasını kolaylaştırmak, kapalı yönlerini açıklamak ve derin anlamlarını ortaya koymak için yapılır. Şerhin şerhi ise, bu ilk şerhin de yetersiz kaldığı veya daha fazla açıklanmaya muhtaç olduğu durumlarda devreye girer. Bu durum, özellikle tasavvuf gibi bâtınî hakikatleri işleyen ilimlerde sıkça görülür, zira bu tür metinler "hikâyeler, kıssalar, mîrâcî tasvîrler, tasavvufî tâ'vîller, ahlâkî öğütler ve bâtınî hakikat açılımlar"2 içerir ve her okuyucunun idrak seviyesi farklıdır.

Terzi Baba'nın eserlerinde bu durum açıkça belirtilmiştir: "Avni Konuk Beyin şerhinin geçtiği yerleri 'italik-yan' yazı ile, diğer Terzi Baba şerh ve izahları ise normal yazı ile belirtilecektir ki metin izahlardan ayrılmış olsun, aksi halde metin ve izahlar birbirine karışacağından yanlışlıklar olabilir"1. Bu ifade, Avni Konuk'un şerhinin üzerine Terzi Baba'nın kendi yorumlarını eklediğini ve bu iki katmanlı açıklamanın okuyucuya sunulduğunu gösterir. Bu yaklaşım, metnin "kazâ-i mübrem" (kesin takdir) gibi akâidî kayıtlarını veya "a'yân-ı sâbite" gibi tasavvufî kavramları2 daha geniş bir perspektiften ele almayı mümkün kılar.

Şerhin şerhi, aynı zamanda, bir eserin farklı zamanlarda ve farklı idraklerle nasıl yorumlandığını da gözler önüne serer. Bu, "hâl"in "makam"a dönüşmesi gibi, geçici bir anlayışın (bârika, lemeât) zamanla yerleşik bir bilgiye (temkîn) dönüşmesi sürecine benzetilebilir3. Böylece, metin sadece bir bilgi kaynağı olmakla kalmaz, aynı zamanda bir "irfan mektebi"1 işlevi görür ve okuyucunun "idraklerini açsın"1 duasıyla desteklenir. Bu çok katmanlı yorumlama, "Elif, Lam, Mim" gibi sembolik ifadelerin "insan-ı kamil"1 gibi derin anlamlara nasıl ulaştığını da açıklar.

  1. Kaynaklar
  2. 1.TB. Kelime-i Şîsiyye — s. 3, 101, 266
  3. 2.K1, s. 8, 68
  4. 3.K2
Tevhîd kavramı kitapta nasıl işleniyor?

Tevhîd kavramı, "Kelime-i Şîsiyye" adlı eserde bâtınî bir hakikat olarak ele alınır ve kişinin Hakk'a ulaşmasının temel yolu olarak sunulur. Kitap, tevhîdi sadece bilgi düzeyinde değil, aynı zamanda müşahede aşamasında idrak edilmesi gereken bir mertebe olarak vurgular1. Bu bâtınî tevhîd anlayışı, genel zâhirî tenzîh anlayışından farklı olduğu için, eserin içeriğinin anlaşılabilmesi için öncelikle bir altyapı ve idrak zemini oluşturulması gerektiği belirtilir1. Eserde tevhîd, sâlikin nefsinden arınarak Hakk'a yönelmesini sağlayan bir süreç olarak işlenir ve Kelime-i Tevhîd'in zikrin anası olduğu ifade edilir2.

Ayrıntı

"Kelime-i Şîsiyye" adlı eser, tevhîdi kişinin kendi özüne dönüş yolu olarak konumlandırır; zira kişi evvela kendine ulaşamazsa Rabb'ine de ulaşamayacağı ifade edilir1. Bu bağlamda tevhîd, sadece teorik bir bilgi olmaktan öte, bir müşahede aşamasıdır ve bu müşahedeyi idrak edemeyen kimsenin evliyalığın avamlığına dahi yükselemeyeceği belirtilir1. Kitap, tevhîd hakikatini idrak etmemiş bir kişinin evliya olmasının mümkün olmadığını, bu durumun kişinin konuşmalarından ve bilgisinden anlaşılabileceğini vurgular1.

Eserde tevhîd, bâtınî bir teklik anlayışı üzerine kurgulanmıştır1. Bu bâtınî tevhîd, zâhirî tenzîh anlayışından farklılık gösterdiği için, okuyucunun vehim ve hayalden arınmış, saf bir gönülle kitaba yaklaşması tavsiye edilir1. Kelime-i Tevhîd ("Lâ ilâhe illâllâh"), tasavvufta bütün zikirlerin anası sayılır ve sâlikin Hak'tan başka her şeyden kalbini temizleyip, sonra kalbini Hak ile doldurması sürecini ifade eder2. Evliyanın avamı dahi tevhidi müşahede eder ve tevhîdin muhtelif makamlarında sadece "Lâ ilâhe illâllâh" zikrini kullanır1. Kitapta tevhîd, Hakikat-i Muhammedi mertebesinde teşbih ile tenzîhin birleştirilip yaşantıda kullanılması ve ona hâkim olunması olarak da ele alınır1. Bu eser, İbnü'l-Arabî'nin ve A. Avni Konuk gibi büyüklerin ilmini günümüz şartlarına uyarlayarak tevhîd hazinelerini barındırmaktadır1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.TB. Kelime-i Şîsiyye — s. 1, 2, 11, 12, 107, 212
  3. 2.K1, s. 27
Bu kitap kimler için yazılmıştır?

Necdet Ardıç'ın "Terzi Baba" adlı eseri, tasavvufî ilim hazinelerini barındıran, İbnü'l-Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem'i gibi zirve eserleri idrak edebilecek, nefsânî heva, zan ve hayalden arınmış, saf bir gönülle okumaya başlayan, idrak sahası geniş, fehmi ve anlayışı doğrudan Allah'tan alan kimseler için yazılmıştır. Yazar, bu eserlerin içeriğinin genişliği ve derinliği sebebiyle, okuyucuların gafletten soyunarak, Besmele ile okumalarını tavsiye etmektedir1. Eser, tasavvufî hakikatleri hafsalalarına sığdıramayan veya istidadı olmayan kimselerin kabul edemeyeceği derinlikte bilgiler içermektedir1.

Ayrıntı

Necdet Ardıç'ın "Terzi Baba" adlı eseri, tasavvufî ilimlerin derinliklerine vakıf olmak isteyen belirli bir okuyucu kitlesine hitap etmektedir. Yazar, bu kitapların "gerçekten çok değerli ilim hazinelerini barındırdığını" belirtir1. Bu hazineleri idrak edebilmek için okuyucunun belirli vasıflara sahip olması gerektiği vurgulanır. Öncelikle, okuyucunun "nefs’in hevasından, zan ve hayalden, gafletten soyunmaya çalışarak, saf bir gönül ve Besmele ile okumaya başlaması" tavsiye edilir1. Zira "kafamız ve gönlümüz, vehim ve hayalin tesiri altında iken gerçek ma’nâda bu ve benzeri kitaplardan yararlanmamız mümkün olamayacaktır"1.

Eser, Muhyiddîn İbnü'l-Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem'i ve Abdülkerim Cili'nin İnsan-ı Kâmil'i gibi "İslâm’ın ve dünya tefekkür ve kültür sahasının zirve kitapları" arasında sayılmaktadır1. Bu tür eserleri "idrakli ve gerçek ma’nâda okuyup inceleyememiş olan kimselerin gerçekten büyük kayıp içinde kalmış olacakları" ifade edilir1. Dolayısıyla kitap, bu zirve eserleri anlayabilecek bir idrak seviyesine sahip okuyuculara yöneliktir.

Yazar, eserdeki hakikatleri "idrak sahası geniş olan kimselerin" anlayabileceğini belirtir1. Bu kimseler, "fehmi, idrak etmeyi anlamayı direkt Allah’tan alan" kişilerdir1. Kitap, "binlerce hakikatler ve marifetler beyan buyuran"1 bir içeriğe sahip olduğundan, "nice kimseler vardır ki bu marifetleri hafsalalarına sığdırıp bu hakikatleri kabul edemezler"1. Bu durumun "istidadının olmayışından" kaynaklandığı ifade edilir1. Bu bağlamda, eser, tasavvufî istidadı olan ve bu tür derin bilgilere açık olan okuyucular için kaleme alınmıştır.

  1. Kaynaklar
  2. 1.TB. Kelime-i Şîsiyye — s. 1, 2, 3, 4, 19, 204
Kitaptaki 'kendini bilmek' vurgusunun anlamı nedir?

Tasavvufta "kendini bilmek", kişinin kendi özünü ve hakikatini idrak etmesi, böylece Rabb'ini tanımasına yol bulmasıdır. Bu, sadece bilgi edinmekten öte, kişinin kendi içindeki ilahi tecelliyi müşâhede etmesi ve Hak ile olan bağlantısını kurması anlamına gelir. Kendini bilmeyen kişi, ilmi ne kadar çok olursa olsun, hayal ve vehimle hareket eder ve kendi hakikatine ulaşamaz; bu durum, mârifet ehli olmanın temel şartıdır.

Ayrıntı

"Kendini bilmek", tasavvufî sülûkun temelini oluşturan ve kişiyi Hak'ka ulaştıran anahtardır1. Bu kavram, "kim nefsini tanırsa Rabb'ini tanır" hadîs-i şerîfiyle de desteklenen mârifet makamının özüdür2. Kişinin kendi özünü ve hakikatini tanıması, onun Rabb'ini tanımasına giden yolu açar ve bu bağlantı kendiliğinden kurulur1.

Kendini bilmek, sadece öğrenilen bilgi (ilim) değildir; aksine, bilginin müşâhede ile yaşanmış hâli olan mârifettir2. Bu, kişinin dışarıdan edindiği bilgileri kendi gönlünde tahkik etmesi ve hakiki bilgileri kendi özünden, yani ayan-ı sabitesinden alması anlamına gelir1. Nitekim bir ârifin "bir zamanlar hep kitaplarda araştırırdım aradıklarımı, fakat öyle bir zaman geldi ki artık her meseleyi gönlüme danışıyorum" sözü, bu içselleşmiş bilginin önemini vurgular1.

Kendini bilmeyen bir kişi, ilmi ne kadar çok olursa olsun, hayal ve vehmine dayanır, bu da onda nefsî bir benlik oluşturur ve kendi hakikatine girmesine engel olur1. Bu durum, kişinin bu âlemden kendi hakikatinin yabancısı olarak gitmesine yol açar1. Dolayısıyla, hayatın gerçek anlamda anlaşılabilmesi için ilk şart, kişinin hakikati itibarıyla kendisini bilmesidir1. Bu irfaniyet ve âriflik, kişinin mutlak olarak bilmesi gereken tek şeydir; diğer dünyevi beceriler kişinin veliliğine zarar vermez1. Bu süreçte, nefsin hevasından, zan ve hayalden, gafletten soyunarak saf bir gönülle hareket etmek önemlidir, zira vehim ve hayalin tesiri altında iken gerçek anlamda faydalanmak mümkün değildir1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.TB. Kelime-i Şîsiyye — s. 2, 6, 10, 159, 210
  3. 2.K1, s. 240
Fusûsu'l-Hikem'i anlamak neden zordur?

Fusûsu'l-Hikem'i anlamak, eserin bâtınî tevhîd kurgusu, derin bâtınî hakikat içeriği ve okuyucunun manevî istidadına bağlı olması sebebiyle zordur. Eser, tasavvuf metafiziğinin en yoğun ve derin metinlerinden biri olup1, genel anlayışın zâhirî tenzîh üzere olması, içindeki mevzuların idrakini güçleştirmektedir2. İbn Arabî'nin binlerce hakikat ve ma'rifet beyan ettiği bu eserdeki bilgileri kavrayabilmek, kişinin manevî istidadının genişliğine ve makamları bilmesine bağlıdır2.

Ayrıntı

Fusûsu'l-Hikem'in anlaşılmasındaki zorluk, öncelikle eserin temel kurgusundan kaynaklanır. Eser, bâtınî tevhîd (teklik) anlayışı üzerine bina edilmiştir; oysa genel İslâmî anlayış zâhirî tenzîh (Allah'ı yaratılmışlardan aşkın tutma) üzerinedir. Bu durum, eserdeki konuların idrakini zorlaştırmakta ve önceden bir alt yapı idraki gerektirmektedir2. İbn Arabî'nin bu eseri, tasavvuf metafiziğinin şâhikası olarak kabul edilir ve "Fusûs'u anlayan tasavvufu tahkîk etmiş demektir" tabiriyle derinliği vurgulanır1.

İkinci olarak, eserin içerdiği hakikatler ve ma'rifetlerin yoğunluğu ve derinliği, her okuyucunun kavrayışına uygun değildir. İbn Arabî, Fusûs'ta binlerce hakikat ve ma'rifet beyan etmiştir; ancak birçok kimse bu ma'rifetleri hafsalalarına sığdıramaz ve hakikatleri kabul edemez. Bu durum, kişinin manevî istidadının olmayışından ileri gelir2. Kişinin kendi istidadının derinliklerini ve sonsuzluklarının genişliğini anlaması dahi çok güçtür2.

Üçüncü olarak, eserde ele alınan makamlar ve mertebelerin bilgisi, Fusûs'u anlamak için elzemdir. Makamları ve mertebeleri bilenler için anlatılanlar zor gelmezken, bunları bilmeyenler için anlaması çok zordur2. Bu durum, eserin sadece zâhirî bilgiyle değil, aynı zamanda manevî bir irfaniyet ve müşâhede ile okunması gerektiğini gösterir2. Nitekim, Hz. Şit'in (a.s.) Hz. Âdem'e (a.s.) hariçten gelen bir varlık olmadığını idrak etmek, idrak sahası geniş olan kimselere mahsustur2. Bu da eserin, okuyucudan belirli bir manevî olgunluk ve anlayış seviyesi beklediğini ortaya koyar.

  1. Kaynaklar
  2. 1.K1, s. 26
  3. 2.TB. Kelime-i Şîsiyye — s. 1, 19, 160, 204, 230, 261