
Terzi, Elif, Terâzî, Teradî — İrfan Mektebi, Kırk Seyir
Terzibaba - Necdet Ardıç
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?⌄
Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. Kendisine "Terzibaba" lakabı verilmiştir ve eserleri ile sohbetleri aracılığıyla tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmıştır. Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla tanınır1. Nusret Baba'dan sonra irşad makamına geçmiştir ve bu intikal bazı çekemeyenler tarafından fitne konusu yapılmıştır2. Necdet ismi "Yiğit" anlamına gelir ve kendisi "ölmeden ölmek" hakikatini vurgular2.
›Ayrıntı
Necdet Ardıç, Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biri olarak, tasavvufî irfanı günümüze taşıyan bir zattır1. Kendisine "Terzibaba" denilmesinin yanı sıra, "İz-Efendi Baba" olarak da anılmaktadır2. Bu lakap, onun terzi atölyesinde çalışırken Hazmi Baba'nın "Lâ ilâhe İllâ Allah" diyerek kendisini gayrete getirmesi gibi manevi deneyimlerle de ilişkilidir2.
Necdet Ardıç'ın mürşidlik makamına intikali, kendisinden önceki mürşidi Nusret Baba'nın "bu iş bundan sonra sana kaldı evlâdım Necdet" sözleriyle gerçekleşmiştir2. Bu intikal, bazı çevrelerde kabul görmemiş ve fitneye yol açmıştır; bu durum Gadir Hum vakasına benzetilmiştir2. Nusret Baba'nın "bizden sonra yerimiz Necdet evlâdımızındır" demesi de bu durumu teyit etmektedir2.
Necdet Ardıç, tasavvufî öğretileri kitapları ve sohbetleri aracılığıyla aktarmaktadır. Kendi ifadesiyle, "mâ'nâ ilmini zâhir tarafından soyar ve satır, satır kitablarına yazar, tatlı tatlı konuşarak sohbetlerinde biz evlâtlarına aktarır"2. Eserleri arasında İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi önemli çalışmalar bulunmaktadır1. Ayrıca, Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müellifler de onun riyâsetindeki tasavvuf serisi içinde tefsirler yazmışlardır3. Necdet Ardıç, "ölmeden ölmek" hakikatini vurgulayarak, bu dünyanın gerçek tadının bu olduğunu belirtir2.
- Kaynaklar
- 1.Vikipedi: Necdet Ardıç
- 2.İrfan Mektebi, Kırk Seyir — s. 59, 76, 107, 112, 114, 123, 138
- 3.Vikipedi: Abdürrezzak Tek, Terzi Oğlu Cem Cemâlî
Bu eser ne anlatıyor?⌄
Necdet Ardıç'ın "İrfan Mektebi (Hakk Yolu)" adlı eseri, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan ve Hakk yolunun seyrini anlatan temel bir eserdir. Eser, sâlikin nefs mertebelerini aşarak Hakikat'e ulaşma sürecini, tevhid ilmini ve bâtınî hakikatleri işler. Özellikle "Ledün ilmi"nin tevhid ilmi olarak tarif edildiği ve Allah'ın indindeki ilim olduğu vurgulanır1. Eser, Mesnevi-i Şerif, İnsan-ı Kâmil ve Fusûsu'l Hikem gibi klasik tasavvuf metinlerinden müşahede ile toplanan ilimleri içerir ve Necdet Ardıç'ın kendi divanları ile sohbetlerinden derlenmiş bilgileri de barındırır1. Bu yönüyle, tasavvufî bilginin hem geleneksel kaynaklara dayandığını hem de mürşidin kendi idrak ve tecrübeleriyle zenginleştiğini gösterir.
›Ayrıntı
"İrfan Mektebi (Hakk Yolu)", Necdet Ardıç'ın tasavvuf serisinin on dördüncü kitabıdır ve Hakk yolunda ilerleyen sâlikin deneyimlerini ve bu yolun temel prensiplerini ele alır (İrfan Mektebi (Hakk Yolu), Wiki). Eserin ana teması, insanın Hakikat'e ulaşma serüvenidir. Bu serüven, nefs mertebelerinin aşılması ve tevhid ilminin idrak edilmesiyle gerçekleşir. Kitapta, "Ledün ilmi" kavramı üzerinde durulur ve bu ilmin bâtınî ilimler olarak tarif edilse de aslında "Allah'ın indindeki ilim" yani "tevhid ilmi" olduğu açıklanır1. Bu, eserin temel amacının, okuyucuyu zâhirî bilgiden bâtınî hakikatlere, yani tevhidin özüne yönlendirmek olduğunu gösterir.
Eserin içeriği, çeşitli tasavvufî kaynaklardan beslenir. Mesnevi-i Şerif, İnsan-ı Kâmil ve Fusûsu'l Hikem gibi önemli eserlerden yapılan nakiller ve müşahedelerle toplanan ilimler, kitabın temelini oluşturur1. Ayrıca, Necdet Ardıç'ın kendi divanları olan "Necdet Divanı" ve "Hacc Divanı" ile sohbetlerinden derlenen bilgiler de eserde yer alır1. Bu durum, eserin hem klasik tasavvufî birikimi günümüze taşıdığını hem de mürşidin kendi idrak ve tecrübeleriyle bu birikimi zenginleştirdiğini ortaya koyar. Eser, okuyucuya "yüzümüzü nereye çevireceğimizi, nasıl bir anlayış içerisinde olacağımızı çok açık bir şekilde" anlatan bir rehber niteliğindedir1. Bu bağlamda, "İrfan Mektebi (Hakk Yolu)", tasavvufî sülûkun pratik ve teorik yönlerini bir araya getiren kapsamlı bir eserdir.
- Kaynaklar
- 1.İrfan Mektebi, Kırk Seyir — s. 92, 169
Kitabın adındaki 'Terzi' ve 'Terazi' ne anlama geliyor?⌄
"Terzi, Elif, Terâzî, Teradî" adlı eserdeki "Terzi" ve "Terazi" kavramları, yazarın kişisel müşâhedesi ve tasavvufî idrâki neticesinde ortaya çıkmış, zâhirî ve bâtınî mânâları olan iki anahtar terimdir. "Terzi" kelimesi, eserin yazarı olan Terzi Oğlu Murat Derûni'nin soyadına atıfta bulunurken1, aynı zamanda tasavvufî sülûkta bir "eğitim" ve "ustalık" mertebesini ifade eder1. "Terazi" ise, "Terzi" kelimesine "Elif" (ا) harfinin eklenmesiyle oluşan ve denge, ölçü, adâlet gibi kavramları temsil eden bir semboldür1. Bu iki kavram, zâhir ile bâtın arasındaki dengeyi, ilim ile irfan arasındaki bağı ve sâlikin Hak yolundaki muhâsebesini anlatmak için kullanılmıştır.
›Ayrıntı
Eserin başlığındaki "Terzi" ve "Terazi" kavramları, yazarın kendi müşâhedesinden doğan bir idrâkin ürünüdür. Yazar, bir gazetede gördüğü "Terazi" yazısını başlangıçta "Terzi" olarak okuduğunu fark etmiş ve bu durum, "A-Elif" (ا) harfinin okunuş farkından yola çıkarak bir çalışma başlatmasına vesile olmuştur1. Bu bağlamda "Terzi", yazarın soyadı olan Terzi Oğlu Murat Derûni'ye işaret eder1. Tasavvufî açıdan ise "Terzi", sülûk yolundaki bir "eğitim" sürecini, çıraklık, kalfalık, ustalık ve usta öğreticilik mertebelerini temsil eder1. Bu, sâlikin kendini terbiye etme ve mânevî olgunluğa erişme sürecidir.
"Terazi" kavramı ise, "Terzi" kelimesine "Elif" (ا) harfinin eklenmesiyle oluşur ve denge, ölçü, adâlet gibi anlamları taşır1. Mîzân kavramında olduğu gibi, "Terazi" de zâhirî ve bâtınî dengeyi ifade eder. Arapça'da "Terazi" kelimesi (ض) "Dat" harfi ile yazıldığında "rıza" ve "uyuşma" mânâlarına gelir; bu da zâhir ve bâtın kefelerinin denk hâle gelmesini, yani Hak ile halk arasındaki dengenin kurulmasını ifade eder1. Ayrıca "Terazi" kelimesinin Türkçe yazılışında (ع) "Ayın" harfi ile (ا) "Elif" harfi arasındaki benzerlik, kişinin hayâl ve vehim perdesini simgeler. Bu perdenin kalkmasıyla "dengeli bir görüş" oluşur, kulak ve göz ayarlarının yapılması gerekir1. Bu durum, sâlikin hakikati idrâk etme yolunda içsel dengesini bulması ve yanılsamalardan arınması gerektiğini vurgular. Eser, Terzi Baba'nın sohbetleri ve kitapları aracılığıyla bu zâhir ve bâtın nurundan yararlanmayı amaçlar1.
- Kaynaklar
- 1.Terzi, Elif, Terâzî, Teradî — s. 5, 6, 7, 9, 15, 43
Seyr-i sülûk nedir?⌄
Seyr-i sülûk, tasavvufta sâlikin manevî yolculuğunun bütününe verilen isimdir ve "yola çıkma, sülûka başlama, sefer" anlamlarına gelir. Bu yolculuk, müridin mürşid rehberliğinde manevi mertebeleri aşarak Hakk'a ulaşma gayretidir1. Sâlikin bu yolda Hakk'ı razı etmek için O'nun emirlerinden başka şeyi yapmayı kendine yasak etmesi esastır2. Seyr-i sülûk, mülkten melekûta yükselişi ifade eder ve sâlikin nefsini tezkiye ederek ilham almaya başladığı Nefs-i Mülhime gibi aşamaları içerir1. Bu yolculukta zaman ve mekân değişimleriyle anlayışlarda farklılaşmalar meydana gelir ve tatbikatlara yeni şeyler eklenerek yükselme sağlanır2.
›Ayrıntı
Seyr-i sülûk, tasavvufî hayatın tam adıdır ve sâlikin başlangıçtan vâsıllığa kadar geçtiği yolun bütününü kapsar1. Bu manevi yolculukta sâlik, mürşidinin rehberliğinde ilerler (Wiki-Seyr-i Süluk, Wiki-Mürid). Klasik olarak dört ana seyre ayrılır:
1. Seyr ilallâh (Allah'a sefer): Sâlikin nefsinden, dünyadan ve mâsivâdan Hak'a yöneldiği, mücâhede ve tezkiye ile başlayan aşamadır1. 2. Seyr fillâh (Allah'ta sefer): Sâlikin Hak'a vâsıl olduktan sonra esmâ ve sıfatlarda yaptığı yolculuktur; burada mârifet kademelerinde ilerlenir1. 3. Seyr maallâh (Allah'la sefer): Sâlikin Hak'la beraber yaptığı yolculuktur; fenâ-bekâ silsilesinde Hak'la kâim olarak halka dönmesidir1. 4. Seyr anillâh / billâh (Allah'tan sefer): Sâlikin halk içinde Hak'ı temsil ettiği, mürşid olma ve halkı Hak'a çağırma makâmıdır; bu son seyr mürşidlerin makâmıdır1.
Seyr-i sülûk ayrıca seyr-i âfâkî (dış sefer, kâinatı tedebbür) ve seyr-i enfüsî (iç sefer, nefsi tezkiye) olarak da ayrılır1. Bu yolculukta sâlik, Nefs-i Levvâme'nin iki yüzlü salınımını aşarak içinde ilhamın ilk kez açılmaya başladığı Nefs-i Mülhime mertebesine ulaşır (Wiki-Nefs-i Mülhime). Sülûk yolunda ilerleyen derviş, kâmil bir veli nezaretinde ulaştığı mertebe ve hakikatlere binaen Hakk'ın lütfu İlâhîsine mazhar olur2. Bu yolculukta "Salik-i Meczub" ve "Meczub-u Salik" olmak üzere iki sınıf sâlik bulunur; kimisi sülûktan sonra cezb edilirken, kimisinin cezb edilmesi sülûkundan öncedir2. Seyr-i sülûk, İlm'el Yakîn olarak başlayıp Hakk'el Yakîn olarak tamamlandığında Zât, Sıfât, Esmâ ve Ef'âl tecellileri oluşur2. Bu manevi yolculukta, tasavvufi bir ekol tarafından benimsenen zikir talimi gibi aşamalar da mevcuttur2.
- Kaynaklar
- 1.K1, s. 265
- 2.İrfan Mektebi — s. 19, 35, 36, 71, 96, 125
Nefs mertebeleri ne demektir?⌄
Nefs mertebeleri, tasavvufî sülûkta sâlikin nefsini terbiye ederek mânevî kemâle ulaşma sürecindeki aşamaları ifade eden yedi basamaktır. Bu mertebeler, Nefs-i Emmâre'den başlayıp Nefs-i Sâfiye'ye kadar uzanır ve her biri nefsin farklı bir hâlini ve idrâk seviyesini temsil eder1. Sâlik, bu mertebeleri sırasıyla aşarak nefsini kötü temayüllerden arındırır ve Hak ile bekâ hâline ulaşır2. Bu süreç, nefsin tezkiye edilerek kurtuluşa ermesini (Şems 9) ve insân-ı kâmil olma yolunda ilerlemesini sağlar2.
›Ayrıntı
Nefs mertebeleri, tasavvufta sâlikin mânevî yolculuğunda nefsini arındırma ve kemâle erdirme sürecindeki yedi temel aşamadır1. Bu mertebeler sırasıyla Nefs-i Emmâre, Nefs-i Levvâme, Nefs-i Mülhime, Nefs-i Mutmainne, Nefs-i Râdıyye, Nefs-i Merdıyye ve Nefs-i Sâfiye'dir1. Her bir mertebe, nefsin farklı bir hâlini ve sâlikin mânevî idrâk seviyesini gösterir.
Nefs-i Emmâre, bu mertebelerin en alt basamağıdır ve "kötülüğü emredici nefs" anlamına gelir2. Bu aşamada sâlik, henüz gaflet içindedir, kötülüğü kötülük olarak görmez ve nefsinin isteklerini kendi seçimi sanır2. Bu nefs, Hak'tan habersiz, dünyevî lezzetlerin peşinde koşan ve günahlarından pişmanlık duymayan bir hâldedir2.
Nefs-i Mülhime ise üçüncü mertebedir ve "ilhâm alan nefs" demektir2. Bu aşamada sâlik, iyi ile kötüyü kalbinden gelen ilhâm yoluyla ayırt etmeye başlar ve vicdanının sesi netleşir2. Bu mertebe, sâlikin kurtuluşa giden yolunun açıldığı kritik bir geçiş noktasıdır; zira Hak'tan kalbe mesajlar inmeye başlar3.
Bu mertebeler, sâlikin nefsini tezkiye ederek (Şems 7-10) ve ruhuyla nefsini kardeş kılarak1 mânevî ilerleme kaydetmesini sağlar. Her mertebe bir öncekinin tahkîki ile açılır ve atlama olmaksızın sırasıyla aşılır2. Bu yolculuğun sonunda, yedinci ve son mertebe olan Nefs-i Sâfiye'ye ulaşılır ki bu, nefsin kemâle erdiği, bütün gayri-Hak temayüllerden temizlendiği ve sâlikin insân-ı kâmil olduğu makamdır4. Bu mertebede sâlik, fenâdan dönmüş, Hak ile kâim olarak yaşar ve velâyet kemâline erişir2.
- Kaynaklar
- 1.Terâzî — s. 8, 20, 174
- 2.K1, s. 117, 122, 272
- 3.K1-272, Terâzî, s. 42
- 4.K1-122, Terâzî, s. 174
Kitaptaki 'İlm'el Yakîn', 'Ayn'el Yakîn' ve 'Hakk'al Yakîn' neyi ifade eder?⌄
İrfan Mektebi kitabında "İlm'el Yakîn", "Ayn'el Yakîn" ve "Hakk'al Yakîn" kavramları, sâlikin mânevî yolculuğundaki kesin bilgi ve idrâk mertebelerini ifade eder. "İlm'el Yakîn", bilginin sözle, mantıkla ve kitaplarla elde edildiği başlangıç seviyesidir1. "Ayn'el Yakîn", bilginin müşâhede yoluyla, yani gözle görerek idrâk edildiği orta mertebedir; bu seviyede kişi hakikatleri uzaktan seyreder1. "Hakk'al Yakîn" ise, bilginin bizzat yaşanarak, hâl ile tahkik edildiği en üst mertebedir; bu seviyede sâlik, Hak ile birleşme ve fenâ hâlini tecrübe eder, tıpkı Hz. Peygamber'in mîrâcındaki gibi1. Bu üç mertebe, sâlikin sülûkundaki derinleşmeyi ve hakikate ulaşma yolundaki ilerlemesini gösterir.
›Ayrıntı
"İlm'el Yakîn", "Ayn'el Yakîn" ve "Hakk'al Yakîn" kavramları, tasavvufî sülûkun farklı idrâk seviyelerini temsil eder. "İlm'el Yakîn", yakînin ilk kademesidir ve bilgiye dayalı kesinliği ifade eder. Bu seviyede sâlik, hakikatleri sözle, mantıkla, kitap okuyarak ve sohbetlere katılarak öğrenir1. Kitapta bu mertebe "Fen"ler seyri olarak da anılır ve mürşidin yazdığı kitapların talebe üzerindeki yansımasıyla ilişkilendirilir1. Sâlik, bu aşamada edindiği bilgilerle mânevî borçlarını öder ve bir sonraki dersin kapısı kendisine açılır1.
"Ayn'el Yakîn", yakînin ikinci mertebesidir ve bilginin müşâhede yoluyla elde edildiği seviyeyi gösterir1. Bu mertebede sâlik, hakikatleri "göz" anlamına gelen "Ayn" harfiyle sembolize edildiği gibi, bizzat görerek idrâk etmeye başlar1. Kitapta bu seyir, Nefs-i Emmare'den başlayarak Nefs-i Safiye'ye kadar uzanan çeşitli nefs mertebeleri ve Tevhid-i Ef'âl, Tevhid-i Esmâ, Tevhid-i Sıfât, Tevhid-i Zât gibi tevhid anlayışlarıyla ilişkilendirilir1. "Ayn'el Yakîn" mertebesi, sâlikin mîrâc yolculuğuna çıkmaya hazırlandığı, kaza ve kader gibi zorlu konuları anlamaya çalıştığı bir aşamadır1. Bu seviyede kişi, "senlik-benlik" ile kirlenmekten kurtulmaya çalışır1.
"Hakk'al Yakîn" ise, yakînin en üst ve en derin mertebesidir. Bu seviyede bilgi, bizzat yaşanarak ve hâl ile tahkik edilerek elde edilir1. Sâlik, artık sadece bilmekle veya görmekle kalmaz, hakikatin kendisiyle birleşir. Bu mertebe, Hz. Mevlâna'nın "Hamdım, Yandım, Piştim" sözüyle ifade edilen bir olgunlaşma ve mîrâc hâlidir1. Kitapta "Hakk'al Yakîn" yaşantı seyri, "Hakîkat-i Muhammedi" ve "Kâmil İnsân" seyri ile birlikte anılır ve Hz. Peygamber'in mîrâcındaki tayy-i mekân ve tayy-i zaman tecrübesiyle ilişkilendirilir1. Bu mertebeye ulaşan kişi, bazen namaz kılma konusunda dahi tereddüt yaşayabilir, çünkü Hakk ile olan birliği, beşerî ibadetlerin ötesinde bir idrâk seviyesine taşır1.
- Kaynaklar
- 1.İrfan Mektebi — s. 12, 23, 25, 38, 43, 48, 60, 62, 63, 112, 122
Bu eser kimler için yazılmıştır?⌄
Necdet Ardıç'ın "İrfan Mektebi, Kırk Seyir" adlı eseri, tasavvuf yolunda ilerlemek isteyen, özellikle de "firaset" sahibi olan veya olmak isteyen kişilere hitap etmektedir. Eser, tasavvufî idrâk ve anlayış seviyesi yüksek olan, yazılanları düşünecek, anlayacak ve tefekkür edecek kabiliyete sahip sâlikler için kaleme alınmıştır. Yazar, eserindeki bazı yazıların "kuş dili misâli ancak ehline mâlûm olan" ifadeler içerdiğini belirtir1, bu da eserin herkes tarafından kolayca anlaşılamayacağına işaret eder. Ayrıca, "Mâneviyâtı idrâk etmeye de bîhûş olandan başka mahrem yoktur"1 ifadesi, eserin derin mânevî hakikatleri idrâk edebilecek kişilere yönelik olduğunu vurgular.
›Ayrıntı
Necdet Ardıç'ın "İrfan Mektebi, Kırk Seyir" adlı eseri, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan bir mürşidin kaleminden çıkmıştır (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Bu eser, genel okuyucu kitlesinden ziyade, belirli bir mânevî olgunluğa ve idrâk seviyesine sahip olanlara yöneliktir. Yazar, eserindeki bazı bölümlerin "kuş dili misâli ancak ehline mâlûm olan" ifadeler içerdiğini açıkça belirtir1. Bu durum, metnin zâhirî anlamının ötesinde, bâtınî ve sembolik anlamlar taşıdığını gösterir ki bu da tasavvufî metinlerin karakteristik özelliğidir. Eser, özellikle "firaset" sahibi olan veya bu firaseti kazanmak isteyen kişilere tavsiye edilir1. Firaset, tasavvufta olayların ve kişilerin iç yüzünü, bâtınî hakikatlerini sezme yeteneği anlamına gelir. Bu da eserin, sadece bilgi edinmek isteyenlere değil, aynı zamanda mânevî bir görüş ve anlayış geliştirmek isteyenlere hitap ettiğini gösterir. Yazar, "Yazılanlar sana özel yazılmıştır, bunları düşünüp anlayıp tefekkür etmek sana düşüyor"1 diyerek, okuyucunun metinle aktif bir şekilde meşgul olmasını, üzerinde derinlemesine düşünmesini ve tefekkür etmesini beklediğini ifade eder. Ayrıca, eserdeki bazı ifadeler, okuyucunun "kalb-i selim" ve "akli selim" ile hakikatleri taşıyabilecek hâle gelmesi gerektiğini ima eder1. Bu, eserin içeriğinin mânevî bir yük taşıdığını ve bu yükü kaldırabilecek, yani mânevî olgunluğa erişmiş kişilere yönelik olduğunu gösterir. Eserin "sıkıcı" olabileceği uyarısı1, onun kolay okunup geçilecek bir metin olmadığını, aksine üzerinde durulması ve çaba sarf edilmesi gereken bir irfan kaynağı olduğunu vurgular. Bu bağlamda, "Kabiliyeti olmayan kimseler zâten böyle hassas işlere gönül veremezler"1 ifadesi, eserin hitap ettiği kitlenin mânevî kabiliyete sahip kişiler olduğunu netleştirir.
- Kaynaklar
- 1.İrfan Mektebi, Kırk Seyir — s. 58, 68, 89, 93, 116, 149
Kitapta neden sayılar ve harflerle ilgili şifreli anlatımlar var?⌄
Kitapta sayılar ve harflerle ilgili şifreli anlatımların bulunması, tasavvufî geleneğin bir parçası olan ebced ilmi ve harflerin ledünnî mânâsına verilen önemden kaynaklanmaktadır. Bu şifrelemeler, Hak'ın gizli hazinesinden inen sırlı kelimeleri ve manevî makâmları ehli olmayanlardan saklama, aynı zamanda ilahî hakikatleri remzî bir dille ifade etme amacı taşır1. Özellikle İbn-i Arabi'nin harflere verdiği ebced değerleri ve bu sistemle 28 mertebe veya peygamber eğitiminin şifrelenmesi, bu yaklaşımın köklü bir geçmişe sahip olduğunu gösterir2. Bu durum, tasavvufun bâtınî yorum geleneğinin bir tezahürüdür.
›Ayrıntı
Kitapta sayılar ve harflerle ilgili şifreli anlatımların yer almasının temelinde, tasavvufî düşüncede harflere ve sayılara atfedilen derin anlamlar yatmaktadır. Bu yaklaşım, Hurûf-u Mukatta'a'nın tasavvufî yorumlarında da görüldüğü gibi, her harfin bir esmâ-i ilâhiyye'ye, mertebe-i vücudiyyeye veya manevî makâma işaret etmesiyle ilişkilidir1. Ebced ilmi, harflerin sayısal değerlerini içeren bir sistem olup, bu ilmin hem zâhiri hem de bâtınî yönleri ve bunların birleşiminden oluşan bir "Nûr"un intikal ettirilmesi hedeflenir2.
Tasavvuf büyükleri, bazı olayları ve hakikatleri bu sistemle şifreleyerek, ehli olmayanlardan sırları saklamışlardır2. Örneğin, İbn-i Arabi'nin harflere verdiği ebced değerleri ve bu sistemle 28 harfe göre uyarladığı üçlü tasnif, 28 mertebe veya 28 peygamber hazaratının eğitimini haber veren bir şifreleme olarak kullanılmıştır2. Kitapta geçen barkod sayılarının toplamının 14 (Nûr-ı Muhammedî) ve basamak sayısının 13 (Hz. Muhammed rumuz sayısı) olarak yorumlanması da bu tür bir şifreli anlatıma örnektir2. Ayrıca, "İrfan Mektebi" kitabının sayı rumuzu gibi ifadeler2 ve belirli sayıların (41 ve 42) bazı durumlarla ilişkilendirilmesi2, bu şifreleme geleneğinin devam ettiğini göstermektedir. Bu durum, tasavvufun bâtınî yorum geleneğinin bir parçası olarak, ilahî sırları remzî bir dille ifade etme ve belirli bir bilgi düzeyine sahip olanlara açma amacını taşır.
- Kaynaklar
- 1.K1
- 2.İrfan Mektebi — s. 10, 11, 137, 151, 166