İçeriğe atla
Tesbih ve Zikir kapak gorseli

Tesbih ve Zikir

Terzibaba - Necdet Ardıç

119 sayfa~179 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Tesbih ve Zikir RELATED-TO İslam (Din)Tesbih ve Zikir RELATED-TO Dua (Pratik)Tesbih ve Zikir IS-A KitapTesbih ve Zikir IS-A İslami EserTesbih ve Zikir IS-A Manevi RehberTesbih ve Zikir IS-A Tasavvufi Eser

Sıkça Sorulan Sorular

Tesbih ve Zikir kitabı ne anlatıyor?

"Tesbih ve Zikir" kitabı, tesbih ve zikir kavramlarının tasavvufî ve Kur'ânî anlamlarını, aralarındaki farkları ve mertebelerini açıklayan bir eserdir. Kitap, bu iki kavramın zâhirî benzerliklerine rağmen hakikatte farklı tesir sahalarına sahip olduğunu vurgular1. Tesbihin "isim" kelimesi, zikrin ise "fiil" kelimesi olduğunu belirterek, tesbihin tüm varlıkların Hakikat-i İlâhiyye'ye yönelmesi, zikrin ise şuurlu varlıkların (insan) kendi özlerinden Hakikat-i İlâhiyye'yi hatırlaması olduğunu ifade eder1. Eser, tesbihin kudsiyyet ifade ettiğini ve melekî olduğunu, idrakli zikrin ise insanî olduğunu ancak insanın her hâle uygun yaratıldığından hem zikir hem de tesbih ehli olabileceğini açıklar1. Kitabın temel amacı, tesbih ve zikrin ilâhî mânâlarına ulaşmak için bu kavramların Kur'ân ve Hadislerdeki gerçek anlamlarını bir araya getirmektir1.

Ayrıntı

"Tesbih ve Zikir" kitabı, tesbih ve zikir kavramlarının yüzeysel benzerliklerinin ötesine geçerek, tasavvufî derinliklerini ve mertebelerini ortaya koyar. Kitaba göre, tesbih bir "isim" kelimesi iken, zikir bir "fiil" kelimesidir ve bu ayrım, ikisinin tesir sahalarını farklı kılar1. Tesbih, bütün âlemdeki varlıkların kendi hakikatleri yönünden Hakikat-i İlâhiyye'ye yönelmesidir. Zikir ise şuurlu varlıklar olan insanın, kendi hakikatleri yönünden Hakikat-i İlâhiyye'yi özlerinden hatırlamasıdır1.

Eser, tesbihin "kudsiyyet" ifade ettiğini ve melekî bir eylem olduğunu belirtir1. Buna karşılık, idrakli zikir "insanî" bir eylemdir. Ancak insan, her hâle uygun yaratıldığı için hem zikir hem de tesbih ehli olabilir1. Kitap, tesbihin "tenzîh" yönünü vurgularken, zikrin "teşbîh" yönünü de içerdiğini ifade eder. Örneğin, "Sübhanallah" ve "Elhamdülillah" tenzihî yönden tesbih iken, "Allahu Ekber" Zât-ı Mutlak yönünden tenzih-tesbih, Zât-ı Mukayyed yönünden ise teşbih-zikirdir1. Bu bağlamda, Ef'âl âlemi ve Zât-ı Mukayyed itibarıyla yapılanlar zikir, Esmâ ve Sıfat âlemi ile Zât-ı Mutlak itibarıyla yapılanlar ise tesbihtir1.

Kitap, okuyucuyu tesbih veya zikir hakkındaki bir Âyet-i Kerîme veya Hadîs-i Şerif'i okurken, bahsedilen mertebenin kudsiyyeti veya hakikati üzere bir idrakle hareket etmeye davet eder1. Aksi takdirde, yapılan tesbih ve zikrin sadece taklidî ve kelâmî bir duygusal hâl olarak kalacağını, sevap kazandırsa da kişinin kendini ve Rabb'ini hakkıyla tanımasına engel olacağını belirtir1. Bu durum, kendini bilmeden cennet ehli olmanın gafletten başka bir şey olmadığını ifade eder1. Kitabın temel gayesi, Kur'ân-ı Kerîm ve Hadis-i Şeriflerde belirtilen tesbih ve zikrin gerçek anlamlarını bir araya getirerek, bu ibadetlerin ilâhî mânâlarına ulaşmayı sağlamaktır1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Tesbih ve Zikir — s. 1, 2, 6, 10, 12, 13, 17, 123
Tesbih ve zikir arasındaki fark nedir?

Tesbih ve zikir, zahiren birbirine benzer uygulamalar gibi görünse de tasavvufta hakikatte aralarında önemli farklar bulunan iki ayrı kavramdır. Tesbih, varlıkların Hakikat-i İlâhiye'ye kendi hakikatleri yönünden yönelmesi olup, daha ziyade "kudsiyyet" ifade eden melekî bir eylemdir1. Zikir ise şuurlu varlıkların (insan) kendi hakikatleri yönünden Hakikat-i İlâhiye'yi özlerinden hatırlamalarıdır; bu, fiil belirten insanî bir eylemdir ve kişinin düşüncesinin kendinde olmasını gerektirir1. Tesbih, tenzih itibarıyla, zikir ise teşbih itibarıyla ele alınır; ef'âl âlemi ve zât-ı mukayyet ile yapılanlar zikir iken, esmâ ve sıfat âlemi ile zât-ı mutlak itibarıyla yapılanlar tesbihtir1.

Ayrıntı

Tesbih ve zikir arasındaki temel fark, birinin "isim" diğerinin ise "fiil" kelimesi olmasından kaynaklanır ve bu durum tesir sahalarını ayırır1. Tesbih, varlıkların kendi hakikatleri yönünden Hakikat-i İlâhiye'ye yönelmesidir ve "kudsiyyet" ifade eder1. Bu yönüyle tesbih, melekî bir eylemdir; idraksiz bir yönelişi de kapsar1. Örneğin, "Sübhanallah" ve "Elhamdülillah" tenzihî yönden tesbihtir1. Tesbih kelimesi, ilk bakışta bir isim gibi görünse de, faaliyete dönüştüğünde fiil özelliği kazanır; "tesbihat" yapma bu fiilî yönünü gösterir2.

Zikir ise, şuurlu varlıkların (insan) kendi hakikatleri yönünden Hakikat-i İlâhiye'yi özlerinden hatırlamalarıdır1. Zikir doğrudan doğruya bir "fiil" kelimesidir1. Zikrin tarikat mertebesindeki hakikati, kişinin zikri yaparken düşüncesinin kendinde olmasını gerektirir; zikrin sayısal çokluğundan ziyade fikirsel genişliği esastır1. İdrakli zikir insanîdir ve insan hem zikir ehli hem de tesbih ehli olabilir1. "Allahu Ekber" hem zât-ı mutlak yönünden tenzih-tesbih, hem de zât-ı mukayyet yönünden teşbih-zikirdir1. Özetle, ef'âl âlemi ve zât-ı mukayyet itibarıyla yapılanlar zikir iken, esmâ ve sıfat âlemi ile zât-ı mutlak itibarıyla yapılanlar tesbihtir1. Gerçek zikir veya tesbih, ilgili ayet veya hadisin bahsettiği mertebenin kudsiyyeti veya hakikati üzere idrakle yapılmalıdır; aksi takdirde sadece taklidî ve kelâmî bir duygusal hâl meydana gelir ki bu da gaflettir1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Tesbih ve Zikir — s. 2, 8, 10, 11, 12, 17, 88, 123
  3. 2.Tesbih ve Zzikir — s. 8
Zikrin faydaları nelerdir?

Zikrin faydaları, tasavvufta mertebelere göre farklılaşan derinliklerde tezahür eder. Şeriat ve tarikat mertebelerinde zikrin zahiri kısmı, yani sesli ve ritimli tekrarı, kişinin manevi yolculuğunun başlangıcını oluşturur1. Hakikat ve marifet mertebelerinde ise zikir, tefekkür yönü ağır basan, ilahi hakikatleri ve esma-i ilahiyyeyi hatırlayarak zuhurda faaliyete geçirme halidir1. Bu derinleşen zikir, kalplerin mutlak tatminini sağlar ve kişiyi Ulûhiyyet mertebesine kadar yükseltebilir1. Zikrin asıl faydası, sayısal çokluğundan ziyade, fikirsel genişliğinde ve kişinin kendinde bulunan ilahi hakikatleri idrak etmesindedir1.

Ayrıntı

Zikrin faydaları, sâlikin manevi yolculuğundaki mertebesine göre farklılık gösterir ve her mertebede ayrı bir idrak ve irfan gerektirir1.

Şeriat ve Tarikat Mertebelerindeki Faydaları:

Bu mertebelerde zikrin faydası, öncelikle zahiri ve lisani yönüyle ortaya çıkar. Kişi, belirli esma-i ilahiyyeyi veya duaları sesli ve ritimli bir şekilde tekrar eder1. Bu tekrarlar, kişinin Allah'ı (c.c.) çokça anmasını, O'nun azametini düşünmesini sağlar1. Hadis-i şeriflerde geçen zikirler de genellikle bu lisani zikirleri kapsar1. Bu aşamada zikir, bir ibadet olarak sevap beklentisiyle yapılır ve kişinin manevi disiplinini güçlendirir1. Ancak bu zikirde önemli olan, zikredenin duygusallıkla gaybda olan bir Rabbi zikretmek yerine, düşüncesinin kendinde olması ve zikrin manasının farkında olmasıdır1.

Hakikat ve Marifet Mertebelerindeki Faydaları:

Seyrinde ilerleyen sâlik için zikrin faydası, ilmî ve tefekkürî yönüyle derinleşir1. Bu mertebelerde zikir, Kur'an'ın da işaret ettiği gibi "öğüt, anma, düşünme, ilim, hatırlatma" gibi manaları içerir1. Kişi, elde tesbih, dilde lafız olmaktan öte, kendinde bulunan ilahi hakikatleri ve esma-i ilahiyyeyi hatırlayarak onları zuhurda faaliyete geçirir1. Bu, kalbin mutlak tatminini sağlayan bir haldir2. Reşehat'ta belirtildiği gibi, gönlünü Hakk'a vermiş olanın harflerden ve lafızlardan kurtularak yari anması, yani tarikatten hakikate doğru yol alması esastır1. Bu derinleşmiş zikir, kişiyi Ulûhiyyet mertebesine kadar yükseltebilir ve zikrin sayısal çokluğundan ziyade, fikirsel genişliği önem kazanır1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Tesbih ve Zikir — s. 13, 66, 67, 68, 69, 76, 88, 121, 122
  3. 2."tatmeinnül kulubü" - Tesbih ve Zikir — s. 68
Kitabın yazarı Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?

Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. Kendisi "Terzibaba" lakabıyla tanınır ve eserleri ile sohbetleri aracılığıyla tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmıştır. Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) adlı eseri ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmaktadır (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). "Tesbih ve Zikir" adlı eseri de Necdet Ardıç Tasavvuf Serisi'nin 28. kitabıdır1. Tekirdağ'da ikamet eden Necdet Ardıç'ın çeşitli iletişim bilgileri ve internet sayfaları da bulunmaktadır1.

Ayrıntı

Necdet Ardıç, tasavvuf dünyasında "Terzibaba" olarak bilinen önemli bir mürşiddir. Uşşâkî tarikatına mensup olan Ardıç, tasavvufî irfanı günümüz insanına aktarma misyonunu üstlenmiştir (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Eserleri ve sohbetleri, tasavvufun derinliklerini anlaşılır bir dille sunarak geniş bir okuyucu ve dinleyici kitlesine ulaşmasını sağlamıştır.

Yazarın önemli çalışmalarından bazıları arasında İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi bulunmaktadır (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Ayrıca, "Tesbih ve Zikir" adlı eseri de Necdet Ardıç Tasavvuf Serisi'nin 28. kitabı olarak yayımlanmıştır1. Bu seri içinde Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müellifler de Necdet Ardıç ekolünden eserler kaleme almışlardır (Abdürrezzak Tek - Wiki, Terzi Oğlu Cem Cemâlî - Wiki).

Necdet Ardıç'ın yayımlanmış diğer kitapları arasında Necdet Divanı, Hacc Divanı, Lübb'ül Lübb Özün Özü (Osmanlıca'dan çeviri), Salât- Namaz ve Ezan-ı Muhammedi'de Bazı Hakikatler (İngilizce ve İspanyolca çevirileri de mevcuttur), İslâm'da Mübarek Geceler, Bayramlar ve Hakikatleri ile İslâm, İmân, İhsân, İkân (Cibril Hadîs'i) yer almaktadır1. Kendisi Tekirdağ'da ikamet etmekte olup, çeşitli web sayfaları ve iletişim kanalları aracılığıyla takipçileriyle etkileşim kurmaktadır1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Tesbih ve Zikir — s. 1, 123, 125
Bu kitap sadece tasavvufla ilgilenenler için mi?

Verilen kaynaklara göre, "Tesbih ve Zikir" adlı kitabın sadece tasavvufla ilgilenenlere yönelik olduğu söylenemez. Kitap, ayet ve hadislerde geçen tesbih ve zikirler üzerine mütalaalar sunmakta olup, okuyucunun nefsaniyetten arınarak, saf bir gönülle okuması tavsiye edilmektedir1. Bu durum, kitabın genel olarak manevi bir derinleşme arayışında olan herkese hitap ettiğini göstermektedir. Ayrıca, Kur'an'ın tarih kitabı gibi sınırlandırılamayacağı ve Allah'ın kelamı olduğu vurgusu1, kitabın tasavvufi yorumların ötesinde, Kur'an'ın evrensel mesajına odaklandığını düşündürmektedir.

Ayrıntı

"Tesbih ve Zikir" kitabının içeriği ve hitap ettiği kitle incelendiğinde, sadece tasavvuf erbabına özgü bir eser olmadığı anlaşılmaktadır. Kitabın yazarı, okuyucularına "nefs’in hevasından, zan ve hayelden, gafletten soyunmaya çalışarak, saf bir gönül ve Besmele ile okumaya başlamalarını" tavsiye etmektedir1. Bu tavsiye, tasavvufi bir edep olsa da, genel olarak manevi bir arınma ve hakikate ulaşma çabası içinde olan herkes için geçerlidir.

Kitap, "Âyet-i kerîmeler de geçen 'tesbîh ve zikir'ler üzerinde mütalâa" yapmayı amaçlamaktadır1. Bu durum, kitabın temel olarak Kur'an ve Sünnet'in ana konularından biri olan zikir ve tesbih kavramlarını ele aldığını göstermektedir. Kur'an'ın "Allah’ın kelâmı, zât-î zuhuru" olduğu ve bir tarih kitabı gibi sınırlandırılamayacağı vurgusu1, kitabın Kur'an'ın evrensel ve derin anlamlarına odaklandığını belirtir.

Ayrıca, kitapta "hamd’ın sekiz mertebesi" gibi konulara değinildiği ve bu konuların daha önceki "salât-namaz" ve "13 ve hakikat-i İlâhiye" isimli kitaplarda da işlendiği belirtilmektedir1. Bu durum, yazarın genel olarak İslami ilimler ve maneviyat üzerine eserler verdiğini ve "Tesbih ve Zikir" kitabının da bu bütünün bir parçası olduğunu düşündürmektedir. Kitap, "kendilerine kitap verilenlerin kesin olarak bilmesi, îmân edenlerin îmânının artması" gibi hedeflerden bahsederken1, belirli bir zümreye değil, geniş bir okuyucu kitlesine hitap ettiğini ortaya koymaktadır.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Tesbih ve Zikir — s. 3, 35, 42, 87, 113
Kitapta ayet ve hadisler nasıl kullanılıyor?

Verilen kaynaklara göre, "Tesbih ve Zikir" adlı kitapta ayet ve hadisler, tasavvufî bir bakış açısıyla tesbih ve zikir kavramlarını açıklamak, bu kavramların Kur'an ve Sünnet'teki yerini göstermek ve okuyucuya manevi bir hasıla sunmak amacıyla kullanılmaktadır. Kitap, ayet ve hadisleri doğrudan alıntılayarak veya onlara atıfta bulunarak, tesbih ve zikrin gerçek anlamlarını ortaya koymayı hedefler1. Özellikle Kur'an ayetleri, Cenâb-ı Hakk'ın kendi kitabını Resûlüne aracısız okuduğu Zâtî bir ifade olarak değerlendirilirken1, hadisler de tesbih ve zikir konularında tamamlayıcı bilgiler sunar1. Kitap, ayetlerin muhkem ve müteşabih ayrımına dikkat çekerek, müteşabih ayetlerin yorumunda ilimde derinleşmiş olanların yaklaşımını benimser1.

Ayrıntı

"Tesbih ve Zikir" adlı kitapta ayet ve hadisler, tasavvufî bir çerçevede tesbih ve zikir kavramlarının derinlemesine anlaşılması için temel referans noktaları olarak işlev görür. Kitabın yazarı, İslâm'da ve özellikle tasavvufta tesbih ve zikrin Kur'an-ı Kerim'de ve Hadis-i Şeriflerde belirtilen gerçek anlamlarını bir araya getirmeyi amaçlamaktadır1. Bu bağlamda, ayet ve hadisler, kitabın ana konularını destekleyen ve açıklayan deliller olarak sunulur.

Kitapta ayetler, bazen doğrudan alıntılanarak, bazen de atıfta bulunularak kullanılır. Örneğin, Cenâb-ı Hakk'ın kendi kitabını Resûlüne aracısız okuduğu belirtilen ayetler, Zâtî bir ifade olarak değerlendirilir ve bu durum, ayetlerin manevi derinliğine vurgu yapar1. Ayrıca, Kur'an'ın bazı ayetlerinin muhkem, bazılarının ise müteşabih olduğu belirtilir; müteşabih ayetlerin yorumunda fitne çıkarmak yerine, ilimde derinleşmiş olanların "Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır" şeklindeki teslimiyetçi yaklaşımı benimsenir1. Bu yaklaşım, ayetlerin doğru anlaşılması için tasavvufî bir metodolojiye işaret eder.

Hadis-i Şerifler de kitapta tesbih ve zikir konularında önemli bir yer tutar. Kitabın bölümlerinden biri doğrudan Hadis-i Şeriflerdeki tesbihe ayrılmıştır1. Bu durum, hadislerin tesbih ve zikir pratiklerinin meşruiyetini ve faziletini ortaya koymada ne kadar merkezi olduğunu gösterir. Kitap, ayet ve hadisleri kullanarak, okuyucuya manevi bir hasıla sunmayı ve bu metinlerin ruhaniyetini aktarmayı hedefler. Yazar, bu manevi hasılayı başta Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Ehl-i Beyt'in ruhlarına hediye ettiğini belirterek, kitabın amacının sadece bilgi vermek değil, aynı zamanda manevi bir bağ kurmak olduğunu ifade eder1. Kitap, bazı ayetlerin daha geniş izahları için yazarın diğer eserlerine atıfta bulunarak1, okuyucuyu daha derinlemesine araştırmaya teşvik eder.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Tesbih ve Zikir — s. 1, 3, 11, 18, 80, 81, 93, 95
Devran ve Sema konuları neden bu kitapta yer alıyor?

"Tesbih ve Zikir" adlı eserde devran ve sema konularının yer alması, bu kavramların tasavvufî zikir pratikleriyle doğrudan ilişkili olmasından kaynaklanmaktadır. Özellikle Halvetiyye-Uşşâkiyye tarikatında zikirle yapılan devranın rumuz ve sırlarına binaen bu erkânın kabul edildiği belirtilmektedir1. Devran, lugatte dönmek, devretmek anlamına gelirken, tasavvufta varlığın Hak'tan çıkıp Hak'a dönen halkasal hareketini (devr-i kâinat) ve bazı tarikatlerin zikir esnasında halka olup dönmesini (devran zikri) ifade eder2. Bu iki anlam, dış devranın iç devranın aynası olması ve sâlikin dönüşünün kâinatın Hak'a dönüşünü temsil etmesiyle aynı hakikatin iki vechesidir2. Sema ise devran ile birlikte anılan, zikir esnasında yapılan dönme hareketini kapsayan bir kavramdır1. Kitap, devranın şer'î delillerini de sunarak1 bu uygulamaların tasavvufî temellerini açıklamayı amaçlamaktadır.

Ayrıntı

"Tesbih ve Zikir" kitabı, devran ve sema gibi konuları ele alarak tasavvufî zikir pratiklerinin derinliğini ve anlamını okuyucuya sunmaktadır. Kitabın başlığında da belirtildiği üzere, devran, devir, dönme ve sema kavramları bir bütün olarak ele alınır1. Özellikle Halvetiyye-Uşşâkiyye tarikatında zikirle yapılan devranın rumuz ve esrarına binaen bu erkânın kabul edildiği vurgulanır1. Bu durum, devranın sadece fiziksel bir hareket olmadığını, aynı zamanda tasavvufî bir derinliğe sahip olduğunu gösterir.

Tasavvufta devran, üç katmanda işler: vücudî devran, sülûkî devran ve zikrî devran2. Kitapta bahsedilen devran, özellikle zikrî devran katmanına işaret eder. Bu, tarikatlerde halka olup dönerek yapılan zikirdir. Bu zikrin bâtını, dönen sâlikin kendisini kâinatın merkezine koymaktan vazgeçmesi ve dönüş hareketinin 'lâ ilâhe illâllâh' kelimesinin somut bir tezahürü olmasıdır2. Yani, 'lâ' ile dış âlemden geçilir, 'illâllâh' ile merkeze (Hak'a) çevrilir2.

Devranın şer'î delili olarak Zümer Sûresi'nin 75. ayeti gösterilir: "Melekleri Arş'ın etrafını kuşatmış olarak, Rablerini hamd ile tesbih ederlerken görürsün..."1. Bu ayet, meleklerin Arş etrafında dönerek tesbih etmelerinin devran için bir dayanak teşkil ettiğini ima eder. Ayrıca, devranın vahdet-i zatiyye ilmindeki şe'ni (her an yeni oluşum) imâ etmesi, ehadiyyet-i zatiyye'yi belirleme mertebelerine işaret etmesi ve vahidiyet sıfatıyla belirlemeye işaret etmesi gibi derin anlamları olduğu belirtilir1. Cem-ül Cem mertebesinde VAHİD, EHAD, SAMED, ALLAH esmâ-i şerifleriyle devran edilmesi ve Kavs'in tecellisiyle ilişkilendirilmesi de1 devranın tasavvufî mertebelerle olan bağlantısını ortaya koyar. Bu bağlamda, devran ve sema konularının bu kitapta yer alması, zikir ve tasavvufî sülûkun ayrılmaz bir parçası olarak görülmesinden kaynaklanmaktadır.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Tesbih ve Zikir — s. 1, 115, 118, 119
  3. 2.K1, s. 224
Tesbih ve Zikir kitabını nasıl okumalıyım?

Tesbih ve Zikir kitabını okurken, tesbih ve zikrin sadece sayısal birer faaliyet veya duygusal birer hâl olarak değil, derin ilâhî mânâları idrak etme ve Hakk'ı tanıma aracı olarak ele alınması gerektiği vurgulanmaktadır. Kitap, bu iki kavramın zâhirî benzerliklerine rağmen hakikatteki farklılıklarını ve mertebelerini anlamaya odaklanmayı önerir. Özellikle her ayet veya hadisin hangi mertebeden bahsettiğini idrak ederek okumak, taklidî ve kelâmî bir okumanın ötesine geçerek gerçek bir mârifet hâline ulaşmayı hedefler1. Bu yaklaşım, sâlikin kendini ve Rabb'ini tanıması, gafletten uzaklaşması için elzemdir1.

Ayrıntı

Tesbih ve Zikir kitabını okurken dikkat edilmesi gereken temel husus, tesbihin bir "isim" kelimesi, zikrin ise bir "fiil" kelimesi olduğu ayrımını idrak etmektir1. Bu ayrım, her iki kavramın tesir sahalarının farklı olduğunu gösterir. Tesbih, bütün varlıkların kendi hakikatleri yönünden Hakikat-i İlâhiyye'ye yönelmesi iken; zikir, şuurlu varlıkların (insan) kendi hakikatleri yönünden Hakikat-i İlâhiyye'yi özlerinden hatırlamalarıdır1. Kitap, bu iki kavramın çoğu zaman birbirine benzer şekilde ifade ve tatbik edildiğini, ancak hakikatte aralarında büyük farklar olduğunu belirtir1.

Okuyucu, kitapta geçen ayet ve hadisleri incelerken, tesbih veya zikrin hangi mertebeden bahsettiğini idrak etmeye çalışmalıdır1. Bu, "kûdsiyyet" veya "hakikat" üzere bir idrakle okumayı gerektirir. Aksi takdirde, okuma sadece taklidî ve kelâmî bir tesbih veya zikirden ibaret kalır, duygusal bir hâl meydana getirir ve sevap kazandırsa da, kişinin kendini ve Rabb'ini tanımasına vesile olmaz; bu durum gaflet olarak nitelendirilir1. Kitap, tesbihin "kûdsiyyet" üzere bir tanıtım, eğitim ve öğretim faaliyeti olduğunu belirtir1. Zikir ise "Mülkî-insânî-irfânî ve kesif" olup, tenzih ve teşbihi birleştirerek Hakk ile bâkî kalmayı ve bakâbillâh'ta tevhid etmeyi amaçlar1. Kitapta hamd'ın birçok mertebesinden bahsedildiği ve tesbihattaki "Elhamdülillâh"ın çeken kimsenin idraki yönünde farklı anlamlar taşıdığı belirtilir1. Bu nedenle, okuyucunun her bir tesbih ve zikir ifadesinin farklı idrak ve anlayışlarını göz önünde bulundurması önemlidir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Tesbih ve Zikir — s. 2, 7, 8, 13, 14, 16, 122, 123