
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Terzibaba'nın 'Tevbe Sûresi' eseri ne anlatıyor?⌄
Terzibaba'nın "Tevbe Sûresi" eseri, Kur'ân-ı Kerîm'in Tevbe Sûresi'nin zâhir ve bâtın nûrlarından istifade etmeyi amaçlayan bir çalışmadır. Eser, sûrenin tevhidin özünü ve fenâfillah makamının sırrını işaret eden "Allah de, gerisini bırak" (Kulillâhi sümme zerhüm) ilkesini vurgular. Tevbe'yi sadece günahlardan dönmek olarak değil, aynı zamanda Hakikat-i Muhammedi mertebesine yapılan bir yöneliş ve nefsin sultasından hürriyete kavuşma olarak ele alır. Sûrenin başında besmele bulunmamasının hikmetine değinir ve sâlikin kâmillerin huzurunda bulunarak ilâhî tecellîleri kalbinde inciye dönüştürmesinin önemini belirtirs.2, 34, 6, 212.
Kaynaklar: Tevbe Sûresi — s. 2, 6, 34, 212
›Ayrıntı
Terzibaba'nın "Tevbe Sûresi" adlı eseri, bu sûrenin derin mânevî anlamlarını ve tasavvufî hikmetlerini okuyucuya sunmayı hedefler. Eser, sûrenin zâhirî anlamlarının yanı sıra, bâtınî nûrlarından da faydalanmaya gayret eders.2. Tevbe kavramını geniş bir perspektiften ele alarak, onu sadece günahlardan pişmanlık duyup dönmekle sınırlamaz. Bilakis, tevbenin Hakikat-i Muhammedi mertebesine yapılan bir yöneliş olduğunu ve tüm âlemlerin bu mertebenin zuhûru olduğunu idrâk etmeyi içerdiğini belirtir. Bu idrâk, namaz ile mîrâc etme hâliyle ilişkilendirilirs.34.
Eser, asıl hürriyetin nefsi emmâre sultasından bağımsızlığa kavuşmak olduğunu vurgulars.34. Sûrenin başında besmele bulunmamasının hikmetine değinerek, bunun sûrenin başıyla ilgili bir durum olduğunu ve Kur'ân okumaya bu sûrenin başından başlanacaksa sadece "eûzü" çekilmesi gerektiğini açıklars.6. Ayrıca, Tevbe Sûresi'nin 119. âyetinde geçen "Ey îmân eden kullarım, Allah'a ittika edin ve sâdıklar ile berâber olun!" emrine dikkat çeker. Bu emrin, kâmillerin huzurunda bulunmanın önemini gösterdiğini, zira kâmillerin huzurunun sadef gibi olduğunu ve onlardan yansıyan tecellî katrelerinin kalpte inciye dönüşmesi için bu huzurun terk edilmemesi gerektiğini ifade eders.212. Eser, okuyucuların bu çalışmadan azamî istifade etmelerini, idrâk ve feyiz kapılarının açılmasını ve gönüllerde her mertebenin tevbesinin faaliyete geçmesini niyaz ederek sona erers.230.
Kaynaklar: Tevbe Sûresi — s. 2, 6, 34, 212, 230
Terzibaba kimdir?⌄
Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern çağa taşıyan müstesna bir şahsiyettir. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla tanınırvikipedi. Terzibaba ekolü, tasavvufî kavramları derinlemesine ele alırken, sâlikin kendi varlığında hakikati idrak etmesini ve nefsin hilâfetini Hak'a teslim etmesini vurgular. Örneğin, ihramın sadece zahirî bir giysi olmaktan öte, kişinin varlık ve beden perdesinden kurtularak hakikati kendi varlığında bulmasıyla gerçek mânâsına ulaştığını belirtirs.226. Bu ekolde yetişen müellifler arasında Terzi Oğlu Cem Cemâlî ve Abdürrezzak Tek gibi isimler bulunmaktadırvikipedi.
Kaynaklar: Vikipedi: Necdet Ardıç, Terzi Oğlu Cem Cemâlî, Abdürrezzak Tek · Tevbe Sûresi — s. 226
›Ayrıntı
Necdet Ardıç, tasavvuf dünyasında "Terzibaba" olarak bilinen, Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biridirvikipedi. Onun öğretisi, tasavvufî irfanı günümüz insanına aktarma ve bu geleneği modern dönemin idrakine sunma çabasıyla öne çıkar. Terzibaba'nın eserleri ve sohbetleri, tasavvufun temel prensiplerini ve derinliklerini geniş kitlelere ulaştırmada etkili olmuştur. Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) adlı eseri ve İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserine yaptığı şerh, onun tasavvufî düşüncesinin temelini oluştururvikipedi.
Terzibaba ekolünün temel yaklaşımlarından biri, tasavvufî kavramların sadece zahirî anlamlarıyla sınırlı kalmayıp, bâtınî hakikatlerinin idrak edilmesidir. Örneğin, ihram kavramını ele alırken, kişinin zahiren ihram giymesinin tek başına yeterli olmadığını, asıl olanın "hakikati idrak etmesi ve beden kisvesinden kurtulup uluhiyet ve hakikatini idrak etmesi" olduğunu belirtirs.226. Bu anlayışa göre, eğer bir kimse varlık ve beden perdesinden kurtulmuş ve hakikati kendi varlığında bulmuşsa, üzerinde dikişli bir elbise olsa bile bu, hakikatte onun ihramıdırs.226. Bu durum, sâlikin nefsinin hilâfetini Hak'a teslim etmesi ve Hak'tan başka kimse olmadığını ayân etmesiyle ilişkilendirilen halîfelik anlayışıyla da örtüşürK1.
Terzibaba'nın riyâsetindeki tasavvuf serisi içinde yetişen ve onun ekolünü devam ettiren müellifler de bulunmaktadır. Bu müellifler arasında Mü'minûn ve Zümer sûreleri tefsirlerinin yazarı Terzi Oğlu Cem Cemâlî ile Sâd, Câsiye ve Vâkı'a sûreleri tefsirlerinin yazarı Abdürrezzak Tek yer alırvikipedi. Bu isimler, Terzibaba'nın tasavvufî mirasını yazılı eserlerle zenginleştirerek, onun öğretilerinin yayılmasına katkıda bulunmuşlardır.
Kaynaklar: Vikipedi: Necdet Ardıç, Terzi Oğlu Cem Cemâlî, Abdürrezzak Tek · Tevbe Sûresi — s. 226 · K1
Eserde geçen 'Nefs-i Mülhime' makamı nedir?⌄
Nefs-i Mülhime, tasavvufta yedi nefs mertebesinin üçüncüsü olup, sâlikin kalbine feyz ve ilham olunan, iyi ile kötüyü kalbinden ilham yoluyla bildiği bir makamdır. Bu mertebe, Şems Sûresi'nin 7-8. ayetlerindeki "fe-elhemehâ fücûrahâ ve takvâhâ" (ona fücur ve takvâyı ilham etti) ifadesinden menşeini alır ve sâlikin vicdanının sesinin netleştiği, Hak'tan kalbe mesajların inmeye başladığı kritik bir geçiş noktasıdırK1. Nefs-i Mülhime, levvâme nefsinden sonra gelir ve mutmainne nefsinden öncedir; sülûkun "mücâhede ediyor" hâlinden "rehberlik alıyor" hâline evrildiği bir aşamayı temsil ederK1.
Kaynaklar: K1, s. 272
›Ayrıntı
Nefs-i Mülhime, "ilhâm alan nefs" anlamına gelir ve sülûkun önemli bir aşamasını oluşturur. Bu makamda sâlik, iyi ile kötüyü kalbinden gelen ilham yoluyla ayırt etme yeteneği kazanır; vicdanının sesi belirginleşir ve Hak'tan kalbine mesajlar inmeye başlarK1. Kur'ân-ı Kerîm'de Tahrim Sûresi 66/8. ayetinde bu mevzuya işaret edildiği belirtilirs.40.
Nefs-i Mülhime'nin zikri "YA HU"dur ve idrâki, bu mertebenin şuuru ile ileriye doğru gitmeye gayret etmesidirs.40. Bu nefs mertebesi, Şems Sûresi'nin 7-10. ayetlerinde geçen "ve nefsin ve mâ sevvâhâ, fe-elhemehâ fücûrahâ ve takvâhâ, kad efleha men zekkâhâ" (nefse ve onu düzenleyene andolsun, ona fücur ve takvâyı ilham etti, onu tezkiye eden kurtuluşa erdi) ifadeleriyle ilişkilendirilir. Bu ayet sıralaması, Hak'ın nefsi verdiğini, ardından ilham verdiğini (mülhime) ve tezkiye edenlerin kurtuluşa erdiğini gösterir; bu da mülhimenin kurtuluşa giden yolun açıldığı bir mertebe olduğunu vurgularK1.
Nefs-i Mülhime'nin iki yüzü vardır: biri levvâmeye, diğeri mutmainneye bakars.40, 6. Bu durum, mülhimenin bir geçiş mertebesi olduğunu ve sâlikin henüz tam anlamıyla kötü ahlaktan arınmamış olabileceğini gösterir. Nitekim, Nefs-i Mülhime'nin belirgin ahlak ve sıfatları arasında şeytanî özellikler, kibir, kendini beğenme, riya, mekr, hile ve fitne gibi unsurlar da sayılır; bu da onun hem hayra hem şerre kabiliyetli, ilham ve evham mertebesi olduğunu ifade eders.40, 2. Ancak bu mertebede, kötü ahlakın temizlenmeye başlandığı ve iyiye dönen ahlakın kullanılmaya başlandığı belirtilirs.34. Akıl ile nefs arasında doğrudan bir bağ olduğu ve nefs terbiyesinin akl-ı meadın açığa çıkması ve kuvvetlenmesi için yapıldığı vurgulanırs.88.
Kaynaklar: K1, s. 272 · Tevbe Sûresi — s. 2, 6, 34, 40, 88
Tevbe Sûresi'nin tasavvufî yorumu ne demektir?⌄
Tevbe Sûresi'nin tasavvufî yorumu, sûrenin zâhirî anlamlarının ötesinde, kulun Hak'ka yönelişi, nefsin arındırılması ve manevî yükseliş mertebeleriyle ilişkilendirilmesidir. Bu yorum, sûrede geçen ayetleri sâlikin içsel yolculuğuna, Hak ile olan ilişkisine ve tasavvufî hâllere dair bir rehber olarak ele alır. Özellikle "tövbe" kavramı, sadece günahtan pişmanlık değil, aynı zamanda Hak'kın kuluna yönelmesi ve kulun bu yönelişe muvaffak kılınması olarak idrak edilirs.209, 210. Bu idrak, sûrenin irfanî bir bakış açısıyla okunmasını ve kendini tanıma yolunda bir araç olarak kullanılmasını sağlars.2.
Kaynaklar: Tevbe Sûresi — s. 2, 209, 210
›Ayrıntı
Tevbe Sûresi'nin tasavvufî yorumu, sûrenin lafzî manalarının ötesinde, tasavvuf yolundaki sâlikin manevî hâllerini ve Hak ile olan ilişkisini derinlemesine anlamlandırmayı hedefler. Bu yorumda, sûre bir "yolculuk" olarak görülür ve sâlikin kendini tanıması, bu âlemi şehâdeti müşahede ederek yaşaması için bir kılavuz niteliği taşırs.2.
Sûrenin temel kavramlarından olan tevbe, tasavvufî açıdan sadece günahlardan dönmekle sınırlı değildir. Lugat anlamı "rücû'" (dönüş) olmakla birlikte, şer'î anlamı "ma'siyetten tâate rücû'"durs.210. Ancak tasavvufta bu kavram daha da derinleşir. Mesnevi-i Şerif yorumlarında belirtildiği üzere, kulun tövbesi ve rücû'u evvelen Hakk'ın tövbesine ve rücû'una muallaktır. Bu durum, Hakk'ın kuluna tövbeye muvaffakiyet ihsan etmesiyle gerçekleşir. Cenâb-ı Şeyh-i Ekber (İbn Arabî) de bu ayeti (Tevbe, 9/118) tövbeyi terk edenler için bir özür ta'limi olarak yorumlars.209. Bu, tevbenin ilahî bir lütuf ve yönlendirme ile mümkün olduğunu gösterir.
Tasavvufî yorumda, tevbe-i nasuh (gerçek tevbe) özel bir öneme sahiptir. Bu tevbenin bir daha geriye dönüşü yoktur; bu tevbeden dönenin Hakk kapısına gelmeye mecâli olmazs.90. Bu tür bir tevbe, sâlikin tüm tarikatları ve yolları bir eden, "Esmâ-i İlâhiyyeyi" bir eden bir mertebeye ulaşmasını ifade eder. Bu, Esmâ'nın aslı olan "Allah" esmâsında birleşmeyi ve mi'rac derslerini tamamlayarak Zât/ma'rifet/bakâbillâh ile Halk arasına dönüp Kâmil İnsan olarak Halk ile Hakk'a sefer yapmayı içerir. Bu hâl, sürekli bir mi'rac hâli olarak nitelendirilirs.90.
Sûrede geçen "Allah Teâlâ mü'minlerden, nefislerini ve mallarını, cennet mukabilinde satın aldı" (Tevbe, 9/111) ayeti de tasavvufî bir alışveriş olarak yorumlanır. Bu pazarda müşteri Hak, tellallar enbiyâ ve evliyâ, satıcılar ise gafletten uyanan mü'minlerdir. Bu alışveriş, bir gül ile gülzâr satın almak gibidirs.198, 194. Bu, sâlikin nefsini ve malını Hak yolunda feda etmesinin, karşılığında ilahî lütuflara ve cennete nail olmasının manevî bir ifadesidir.
Ayrıca, sûredeki "Görmediğiniz ordular" (Tevbe, 9/26) gibi ifadeler, ilahî nusretin ve manevî desteklerin bir işareti olarak ele alınır. Bu, sâlikin manevî mücadelesinde yalnız olmadığını, ilahî yardımla desteklendiğini gösterirs.58. "Evvâh" (çok âh edici) gibi kavramlar ise, İbrahim (a.s.) örneğinde olduğu gibi, kulun Hak'ka yönelişindeki derin pişmanlık ve niyaz hâlini ifade eders.205.
Kaynaklar: Tevbe Sûresi — s. 2, 58, 90, 194, 198, 205, 209, 210
Bu kitap sadece tasavvufla ilgilenenler için mi?⌄
Verilen kaynaklarda, kitabın sadece tasavvufla ilgilenenlere yönelik olup olmadığına dair doğrudan bir ifade bulunmamaktadır. Ancak, kitabın içeriği ve sunuluş biçimi, tasavvufî bir bakış açısıyla kaleme alındığını ve bu alana ilgi duyan okuyuculara hitap ettiğini düşündürmektedir. Kitap, okuyuculara "nefs'in hevasından, zan ve hayalden, gafletten soyunarak, saf bir gönül ve Besmele ile okumaya başlamalarını" tavsiye edereks.3, tasavvufî bir okuma metodolojisi önermektedir. Ayrıca, eserde Terzi Baba'nın kitaplarına ve tasavvuf serilerine atıflar yapılmasıs.244, s.240, s.242, kitabın tasavvufî bir çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.
Kaynaklar: Tevbe Sûresi — s. 3, 240, 242, 244
›Ayrıntı
Kitabın tasavvufî içeriği, çeşitli referanslar ve üslup tercihleriyle belirginleşmektedir. Örneğin, yazar, okuyuculara "nefs'in hevasından, zan ve hayalden, gafletten soyunarak, saf bir gönül ve Besmele ile okumaya başlamalarını" öğütlers.3. Bu ifade, tasavvufî sülûkun temel adımlarından olan nefsi arındırma ve kalbi saf tutma prensiplerini yansıtır. Gerçek anlamda faydalanmanın ancak bu şekilde mümkün olacağı belirtilerek, kitabın tasavvufî bir idrak seviyesi gerektirdiği ima edilmektedir.
Eserin içinde, "Terzi Baba"nın kitaplarına yapılan atıflar das.244, s.230, s.240 kitabın tasavvufî kimliğini pekiştirmektedir. Terzi Baba'nın biyografik ve irfanî eserleri, tasavvuf alanında önemli kaynaklar olarak kabul edilir (Terzi Baba (Kitap)). Ayrıca, "Tasavvuf Serisi" gibi ibarelerin sıkça kullanılmasıs.244, s.240, s.242, bu kitabın da aynı serinin bir parçası veya onunla ilişkili bir çalışma olduğunu düşündürmektedir.
Kitapta "İnsan-ı Kâmil A.K.C. Cild (1-kitap-1) şerhi"ne yapılan göndermes.233, Abdülkerim Cîlî'nin kâmil insanın mertebelerini anlatan klasik eserine atıfta bulunarak, tasavvufî derinliği olan konulara değinildiğini ortaya koyar (İnsan-ı Kamil (Kitap)). Bu tür referanslar, kitabın tasavvufî terminolojiye ve kavramlara aşina olan bir okuyucu kitlesine hitap ettiğini göstermektedir.
Son olarak, "Gayret bizden muvaffakiyyet Hakk'tandır"s.3 gibi ifadeler, tasavvufun temel prensiplerinden olan tevekkül ve ilâhî takdire teslimiyet anlayışını yansıtır. Bu bağlamda, kitabın tasavvufî bir perspektiften yazıldığı ve bu alana ilgi duyan, tasavvufî kavramlara ve düşünce yapısına aşina olan okuyucular için daha anlamlı olacağı söylenebilir.
Kaynaklar: Tevbe Sûresi — s. 3, 230, 233, 240, 242, 244
Kitapta geçen 'Mescid-i Dırar' kıssasından hangi ibret alınmalıdır?⌄
Mescid-i Dırar kıssasından alınması gereken ibret, görünüşte dinî bir yapı veya eylem gibi duran ancak gerçekte fitne, fesat ve Müslümanlar arasına ayrılık sokma amacı taşıyan her türlü oluşum ve davranıştan sakınmaktır. Bu kıssa, münafıkların Peygamber Efendimiz (s.a.v.) döneminde Kubâ Mescidi'nin karşısına inşa ettikleri ve Müslümanları bölmek, hatta düşmanlara yardım etmek gayesiyle kullandıkları bir mescit üzerinden, niyetin ve bâtınî hakikatin zâhirî görünüşten daha önemli olduğunu vurgular. Cenâb-ı Hakk'ın Tevbe Sûresi 107-110. âyetleriyle bu mescide gidilmemesini emretmesi, takva üzere kurulmayan her yapının zarar verici olabileceğini açıkça göstermektedirs.189, 190.
Kaynaklar: Tevbe Sûresi — s. 189, 190
›Ayrıntı
Mescid-i Dırar hadisesi, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında Medine'de münafıklar tarafından gerçekleştirilen ibretlik bir olaydır. Münafıklar, kış gecelerinde ve yağmurlu zamanlarda hasta ve ihtiyaç sahiplerinin namaz kılmaları bahanesiyle, Kubâ Mescidi'nin karşısına gösterişli bir mescit inşa etmişlerdirs.189. Ancak bu mescidin asıl amacı, Müslümanları bölmek, birbirine düşürmek ve hatta Bizans askerleri Medine'ye geldiğinde onlara silah deposu olarak hizmet etmektis.189. Münafıklar, Peygamber Efendimiz'in bu mescitte namaz kıldırmasını sağlayarak, Mescid-i Dırar'a kutsiyet atfedilmesini ve böylece Müslümanların kendi oyunlarına gelmesini hedeflemişlerdirs.189.
Cenâb-ı Hakk, Tevbe Sûresi'nin 107-110. âyetlerini indirerek, Peygamber Efendimiz'e bu mescide gitmemesini bildirmiştir. Âyette "Lâ tekum fîhi ebedâ(en) lemescidun ussise alâ-ttakvâ min evveli yevmin ehakku en tekûme... fîh(i) fîhi ricâlun yuhibbûne en yetetahherû va(A)llâhu yuhibbu-lmuttahhirîn(e)" buyrularak, ilk günden takva üzerine kurulan mescidin (Kubâ Mescidi) içinde namaz kılmanın daha doğru olduğu vurgulanmıştırs.190. Bu durum, bir yapının veya eylemin dış görünüşünün ötesinde, temel niyetinin ve kuruluş gayesinin önemini ortaya koyar. Kitapta bu kıssa, günümüzdeki benzer "zarar mescitleri" veya "Kubbetu'l Kara" gibi, iyi niyetle başlanmış gibi görünen ancak zamanla nefsi emmârenin etkisiyle fesada dönüşen durumlar için bir uyarı olarak sunulurs.186, 187. Dolayısıyla, Mescid-i Dırar kıssası, her türlü oluşumda niyetin safiyetini, takva üzere hareket etmeyi ve fitneye yol açabilecek her türlü eylemden uzak durmayı öğütleyen bir ibret dersidir.
Kaynaklar: Tevbe Sûresi — s. 186, 187, 189, 190
Eserde tevbenin hakikati nasıl anlatılıyor?⌄
Tasavvufta tevbenin hakikati, sâlikin mânevî mertebelerdeki idrâkine göre değişen ve nihayetinde Hakikat-i Muhammedi'ye ulaşmayı hedefleyen derin bir dönüşüm sürecidir. Bu süreç, nefsin sultasından hürriyete kavuşmakla başlar ve Hakk'tan gafil olmaktan tevbe etme mertebesine kadar yükselirs.34. Asıl tevbe, Hakikat-i Muhammedi mertebesine yapılan tevbedir; bu, tüm âlemlerin bu mertebenin zuhuru olduğunu anlayıp namaz ile mi'râc etmektirs.34. Sâlikin kendi hakikatini ve Allah-Uluhiyet hakikatini kazanması, hayal ve vehimden hakikate dönerek Hakikat-i Muhammedi – İnsan-ı Kâmil'i anlamasıyla mümkün olurs.61.
Kaynaklar: Tevbe Sûresi — s. 34, 61
›Ayrıntı
Tevbe, tasavvufî sülûkun temel taşlarından olup, sâlikin mânevî yolculuğunda farklı mertebelerde farklı anlamlar kazanır. Şeriat mertebesinde tevbe, İslam'ın şartlarını yerine getirerek yapılan tevbedirs.34. Bu, zahirî hükümlere riayet etmeyi ve günahlardan arınmayı ifade eder. Tarikat mertebesinde ise tevbe, şeyh muhabbetinden ve zikirden geri kalınması durumunda yapılan tevbedirs.34. Burada sâlik, mürşidine olan bağlılığını ve zikirdeki devamlılığını korumaya özen gösterir.
Hakikat mertebesinin tevbesi, Hakk'tan gafil olmaktan tevbe etmektirs.34. Bu mertebede sâlik, her an Hakk'ın varlığını idrak etme çabası içindedir. Ma'rifet mertebesinin tevbesi ise Hakk'tan bir an bile gafil kalınırsa bundan tevbe etmektirs.34. Bu, en yüksek idrak seviyesinde dahi gafletten kaçınma hassasiyetini gösterir.
Eserde tevbenin hakikati, Hakikat-i Muhammedi mertebesine yapılan tevbe olarak vurgulanır. Bu, tüm âlemlerin Hakikat-i Muhammedi'nin bir zuhuru olduğunu anlayıp namaz ile mi'râc etmektirs.34. Sâlikin hayal ve vehimden hakikate dönerek Hakikat-i Muhammedi – İnsan-ı Kâmil'i anlaması, tevbesinin kabul edilmesinin ve kendi hakikatini kazanmasının yoludurs.61. Bu dönüşüm, Yunus (a.s.)'ın balığın karnından çıkıp Nûh (a.s.)'un gemisine binme çabasına benzetilir; yani nefsin levvâme mertebesinden kurtulup daha yüksek bir idrak seviyesine geçme arzusudurs.40. Mücâhede ve virdlerle meşgul olan sâlik, Hak Teâlâ'nın "Muhakkak Allah Teâlâ muhsinlerin ecrini zâyi' etmez" (Tevbe, 9/120) buyruğu gereğince ümitsiz olmamalıdır; zira son nefeste dahi Hakk'ın inâyetiyle hakikat yüzü açılabilirs.215. Bu süreçte sâdıklarla beraber olmak ve kâmillerin huzurunda bulunmak da önemlidir, zira onlardan yansıyan tecellîler kalpte inciye dönüşünceye dek bu birliktelik sürdürülmelidirs.212.
Kaynaklar: Tevbe Sûresi — s. 34, 40, 61, 212, 215