
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Bu eser Zâriyât Sûresi'ni nasıl ele alıyor?⌄
Necdet Ardıç'ın "Zâriyât Sûresi" adlı eseri, sûreyi tasavvufî bir bakış açısıyla ele alarak, zâhirî ve bâtınî anlam katmanlarını derinlemesine inceler. Eser, sûrenin adını aldığı "ez-zâriyât" kelimesinden hareketle, bu kelimenin "İnsân-ı Kâmil" şifre sayısıs.30 ile olan bağlantısını vurgular. Sûrenin, öldükten sonra hesap için toplanma, inkârcıların âhirette karşılaşacakları azap, mü'minlere verilecek mükâfatlar ve Allah'ın varlığını gösteren kevnî deliller gibi temel konuları işlediği belirtilirs.25. Özellikle "Allah'a kaçınız!" (Zâriyât, 51/50) âyeti, mâsivâdan yüz çevirip Hakk'a teveccüh etmenin önemini vurgulayan merkezi bir tema olarak öne çıkars.141, 144. Eser, sûrenin tasavvufî silsiledeki yerini ve Necdet Ardıç'ın mürşidi M. Hazmi Babam'ın sırasıyla olan bağlantısını da işleyerek, sûrenin manevi önemine dikkat çekers.2.
Kaynaklar: Zâriyât Sûresi — s. 2, 25, 30, 141, 144
›Ayrıntı
Necdet Ardıç'ın "Zâriyât Sûresi" eseri, sûrenin tasavvufî tefsirini sunar. Sûrenin adı olan "ez-zâriyât" kelimesi, "esip savuran rüzgârlar" anlamına gelir ve eserde bu kelimenin zâhir ve bâtın hakikatleri, özellikle de "Hakikat'ül Ahadiyet'ül Ahmediye" ile olan ilişkisi üzerinde durulurs.30. Ayrıca, "İnsân-ı Kâmil" şifre sayısı olarak da ele alınırs.30. Eser, sûrenin temel konularını sıralarken, âhiret inancı, inkârcıların azabı, mü'minlerin mükâfatı ve Allah'ın varlığına delil olan kevnî ayetleri öne çıkarırs.25.
Sûrenin tasavvufî derinliği, özellikle "Allah'a kaçınız!" (Zâriyât, 51/50) âyeti üzerinden işlenir. Bu âyet, sâlikin dünyevî bağlardan (mâsivâdan) yüz çevirerek tüm varlığıyla Hakk'a yönelmesi gerektiğini ifade eder. İlâhî bir imtihanla karşılaşan kişinin, bu âyet mucibince Hakk'a teveccüh etmesi gerektiği belirtilirs.141. Davud meşrebinde olanların da bu hitaba nail olacağı vurgulanırs.144. Eserde, "Sizin rızkınız ve va'd olunduğunuz şey semâdadır" (Zâriyât, 51/22) âyetinin zâhirî ve bâtınî anlamları açıklanır; zâhirde rızık sebeplerinin semâda olduğu, bâtında ise manevi rızıkların kastedildiği ifade edilirs.99. Ayrıca, yeryüzünün döşenmesi (Zâriyât, 51/48) âyetiyle kâinatın yaratılışındaki ilâhî düzen ve tertip de ele alınırs.134. Eser, sûrenin 53. âyetinde geçen "tağut" ve "tavsiye" kavramlarına da değinerek, tağutun Allah'tan başka ibadet edilen her şey veya insanı azdıran her şey olduğunu açıklars.157. Bu çalışma, Necdet Ardıç'ın mürşidi M. Hazmi Babam'ın tasavvufî silsiledeki 51. sırasıyla Zâriyât Sûresi'nin 51. sûre oluşu arasındaki manevi bağlantıyı da araştırırs.2, 11.
Kaynaklar: Zâriyât Sûresi — s. 2, 11, 25, 30, 99, 134, 141, 144, 157
Eserin yazarı Terzi Baba kimdir?⌄
Necdet Ardıç, tasavvuf çevrelerinde "Terzi Baba" olarak bilinen, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biridir. Kendisi, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir (Terzi Baba (Kitap), Wiki; Necdet Ardıç (Terzibaba), Wiki). Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış olup, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla tanınır (Necdet Ardıç (Terzibaba), Wiki). Terzi Baba'nın hayatı ve irfanî öğretileri üzerine Necdet Ardıç'ın kaleme aldığı üç ciltlik biyografik eser serisi bulunmaktadır (Terzi Baba (Kitap), Wiki; Zâriyât Sûresi, s.179). Ayrıca, Terzi Baba'nın mektupları, zuhuratları, ilahileri ve tasavvufi izahları da eserlerinde yer almaktadırs.181, s.176, s.179.
Kaynaklar: Zâriyât Sûresi — s. 176, 179, 181
›Ayrıntı
Terzi Baba, Necdet Ardıç'ın tasavvufî kimliğidir ve Uşşâkî tarikatının önemli mürşidleri arasında yer alır (Necdet Ardıç (Terzibaba), Wiki). Onun irfan geleneğini günümüze taşıyan müstesna bir şahsiyet olduğu belirtilir (Necdet Ardıç (Terzibaba), Wiki). Terzi Baba'nın öğretileri ve eserleri, tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmada etkili olmuştur (Necdet Ardıç (Terzibaba), Wiki).
Kendisinin kaleme aldığı veya hakkında yazılan eserler arasında İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi önemli çalışmalar bulunmaktadır (Necdet Ardıç (Terzibaba), Wiki). Ayrıca, Necdet Ardıç'ın Terzi Baba hakkında yazdığı üç ciltlik biyografik ve irfanî eser serisi mevcuttur (Terzi Baba (Kitap), Wiki; Zâriyât Sûresi, s.179). Bu serinin yanı sıra, Terzi Baba'nın mektupları ve zuhuratları da eserlerinde yer almaktadırs.181, s.176.
Terzi Baba'nın tasavvufî izahları, ilahileri ve divanı da onun irfanî mirasının önemli bir parçasıdırs.176, s.179, s.177. Örneğin, "Terzi Baba divanı. 'Tüm şiirlerim.'"s.179 ve "Terzi Baba ilâhileri. Erler demine Nusret tura."s.181 gibi ifadeler, onun edebi ve manevi yönünü ortaya koymaktadır. Terzi Baba ekolünden gelen Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müellifler de onun riyâsetindeki tasavvuf serisi içinde Mü'minûn ve Zümer sûreleri tefsirleri yazmışlardır (Terzi Oğlu Cem Cemâlî, Wiki). Hazmi Tura'nın da Terzi Baba hakkında geniş bilgi içeren tez çalışması bulunmaktadırs.8.
Kaynaklar: Zâriyât Sûresi — s. 8, 176, 177, 179, 181
İşârî te'vil ne demektir?⌄
İşârî te'vil, Kur'ân-ı Kerîm'in zâhirî mânâsının ötesinde, bâtınî ve derûnî hakikatlere işaret eden yorumlama biçimidir. Bu te'vil, metnin lafzî anlamını aşarak, sâlikin mânevî yolculuğuna rehberlik eden, kalbî ve irfânî idrâklere kapı açar. Necdet Ardıç'ın Zâriyât Sûresi tefsirinde görüldüğü üzere, ayetlerin kelime anlamlarından yola çıkarak tasavvufî kavramlara ve mânevî hallere ulaşma çabası işârî te'vilin temelini oluştururs.1, s.29. Bu yaklaşım, metnin sadece bilgi aktaran bir araç olmaktan öte, ilâhî hakikatlerin sembolik bir ifadesi olduğunu kabul eder.
Kaynaklar: Zâriyât Sûresi — s. 1, 29
›Ayrıntı
İşârî te'vil, Kur'ân metninin zâhirî anlamının yanı sıra, bâtınî ve remzî mânâlarını keşfetmeyi hedefleyen bir yorum metodudur. Bu metodolojide, kelimelerin ve ayetlerin ilk bakışta anlaşılan anlamları bir perdenin ardındaki daha derin hakikatlere işaret eder. Örneğin, Zâriyât Sûresi'nin ilk ayetindeki "esip savuran rüzgârlar"s.1 ifadesi, müfessirlerin çoğunluğunca rüzgârlar olarak tefsir edilse de, işârî te'vilde "bütün yaratıkları savuran sebepler" veya "nesiller dünyaya getiren doğurgan kadınlar" gibi daha geniş ve sembolik anlamlara çekilebilirs.29. Bu, kavramın sadece bir örnekle sınırlı kalmayıp, daha genel bir mânâya işaret ettiğini gösterir.
İşârî te'vil, sâlikin mânevî idrâkini ve kalbî tecrübesini merkeze alır. Bir kimsenin rüyasında süt içmesi ve uyandığında midesinde süt eseri bulunmaması durumunda, bunun ilim ile te'vil olunması ve ilmin mânevî gıda olarak kabul edilmesis.42, işârî te'vilin somut bir örneğidir. Burada zâhirî bir olay, bâtınî bir hakikate, yani mânevî beslenmeye işaret eder. Benzer şekilde, "Hâfıd" (alçaltıcı) ve "Râfî" (yükseltici) gibi esmâ-i ilâhiyyenin âlemdeki faaliyeti, işârî te'vil ile kâinatın dengesini ve ilâhî kudretin tezahürünü anlamaya yardımcı olurs.131. Bu te'vil, metnin lafzî sınırlarını aşarak, okuyucuyu ilâhî hakikatlerin daha derin katmanlarına taşımayı amaçlar. İsmail Hakkı Bursevî'nin Rûhu'l-Beyân tefsiri gibi eserler, işârî te'vilin klasik örneklerini sunar ve bu metodun tasavvufî düşüncedeki yerini pekiştirir.
Kaynaklar: Zâriyât Sûresi — s. 1, 29, 42, 131
Eserde geçen 'yakîn ilminin üç mertebesi' nedir?⌄
Yakîn ilminin üç mertebesi, sâlikin hakikate ulaşma yolculuğunda katettiği bilgi ve idrak seviyelerini ifade eder. Bu mertebeler, ilme'l-yakîn, ayne'l-yakîn ve hakke'l-yakîn olarak sıralanır. İlme'l-yakîn, hakikatin sözle, mantıkla veya kitapla öğrenildiği başlangıç seviyesidirs.64. Ayne'l-yakîn, hakikatin müşâhede yoluyla idrak edildiği, görme seviyesidirs.64. Hakke'l-yakîn ise, hakikatin bizzat yaşanarak, hissedilerek ve onunla bir olunarak tahakkuk ettiği en üst mertebedirs.64. Bu üç mertebe, aynı hakikatin farklı derinliklerdeki idrakini temsil eder ve sâlikin sülûkundaki ilerleyişini gösterir.
Kaynaklar: K1-371, Zâriyât Sûresi, s. 64 · K1-175, Zâriyât Sûresi, s. 64
›Ayrıntı
Yakîn ilmi, Hakk'ın kuluna öğrettiği ilâhî bir ilim olup, beşerî sınırların ötesinde bir idrak sahasıdırs.63. Bu ilmin üç temel mertebesi bulunmaktadır:
-
İlme'l-Yakîn: Bu, yakînin ilk ve en temel seviyesidir. Hakikat, sözlü anlatımlarla, kitaplardan okuyarak veya mantık yoluyla elde edilen bilgi düzeyindedirK1. Bir kişinin bir lokantada yediği yemeği arkadaşına anlatması ve arkadaşının da bunu dinlemesi, ilme'l-yakîn durumuna bir örnektirs.79. Bu mertebede sadece ilmî manada tefekkür mevcutturs.64. Cennetin varlığını okuyarak veya anlatılarla kabul etmek bu seviyeye girerK1.
-
Ayne'l-Yakîn: Bu, yakînin ikinci mertebesidir. İlme'l-yakîndeki ilmî bilgiye müşâhede de dahil edilir. Yani, hakikat artık sadece bilinmekle kalmaz, aynı zamanda 'ayn' yani görme yoluyla daha güzel idrak edilir ve kapsamlı bir şekilde anlaşılırs.64. Cennetin uzaktan görülmesi gibi, hakikatin gözlemlenmesi bu mertebede gerçekleşirK1.
-
Hakke'l-Yakîn: Yakîn mertebelerinin zirvesi olan bu seviyede, sâlik hakikati bizzat yaşayarak, hissederek ve onunla birleşerek idrak ederK1. Bu mertebede, hakikatleri kendi nefsinde bulmak, onların hakikatleri itibarıyla kendinde tahakkuk etmesidirs.64. "Men arafe nefsehu fakat arefe rabbehu" (Kim nefsini bilirse Rabbini bilir) hadisi, kişinin kendi hakikatine dönük bir ilim sahasına geçerek yakîn ilminin bu aşamasına ulaşmasını ifade eders.77. Bu, bilenin ile bilinenin birleştiği, teorik bilginin canlı bir hâle dönüştüğü ve sâlikin kendi benliğinin fenâ bulduğu bir hâldirK1. Bu üç mertebe, aynı "ateş"in farklı derinliklerdeki idrakine benzetilir: duymak, görmek ve sıcaklığını hissetmekK1.
Kaynaklar: Zâriyât Sûresi — s. 63, 64, 77, 79 · K1, s. 175, 371
Kitap neden Zâriyât Sûresi ile M. Hazmi Tura arasında bir bağ kuruyor?⌄
Kitap, Zâriyât Sûresi ile M. Hazmi Tura arasında, silsiledeki sıra numarası ve işârî te'vîl yoluyla bir bağ kurmaktadır. Bu bağlantı, M. Hazmi Tura'nın Uşşâkî silsilesindeki 51. sırada yer alması ve Kur'ân-ı Kerîm'deki 51. sûrenin Zâriyât Sûresi olması temeline dayanır. Kitap, bu sayısal örtüşmeyi ilahî bir muhabbet ve hikmetin tezahürü olarak görmekte, Zâriyât Sûresi'nin ayetlerini Hazmi Tura'nın manevi şahsiyeti ve öğretileriyle ilişkilendirmektedir. Özellikle "Zâriyât" kelimesinin zahir ve batın anlamları ile "İnsân-ı Kâmil" şifresi arasında bir bağ kurulmakta, Hazmi Tura'nın bu sûrenin hakikatleriyle gönüllerde yer bulması niyaz edilmektedirs.2, s.30, s.173.
Kaynaklar: Zâriyât Sûresi — s. 2, 30, 173
›Ayrıntı
Kitap, Zâriyât Sûresi ile M. Hazmi Tura arasındaki bağı, öncelikle sayısal bir eşleşme üzerinden kurar. Uşşâkî silsilesindeki mübarek sıralamada M. Hazmi Tura'nın sırası 51'dir. Kur'ân-ı Kerîm'de 51. sûre ise Zâriyât Sûresi'dirs.2. Bu durum, kitap tarafından "İlâh-i muhabbet"in bir göstergesi olarak kabul edilir ve bu bağlantı, çalışmanın temel motivasyonunu oluştururs.2. Kitap, bu sayısal örtüşmeyi sadece bir tesadüf olarak değil, işârî te'vîl ve tefekkür yoluyla derin anlamlar içeren bir bağ olarak ele alırs.1.
Bu bağlantı, Zâriyât Sûresi'nin ayetlerinin zahir ve batın hakikatleri ile M. Hazmi Tura'nın manevi şahsiyeti arasında köprüler kurar. Örneğin, Zâriyât Sûresi'nin ilk ayetindeki "Ve-zzâriyâti zervâ" (And olsun esip savuran rüzgarlara) ifadesi, "Zâhir ve Bâtın İnsân-ı Kâmil Şifre sayısı" ile ilişkilendirilirs.30. Bu bağlamda, "Zâriyât" kelimesinin ebced değeri olan 1312'nin "HAZMİ+NECDET" ismine karşılık geldiği belirtilerek, Hazmi Tura'nın bu sûrenin hakikatleriyle olan derin ilişkisi vurgulanırs.30. Kitap, bu çalışmanın Hazmi Tura'nın ruhaniyetini memnun etme niyetiyle yapıldığını ve "Nefes-i Rahmani" hakikatlerinin gönüllerde yer bulmasına vesile olmasını dilediğini ifade eders.173. Ayrıca, Hazmi Tura hakkında Sena Yönlüer tarafından yapılan bir yüksek lisans tez çalışmasının da Terzi Baba kitapları serisinde 53. sırada yayınlandığı belirtilerek, Hazmi Tura'nın akademik ve tasavvufi literatürdeki yeri pekiştirilirs.8, s.181.
Kaynaklar: Zâriyât Sûresi — s. 1, 2, 8, 30, 173, 181
Bu eser sadece tasavvufla ilgilenenler için mi?⌄
Necdet Ardıç'ın "Zâriyât Sûresi" adlı eseri, tasavvuf ilminin derinliklerini ele alması sebebiyle öncelikli olarak tasavvuf yolunda ilerleyenler için kaleme alınmıştır. Ancak, eserde tasavvufun sadece zikir ve menkıbelerden ibaret olmadığı, aksine insanlığın ve bireyin manevi seyrinin temelini oluşturan hakikat ilmi olduğu vurgulanırs.71. Bu bağlamda, tasavvufun "en büyük ihtiyaç" olarak nitelendirilmesis.71, eserin sadece belirli bir zümreye değil, hakikati arayan ve manevi bir derinlik peşinde olan herkese hitap ettiğini gösterir. Eser, tasavvufî hâllerin zuhuru ve yerleşmesi gibi konuları işleyerekK2, okuyucuya manevi bir yol haritası sunar.
Kaynaklar: Zâriyât Sûresi — s. 71 · K2
›Ayrıntı
Necdet Ardıç'ın "Zâriyât Sûresi" adlı eseri, tasavvufun geniş kapsamını ve önemini vurgulayarak, onun sadece belirli bir kesime hitap etmediğini ortaya koyar. Eserde, tasavvufun "insanlık seyri Âdem (as) ile başlamış, bireyin de mana iç bünyedeki tasavvuf seyiri Âdemi hakikatleri bilmekle ancak mümkündür" ifadesiyle, tasavvufun evrensel bir hakikat olduğu belirtilirs.71. Bu durum, tasavvufun sadece zikir, ilahi ve menkıbelerden ibaret olmadığını, aksine şeriat, tarikat, hakikat ve marifet mertebelerini kapsayan bütüncül bir yol olduğunu gösterirs.81.
Eser, tasavvufun yüzeysel bir anlayışla karıştırılmaması gerektiğini de vurgular. Örneğin, sadece "işe girdim de çıktım da dua etseniz de bizi yeniden işe alsalar" gibi dünyevi kaygılarla tasavvuf yoluna girmenin, gerçek tasavvuf olmadığını ifade eders.85. Zira tasavvufun hedefi Hakk'tır, dünya yaşantısı değildirs.85. Bu bağlamda, eserde "illâ liyağbudûn" (bana ibadet etsinler) anlayışının ötesine geçilerek "illâ liyağrufûn" (ancak bana arif olsunlar) anlayışının önemi vurgulanır; yani Allah'a ulaşmanın marifet anlayışı ile mümkün olduğu bildirilirs.160.
Eserin içeriği, tasavvufî hâllerin başlaması (zuhûr) ve yerleşmesi (rusûh) gibi derin konuları ele almasıylaK2, sâlikin manevi yolculuğunda karşılaşacağı süreçleri açıklar. Mükâşefe gibi kavramların açıklanmasıK1, sâlikin gayb âleminden veya Hak'tan kalbine inen doğrudan idrakleri anlamasına yardımcı olur. Ayrıca, tasavvufî bir hakikatin nasıl gerçekleştiği sorusuna ilahi tasarruf, sâlikin gayreti ve mürşidin terbiyesi gibi üç boyutlu bir cevap verilmesiK2, eserin sadece tasavvuf ehli için değil, manevi gelişim arayışında olan herkes için bir rehber niteliği taşıdığını gösterir. Necdet Ardıç'ın İrfan Mektebi (Hakk Yolu) gibi eserleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırması davikipedi, bu eserin sadece tasavvufla ilgilenen dar bir çevreye değil, daha geniş bir okuyucu kitlesine hitap ettiğini destekler.
Kaynaklar: Zâriyât Sûresi — s. 71, 81, 85, 160 · K2 · K1, s. 50 · Vikipedi: Necdet Ardıç
Eserde 'kendini bilmek' neden bu kadar vurgulanıyor?⌄
Eserde "kendini bilmek" kavramı, tasavvufî sülûkün ve Hakk'ı idrak etmenin temel şartı olarak vurgulanmaktadır. Cenâb-ı Hakk'ın âlemleri yaratmasındaki muradının "bilinmekliğini istemesi"s.162 olduğu belirtilirken, bu bilginin insanda tecelli eden ilahi varlığın idrakiyle mümkün olacağı ifade edilir. Kendini bilmek, kişinin kendi içindeki ilahi tecelliyi fark etmesiyle Rabbini tanımasına ve nihayetinde Allah'ı bilmesine kapı aralars.87, s.70. Bu, sadece genel bir bilgi değil, tasavvuf yolunda ilerleyen sâlik için özel bir farz hükmündedir ve Âdemî hakikatlerin idrakiyle başlayan bir süreçtirs.71.
Kaynaklar: Zâriyât Sûresi — s. 70, 71, 87, 162
›Ayrıntı
Eserde "kendini bilmek" vurgusu, tasavvufî öğretinin merkezinde yer alır ve Hakk'ı idrak etmenin anahtarı olarak sunulur. Cenâb-ı Hakk'ın "Bilinmekliğimi istedim bu âlemleri halk ettim"s.162 kudsi hadisi, yaratılışın gayesini açıkça ortaya koyar. Bu gayeye ulaşmanın yolu ise insanın kendi varlığında tecelli eden ilahi hakikati idrak etmesinden geçer. Kişi, kendi içindeki ilahi varlığın tecellisini idrak ederek Rabbini tanır ve bu sayede Allah'ı bilme mertebesine ulaşırs.70. Bu süreç, "Ben kimim" sorusuna cevap bulmadan Hakk'ın nitelik ve niceliğini bilmenin mümkün olmadığını gösterirs.82.
Kendini bilme ilmi, diğer ilimlerin başında gelir ve "Ledün ilmi" ile "Yakîn ilmi" gibi derin mânevî bilgilere kapı aralars.70. Bu, fıkıh veya tefsir gibi zâhirî ilimlerden farklı olarak, tasavvufun içinde yer alan ve ancak tasavvuf yoluyla elde edilebilecek bir bilgidirs.70. Tasavvuf seyri, Âdem (a.s.) ile başlayan insanlık seyrine benzer şekilde, bireyin Âdemî hakikatleri bilmesiyle mümkündürs.71. Bu hakikatlere ulaşmak için kişinin "elindeki projektörü kendine döndürmesiyle kendinin varlığını tespit etmesi" gerekir; aksi takdirde, kişi birçok bilgiye sahip olsa bile kendinden habersiz kalırs.71. Bu dünya hayatında en büyük kazanç, âlem-i şehadeti müşahede ederek yaşamak ve kendini tanımayı bilmektirs.2.
Kaynaklar: Zâriyât Sûresi — s. 2, 70, 71, 82, 162
Zâriyât Sûresi'nin 56. âyetinin tasavvufî yorumu nedir?⌄
Zâriyât Sûresi'nin 56. âyeti olan "Cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye halkettim" (Zâriyât, 51/56) tasavvufta, ibadetin bâtınî mânâsının "ma'rifetullah", yani Allah'ı bilmek ve tanımak olduğu şeklinde yorumlanır. İrfan ehli, âyette geçen "liy'abüduni" (ibadet etsinler diye) ifadesini "liya'rufün" (Beni bilsinler) olarak tefsir ederek, varoluşun temel gayesinin Hakk'ı bilmek ve O'na vâsıl olmak olduğunu vurgular. Bu yorum, sâlikin tüm varlığıyla Hakk'a yönelmesini (Zâriyât, 51/50) ve O'nun tecellîgâhı olan dünyada esmâ-i İlâhiyyenin mütekâbil zuhûrlarını idrâk etmesini gerektirir.
›Ayrıntı
Zâriyât Sûresi'nin 56. âyeti, "Cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye halkettim" (Zâriyât, 51/56) buyurarak varoluşun temel gayesini ortaya koyar. Tasavvufî bakış açısıyla bu âyet, ibadetin sadece şeklî fiillerden ibaret olmadığını, aksine derin bir mârifet ve idrâk boyutunu içerdiğini belirtir. İrfan ehli, "liy'abüduni" kelimesini bâtınî mânâda "liya'rufün" yani "Beni bilsinler" olarak yorumlars.161. Bu yorum, Hakk'ı bilmenin ve tanımanın, yaratılışın özündeki hikmet olduğunu gösterir.
Bu ma'rifetullah gayesi, sâlikin hayatındaki her hâl ve amelde Hakk'a yönelmesini gerektirir. Nitekim Zâriyât Sûresi'nin 50. âyeti olan "Allah'a kaçınız!" (Zâriyât, 51/50) emri, bu yönelişin bir ifadesidir. Bir kimse kendisine bir belâ teveccüh ettiğinde, tüm kuvâsını toplayıp Hakk'a teveccüh etmeli, mâsivâdan yüz çevirmelidirs.141, s.145. Bu, kendi mevhûm varlığından geçip Hakk'ın varlığına doğru bir kaçıştırs.144. Dünya, Hakk'ın ef'âlinin tecellîgâhıdır ve esmâ-i İlâhiyyenin (Dârr, Nâfı', Kâbız, Bâsıt, Kahhâr, Rahmân, Mâni', Mu'tî gibi mütekâbil isimlerin) âsâr ve ahkâmının zuhûru asla ta'tîl kabul etmezs.136. Bu bağlamda, Zâriyât Sûresi'nin 56. âyetinin tasavvufî yorumu, ibadetin özünde Hakk'ı bilme ve O'nun tecellîlerini idrâk etme yolculuğu olduğunu vurgular.
Kaynaklar: Zâriyât Sûresi — s. 136, 141, 144, 145, 161