İçeriğe atla
Zekât ve İnfâk kapak gorseli

Zekât ve İnfâk

Terzibaba - Necdet Ardıç

238 sayfa~357 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçtasavvufdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Zekât ve İnfâk RELATED-TO İslam HukukuZekât ve İnfâk RELATED-TO FıkıhZekât ve İnfâk RELATED-TO SadakaZekât ve İnfâk RELATED-TO HayırseverlikZekât ve İnfâk RELATED-TO Sosyal AdaletZekât ve İnfâk RELATED-TO AhlakZekât ve İnfâk RELATED-TO SufizmZekât ve İnfâk RELATED-TO İslami İktisatZekât ve İnfâk RELATED-TO TerzibabaZekât ve İnfâk IS-A KitapZekât ve İnfâk IS-A İslami EserZekât ve İnfâk IS-A Tasavvuf Eseri

Sıkça Sorulan Sorular

Terzibaba'nın "Zekât ve İnfâk" kitabı ne anlatıyor?

Terzibaba'nın "Zekât ve İnfâk" kitabı, zekât kavramını hem şer'î (maddî) hem de tasavvufî (mânevî) boyutlarıyla ele alır. Kitap, zekâtın sözlük anlamı olan "temizleme, övgü, artma, bereket"ten yola çıkarak, malın zekâtının yanı sıra nefis tezkiyesi, ilmin zekâtı ve zamanın zekâtı gibi bâtınî ve ruhânî zekât türlerini incelers.24, s.146, s.178. Eser, zekâtın sadece maldan verilen bir pay olmadığını, aynı zamanda kişinin benlik, nefis, hayal ve vehim kirlerinden arınması ve sahip olduğu bilgileri başkalarına aktarması gibi geniş bir tezkiye programı olduğunu vurgulars.146. Kitap, zekâtın Kur'an ve Sünnet'teki yerini ve müminlerin kurtuluşa ermek için zekât vermeye olan düşkünlüklerini de belirtirs.12.

Kaynaklar: Zekât ve İnfâk — s. 12, 24, 146, 178

Ayrıntı

Terzibaba'nın "Zekât ve İnfâk" adlı eseri, zekâtı çok katmanlı bir kavram olarak sunar. Öncelikle, zekâtın sözlük anlamı olan "temizleme, övgü, artma, bereket" manalarına dikkat çekilir ve terim olarak Kur'an'da belirtilen sınıflara sarf edilmek üzere dinen zengin sayılan Müslümanların malından alınan belli payı ifade ettiği belirtilirs.24. Kur'an'da zekât kelimesinin otuz âyette geçtiği ve yirmi yedisinde namazla birlikte zikredildiği, sadaka teriminin de on iki âyette zekât anlamında kullanıldığı ifade edilirs.11, s.24.

Kitap, zekâtın şer'î boyutunun ötesinde, tasavvufî ve mânevî anlamlarını derinlemesine işler. Terzibaba'ya göre, "zekâtın zekâtı" veya "temizin temizi" kavramı, ruhânî ve rahmânî ilimde herhangi bir gayrılık olmadığından, içerisine dünya necaseti karışmamış olanın infak edilmesidirs.70. Bu bağlamda, en büyük zekâtın, beşeriyet kirlerinden temizlenmek için ayrılan zaman olduğu vurgulanır; çünkü kişinin yegâne malı zamanıdır ve bu zamanı nefis tezkiyesi için kullanması en büyük varlık zekâtıdırs.178.

Eserde, mânevî zekât olarak ilmin zekâtı da öne çıkarılır. Cenâb-ı Hakk'ın lütfettiği bilgileri karşı tarafa aktararak ondaki benlik, nefis, hayal ve vehim kirlerinden temizlemek, kişinin mânevî ve ilmî zekâtıdırs.146, s.155. Bu, maddi zekâtın yanı sıra bâtınî zekâtın da verilmesi gerektiğini gösterirs.140. Kitap, Resûl'e itaat ile kılınan namazın esmâ mertebesinden, verilen zekâtın ise Fenâfirresül mertebesi ile nefis tezkiyesi olan zekât olduğunu belirtir. Allah'a itaat ile kılınan namazın fenafillah ve bekabillah mertebesinden, zekâtın ise tüm varlıktaki sıfât-ı sübûtiyelerin ve sıfât-ı zâtiyelerin Hakk'a teslim edilmesiyle sıfât-ı ilâhiyeye dönüşmesi ve bunların taliplilere aktarılması olduğunu açıklars.178.

Kaynaklar: Zekât ve İnfâk — s. 11, 24, 70, 140, 146, 155, 178

Kitaba göre zekât ve sadaka arasındaki temel fark nedir?

Zekât ve sadaka arasındaki temel fark, zekâtın Allah'a yaklaştırıcı (kurb-ı ferâiz) bir ibadet olması ve Allah'ın Kuddûs isminin tecellisiyle malı temizlemesi; sadakanın ise bu yakınlıktaki sürekliliği sağlaması (kurb-ı nevâfil) ve kişinin kulluğundaki samimiyetinin (sıdkiyetinin) ölçüsü olmasıdır. Sadakada Allah'ın Rahman ismi tecelli eders.28. Her ikisi de Kur'an'da belirtilen sınıflara sarf edilmek üzere dinen zengin sayılan Müslümanların malından alınan belli payı ifade etse des.24, örfte sadaka mecburi olmayan gönüllü ödemeleri de içine alan daha genel bir anlama sahiptirs.11.

Kaynaklar: Zekât ve İnfâk — s. 11, 24, 28

Ayrıntı

Zekât ve sadaka kavramları, sözlükte "temizleme, övgü, artma, bereket" anlamlarına gelir ve terim olarak Kur'an'da belirtilen sınıflara sarf edilmek üzere dinen zengin sayılan Müslümanların malından alınan belli payı ifade eders.24. Kur'an'da zekât kelimesi otuz ayette mârife olarak geçer ve yirmi yedisinde namazla birlikte zikredilir. Sadaka terimi ise on iki ayette zekât anlamında kullanılmıştırs.11. Hadislerde ve örfte sadaka, mecburi olmayan gönüllü ödemeleri de içine alan daha genel bir anlama sahip olmuşturs.11. Tasavvufî açıdan bakıldığında, zekât kulu Allah'a yaklaştırırken (kurb-ı ferâiz), sadaka bu yakınlıktaki sürekliliği sağlar (kurb-ı nevâfil). Zekâtta Allah'ın Kuddûs ismi tecelli ederken, sadakada Rahman ismi tecelli eders.28. Sadaka aynı zamanda kişinin kulluğundaki samimiyetinin (sıdkiyetinin) bir ölçüsüdürs.28. Cenâb-ı Hakk, zekât ve sadaka emriyle insanlara kendilerine ait gördüklerinin aslında Allah'a ait olduğunu hatırlatırs.28. Bu ibadetler, dört mertebe üzerinden de anlaşılır: Şeriat mertebesinde kul malının kırkta birini fakirlere verir. Tarikat mertebesinde nefsini olumsuz ahlâktan temizleyerek zekâtını vermiş olur. Hakikat mertebesinde kendinde bir varlık görmeyerek mutlak manada Allah'a muhtaç oluşunu idrak eder. Marifet mertebesinde ise verenin de alanın da Allah olduğunu bilir ve Hakk'ın kendi zenginliğinin zekâtını nasıl verdiğini müşahede eders.29.

Kaynaklar: Zekât ve İnfâk — s. 11, 24, 28, 29

Tasavvufta 'malını gönülden çıkarmak' ne anlama gelir?

Tasavvufta "malı gönülden çıkarmak", sâlikin dünya malına karşı kalbî bağlılıktan kurtulması, malı elden çıkarmaktan ziyade gönüldeki mal sevgisini ve ona olan muhabbeti terk etmesidir. Bu hâl, fakr makâmının bir veçhesi olup, kişinin malın kulu olmaktan çıkıp onu kendine kul etmesi, böylece beşerî sıfatlardan sıyrılarak manevî zenginliğe ulaşması anlamına gelir. Selahattin Uşşaki Hazretleri'nin "İttika malı elden çıkartmak değil, gönülden çıkartmaktır" sözüs.44 bu anlayışın temelini oluşturur ve malın bir yük olmaktan çıkarılıp, kişinin manevî ilerlemesine engel teşkil etmemesini hedefler.

Kaynaklar: Zekât ve İnfâk — s. 44

Ayrıntı

Tasavvufta "malı gönülden çıkarmak" kavramı, malın fiziksel olarak elden çıkarılmasından öte, kalbin mal sevgisinden arındırılmasına işaret eder. Bu durum, "fakr" makâmının bir tezahürüdür ve sâlikin manevî yolculuğunda (seyr-i süluk) önemli bir adımdırs.54. Fakr, tüm malını dağıtıp fakirlik üzere yaşamak değil, gönüldeki mal muhabbetini çıkarmaktır; böylece malın kişiyi sırtında taşıması yerine, kişinin onu sırtında taşımaması hedeflenirs.43. Bu anlayışa göre, bir tekne suyun üzerinde ilerlerken suyun içine girmesiyle batması gibi, mal sevgisi de kalbe girdiğinde kişiyi manen batırırs.39.

Bu hâl, aynı zamanda "ittika" kavramıyla da ilişkilidir. İttika, malı elden çıkarmak değil, gönülden çıkarmaktır; yani mal mülk sahibi olunsa bile benlik yapmamak, eğlenceye dalmamak ve malı gönülden uzak tutmaktırs.44. Manevî fakirlik, beşerî sıfatlardan sıyrılıp kendini bir şeye malik görmeyen kimsenin, sayısız mala mülke sahip olsa bile hiçbirine gönül bağlamamasıdır. Bu kişi, sahip olduğu mülkün kulu olmayıp onu kendine kul eders.54. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) fakrı övünç vesilesi olarak kabul etmesi, bu manevî zenginliğin önemini vurgulars.54. Gerçek zenginlik, ruh zenginliğidir; kişinin sadece kendine ait esmâ-i ilâhiyyeleri kullanabilmesinden öte, Allah'ın bütün isimleriyle zenginleşmesidirs.39. Bu durum, kalbin mâsivâdan arındırılmasıyla, yani gafletten uzaklaşarak Hak'ka yönelmesiyle mümkün olur.

Kaynaklar: Zekât ve İnfâk — s. 39, 43, 44, 54

Zekâtın şeriat ve hakikat mertebeleri nasıl farklılaşır?

Zekât, şeriat mertebesinde malın belirli bir kısmının fakirlere verilmesiyle gerçekleşen zahirî bir ibadetken, hakikat mertebesinde kişinin kendi varlığından, benliğinden arınarak mutlak muhtaçlığını idrak etmesi ve kendinde bir varlık görmemesidir. Şeriat mertebesinde zekât, malın kırkta birinin verilmesiyle malın temizlenmesis.172, tarikat mertebesinde nefsin olumsuz ahlâktan temizlenmesis.28 iken, hakikat mertebesinde sâlikin kendinde bir varlık görmeyerek mutlak manada Allah’a muhtaç oluşunu idrak etmesi ve her türlü iddia ve davadan uzaklaşmasıdırs.28. Bu, Hak'ın bizzat müşâhede edildiği, eşyânın hakîkî yüzünün açıldığı kademede gerçekleşen bir "vücudî zekât"tırs.28.

Kaynaklar: Zekât ve İnfâk — s. 28, 172 · K1-164, Zekât ve İnfâk, s. 28

Ayrıntı

Zekât, tasavvufta dört mertebeli sülûkun farklı kademelerinde farklı şekillerde tezahür eder. Şeriat mertebesinde zekât, kişinin malının kırkta birini fakirlere vermesiyle yerine getirilen zahirî bir hükümdürs.28. Bu, malın temizlenmesi anlamına gelir ve kişinin kendi gerçek varlığında hayvanlık mertebesinden kalan en az kırkta birini de verip kendi gerçek hakikat-i üzere temiz kalmasıdırs.172. Bu mertebede yapılan yardımlar sevap olarak kabul edilir ve Cenâb-ı Hakk tarafından mükafatlandırılırs.207.

Hakikat mertebesinde ise zekât, kişinin kendinde bir varlık görmeyerek mutlak manada Allah’a muhtaç oluşunu idrak etmesi ve her türlü iddia ve davadan uzaklaşmasıdırs.28. Bu, "vücudî zekât" olarak adlandırılırs.28. Hakikat, tasavvufta Hak'ın bizzat müşâhede edildiği, eşyânın hakîkî yüzünün açıldığı üçüncü sülûk mertebesidirK1. Bu mertebede sâlik, aklî bilgilerden çok kalbî hâllere göre yaşar ve şeriatın bâtını açılırK1. Zekâtın bu mertebedeki sırrı, varlığın kırk mertebe oluşu ve matlub olanın ilâhî mertebe, yani zât mertebesi olmasıdır; bu da en yüksek mertebe olan kırkta birdirs.68. Hakikat mertebesinde yaşayan bir kişi, ihtiyaç sahibi gördüğü kişiye acıyıp yardım ettiğinde, Cenâb-ı Hakk'a karşı sorumlu olabilir; çünkü bu mertebede veren de alan da Allah olarak idrak edilirs.207. Bu, kişinin kendi aslı hakikatinden verdiği "kenzi mahfi" (gizli hazine) olarak nitelendirilirs.173.

Kaynaklar: Zekât ve İnfâk — s. 28, 68, 172, 173, 207 · K1, s. 164

Kitapta geçen 'îsâr' kavramı nedir?

Îsâr, tasavvufta sâlikin kendi ihtiyacı olmasına rağmen sahip olduğu imkânları başkalarının ihtiyacını karşılamak üzere kullanması, yani başkasının yararı için fedakârlıkta bulunmasıdır. Bu kavram, sözlükte "bir şeyi veya bir kimseyi diğerine üstün tutma, tercih etme" anlamına gelir ve ahlâkî bir terim olarak kişinin kendisini değil, başkasını öncelikli kılması halini ifade eder. Kaynakta îsâr, tarikat mertebesinde ele alınan bir ahlâkî özellik olarak belirtilmiştirs.51.

Kaynaklar: Zekât ve İnfâk — s. 51

Ayrıntı

Îsâr, tasavvufî sülûkun önemli bir aşaması olarak kabul edilir ve kişinin nefsânî arzularını aşarak diğerkâmlık mertebesine ulaşmasını temsil eder. Bu, sadece maddi imkânları paylaşmakla kalmayıp, aynı zamanda başkalarının menfaatini kendi menfaatinin önüne koyma bilincidirs.51. Kitapta, okuyuculara nefsânî heveslerden, zan ve hayalden, gafletten soyunarak saf bir gönülle okumaya başlamaları tavsiye edilirkens.5, s.10, îsâr kavramı da bu nefs terbiyesi ve arınma sürecinin bir parçası olarak değerlendirilebilir. Zira îsâr, kişinin kendi benliğini geri plana atarak başkalarına öncelik vermesiyle gerçekleşir. Bu durum, "Gayret bizden muvaffakiyyet Hakk'tandır"s.5, s.10 ifadesiyle de örtüşür; zira îsârda bulunmak için gösterilen gayretin neticesi Allah'tan beklenir. Kitapta geçen diğer tasavvufî eserlere (Kelime-i Tevhid, Namaz, İslâm, Îmân, İkân gibi) yapılan atıflars.2, s.6, s.229, îsârın da bu bütüncül tasavvufî eğitim ve ahlâkî gelişim içinde bir yerinin olduğunu düşündürmektedir. Îsâr, kişinin sadece kendi kurtuluşunu değil, aynı zamanda toplumun ve diğer insanların iyiliğini de gözetmesi anlamına gelir ki bu da tasavvufun sosyal boyutunu ortaya koyar.

Kaynaklar: Zekât ve İnfâk — s. 2, 5, 6, 10, 51, 229

Eserde 'Nefs-i Zekiyye' nasıl tanımlanıyor?

Eserde "Nefs-i Zekiyye" kavramı, tasavvufî sülûkun en üst mertebelerinden biri olarak tanımlanır ve nefsin tezkiye edilerek kemale ermiş halini ifade eder. Bu mertebe, "Nefs-i Kamile" ve "Nefs-i Safiye" isimleriyle de anılır ve Âdemiyet mertebesi, yani Safiyullah mertebesi olarak kabul edilirs.47. Kur'an-ı Kerim'deki "Nefislerinizi tezkiye ediniz" emrinin nihai hedefi olan bu mertebe, nefsin her bir aşamada temizlenmesiyle ulaşılan en yüksek kemal noktasıdırs.47.

Kaynaklar: Zekât ve İnfâk — s. 47

Ayrıntı

Nefs-i Zekiyye, tasavvufî yolculukta nefsin yedi mertebesinin (emmâre, levvâme, mülhime, mutmainne, râdıyye, merdıyye, sâfiye/kâmile) tamamlanmasıyla ulaşılan bir hâldirs.175; K2-T3. Bu mertebe, nefsin süflî yapısından arınarak ulvîleştiği, dünyevî hazlara yönelen vechesinin tezkiye edildiği ve Hakk'a yönelen rûhânî yapının kemale erdiği bir durumu ifade ederK1. Nefs-i Zekiyye'ye ulaşan sâlik, "nefiiis" bir hâle gelir ve gönül evinde oturur; Esmâ-i İlâhiyye talimiyle sahip çıktığı ilâhî isimleri gerçek sahibi olan Hakk'a teslim etmiş olurs.175. Bu teslimiyet, "Ve'alleme âdeme-l-esmâe kullehâ" (Allah, Âdem'e bütün varlıkların isimlerini öğretti) ayetinde belirtilen enfüsî esmâ-i İlâhiyye taliminin bir sonucudur ve ilm'el-ayn'nel-hakk'el yakın olmak üzere nuranî müşâhedeye yol açars.175. Nefsin bu en yüksek mertebesi, aynı zamanda "Nefs-i Kamile" ve "Nefs-i Safiye" olarak da adlandırılır ve Âdemiyet mertebesi, yani Safiyullah mertebesi olarak kabul edilirs.47. Bu mertebeye ulaşmak, nefsin benlik ve izâfî benlikten arınarak İlâhî benliğe ulaşması, yani hayalî varlığın kaldırılıp yerine Hakk'ın varlığının tahsis edilmesiyle mümkündürs.136. Nefs-i Zekiyye, sülûk geleneğinde teşekkül eden ve Fecr Suresi'ndeki "Yâ eyyetühen-nefsü'l-mutmainne" (Ey mutmain nefs) ayetinden sonra gelen mertebelerin nihai noktasıdırK2. Bu mertebede sâlik, yedi nefs mertebesini enfüsî olarak bitirmiş ve âfâkî, hazret mertebelerine adım atmış bir Hakk yolcusu olarak tanımlanırs.175.

Kaynaklar: Zekât ve İnfâk — s. 2, 3, 47, 136, 175 · K1, s. 126 · K2

Bu kitap kimler için yazılmıştır?

Bu kitap, tasavvufî hakikatleri idrak etmek isteyen, nefsânî engellerden arınmaya çalışan ve Allah ile Resûlü'nün muhabbetini özünde geliştirmeyi arzulayan okuyucular için yazılmıştır. Özellikle "Müellef-i Kulûb" olarak tanımlanan, irfânî emareler gösteren ve tasavvuf yoluna ilgi duyan kişilere hitap eder. Kitap, zekât ve infak gibi İslâm'ın temel şartlarını bâtınî halleriyle kavramak isteyen sâliklere rehberlik etmeyi amaçlars.3, s.4, s.137.

Kaynaklar: Zekât ve İnfâk — s. 3, 4, 137

Ayrıntı

"Zekât ve İnfâk" kitabı, öncelikle tasavvuf yoluna girmek isteyen veya bu yolda ilerleyen dervişler için kaleme alınmıştır. Kitabın yazarı, okuyucularına nefsânî heveslerden, zan ve hayalden, gafletten soyunarak, saf bir gönül ve Besmele ile okumaya başlamalarını tavsiye eder; zira vehim ve hayalin tesiri altında iken gerçek mânâda yararlanmanın mümkün olmadığını belirtirs.1, s.4. Kitabın temel amacı, ahiret hayatını Allah ve Resûlü'nün muhabbetinin özde gelişmesi ve yaşamasını temin etmek için bu tür eserlerden istifade etmektirs.3. Özellikle "Müellef-i Kulûb" olarak nitelendirilen, gönülleri ısındırılan, irfânî emareler gösteren ve tasavvuf yoluna karşı muhabbeti olan kişilere yönelik bir rehber niteliğindedir. Bu kişilerin sohbetlere çağrılarak, kitaplar verilerek veya tavsiye edilerek tasavvuf sahasının varlığından haberdar edilmesi ve bu ilimlerden zekât verilmesi hedeflenirs.137. Kitap, İslâm'ın beş şartından biri olan zekâtı bâtınî halleriyle ele alarak, okuyucuların bu farzın derin mânâlarını idrak etmelerine yardımcı olmayı amaçlars.6, s.9. Dervişlik dersini yapan, kitap okuyan, sohbet dinleyen ve tefekkür eden herkesin bu hakikat üzerine yaşadığı ve kendilerine bu hakikatlerin ilham edildiği vurgulanırs.164.

Kaynaklar: Zekât ve İnfâk — s. 1, 3, 4, 6, 9, 137, 164

Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?

Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmıştır (Necdet Ardıç, Wiki). Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla tanınır (Necdet Ardıç, Wiki). Kendisi, Terzi Oğlu Murat Derûnî, Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müelliflerin de içinde bulunduğu bir tasavvuf serisinin riyasetini yapmıştırs.1; Abdürrezzak Tek, Wiki; Terzi Oğlu Cem Cemâlî, Wiki.

Kaynaklar: Zekât ve İnfâk — s. 1

Ayrıntı

Necdet Ardıç, "Terzibaba" lakabıyla da bilinir ve Uşşâkî tarikatının önemli temsilcilerindendirs.241. Tasavvufî irfanı günümüze taşıyan ve geniş kitlelere ulaştıran bir mürşittir (Necdet Ardıç, Wiki). Eserleri arasında "Necdet Divanı", "Hacc Divanı", "İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri" gibi çalışmalar bulunmaktadırs.229, 230, 234. Ayrıca "Lübb’ül Lübb Özün Özü" adlı Osmanlıca bir eserin çevirisini yapmış, "Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı hakikatler" ve "İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve Hakikatleri" gibi eserleri de İngilizce, İspanyolca ve Fransızca dillerinde yayımlanmıştırs.230.

Necdet Ardıç, kendi ekolünden gelen Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müelliflerin yazdığı tefsir serilerinin de riyasetini üstlenmiştir (Abdürrezzak Tek, Wiki; Terzi Oğlu Cem Cemâlî, Wiki). Bu durum, onun tasavvufî düşüncesinin ve irfanının geniş bir çevre tarafından benimsendiğini ve yayıldığını göstermektedir. Bir anekdotta, yazarın Necdet Ardıç ile bir Mirac kandilinde telefonla görüştüğü ve "Nüket" isimli bir hanımla konuştuğu belirtilmiştirs.241. Başka bir olayda ise, yazarın bir mekânda "Necdet" isminde bir kişiyle karşılaşması ve bu kişinin elinde tesbih olması, ayran içmesi gibi detaylar, Necdet Ardıç'ın tasavvufî kimliğine ve yaşam tarzına dair ipuçları sunmaktadırs.131, 132. Bu karşılaşma, yazarın "95-8-Terzi- Baba-Necdet-8-19-53-Ardıç" adlı kitabına aldığı maillerle de ilişkilendirilmiştirs.132.

Kaynaklar: Zekât ve İnfâk — s. 131, 132, 229, 230, 234, 241