
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
13 ve Hakîkat-i İlâhiyye kitabı ne anlatıyor?⌄
Necdet Ardıç'ın "13 ve Hakîkat-i İlâhiyye" adlı eseri, tasavvufî bir yaklaşımla "13" sayısının ilâhî hakikatler ve özellikle Hakîkat-i Muhammediyye ile olan derin bağını incelemektedir. Kitap, "13" sayısını, Hakîkat-i Muhammediyye'nin ve tüm âdemî hakikatlerin anahtarı ve şifresi olarak sunars.61, 145. Eserde, Ahadiyyet-Ahmediyyet mertebesinin en üst mertebe olduğu ve bunun da "13" ile temsil edildiği belirtilirkens.106, Hz. Muhammed'in (s.a.v) varlığında toplanan en üst üç mertebenin (Hakîkat-i Ahadiyye-Ahmediyye, Hakîkat-i Muhammediyye-İnsân-ı Kâmil, Muhammediyyet) "13" sayısıyla ilişkilendirildiği vurgulanırs.118. Kitap, Kur'an'daki besmelelerin, peygamberlik mertebelerinin ve hatta diğer peygamberlerin hakikatlerinin dahi Hakîkat-i Muhammediyye'ye ve dolayısıyla "13"e bağlı olduğunu detaylandırırs.80, 90, 145.
Kaynaklar: 13 ve Hakîkat-i İlâhiyye — s. 61, 80, 90, 106, 118, 145
›Ayrıntı
"13 ve Hakîkat-i İlâhiyye" kitabı, tasavvufî bir bakış açısıyla "13" sayısının ilâhî mertebeler ve hakikatler arasındaki merkezi rolünü açıklamaktadır. Eserin temel iddiası, Hakîkat-i Muhammediyye'nin (tasavvuf metafiziğinin en yüksek kavramı) "13" sayısıyla temsil edildiği ve tüm mertebelerin öncüsü olduğudurs.145; Wiki Kavram Sayfaları, Hakîkat-i Muhammediyye. Kitapta, Hakîkat-i Ahadiyyet-Ahmediyyet'in en üst mertebe olduğu ve bunun da "13" ile ifade edildiği belirtilirkens.106, bu mertebenin nüzûl (iniş) ve urûc (çıkış) sıralamasında en üstte yer aldığı gösterilir. Örneğin, urûc mertebeleri arasında İbrâhimiyyet, Mûseviyyet, İseviyyet, Muhammediyyet, Hakîkat-i Muhammediyye (İnsân-ı Kâmil) ve en nihayetinde Hakîkat-i Ahadiyyet-Ahmediyyet'in (13) bulunduğu ifade edilirs.106.
Kitap, "13" sayısının sadece Hakîkat-i Muhammediyye ile sınırlı olmadığını, aynı zamanda tüm âdemî hakikatlerin de bu sayıya bağlı olduğunu vurgular. Âdem kelimesindeki "mim" harfinin Hakîkat-i Muhammediyye mânâsının zaman içinde en sonda geleceğinin habercisi olduğu ve "dal" harfinin ise tüm bu hakikatlerin delili olduğu belirtilirs.60. Ayrıca, Hakîkat-i Mûseviyye'nin dahi Hakîkat-i Muhammediyye tarafından gerçek hâliyle tahsil edilebileceği ve bunun da "13"e bağlı olduğu, sûre ve âyet numaraları üzerinden yapılan ebced hesaplamalarıyla gösterilir (2+8+3=13)s.80. İncil'in ebced hesabıyla sayı değerinin "12" olması ve bunun Hakîkat-i Muhammediyye'ye bağlılığının açık bir ifadesi olduğu, İseviyyet mertebesinin Muhammediyyet ile birlikte gelen Akl-ı Küll tarafından neshedilip kendi bünyesine alındığı da eserde yer alan önemli detaylardandırs.115. Cenâb-ı Hakk'ın tüm zuhurları Hz. Muhammed'in varlığında cem etmesiyle, en üst üç mertebenin (13, 12, 11) O'nda toplandığı ve bu mertebelerin başka hiçbir varlığa verilmediği ifade edilirs.118. Kitap, Kur'an'ın "oku" ile, Mesnevi'nin "dinle" ile ve Yuhanna İncili'nin "kelâm" ile başlaması gibi örneklerle bu hakikatlerin farklı zuhur mahallerini de ele alırs.161.
Kaynaklar: 13 ve Hakîkat-i İlâhiyye — s. 60, 80, 106, 115, 118, 145, 161
Kitabın ana konusu nedir?⌄
"13 ve Hakîkat-i İlâhiyye" adlı eserin ana konusu, tasavvufî bir bakış açısıyla ilâhî hakikatleri ve insanın bu hakikatler içindeki yerini araştırmaktır. Kitap, menkıbe veya hayat hikâyeleri anlatmaktan ziyade, manevî ufku genişletmeyi hedefleyen bir inceleme ve sayılar kitabıdırs.161. Eser, Kur'an'ın "Zalikel kitabe lâ raybe fihi" (Bakara 2/2) ayetini "İnsân-ı Kâmil kitabında hiç şüphe yoktur" şeklinde yorumlayarak, İnsân-ı Kâmil'i âlemin özü ve hülâsası olarak ele alırs.29-30. Bu bağlamda, Allah'a ulaşmanın tek ve en kısa yolunun kişinin kendini ve hakikatini idrak etmesinden geçtiğini vurgulars.30.
Kaynaklar: 13 ve Hakîkat-i İlâhiyye — s. 29, 30, 161
›Ayrıntı
"13 ve Hakîkat-i İlâhiyye" isimli eser, tasavvufî derinlikleri ve ilâhî hakikatleri keşfetmeye odaklanmış bir çalışmadır. Yazar, kitabın amacını "manevî ufkunuzu belki biraz genişletmişizdir"s.161 sözleriyle ifade eder. Bu eser, sıradan bir menkıbe veya biyografi kitabı olmaktan ziyade, "araştırma inceleme ve sayılar kitabı"s.161 niteliğindedir.
Kitabın temelinde, Kur'an-ı Kerim'deki "Zalikel kitabe lâ raybe fihi" (Bakara 2/2) ayetinin tasavvufî yorumu yatar. Bu ayet, yazar tarafından "İnsân-ı Kâmil kitabında hiç şüphe yoktur" şeklinde açıklanırs.29. Bu yorum, İnsân-ı Kâmil'in âlemin özü ve hülâsası olduğu fikrini merkeze alırs.30. Eser, Adem'den Havva'nın zuhuru gibi, Elif'ten de insanın manen zuhurunu bu bağlamda değerlendirirs.30.
Kitap, Allah'a ulaşmanın en kısa ve tek yolunun kişinin kendi hakikatini idrak etmesinden geçtiğini belirtirs.30. Bu idrakin eksikliği durumunda, kişinin cennet ehli olabilse de "Allah ehli" (Ehlullah) olamayacağı vurgulanırs.30. Ayrıca, "Dört kitabın mânâsı bir elifte gizlenmiştir"s.31 ifadesiyle, harflerin ve dolayısıyla ilâhî kelamın derin manalarına işaret edilir. Kitap, okuyucuyu vehim ve hayalin tesirinden uzaklaşarak gerçek manada istifade etmeye davet eders.4.
Kaynaklar: 13 ve Hakîkat-i İlâhiyye — s. 4, 29, 30, 31, 161
Kitapta hangi peygamberlerden bahsediliyor?⌄
Verilen kaynaklarda, "13 ve Hakîkat-i İlâhiyye" adlı eserde Hz. İbrâhîm, Hz. Mûsâ, Hz. Îsâ ve Hz. Muhammed (s.a.v.) olmak üzere dört peygamberden bahsedilmektedir. Bu peygamberler, kendi mertebeleri itibarıyla İslâm dinini tebliğ etmişlerdirs.76, 116. Özellikle Hz. Muhammed'in hakikati olan "Hakikat-i Ahmediyye" ve onun özel zuhurları olan "Ulûlazm Peygamberler" vurgulanmaktadırs.4-5. Hz. İbrâhîm "Halîlullâh" makâmıyla, Hz. Mûsâ "Kelîmullâh" makâmıyla ve Hz. Îsâ da ölü diriltme mu'cizesiyle anılmaktadırK1.
Kaynaklar: 13 ve Hakîkat-i İlâhiyye — s. 4, 5, 76, 116 · K1
›Ayrıntı
"13 ve Hakîkat-i İlâhiyye" adlı eserde, peygamberlerin genel olarak İslâm dinini kendi mertebeleri düzeyinde tebliğ ettikleri belirtilirs.76, 116. Kitapta, "Hakikat-i Ahmediyye"nin ve onun özel zuhurları olan "Ulûlazm Peygamberler"in hakikatlerine atıf yapılırs.4-5. Bu bağlamda, özel olarak zikredilen peygamberler şunlardır:
Hz. İbrâhîm: "Halîlullâh" lakabıyla anılır ve Allah'ın dostu olarak nitelendirilir. Bu makâm, Hak ile arasındaki dostluğun her gözeneğe nüfûz ettiği bir hâli ifade ederK1. Hz. İbrâhîm, peygamberlere verilen üç temel makâmdan biri olan hullet makâmının sahibidirK1.
Hz. Mûsâ: "Kelîmullâh" lakabıyla zikredilir; bu, Allah'ın kendisiyle konuştuğu peygamber anlamına gelir. Nisâ Sûresi'ndeki "ve kellemallâhu mûsâ teklîmâ" ayeti bu makâmın menşeidirK1. Hz. Mûsâ'nın asâsının yılana dönüşmesi gibi mu'cizeleri de kaynaklarda yer alırK1.
Hz. Îsâ: Ölüleri diriltme mu'cizesiyle anılırK1. Ayrıca, kaynak kitapta "Meryem'i de zikret-bildir" ifadesiyle Hz. Meryem'e ve dolayısıyla Hz. Îsâ'ya işaret edilmektedirs.93. "İncil" ismiyle kayıtlı bir kitabın gelmediği, mevcut dört yazılımın ise "hadis-i İsâ"lar olduğu belirtilirs.108.
Hz. Muhammed (s.a.v.): "Habîbullâh" makâmının sahibi olarak belirtilir ve "Hakikat-i Ahmediyye"nin özel zuhurları arasında yer alırs.4-5. Hz. Muhammed'in makâmı, peygamberlere verilen üç temel makâmdan biri olan mahbûbiyyet ile açıklanırK1.
Bu peygamberlerin hepsi, "semâvî kitaplar" aracılığıyla İslâm'ı tebliğ etmişlerdir; zira Allah katında tek din "İslâm"dır ve "dinler" değil, "semâvî kitaplar" vardırs.76, 116.
Kaynaklar: 13 ve Hakîkat-i İlâhiyye — s. 4, 5, 76, 93, 108, 116 · K1, s. 14, 62, 102 · K1-102, 13 ve Hakîkat-i İlâhiyye, s. 4, 5
Kitapta 'Hakikat-i Muhammediyye' nasıl açıklanıyor?⌄
Hakîkat-i Muhammediyye, tasavvufta Hz. Muhammed'in beşerî yönünün ötesinde, Hak'ın ilk tecellîsi ve kâinatın yaratılış sebebi olan manevî hakîkatini ifade eden derin bir kavramdırK1. Bu hakîkat, Hakikat-i İlâhiyye'de mevcut muhabbetin zuhura çıkmasıyla ortaya çıkmış ve Mertebe-i Muhammediyye olarak adlandırılmıştırs.13. Kitapta (13 ve Hakîkat-i İlâhiyye), Hakikat-i Muhammediyye'nin (mim) harfiyle temsil edildiği, Ahadiyyet mertebesini bünyesinde barındırdığı ve tüm âlemi kaplayan Nûr-u Muhammedî ile ilişkili olduğu belirtilirs.18. Ayrıca, diğer peygamberlerin mertebelerinin ve semavî kitapların da kaynağı olarak gösterilir; örneğin, Mertebe-i Mûseviyyet'in kaynağının Hakikat-i Muhammediyye olduğu ifade edilirs.91.
Kaynaklar: K1, s. 28 · 13 ve Hakîkat-i İlâhiyye — s. 13, 18, 91
›Ayrıntı
Hakîkat-i Muhammediyye, tasavvuf metafiziğinin temel taşlarından biridir ve Hz. Muhammed'in hem tarihsel şahsiyetini hem de evrensel, kozmik hakîkatini kapsarK1. Bu hakîkat, Cenâb-ı Hakk'ın "gizli bir hazineydim, bilinmeyi sevdim, bilinmek için halkı yarattım" (küntü kenzen mahfîyyen) hadîs-i kudsîsinde ifade edilen ilahî muhabbetin ilk tecellîsidirK1. Kitapta, Hakikat-i İlâhiyye'deki muhabbetin zuhura çıkmasıyla Mertebe-i Muhammediyye'nin oluştuğu belirtilirs.13. Bu mertebe, Hak'ın lâ-taayyün'den sonraki ilk taayyünü olan Ahadiyyet ile yakından ilişkilidirK1. Nitekim, (mim) harfinin Mertebe-i Muhammediyye'yi ve Ahadiyyet mertebesini bünyesinde temsil ettiği ifade edilirs.18. Hakîkat-i Muhammediyye, aynı zamanda Nûr-u Muhammedî olarak da anılır ve tüm âlemi kapladığı belirtilirs.18; Wiki: Nûr-u Muhammedî. Bu, Hz. Muhammed'in fizikî doğumundan önce var olan manevî hakîkatine işaret ederK1. Kitap, Hakikat-i Muhammediyye'yi diğer peygamberlerin mertebelerinin ve semavî kitapların da kaynağı olarak konumlandırır. Örneğin, Mertebe-i Mûseviyyet'in kaynağının Hakikat-i Muhammediyye olduğu vurgulanırs.91. Hatta (mim) harfinin Hakikat-i Muhammediyye'ye bağlı olduğu ve kaynağının ona dayandığı belirtilirken, (sin) harfinin İnsân-ı Kâmil'i ifade etmesiyle "Mûsâ" kelimesi, "ey Hakikat-i Muhammediyye'nin Mûseviyyet mertebesi itibariyle yaşayan insân" olarak yorumlanırs.79. Bu durum, Hakikat-i Muhammediyye'nin tüm peygamberî zuhurların ve ilahî hakîkatlerin temelini oluşturduğunu gösterir.
Kaynaklar: K1, s. 28, 220 · 13 ve Hakîkat-i İlâhiyye — s. 13, 18, 79, 91
Tasavvufta 'makam' nedir?⌄
Tasavvufta makâm, sâlikin manevî yolculukta (seyr-i sülûk) amel ve tahkîk ile ulaştığı, istikrarlı ve sürekli bir manevî mertebedir. Hâlden farklı olarak makâm, sâlikin gayretiyle elde edilen ve onda yerleşen bir hâldir; hâl ise Hak vergisi olup gelip geçicidirK1. Makâm, sâlikin günlük yaşamının bir parçası hâline gelmiş, Hak'ın belirli bir isminin tecellî ettiği bir mevkiyi ifade eder. Tövbe, sabır, tevekkül, rızâ ve mârifet gibi mertebeler makâmlara örnektirK1. Özellikle "abdiyyet" (kulluk) makâmı, velâyetle iftihar edilen yüce bir mertebedirs.99.
Kaynaklar: K1, s. 162 · 13 ve Hakîkat-i İlâhiyye — s. 99
›Ayrıntı
Makâm, sözlükte "duruş yeri, mevki" anlamına gelirken, tasavvufî terminolojide sâlikin manevî seyrinde (seyr-i sülûk) katettiği ve kendisinde istikrarlı bir şekilde yerleşen manevî mertebeleri ifade ederK1. Bu mertebeler, sâlikin kendi çabası (kesb) ve tahkîkiyle elde edilir ve hâl gibi gelip geçici değil, süreklidirK1. Hâl, ilâhî bir bağış (mevhibe-i ilâhiyye) iken, makâm sâlikin amelleriyle kazandığı bir mevkiidirK1. Makâmlar genellikle bir sıralama içinde ele alınır; örneğin, tövbe, vera', zühd, fakr, sabır, tevekkül, rızâ, mârifet, muhabbet ve fenâ gibi mertebeler makâm olarak kabul edilirK1. Her makâm, bir öncekinin tam olarak yaşanması ve idrâk edilmesiyle açılır; sâlik tövbe makâmını yaşamadan vera'a geçemezK1.
Makâmın irfânî tanımı, onu sadece psikolojik bir istikrar veya ahlâkî bir kemâlât tablosu olmaktan öteye taşır. Tasavvufta makâm, aynı zamanda Hak'ın belirli bir isminin tecellî ettiği bir esmâî mertebedir. Örneğin, sâlik tövbe makâmında iken Hak'ın "et-Tevvâb" isminin günlük yaşam mahallidir; rızâ makâmında iken "er-Razî" isminin tezâhürüdürK1. Bu bağlamda, "abdiyyet" (kulluk) makâmı, velâyetle iftihar edilen ve İsa (a.s.)'ın kulluğunun yüceliğini gösteren bir mertebedirs.99. Makâm-ı Mahmud ise Hz. Muhammed (s.a.v.)'in yüce bir makâmıdırs.1. İstiğfarın kabul edileceği ve gereğinin yerine getirileceği tek makâm da yine ilâhî makâmdır; kulların günah çıkartma veya istiğfar kabul etme yetkisi yokturs.73. Makâmlar, sâlikin kalbinin tahavvülü (dönüşümü) ile yeni mertebelerin açıldığı bir zemindirK1.
Kaynaklar: K1, s. 162 · 13 ve Hakîkat-i İlâhiyye — s. 1, 73, 99
Kitap, '13' sayısının uğursuz olduğu inancına nasıl yaklaşıyor?⌄
Kitap, '13' sayısının uğursuz olduğu inancını, bâtılın veya bâtılın secde etmemesinin bir yansıması olarak ele alır ve bu inancın Hakikat-i Ahadiyyet ve Ahmediyyet'in şefaatinden mahrum kalmaya yol açtığını belirtirs.75. Eser, 13 sayısının aslında Hakikat-i İlâhiyye'nin mertebeler halinde zuhurunun ifadesi olduğunu, "Elif" harfinin 12 zahir ve 1 bâtın mertebesiyle toplam 13 mertebeyi temsil ettiğini vurgulars.106. Bu bağlamda, 13 sayısının uğursuz olduğu düşüncesi, Ademî hakikatlerin tümünün bağlı olduğu bu anahtara isyan olarak değerlendirilir ve bu isyanın, nefsaniyetleri tatmin etme çabasıyla ortaya konulan bir yalan ve yanlış olduğu ifade edilirs.75.
Kaynaklar: 13 ve Hakîkat-i İlâhiyye — s. 75, 106
›Ayrıntı
Kitap, 13 sayısının uğursuz olduğu inancına karşı çıkarak, bu sayının aslında ilâhî hakikatlerin bir tezahürü olduğunu savunur. Pagan inanışlarında 13 sayısının şanslı kabul edildiği, takvimlerinde 13 ay ve burçlarının 13 olduğu örneklerle gösterilirs.120. Eski Mısır'da maneviyat yolculuğunun 12 aşamalı olduğu ve 13. aşamanın ölümü, ancak olumlu bir şekilde karşılandığı için şanslı sayıldığı belirtilirs.120. Ancak yüzyıllar sonra, ölüm korkusuyla yaşayanlar tarafından bu anlamın yanlış yorumlandığı ifade edilirs.120.
Kitap, 13 sayısının uğursuzluğuna dair yaygın inanışların, Yahudilerin eski zamanda 13 kere Allah'a karşı mırıldanarak cevap vermeleri veya Hz. İsa'nın 13. Cuma günü çarmıha gerilmesi gibi olaylara dayandırıldığını aktarırs.120, 121. Özellikle Hristiyan düşüncesinde Hz. İsa'yı ele veren Yahuda'ya atfen 13 sayısının Katoliklerce lanetlenmiş sayıldığına değinilirs.121. Ancak kitap, bu tür inanışları, bâtılın 13 hakikatine isyanı olarak yorumlar ve bu isyanın, kendi nefsaniyetlerini tatmin etmek için ortaya atılan bir yalan olduğunu belirtirs.75.
Aksine, kitap 13 sayısının ilâhî bir anlam taşıdığını vurgular. Halife ve Şeytan kelimelerinde de 13 sayısının bulunduğunu belirterek, Ademî hakikatlerin tümünün 13'e bağlı olduğunu ve bu anahtarın hakikatiyle bakılmadıkça Adem kıssasının bâtınî hakikatine nüfuz edilemeyeceğini ifade eders.61. Ayrıca, Kur'an-ı Kerim'deki bazı ayetlerde de 13 sayısının gizli bir şekilde bulunduğuna dikkat çekilir; örneğin, "tı" harfinin ebced değerinin toplamının 13 olması veya "vav" harfinin büyük ebced değerinin 13 olması gibis.67. Kitap, 13 sayısını Ahad Şeması'nın temeli olarak görür ve sevgi ile rahmetin de 13 ile ilişkilendirildiğini belirtirs.133. Bu nedenle, 13 sayısının uğursuz olduğu inancı, Hakikat-i Ahadiyyet ve Ahmediyyet'in şefaatinden mahrum kalmaya yol açan bir yanılgı olarak sunulurs.75.
Kaynaklar: 13 ve Hakîkat-i İlâhiyye — s. 61, 67, 75, 120, 121, 133
Tasavvufta 'seyir ve süluk' ne anlama gelir?⌄
Tasavvufta "seyir ve sülûk", sâlikin manevî yolculuğunun bütününü ifade eden bir kavramdır. Bu yolculuk, sâlikin nefsinden, dünyadan ve mâsivâdan Hak'a yönelerek başladığı ve Hak'ta ilerleyerek mârifet kademelerinde yükseldiği bir süreçtir. Mülk Sûresi 1. ayetindeki "tebârekellezî bi-yedihi'l-mülk" (mülk elinde olan O Allah çok yücedir) ifadesi, sâlikin sülûkunun mülkten melekûta yükselişinin temel dayanağıdırK1. Seyr-i sülûk, sâlikin başlangıçtan vâsıllığa kadar geçtiği yolun tamamını kapsar ve tasavvufî hayatın tam adıdırK1.
Kaynaklar: K1, s. 265
›Ayrıntı
Seyr-i sülûk, tasavvufta müridin mürşid rehberliğinde geçtiği manevi mertebelerden oluşan bir yolculukturvikipedi. Bu yolculuk, klasik olarak dört ana seyre ayrılır: Seyr ilallâh, sâlikin nefsinden, dünyadan ve mâsivâdan ayrılarak Hak'a yönelmesini ifade eder ve mücâhede ile tezkiye ile başlar. Seyr fillâh, sâlikin Hak'a vâsıl olduktan sonra esmâ ve sıfatlarda yaptığı yolculuktur; bu aşamada sâlik mârifet kademelerinde ilerler. Seyr maallâh, sâlikin Hak'la beraber yaptığı yolculuk olup, fenâ-bekâ silsilesinde Hak'la kâim olarak halka dönmesini içerir. Son olarak Seyr anillâh / billâh, sâlikin halk içinde Hak'ı temsil etmesi, mürşid olma ve halkı Hak'a çağırma makâmıdır ki bu, mürşidlerin makâmıdırK1.
Seyr-i sülûk ayrıca iki ek hatta ayrılır: Seyr-i âfâkî, kâinatın ayetlerinde tedebbür etmeyi (Fussilet 53: "senürîhim âyâtinâ fi'l-âfâki ve fî enfüsihim") ve Seyr-i enfüsî, nefsi tezkiye etmeyi ifade ederK1. Bu yolculukta sâlik, tövbe, vera', zühd, fakr, sabır, tevekkül, rızâ, mârifet, muhabbet ve fenâ gibi makâmlardan geçerK1. Her makâm bir öncekinin tahkîkiyle açılır ve sâlikin amel ve tahkîk ile elde ettiği istikrarlı manevî mertebeleri temsil ederK1. Örneğin, Nefs-i Mülhime, sülûk yolunun üçüncü basamağı olup, sâlikin ilham almaya başladığı bir mertebedirvikipedi. Bu makâmlar, sâlikin kalbinin tahavvülü ile yeni boyutlar kazanırK1.
Kaynaklar: Vikipedi: Seyr-i Süluk, Nefs-i Mülhime · K1, s. 162, 265
Bu kitap kimler için yazılmıştır?⌄
Necdet Ardıç'ın "13 ve Hakîkat-i İlâhiyye" adlı eseri, vehim ve hayalin tesirinden uzaklaşarak mânevî ufuklarını genişletmek isteyen okuyucular için kaleme alınmıştır. Kitap, sadece şekiller dini olmayan İslâm'ın sonsuz yönlerini araştıran ve inceleyen bir eser olup, okuyucularına gerçek mânâda yarar sağlamayı hedeflers.4, 161. Yazar, bu eserin bir menkıbe veya hayat hikayeleri kitabı olmadığını, aksine bir araştırma ve sayılar kitabı olduğunu belirtirs.161. Kitabın amacı, okuyucuların gönüllerinde feyz kapıları açmak ve onlara Hakikat-i Ahmediyye'nin özel zuhurları olan ulûlazm peygamberlerin hakikatini idrak etme yolunda rehberlik etmektirs.4.
Kaynaklar: 13 ve Hakîkat-i İlâhiyye — s. 4, 161
›Ayrıntı
"13 ve Hakîkat-i İlâhiyye" adlı eser, Necdet Ardıç tarafından, okuyucuların mânevî gelişimine katkıda bulunmak amacıyla yazılmıştır. Yazar, kitabın girişinde, okuyuculara vehim ve hayalin tesirinden arınmış bir zihin ve gönül ile yaklaşmalarını tavsiye eder; zira ancak bu şekilde eserin sunduğu gerçek mânâdaki faydalardan istifade edilebileceğini belirtirs.4. Kitap, İslâm dininin sadece dışsal şekillerden ibaret olmadığını, aksine sonsuz ve derin mânevî boyutlara sahip olduğunu göstermeyi amaçlars.161. Bu bağlamda, eser bir menkıbe veya biyografi kitabı olmaktan ziyade, bir araştırma ve inceleme niteliği taşırs.161. Kitabın temel hedeflerinden biri, okuyucuların gönüllerinde "feyz kapıları" açmak ve onlara "Hakikat-i Ahmediyye"nin özel zuhurları olan ulûlazm peygamberlerin hakikatini idrak etme yolunda yardımcı olmaktırs.4. Yazar, bu eserin oluşumunda emeği geçen herkesin günahlarının bağışlanması ve kalan ömürlerini "gerçek insan asaleti"ne yaraşır bir şekilde sürdürmeleri için dua eders.4. Ayrıca, kitapta "İnsân-ı Kâmil" kavramına atıfta bulunularak, bu eserin de bir "İnsân-ı Kâmil kitabı" olduğu ima edilirs.29. Bu durum, kitabın kâmil insan mertebesine ulaşma yolunda rehberlik arayanlara hitap ettiğini gösterir. Eser, "ehli kitap olan müslümanlar"a, yani hakikatleri itibariyle bozulmamış olanlara hitap ederken, kitaplarını tahrif edenleri bu kapsamın dışında tutars.76. Bu da kitabın, dinin özüne ve hakikatine bağlı, samimi arayış içinde olan okuyuculara yönelik olduğunu vurgular.
Kaynaklar: 13 ve Hakîkat-i İlâhiyye — s. 4, 29, 76, 161