İçeriğe atla
13 ve Hakîkat-i İlâhiyye kapak gorseli

13 ve Hakîkat-i İlâhiyye

157 sayfa~236 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

tasavvufdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

TasavvufHakîkat-i İlâhiyyeİslami İlimlerMistik EdebiyatManeviyatSufizmHikmet

Sıkça Sorulan Sorular

13 ve Hakîkat-i İlâhiyye kitabı ne anlatıyor?

Necdet Ardıç'ın "13 ve Hakîkat-i İlâhiyye" adlı eseri, tasavvufî bir yaklaşımla "13" sayısının ilâhî hakikatler ve özellikle Hakîkat-i Muhammediyye ile olan derin bağını incelemektedir. Kitap, "13" sayısını, Hakîkat-i Muhammediyye'nin ve tüm âdemî hakikatlerin anahtarı ve şifresi olarak sunar1. Eserde, Ahadiyyet-Ahmediyyet mertebesinin en üst mertebe olduğu ve bunun da "13" ile temsil edildiği belirtilirken1, Hz. Muhammed'in (s.a.v) varlığında toplanan en üst üç mertebenin (Hakîkat-i Ahadiyye-Ahmediyye, Hakîkat-i Muhammediyye-İnsân-ı Kâmil, Muhammediyyet) "13" sayısıyla ilişkilendirildiği vurgulanır1. Kitap, Kur'an'daki besmelelerin, peygamberlik mertebelerinin ve hatta diğer peygamberlerin hakikatlerinin dahi Hakîkat-i Muhammediyye'ye ve dolayısıyla "13"e bağlı olduğunu detaylandırır1.

Ayrıntı

"13 ve Hakîkat-i İlâhiyye" kitabı, tasavvufî bir bakış açısıyla "13" sayısının ilâhî mertebeler ve hakikatler arasındaki merkezi rolünü açıklamaktadır. Eserin temel iddiası, Hakîkat-i Muhammediyye'nin (tasavvuf metafiziğinin en yüksek kavramı) "13" sayısıyla temsil edildiği ve tüm mertebelerin öncüsü olduğudur12. Kitapta, Hakîkat-i Ahadiyyet-Ahmediyyet'in en üst mertebe olduğu ve bunun da "13" ile ifade edildiği belirtilirken1, bu mertebenin nüzûl (iniş) ve urûc (çıkış) sıralamasında en üstte yer aldığı gösterilir. Örneğin, urûc mertebeleri arasında İbrâhimiyyet, Mûseviyyet, İseviyyet, Muhammediyyet, Hakîkat-i Muhammediyye (İnsân-ı Kâmil) ve en nihayetinde Hakîkat-i Ahadiyyet-Ahmediyyet'in (13) bulunduğu ifade edilir1.

Kitap, "13" sayısının sadece Hakîkat-i Muhammediyye ile sınırlı olmadığını, aynı zamanda tüm âdemî hakikatlerin de bu sayıya bağlı olduğunu vurgular. Âdem kelimesindeki "mim" harfinin Hakîkat-i Muhammediyye mânâsının zaman içinde en sonda geleceğinin habercisi olduğu ve "dal" harfinin ise tüm bu hakikatlerin delili olduğu belirtilir1. Ayrıca, Hakîkat-i Mûseviyye'nin dahi Hakîkat-i Muhammediyye tarafından gerçek hâliyle tahsil edilebileceği ve bunun da "13"e bağlı olduğu, sûre ve âyet numaraları üzerinden yapılan ebced hesaplamalarıyla gösterilir (2+8+3=13)1. İncil'in ebced hesabıyla sayı değerinin "12" olması ve bunun Hakîkat-i Muhammediyye'ye bağlılığının açık bir ifadesi olduğu, İseviyyet mertebesinin Muhammediyyet ile birlikte gelen Akl-ı Küll tarafından neshedilip kendi bünyesine alındığı da eserde yer alan önemli detaylardandır1. Cenâb-ı Hakk'ın tüm zuhurları Hz. Muhammed'in varlığında cem etmesiyle, en üst üç mertebenin (13, 12, 11) O'nda toplandığı ve bu mertebelerin başka hiçbir varlığa verilmediği ifade edilir1. Kitap, Kur'an'ın "oku" ile, Mesnevi'nin "dinle" ile ve Yuhanna İncili'nin "kelâm" ile başlaması gibi örneklerle bu hakikatlerin farklı zuhur mahallerini de ele alır1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.13 ve Hakîkat-i İlâhiyye — s. 60, 61, 80, 90, 106, 115, 118, 145, 161
  3. 2.Wiki Kavram Sayfaları, Hakîkat-i Muhammediyye
Kitabın ana konusu nedir?

"13 ve Hakîkat-i İlâhiyye" adlı eserin ana konusu, tasavvufî bir bakış açısıyla ilâhî hakikatleri ve insanın bu hakikatler içindeki yerini araştırmaktır. Kitap, menkıbe veya hayat hikâyeleri anlatmaktan ziyade, manevî ufku genişletmeyi hedefleyen bir inceleme ve sayılar kitabıdır1. Eser, Kur'an'ın "Zalikel kitabe lâ raybe fihi" (Bakara 2/2) ayetini "İnsân-ı Kâmil kitabında hiç şüphe yoktur" şeklinde yorumlayarak, İnsân-ı Kâmil'i âlemin özü ve hülâsası olarak ele alır1. Bu bağlamda, Allah'a ulaşmanın tek ve en kısa yolunun kişinin kendini ve hakikatini idrak etmesinden geçtiğini vurgular1.

Ayrıntı

"13 ve Hakîkat-i İlâhiyye" isimli eser, tasavvufî derinlikleri ve ilâhî hakikatleri keşfetmeye odaklanmış bir çalışmadır. Yazar, kitabın amacını "manevî ufkunuzu belki biraz genişletmişizdir"1 sözleriyle ifade eder. Bu eser, sıradan bir menkıbe veya biyografi kitabı olmaktan ziyade, "araştırma inceleme ve sayılar kitabı"1 niteliğindedir.

Kitabın temelinde, Kur'an-ı Kerim'deki "Zalikel kitabe lâ raybe fihi" (Bakara 2/2) ayetinin tasavvufî yorumu yatar. Bu ayet, yazar tarafından "İnsân-ı Kâmil kitabında hiç şüphe yoktur" şeklinde açıklanır1. Bu yorum, İnsân-ı Kâmil'in âlemin özü ve hülâsası olduğu fikrini merkeze alır1. Eser, Adem'den Havva'nın zuhuru gibi, Elif'ten de insanın manen zuhurunu bu bağlamda değerlendirir1.

Kitap, Allah'a ulaşmanın en kısa ve tek yolunun kişinin kendi hakikatini idrak etmesinden geçtiğini belirtir1. Bu idrakin eksikliği durumunda, kişinin cennet ehli olabilse de "Allah ehli" (Ehlullah) olamayacağı vurgulanır1. Ayrıca, "Dört kitabın mânâsı bir elifte gizlenmiştir"1 ifadesiyle, harflerin ve dolayısıyla ilâhî kelamın derin manalarına işaret edilir. Kitap, okuyucuyu vehim ve hayalin tesirinden uzaklaşarak gerçek manada istifade etmeye davet eder1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.13 ve Hakîkat-i İlâhiyye — s. 4, 29, 30, 31, 161
Kitapta hangi peygamberlerden bahsediliyor?

Verilen kaynaklarda, "13 ve Hakîkat-i İlâhiyye" adlı eserde Hz. İbrâhîm, Hz. Mûsâ, Hz. Îsâ ve Hz. Muhammed (s.a.v.) olmak üzere dört peygamberden bahsedilmektedir. Bu peygamberler, kendi mertebeleri itibarıyla İslâm dinini tebliğ etmişlerdir1. Özellikle Hz. Muhammed'in hakikati olan "Hakikat-i Ahmediyye" ve onun özel zuhurları olan "Ulûlazm Peygamberler" vurgulanmaktadır1. Hz. İbrâhîm "Halîlullâh" makâmıyla, Hz. Mûsâ "Kelîmullâh" makâmıyla ve Hz. Îsâ da ölü diriltme mu'cizesiyle anılmaktadır2.

Ayrıntı

"13 ve Hakîkat-i İlâhiyye" adlı eserde, peygamberlerin genel olarak İslâm dinini kendi mertebeleri düzeyinde tebliğ ettikleri belirtilir1. Kitapta, "Hakikat-i Ahmediyye"nin ve onun özel zuhurları olan "Ulûlazm Peygamberler"in hakikatlerine atıf yapılır1. Bu bağlamda, özel olarak zikredilen peygamberler şunlardır:

Hz. İbrâhîm: "Halîlullâh" lakabıyla anılır ve Allah'ın dostu olarak nitelendirilir. Bu makâm, Hak ile arasındaki dostluğun her gözeneğe nüfûz ettiği bir hâli ifade eder2. Hz. İbrâhîm, peygamberlere verilen üç temel makâmdan biri olan hullet makâmının sahibidir2.

Hz. Mûsâ: "Kelîmullâh" lakabıyla zikredilir; bu, Allah'ın kendisiyle konuştuğu peygamber anlamına gelir. Nisâ Sûresi'ndeki "ve kellemallâhu mûsâ teklîmâ" ayeti bu makâmın menşeidir2. Hz. Mûsâ'nın asâsının yılana dönüşmesi gibi mu'cizeleri de kaynaklarda yer alır2.

Hz. Îsâ: Ölüleri diriltme mu'cizesiyle anılır2. Ayrıca, kaynak kitapta "Meryem'i de zikret-bildir" ifadesiyle Hz. Meryem'e ve dolayısıyla Hz. Îsâ'ya işaret edilmektedir1. "İncil" ismiyle kayıtlı bir kitabın gelmediği, mevcut dört yazılımın ise "hadis-i İsâ"lar olduğu belirtilir1.

Hz. Muhammed (s.a.v.): "Habîbullâh" makâmının sahibi olarak belirtilir ve "Hakikat-i Ahmediyye"nin özel zuhurları arasında yer alır3. Hz. Muhammed'in makâmı, peygamberlere verilen üç temel makâmdan biri olan mahbûbiyyet ile açıklanır2.

Bu peygamberlerin hepsi, "semâvî kitaplar" aracılığıyla İslâm'ı tebliğ etmişlerdir; zira Allah katında tek din "İslâm"dır ve "dinler" değil, "semâvî kitaplar" vardır1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.13 ve Hakîkat-i İlâhiyye — s. 4, 5, 76, 93, 108, 116
  3. 2.K1, s. 14, 62, 102
  4. 3.K1-102, 13 ve Hakîkat-i İlâhiyye, s. 4, 5
Kitapta 'Hakikat-i Muhammediyye' nasıl açıklanıyor?

Hakîkat-i Muhammediyye, tasavvufta Hz. Muhammed'in beşerî yönünün ötesinde, Hak'ın ilk tecellîsi ve kâinatın yaratılış sebebi olan manevî hakîkatini ifade eden derin bir kavramdır1. Bu hakîkat, Hakikat-i İlâhiyye'de mevcut muhabbetin zuhura çıkmasıyla ortaya çıkmış ve Mertebe-i Muhammediyye olarak adlandırılmıştır2. Kitapta (13 ve Hakîkat-i İlâhiyye), Hakikat-i Muhammediyye'nin (mim) harfiyle temsil edildiği, Ahadiyyet mertebesini bünyesinde barındırdığı ve tüm âlemi kaplayan Nûr-u Muhammedî ile ilişkili olduğu belirtilir2. Ayrıca, diğer peygamberlerin mertebelerinin ve semavî kitapların da kaynağı olarak gösterilir; örneğin, Mertebe-i Mûseviyyet'in kaynağının Hakikat-i Muhammediyye olduğu ifade edilir2.

Ayrıntı

Hakîkat-i Muhammediyye, tasavvuf metafiziğinin temel taşlarından biridir ve Hz. Muhammed'in hem tarihsel şahsiyetini hem de evrensel, kozmik hakîkatini kapsar1. Bu hakîkat, Cenâb-ı Hakk'ın "gizli bir hazineydim, bilinmeyi sevdim, bilinmek için halkı yarattım" (küntü kenzen mahfîyyen) hadîs-i kudsîsinde ifade edilen ilahî muhabbetin ilk tecellîsidir1. Kitapta, Hakikat-i İlâhiyye'deki muhabbetin zuhura çıkmasıyla Mertebe-i Muhammediyye'nin oluştuğu belirtilir2. Bu mertebe, Hak'ın lâ-taayyün'den sonraki ilk taayyünü olan Ahadiyyet ile yakından ilişkilidir1. Nitekim, (mim) harfinin Mertebe-i Muhammediyye'yi ve Ahadiyyet mertebesini bünyesinde temsil ettiği ifade edilir2. Hakîkat-i Muhammediyye, aynı zamanda Nûr-u Muhammedî olarak da anılır ve tüm âlemi kapladığı belirtilir23. Bu, Hz. Muhammed'in fizikî doğumundan önce var olan manevî hakîkatine işaret eder1. Kitap, Hakikat-i Muhammediyye'yi diğer peygamberlerin mertebelerinin ve semavî kitapların da kaynağı olarak konumlandırır. Örneğin, Mertebe-i Mûseviyyet'in kaynağının Hakikat-i Muhammediyye olduğu vurgulanır2. Hatta (mim) harfinin Hakikat-i Muhammediyye'ye bağlı olduğu ve kaynağının ona dayandığı belirtilirken, (sin) harfinin İnsân-ı Kâmil'i ifade etmesiyle "Mûsâ" kelimesi, "ey Hakikat-i Muhammediyye'nin Mûseviyyet mertebesi itibariyle yaşayan insân" olarak yorumlanır2. Bu durum, Hakikat-i Muhammediyye'nin tüm peygamberî zuhurların ve ilahî hakîkatlerin temelini oluşturduğunu gösterir.

  1. Kaynaklar
  2. 1.K1, s. 28, 220
  3. 2.13 ve Hakîkat-i İlâhiyye — s. 13, 18, 79, 91
  4. 3.Vikipedi: Nûr-u Muhammedî
Tasavvufta 'makam' nedir?

Tasavvufta makâm, sâlikin manevî yolculukta (seyr-i sülûk) amel ve tahkîk ile ulaştığı, istikrarlı ve sürekli bir manevî mertebedir. Hâlden farklı olarak makâm, sâlikin gayretiyle elde edilen ve onda yerleşen bir hâldir; hâl ise Hak vergisi olup gelip geçicidir1. Makâm, sâlikin günlük yaşamının bir parçası hâline gelmiş, Hak'ın belirli bir isminin tecellî ettiği bir mevkiyi ifade eder. Tövbe, sabır, tevekkül, rızâ ve mârifet gibi mertebeler makâmlara örnektir1. Özellikle "abdiyyet" (kulluk) makâmı, velâyetle iftihar edilen yüce bir mertebedir2.

Ayrıntı

Makâm, sözlükte "duruş yeri, mevki" anlamına gelirken, tasavvufî terminolojide sâlikin manevî seyrinde (seyr-i sülûk) katettiği ve kendisinde istikrarlı bir şekilde yerleşen manevî mertebeleri ifade eder1. Bu mertebeler, sâlikin kendi çabası (kesb) ve tahkîkiyle elde edilir ve hâl gibi gelip geçici değil, süreklidir1. Hâl, ilâhî bir bağış (mevhibe-i ilâhiyye) iken, makâm sâlikin amelleriyle kazandığı bir mevkiidir1. Makâmlar genellikle bir sıralama içinde ele alınır; örneğin, tövbe, vera', zühd, fakr, sabır, tevekkül, rızâ, mârifet, muhabbet ve fenâ gibi mertebeler makâm olarak kabul edilir1. Her makâm, bir öncekinin tam olarak yaşanması ve idrâk edilmesiyle açılır; sâlik tövbe makâmını yaşamadan vera'a geçemez1.

Makâmın irfânî tanımı, onu sadece psikolojik bir istikrar veya ahlâkî bir kemâlât tablosu olmaktan öteye taşır. Tasavvufta makâm, aynı zamanda Hak'ın belirli bir isminin tecellî ettiği bir esmâî mertebedir. Örneğin, sâlik tövbe makâmında iken Hak'ın "et-Tevvâb" isminin günlük yaşam mahallidir; rızâ makâmında iken "er-Razî" isminin tezâhürüdür1. Bu bağlamda, "abdiyyet" (kulluk) makâmı, velâyetle iftihar edilen ve İsa (a.s.)'ın kulluğunun yüceliğini gösteren bir mertebedir2. Makâm-ı Mahmud ise Hz. Muhammed (s.a.v.)'in yüce bir makâmıdır2. İstiğfarın kabul edileceği ve gereğinin yerine getirileceği tek makâm da yine ilâhî makâmdır; kulların günah çıkartma veya istiğfar kabul etme yetkisi yoktur2. Makâmlar, sâlikin kalbinin tahavvülü (dönüşümü) ile yeni mertebelerin açıldığı bir zemindir1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.K1, s. 162
  3. 2.13 ve Hakîkat-i İlâhiyye — s. 1, 73, 99
Kitap, '13' sayısının uğursuz olduğu inancına nasıl yaklaşıyor?

Kitap, '13' sayısının uğursuz olduğu inancını, bâtılın veya bâtılın secde etmemesinin bir yansıması olarak ele alır ve bu inancın Hakikat-i Ahadiyyet ve Ahmediyyet'in şefaatinden mahrum kalmaya yol açtığını belirtir1. Eser, 13 sayısının aslında Hakikat-i İlâhiyye'nin mertebeler halinde zuhurunun ifadesi olduğunu, "Elif" harfinin 12 zahir ve 1 bâtın mertebesiyle toplam 13 mertebeyi temsil ettiğini vurgular1. Bu bağlamda, 13 sayısının uğursuz olduğu düşüncesi, Ademî hakikatlerin tümünün bağlı olduğu bu anahtara isyan olarak değerlendirilir ve bu isyanın, nefsaniyetleri tatmin etme çabasıyla ortaya konulan bir yalan ve yanlış olduğu ifade edilir1.

Ayrıntı

Kitap, 13 sayısının uğursuz olduğu inancına karşı çıkarak, bu sayının aslında ilâhî hakikatlerin bir tezahürü olduğunu savunur. Pagan inanışlarında 13 sayısının şanslı kabul edildiği, takvimlerinde 13 ay ve burçlarının 13 olduğu örneklerle gösterilir1. Eski Mısır'da maneviyat yolculuğunun 12 aşamalı olduğu ve 13. aşamanın ölümü, ancak olumlu bir şekilde karşılandığı için şanslı sayıldığı belirtilir1. Ancak yüzyıllar sonra, ölüm korkusuyla yaşayanlar tarafından bu anlamın yanlış yorumlandığı ifade edilir1.

Kitap, 13 sayısının uğursuzluğuna dair yaygın inanışların, Yahudilerin eski zamanda 13 kere Allah'a karşı mırıldanarak cevap vermeleri veya Hz. İsa'nın 13. Cuma günü çarmıha gerilmesi gibi olaylara dayandırıldığını aktarır1. Özellikle Hristiyan düşüncesinde Hz. İsa'yı ele veren Yahuda'ya atfen 13 sayısının Katoliklerce lanetlenmiş sayıldığına değinilir1. Ancak kitap, bu tür inanışları, bâtılın 13 hakikatine isyanı olarak yorumlar ve bu isyanın, kendi nefsaniyetlerini tatmin etmek için ortaya atılan bir yalan olduğunu belirtir1.

Aksine, kitap 13 sayısının ilâhî bir anlam taşıdığını vurgular. Halife ve Şeytan kelimelerinde de 13 sayısının bulunduğunu belirterek, Ademî hakikatlerin tümünün 13'e bağlı olduğunu ve bu anahtarın hakikatiyle bakılmadıkça Adem kıssasının bâtınî hakikatine nüfuz edilemeyeceğini ifade eder1. Ayrıca, Kur'an-ı Kerim'deki bazı ayetlerde de 13 sayısının gizli bir şekilde bulunduğuna dikkat çekilir; örneğin, "tı" harfinin ebced değerinin toplamının 13 olması veya "vav" harfinin büyük ebced değerinin 13 olması gibi1. Kitap, 13 sayısını Ahad Şeması'nın temeli olarak görür ve sevgi ile rahmetin de 13 ile ilişkilendirildiğini belirtir1. Bu nedenle, 13 sayısının uğursuz olduğu inancı, Hakikat-i Ahadiyyet ve Ahmediyyet'in şefaatinden mahrum kalmaya yol açan bir yanılgı olarak sunulur1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.13 ve Hakîkat-i İlâhiyye — s. 61, 67, 75, 106, 120, 121, 133
Tasavvufta 'seyir ve süluk' ne anlama gelir?

Tasavvufta "seyir ve sülûk", sâlikin manevî yolculuğunun bütününü ifade eden bir kavramdır. Bu yolculuk, sâlikin nefsinden, dünyadan ve mâsivâdan Hak'a yönelerek başladığı ve Hak'ta ilerleyerek mârifet kademelerinde yükseldiği bir süreçtir. Mülk Sûresi 1. ayetindeki "tebârekellezî bi-yedihi'l-mülk" (mülk elinde olan O Allah çok yücedir) ifadesi, sâlikin sülûkunun mülkten melekûta yükselişinin temel dayanağıdır1. Seyr-i sülûk, sâlikin başlangıçtan vâsıllığa kadar geçtiği yolun tamamını kapsar ve tasavvufî hayatın tam adıdır1.

Ayrıntı

Seyr-i sülûk, tasavvufta müridin mürşid rehberliğinde geçtiği manevi mertebelerden oluşan bir yolculuktur2. Bu yolculuk, klasik olarak dört ana seyre ayrılır: Seyr ilallâh, sâlikin nefsinden, dünyadan ve mâsivâdan ayrılarak Hak'a yönelmesini ifade eder ve mücâhede ile tezkiye ile başlar. Seyr fillâh, sâlikin Hak'a vâsıl olduktan sonra esmâ ve sıfatlarda yaptığı yolculuktur; bu aşamada sâlik mârifet kademelerinde ilerler. Seyr maallâh, sâlikin Hak'la beraber yaptığı yolculuk olup, fenâ-bekâ silsilesinde Hak'la kâim olarak halka dönmesini içerir. Son olarak Seyr anillâh / billâh, sâlikin halk içinde Hak'ı temsil etmesi, mürşid olma ve halkı Hak'a çağırma makâmıdır ki bu, mürşidlerin makâmıdır1.

Seyr-i sülûk ayrıca iki ek hatta ayrılır: Seyr-i âfâkî, kâinatın ayetlerinde tedebbür etmeyi (Fussilet 53: "senürîhim âyâtinâ fi'l-âfâki ve fî enfüsihim") ve Seyr-i enfüsî, nefsi tezkiye etmeyi ifade eder1. Bu yolculukta sâlik, tövbe, vera', zühd, fakr, sabır, tevekkül, rızâ, mârifet, muhabbet ve fenâ gibi makâmlardan geçer1. Her makâm bir öncekinin tahkîkiyle açılır ve sâlikin amel ve tahkîk ile elde ettiği istikrarlı manevî mertebeleri temsil eder1. Örneğin, Nefs-i Mülhime, sülûk yolunun üçüncü basamağı olup, sâlikin ilham almaya başladığı bir mertebedir3. Bu makâmlar, sâlikin kalbinin tahavvülü ile yeni boyutlar kazanır1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.K1, s. 162, 265
  3. 2.Vikipedi: Seyr-i Süluk
  4. 3.Vikipedi: Nefs-i Mülhime
Bu kitap kimler için yazılmıştır?

Necdet Ardıç'ın "13 ve Hakîkat-i İlâhiyye" adlı eseri, vehim ve hayalin tesirinden uzaklaşarak mânevî ufuklarını genişletmek isteyen okuyucular için kaleme alınmıştır. Kitap, sadece şekiller dini olmayan İslâm'ın sonsuz yönlerini araştıran ve inceleyen bir eser olup, okuyucularına gerçek mânâda yarar sağlamayı hedefler1. Yazar, bu eserin bir menkıbe veya hayat hikayeleri kitabı olmadığını, aksine bir araştırma ve sayılar kitabı olduğunu belirtir1. Kitabın amacı, okuyucuların gönüllerinde feyz kapıları açmak ve onlara Hakikat-i Ahmediyye'nin özel zuhurları olan ulûlazm peygamberlerin hakikatini idrak etme yolunda rehberlik etmektir1.

Ayrıntı

"13 ve Hakîkat-i İlâhiyye" adlı eser, Necdet Ardıç tarafından, okuyucuların mânevî gelişimine katkıda bulunmak amacıyla yazılmıştır. Yazar, kitabın girişinde, okuyuculara vehim ve hayalin tesirinden arınmış bir zihin ve gönül ile yaklaşmalarını tavsiye eder; zira ancak bu şekilde eserin sunduğu gerçek mânâdaki faydalardan istifade edilebileceğini belirtir1. Kitap, İslâm dininin sadece dışsal şekillerden ibaret olmadığını, aksine sonsuz ve derin mânevî boyutlara sahip olduğunu göstermeyi amaçlar1. Bu bağlamda, eser bir menkıbe veya biyografi kitabı olmaktan ziyade, bir araştırma ve inceleme niteliği taşır1. Kitabın temel hedeflerinden biri, okuyucuların gönüllerinde "feyz kapıları" açmak ve onlara "Hakikat-i Ahmediyye"nin özel zuhurları olan ulûlazm peygamberlerin hakikatini idrak etme yolunda yardımcı olmaktır1. Yazar, bu eserin oluşumunda emeği geçen herkesin günahlarının bağışlanması ve kalan ömürlerini "gerçek insan asaleti"ne yaraşır bir şekilde sürdürmeleri için dua eder1. Ayrıca, kitapta "İnsân-ı Kâmil" kavramına atıfta bulunularak, bu eserin de bir "İnsân-ı Kâmil kitabı" olduğu ima edilir1. Bu durum, kitabın kâmil insan mertebesine ulaşma yolunda rehberlik arayanlara hitap ettiğini gösterir. Eser, "ehli kitap olan müslümanlar"a, yani hakikatleri itibariyle bozulmamış olanlara hitap ederken, kitaplarını tahrif edenleri bu kapsamın dışında tutar1. Bu da kitabın, dinin özüne ve hakikatine bağlı, samimi arayış içinde olan okuyuculara yönelik olduğunu vurgular.

  1. Kaynaklar
  2. 1.13 ve Hakîkat-i İlâhiyye — s. 4, 29, 76, 161