İçeriğe atla
Aşk ve İrfân Yolunda kapak gorseli

Aşk ve İrfân Yolunda

Terzibaba - Necdet Ardıç

386 sayfa~579 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçterzibaba tezdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

TerzibabaNecdet ArdıçTasavvufİrfanManeviyatHikmetAşk (Tasavvufi)İslami EdebiyatDijital KütüphaneTerzibaba Tez (Kategori)

Sıkça Sorulan Sorular

"Aşk ve İrfân Yolunda" kitabı ne anlatıyor?

"Aşk ve İrfân Yolunda" kitabı, Necdet Ardıç Terzibaba el-Uşşâkî'nin hayatını, eserlerini ve tasavvufî görüşlerini ele alan bir çalışmadırs.1. Eser, özellikle ilâhî aşk kavramını merkeze alarak, sâlikin Hak'a olan mahvedici sevgisini, bu sevginin gönül dünyasındaki akislerini ve mânevî seyrin merhalelerini coşkulu ve cezbeli bir dille anlatırs.46. Kitapta, aşkın sülûkun en yüksek itici gücü olduğu, mücâhedeyi tahammül edilebilir kıldığı ve sâhibini fânî kılan bir sevgi olduğu vurgulanırK1. Ayrıca, aşk ehlinin ilim ve amel miktarına bakılmaksızın, onların ölçüsünün aşk olduğu ve Hakk'a en yakın bölük oldukları belirtilirs.281.

Kaynaklar: Aşk ve İrfân Yolunda — s. 1, 46, 281 · K1, s. 19

Ayrıntı

"Aşk ve İrfân Yolunda", Serkan Denkçi tarafından kaleme alınmış olup, Necdet Ardıç Terzibaba el-Uşşâkî'nin tasavvufî düşüncelerini ve yaşamını incelers.1. Kitap, özellikle ilâhî aşkın gönül dünyasındaki yansımalarını ve mânevî yolculuktaki önemini vurgulars.46. Tasavvufta aşk, "aşırı sevgi, hasretin son haddi, mahvedici muhabbet" olarak tanımlanır ve muhabbetten daha şiddetli, daha yakıcı, sâhibini fânî kılan bir sevgi olarak kabul edilirK1.

Eserde, aşkın sülûkun en yüksek itici gücü olduğu, mücâhedeyi katlanılabilir kıldığı ve fenâyı tatlılaştıran bir kuvvet olduğu belirtilirK1. Aşk ehlinin, ilim ve amel miktarına bakılmaksızın, ölçülerinin aşk olduğu ve bu kişilerin diğer tüm zümrelerin üstünde, Hakk'a en yakın bölük oldukları ifade edilir. Bu bölüktekiler için hesap, kitap, mîzan, sorgu ve sualin daha dünyada iken kalktığına inanılırs.281.

Kitapta, Nusret Tura'nın "Gönül ve Aşk" adlı eserine de atıf yapılarak, gönlün Allah'ın baktığı bir ayna, tecellî sahası ve ilham kaynağı olduğu, kâinatın sebebinin ise aşkın zuhûru ve azametin izhârı olduğu açıklanır. Aşkın gönülde öyle bir ateş olduğu ki, Hakk'tan başka her şeyi yaktığı belirtilirs.47. Ayrıca, Nusret Tura'nın "Aşk Yolu" (Râh-ı Aşk) isimli eserinin de bu bağlamda önemli bir kaynak olduğu ve meraklı kimselerin istifadesine sunulduğu ifade edilirs.49. Eserde şarap, namaz, oruç, âşık, ateş, mest, insan gibi kavramlar aşk bağlamında ele alınarak açıklanırs.50.

Kaynaklar: Aşk ve İrfân Yolunda — s. 1, 46, 47, 49, 50, 281 · K1, s. 19

Necdet Ardıç Terzi Baba kimdir?

Necdet Ardıç, tasavvuf kültürünün ve Halvetî tarikatının Ahmediyye kolunun Uşşâkıyye şubesinin son dönem temsilcilerinden, günümüz sûfîlerinden bir mürşiddir. Asıl mesleği terzilik olup, 55 yıl boyunca bu mesleği icra etmesi sebebiyle "Terzi Baba" lakabıyla anılmıştırs.20. Mânevî rehberliği döneminde müridleri tarafından "Efendi Baba", "Necdet Baba" gibi lakaplarla da hitap edilmiştirs.20. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmıştır (WIKI: Necdet Ardıç (Terzibaba)).

Kaynaklar: Aşk ve İrfân Yolunda — s. 20

Ayrıntı

Necdet Ardıç Efendi, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna şahsiyetlerdendir (WIKI: Necdet Ardıç (Terzibaba)). Kendisine "Yiğitlik, kahramanlık ve efelik" anlamına gelen "Necdet" ismi verilmiştirs.20. Annesinin resmi ismi "Melihâ" olmasına rağmen, komşuları ve akrabaları tarafından günlük hayatta "Melek" olarak çağrılmıştırs.373. Necdet Ardıç Efendi, 45 sene çok yoğun, 10 sene ise daha az yoğunlukta olmak üzere toplam 55 yıl bayan terziliği yapmıştırs.20. Bu mesleği dolayısıyla kendisine "Terzi" lakabı verilmiş, mânevî bir rehber olduktan sonra ise müridleri tarafından "Baba" lakabıyla birleşerek "Terzi Baba" olarak anılmaya başlanmıştırs.20. Ayrıca sevenleri arasında "Tekirdağ’ın Dior’u", "Efendi Baba", "Necdet Baba", "Necât", "Servet", "Servet Bey", "Nakışçı Baba", "Neccâr", "Hayyat Baba", "Usta", "Bab", "Şekerci Dede", "Yâsîn", "Selâm" ve "Ardıç" gibi farklı lakaplarla da bilinmektedirs.21. Kendisi de bir şiiri dışında pek kullanmadığı "Sukûtî" lakabını koymuşturs.21. Necdet Ardıç Efendi, şeyhinin yerine görev tevdi edilen halifelerin, emanet aldıkları yolu yorum, görüş ve içtihatlarıyla genişletmesi ve geliştirmesi gerektiği düşüncesini benimsemiştirs.55. Hüsamettin Çelebi (Şerif Kır) tarafından kaleme alınan Terzi Baba (1): Necdet Ardıç ve Necm Süresi adlı biyografik eser, Necdet Ardıç Efendi'nin hayatını ve düşüncelerini ele almaktadırs.118. Terzi Baba ekolünden gelen Terzi Oğlu Cem Cemâlî de Mü'minûn ve Zümer sûreleri tefsirlerini kaleme almıştırvikipedi.

Kaynaklar: Aşk ve İrfân Yolunda — s. 20, 21, 55, 118, 373 · Vikipedi: Terzi Oğlu Cem Cemâlî

Kitap hangi tasavvufî geleneği inceliyor?

Kitap, Necdet Ardıç'ın hayatı, eserleri ve tasavvufî görüşleri üzerinden Halvetî-Uşşâkî geleneğini incelemektedir. Necdet Ardıç, şeyhi Hazmi Tura Efendi'nin izinde ilerleyerek ve tecrübî olarak yaşadığı tasavvufun irfanî boyutunu, Uşşâkî geleneği içinde sistemli bir şekilde açıklayan önemli bir şahsiyettirs.8. Bu eser, tasavvufî terimlerin anlaşılmasına yardımcı olmayı ve Uşşâkî yolunun âdâbını sadeleştirilmiş bir şekilde sunmayı amaçlamaktadırs.137.

Kaynaklar: Aşk ve İrfân Yolunda — s. 8, 137

Ayrıntı

İncelenen kitap, Necdet Ardıç'ın tasavvufî kimliğini ve eserlerini ele alırken, onun mensubu olduğu Halvetî-Uşşâkî yolunu merkeze koyars.137. Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biri olarak kabul edilir ve tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir (Necdet Ardıç (Terzibaba)). O, şeyhi Hazmi Tura Efendi'nin mesnevihan ve Fusûsu'l-Hikem şârihi kimliğinin izinden giderek, Uşşâkî geleneğini yeni katkılarla ve sistemli bir biçimde zamanımız insanına açıklamaktadırs.8. Kitap, tasavvufî konuları öyküleme yoluyla da anlatma tercihini vurgular; zira Necdet Ardıç, tasavvufun halk tarafından tam olarak anlaşılamama durumunu tespit ederek "Bir hikâye birçok yorum" serisi gibi eserler kaleme almıştırs.348. Ayrıca, tasavvufî eğitim çerçevesinde yol almaya çalışanlara ibret ve örnek teşkil etmesi amacıyla "İbretlik Dosyalar Serisi" gibi eserler de bu geleneğin usulüne uygun olmayan durumları ele almaktadırs.111. Bu bağlamda, kitap Halvetî-Uşşâkî yolunun âdâbını sadeleştirerek sunan bir eser olarak da öne çıkars.137.

Kaynaklar: Aşk ve İrfân Yolunda — s. 8, 111, 137, 348

İrfân nedir?

İrfân, tasavvufta sâlikin Hakk'ı bilfiil tanıma mertebesi olup, sülûkun şerîat-tarîkat-hakîkat-mârifet sıralamasının kemâli olan mârifet ile eş anlamlıdır. Bu, bilginin sadece öğrenilmesi değil, aynı zamanda müşâhede ve yaşantı yoluyla idrâk edilmesidir. Hadîs-i şerîfteki "men arefe nefsehû fa-kad arefe rabbeh" (kim nefsini tanırsa Rabb'ini tanır) irfânın temelini oluştururK1. İrfân sahibi kimseye "ârif" denir ve ârif, âlimden farklı olarak bilgiyi müşâhede ile yaşayan kişidirK1. İrfân, yakîn mertebelerinden hakk'el-yakîn ile aynı seviyede olup, Hak'ın bizzat yaşanarak idrâk edilmesidirK1.

Kaynaklar: K1, s. 110, 240

Ayrıntı

İrfân, tasavvufî sülûkun en yüksek makamlarından biri olan mârifet ile aynı anlamı taşırK1. Bu, sâlikin Hak'ı sadece bilgi düzeyinde değil, aynı zamanda bilfiil tanıma mertebesidir. Sülûk, klasik tasavvufta dört ana mertebeden oluşur: şerîat, tarîkat, hakîkat ve mârifet. İrfân veya mârifet, bu sıralamanın kemâli yani en olgunlaşmış hâlidirK1.

İrfânın temel dayanağı, "kim nefsini tanırsa Rabb'ini tanır" hadîs-i şerîfidirK1. Bu hadîs, kişinin kendi varlığını idrâk etmesinin, Hakk'ı tanımanın anahtarı olduğunu vurgular. İrfân, ilimden farklıdır. İlim, öğrenilen bilgi iken (kitap, ders), irfân yaşanan bilgidir (hâl, müşâhede). Klasik tasavvuf tâbiriyle, "el-âlim ya'rifu, el-ârif yeshhedu" yani âlim bilir, ârif şâhid olurK1.

İrfân, yakîn mertebeleriyle de yakından ilişkilidir. Yakînin üç kademesi vardır: ilme'l-yakîn, ayne'l-yakîn ve hakk'el-yakînK1. İlme'l-yakîn, bilginin sözle ve mantıkla elde edildiği başlangıç seviyesidir. Ayne'l-yakîn, bilginin gözle görülerek, müşâhede ile elde edildiği seviyedir. Hakk'el-yakîn ise, bilginin bizzat yaşanarak, tahkîk edilerek idrâk edildiği en üst seviyedirK1. İrfân, bu hakk'el-yakîn mertebesiyle aynı kademede yer alır; sâlik irfân ehli olduğunda artık sadece "bilmiyor" veya "görmüyor", bilfiil yaşıyor demektirK1. Mûseviyye Fassı'ndaki "kelîmiyyet" bahsi, Hz. Mûsâ'nın Hak ile söyleşmesi sebebiyle en yüksek irfân makamlarından biri olarak kabul edilirK1.

Kaynaklar: K1, s. 240, 371

Tasavvufî makamlar nasıl anlaşılmalı?

Tasavvufî makamlar, sâlikin mânevî yolculuğunda amel ve tahkîk ile ulaştığı, istikrarlı ve sürekli hâle gelmiş manevî mertebelerdir. Bu makamlar, Hakk'ın isimlerinin sâlikin günlük yaşamında tecellî ettiği mahaller olarak anlaşılmalıdır; örneğin, tövbe makamında sâlik, Hakk'ın "et-Tevvâb" isminin tecellîsine ayna olur. Makamlar, hâllerden farklı olarak süreklilik arz eder ve sâlikin gayretiyle (kesbî) elde edilirken, aynı zamanda ilâhî bir lütuf (vehbî) ve mürşidin terbiyesiyle (vesîle) tahakkuk ederK1. Bu mertebeler, sâlikin kalbinin dönüşümüyle (tahavvül) yeni boyutlar kazanır ve her makam bir öncekinin tahkîkiyle açılır.

Kaynaklar: K1

Ayrıntı

Tasavvufî makamlar, lugatte "duruş yeri, mevki" anlamına gelir ve tasavvufta sâlikin sülûk esnasında eriştiği kalıcı manevî dereceleri ifade ederK1. Bu mertebeler, sâlikin kendi çabası ve gayretiyle (kesbî) elde ettiği bir mevki olup, Hakk'ın isimlerinin tecellî ettiği bir mahal olarak işlev görür. Örneğin, sâlik tövbe makamında iken Hakk'ın "et-Tevvâb" isminin, rızâ makamında iken "er-Razî" isminin tezahürüdürK1.

Makamlar ile hâller arasındaki temel farklar üç noktada belirginleşir: Birincisi, sürekliliktir; hâller gelip geçici iken, makamlar istikrarlı ve kalıcıdır. İkincisi, menşedir; hâller ilâhî bir bağış (mevhibe-i ilâhiyye) iken, makamlar sâlikin amel ve tahkîk ile kazandığı (kesbî) mertebelerdir. Üçüncüsü, yapıdır; hâl sâlikin üzerine inerken, makam sâlikin altına yerleşir ve ondan ayrılmazK1.

Makamların tahakkuku üç temel boyutun birleşimiyle gerçekleşir: (1) Hak'tan ilâhî tasarruf (vehbî yön): Her tasavvufî gerçekleşmenin asıl fâili Hakk'tır. Hidâyet, fenâ, mârifet gibi tüm manevî hâller vehbî olarak iner. Bu, sâlikin kendi gayretini fâil görmemesi ve her tahakkuku Hakk'tan bilmesi gerektiğini vurgularK2. (2) Sâlikin amelî gayreti (kesbî yön): Sâlikin tevbe-i nasûh, tertîb-i sülûk, vird-i devâm, riyâzat, mücâhede, hizmet ve sohbet gibi çabaları, gerçekleşmenin beşerî yüzüdür. "İnsan ancak çalıştığını bulur" (Necm 53/39) ilkesi bu yönü desteklerK2. (3) Mürşidin terbiyesi ve ihvân ile sohbet (vesîle yön): Mürşide biat edip teslim olmak, sâlikin egodan kurtuluş sürecidir ve mânevî sezgi, içgörü ve olgunlaşma için elzemdirs.147. Mürşid, sâlikin yolculuğunda bir vesîle ve rehberdirK2.

Makamların klasik sıralaması genellikle tevbe, vera', zühd, fakr, sabr, tevekkül, rızâ, mârifet, muhabbet ve fenâ şeklindedir. Her makam, bir öncekinin tahkîkiyle açılır; sâlik tövbeyi yaşamadan vera'a, vera'ı yaşamadan zühde geçemezK1. Bu sıralamanın bozulmaması önemlidir, zira her makam bir sonraki için zemin hazırlar.

Kaynaklar: K1, s. 162 · K2 · Aşk ve İrfân Yolunda — s. 147

Seyr-i süluk nedir?

Seyr-i sülûk, tasavvufta sâlikin manevî yolculuğunun bütününe verilen isimdir ve bir mürşidin rehberliğinde tarikat usulüne uyarak yapılan bu yolculuk, sâlikin başlangıçtan vâsıllığa kadar geçtiği tüm mertebeleri kapsarK1. Lugatta "gezmek, görmek" anlamına gelen seyr ile "yola girmek, yol tutmak" anlamına gelen sülûkun birleşimiyle oluşur ve tasavvuftaki ahlâkî eğitim sürecinin de adıdırs.142. Bu manevî yolculuk, Allah'ın yolunu ilk aşamasından başlatıp zâtına kadar ulaştıran bir sistem olarak tanımlanırs.150. Seyr-i sülûk, nefsi tezkiye ve ruhu tasfiye olmak üzere iki temel yol üzerine kuruludurs.142.

Kaynaklar: K1, s. 265 · Aşk ve İrfân Yolunda — s. 142, 150

Ayrıntı

Seyr-i sülûk, tasavvufî hayatın tam adıdır ve müridin mürşid rehberliğinde geçtiği manevî mertebeleri ifade ederK1. Bu yolculuk, sâlikin nefsinden, dünyadan ve mâsivâdan Hak'a yönelmesiyle başlayan bir mücâhede ve tezkiye sürecidirK1. Klasik tasavvufta dört ana seyrden bahsedilir: Seyr ilallâh (Allah'a sefer), sâlikin Hak'a yönelmesini; Seyr fillâh (Allah'ta sefer), Hak'a vâsıl olduktan sonra esmâ ve sıfatlarda yapılan yolculuğu; Seyr maallâh (Allah'la sefer), fenâ-bekâ silsilesinde Hak'la kâim olarak halka dönmeyi; ve Seyr anillâh / billâh (Allah'tan sefer), sâlikin halk içinde Hak'ı temsil etmesi ve mürşid olma makamını ifade ederK1.

Seyr-i sülûk aynı zamanda seyr-i âfâkî (dış sefer, kâinatı tedebbür) ve seyr-i enfüsî (iç sefer, nefsi tezkiye) olarak da ayrılırK1. Bu yolculukta sâlik, tevhid-i ef'âl, tevhid-i esmâ ve tevhid-i sıfat mertebelerinden geçers.276, s.145. Genellikle yapılan seyr-i sülûklar ef'âl âlemindeki seyr-i sülûklardırs.146. Seyr-i sülûkun başında Hz. İdris'in tenzihi gibi haller de yaşanabilirs.210. Mi'rac da mutasavvıflar tarafından seyr-i sülûk olarak anlaşılmış, insanın kendi mânâ ve hakîkatine yükselmesi, ilâhî benliğini idrak etmesi şeklinde tanımlanmıştırs.261. Hz. Muhammed'in (s.a.v) mi'racı, seyr-i sülûkun kemale erdiği nokta olarak kabul edilirs.262. Bu manevî yolculuk, ilme'l-yakîn, ayne'l-yakîn ve hakke'l-yakîn olmak üzere üç seyri içerirs.146.

Kaynaklar: K1, s. 265 · Aşk ve İrfân Yolunda — s. 145, 146, 210, 261, 262, 276

Zikrin faydaları nelerdir?

Zikir, tasavvufta hem sayısal tekrarlar hem de Hakikatleri hatırlama ve idrak etme yoluyla sâlikin manevî gelişimini sağlayan temel bir ibadettir. Faydaları, kişinin kendini ve Rabbini tanımasına, ilâhî hakikatleri idrak etmesine ve kalbinin mutmain olmasına vesile olmasıdır. Necdet Ardıç Efendi'ye göre zikir, kişinin kendinde bulunan ilâhî hakikatleri ve isimleri hatırlayarak zuhurda aktif hâle getirmesidirs.178. Zikrin kemali, hem zikrin hem de tefekkürün gerçek hâliyle yapılmasıyla irfâniyet kazandırır; aksi hâlde kişi sadece sevap kazanır, kendini ve Rabbini tanıyamazs.304.

Kaynaklar: Aşk ve İrfân Yolunda — s. 178, 304

Ayrıntı

Zikrin faydaları, tasavvufî yolculukta farklı mertebelerde tezahür eder. Öncelikle zikir, Kur'ân-ı Kerîm'de dua ve Kur'ân anlamına geldiği gibi, unutmak fiilinin zıddı olarak hatırlama ve anma anlamlarına da gelirs.176. Bu hatırlama, kişinin kendi aslî varlığında olan hakikatlerini idrak etmesi ve "Ben neyim, ben kimim?" sorularına cevap bulmasıdırs.309.

Zikrin iki ana türü vardır: sayısal zikir ve fikirsel zikirs.309. Sayısal zikir, belirli esmâların veya duaların belli adetlerde veya adetsiz tekrarıdırs.177. Bu tür zikir, başlangıçta iyi niyet ve muhabbetle yapılır ve çokluğu makbuldür, ancak çekilen zikrin neyi ifade ettiği bu aşamada pek söz konusu olmazs.310.

Fikirsel zikir ise, lügat mânâsı itibarıyla hatırlamak, akla getirmek ve şuurlanmak demektirs.309. Bu, tefekkürle birleştiğinde irfâniyet kazandırırs.304. Hakikat mertebesinde zikrin mahiyeti değişir; sayısının çokluğu yerine çekilen zikrin ilmî kalitesine bakılır. Kişi hangi isimleri çekiyorsa, o ismin hakikatiyle hakikatlenmiş olması gerekir. Bu, hatırlama ve idrak etme faaliyetidirs.310.

Zikrin nihai faydası, kişinin evvela kendini, sonra Rabbini ve en nihayetinde Allah'ını tanımasıdır; çünkü kişinin aslî görevi budurs.304. Tefekkürün kalbin zikri, aşkın ruhun zikri, marifetin ise sırrın zikri olduğu ifade edilmiştir. Kur'ân'dan hareketle, kalplerin mutmain olması Allah'ın zikriyle mümkündürs.176. Ayrıca, halvet gibi uygulamalarla birlikte yapılan zikir, nefsin kontrol altına alınmasına, gereksiz ağırlıkların atılmasına, daha sıhhatli bir yaşama ve aklın ve iradenin öne çıkmasına yardımcı olurs.82.

Kaynaklar: Aşk ve İrfân Yolunda — s. 82, 176, 177, 304, 309, 310

Bu kitap kimler için faydalıdır?

Necdet Ardıç'ın eserleri, özellikle "Aşk ve İrfân Yolunda" adlı kitap, tasavvufî hakikatleri idrak etmek isteyen, belirli bir altyapıya sahip okuyucular için faydalıdır. Bu kitaplar, tenzih ve teşbihi birleştirerek tevhid anlayışını sunar ve gerçek irfan sahiplerinden eğitim alarak bu sisteme nüfuz etmek isteyenlere hitap eders.301. Eserler, bâtın ve hayal âleminin tehlikeleri hakkında fikir edinmek isteyenlere yol gösterirkens.113, tutucu ve dar bir anlayıştan uzak, hayatın farklı veçhelerini kabul eden kişilerin daha fazla istifade edebileceği belirtilirs.128. Gerçek tasavvuf kitapları olarak nitelendirilen bu eserler, Hakk'ın zatından ve zâtî bilgilerden oluşan mevzuları içerirs.327.

Kaynaklar: Aşk ve İrfân Yolunda — s. 113, 128, 301, 327

Ayrıntı

Necdet Ardıç'ın kitapları, tasavvufî derinliği olan ve belirli bir manevî olgunluğa ulaşmış okuyucular için kaleme alınmıştır. Bu eserler, Allah anlayışını sadece tenzih (ötelerde olan bir Allah) veya sadece teşbih (kıyasî ve mülke bakarak bir Allah) yönüyle değil, her ikisini birleştirerek "Tevhid" eden bir yaklaşımla ele alırs.301, s.104. Bu nedenle, kemalde olan bir anlayış ve anlatış sunan bu kitaplar, okuyucunun kendi idrak ve anlayışı kadar fayda sağlamasına olanak tanır; ancak gerçek yaşantısına ermek için bir irfan sahibinden eğitim alınması gerektiği vurgulanırs.301. Kitaplar, bâtın ve hayal âleminin tehlikeli sokak ve çıkmazları hakkında fikir sahibi olmak isteyenlere yol gösterirs.113. Ayrıca, tutucu ve dar bir anlayışa sahip olmayan, inkârcı olmayıp hayatın daha değişik yaşamlarının da olabileceği anlayışıyla yaklaşan kişiler için daha faydalı olacağı belirtilirs.128. Necdet Ardıç'ın eserleri, "gerçek tasavvuf kitapları" kategorisine girer; çünkü Hakk'ın zatından ve zâtî bilgilerden oluşan mevzuları içerirler. Bu tür eserler, nasihat, iyi ahlâk ve menkıbe kitaplarından ayrılırs.327. Kitapların yazılış ve basım sırası, yazarın manevî seyrinin ve hayatının bir izdüşümü olarak da görülebilirs.97.

Kaynaklar: Aşk ve İrfân Yolunda — s. 97, 104, 113, 128, 301, 327