İçeriğe atla
Bakara Dosyası kapak gorseli

Bakara Dosyası

Terzibaba - Necdet Ardıç

401 sayfa~602 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Bakara Dosyası RELATED-TO TasavvufBakara Dosyası RELATED-TO İslami EserBakara Dosyası RELATED-TO ManeviyatTerzibaba RELATED-TO Tasavvuf EhliBakara Dosyası IS-A KitapBakara Dosyası IS-A EserTerzibaba IS-A YazarNecdet Ardıç IS-A YazarGenel IS-A Kategori

Sıkça Sorulan Sorular

Bakara Dosyası ne anlatıyor?

Bakara Dosyası, Kur'ân-ı Kerîm'in en uzun sûresi olan Bakara Sûresi'nin hikmetlerini ve hakikatlerini tasavvufî bir bakış açısıyla ele alan bir eserdir. Özellikle sûrenin 67-74. âyetlerinde anlatılan Bakara kıssası üzerinden sâlikin seyr-i sülûkunu, nefsin mertebelerini ve mürşidin özelliklerini açıklamaktadır. Eser, bu âyetlerin Hz. Musa mertebesindeki Museviyet makamının tatbikatını ve Adem'in arza indirilmesiyle başlayan kutlu yolculuğunu anlattığını belirtir1. Kitap, okuyuculara en geniş mânâda fayda sağlamayı ve daha geniş idrak ve anlayışlar nasip etmeyi amaçlamaktadır1.

Ayrıntı

Bakara Dosyası, Bakara Sûresi'nin ismini aldığı kıssanın1 derin anlamlarını ve hikmetlerini tasavvufî bir çerçevede sunar1. Eserin temel odak noktası, Bakara Sûresi'nin 67-74. âyetleridir. Bu âyetler, dervişin seyr-i sülûkunu, yani mânevî yolculuğunu anlatır. Bu yolculukta yedi nefs ve dört makamdan bahsedilir1. Başlangıçta Hz. Musa'ya yapılan itirazlar, dervişin bilgisizliğinden kaynaklanan ilk hâllerine işaret eder. Sâlik, bu yola doğru ve yanlışlarla çıkar1.

Eser, mürşidin önemini vurgular. Kâmil bir mürşide teslim olan sâlikin, eski putlarından ve takıntılarından kurtulması gerektiği belirtilir. Bu teslimiyet, Hz. İsmail'in teslimiyetine benzetilir ve "bakarını kesmek" ifadesiyle nefsin heva mertebelerinden (Emmare, Levvame, Mülhime) kurtulma süreci anlatılır1. Mürşidin özellikleri de bu bağlamda açıklanır: ilim verecek kadar olgun, hiçbir şey beklemeyen, hizmet ehli ve insân-ı kâmil bir zat olarak tanımlanır. Mürşidin görevi, müritlerini nefis benliğinden ve beşeriyetlerinden kurtararak Hakk'la kâim olmalarını sağlamaktır1. Bu, tasavvuftaki bekâ billâh makamına ulaşma sürecidir; sâlikin fenâdan sonra Hak'la kâim olarak halka dönmesi2. Bakara Dosyası, bu âyetlerin Adem'in arza indirilmesiyle başlayan ve Museviyet makamındaki tatbikatını içeren kutlu yolculuğu anlattığını belirtir1. Kitap, Bakara Sûresi'nin Kur'ân'ın efendisi olduğunu ve içinde okunduğu evden şeytanı kaçırdığını belirten hadis-i şeriflere de atıfta bulunur1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Bakara Dosyası — s. 46, 60, 124, 148, 298, 333, 334, 409
  3. 2.K1, s. 77
Eserin yazarı Terzibaba kimdir?

Verilen kaynaklarda, "Eserin yazarı Terzibaba kimdir?" sorusuna doğrudan bir cevap bulunmamaktadır. Ancak, Terzibaba'nın Necdet Ardıç olduğu ve onun eserleri ile tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan önemli bir mürşid olduğu belirtilmektedir. Kaynaklar, Terzibaba'nın özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarının yanı sıra, Bakara Sûresi tefsiri gibi eserlerin de onun riyasetinde yazıldığını göstermektedir. Bu eserler, Terzibaba'nın tasavvufî öğretilerini ve irfanını geniş kitlelere ulaştırma çabasının bir parçasıdır.

Ayrıntı

Kaynaklar, Terzibaba'nın Necdet Ardıç olduğunu açıkça belirtmektedir1. Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biri olarak tanımlanır ve tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir1. Onun eserleri ve sohbetleri aracılığıyla tasavvufu geniş kitlelere ulaştırdığı ifade edilmektedir1. Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarının olduğu belirtilmiştir1. Ayrıca, "Bakara Dosyası" adlı eserin Terzibaba'nın uygun görmesi niyazıyla yayınlandığı ve bu eserin içeriğinde Terzibaba'ya hitaben yazılmış e-postaların bulunduğu görülmektedir2. Bu durum, Terzibaba'nın bu eserin oluşumunda merkezi bir rol oynadığını göstermektedir. Terzibaba Necdet Ardıç riyasetindeki tasavvuf serisi içinde, Abdürrezzak Tek'in Sâd, Câsiye ve Vâkı'a sûreleri tefsirlerini, Terzi Oğlu Cem Cemâlî'nin ise Mü'minûn ve Zümer sûreleri tefsirlerini yazdığı belirtilmiştir3. Bu bilgiler, Terzibaba'nın bir ekol oluşturduğunu ve bu ekol içinde farklı müelliflerin onun rehberliğinde eserler kaleme aldığını ortaya koymaktadır. "Bakara Dosyası"nda yer alan "Muhtelif eserlerden, Mesnevi’i şerif, İnsân-ı Kâmil, Fusûsu’l Hikem ve sohbetlemizden müşahede ile toplanan ilim" ifadesi, Terzibaba'nın geniş bir tasavvufî birikime sahip olduğunu ve bu birikimi sohbetleri aracılığıyla da aktardığını göstermektedir2. Ayrıca, "DAHA EVVELCE ÇIKAN KİTAPLARIMIZ" başlığı altında "Necdet Divanı"nın zikredilmesi, Necdet Ardıç'ın kendi adıyla da eserler verdiğini düşündürmektedir2.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Vikipedi: Necdet Ardıç (Terzibaba)
  3. 2.Bakara Dosyası — s. 32, 122, 410
  4. 3.Vikipedi: Abdürrezzak Tek, WIKI: Terzi Oğlu Cem Cemâlî
Kıssadaki 'inek kesme' emri tasavvufta neyi simgeler?

Bakara kıssasında geçen 'inek kesme' emri tasavvufta, sâlikin nefsini terbiye etmesini ve özellikle nefsin levvâme mertebesini aşmasını simgeler. Bu emir, nefsin hayvani yönlerinden arınmayı, hevâ ve heveslerden kurtulmayı ve böylece manevi mertebelerde ilerlemeyi ifade eder. Hz. Musa'nın kavmine bu emri vermesi, sülûkun ikinci basamağı olan levvâme nefsin kesilmesi gerekliliğine işaret eder; zira bu mertebe aşılmadan daha üst basamaklara ulaşılamaz1. İneğin kesilmesi, kişinin kendi nefsaniyetinden fani olarak Hakk'a yönelmesini ve nihayetinde bekâ billâh makamına ulaşmasını sağlayan bir adımdır.

Ayrıntı

Bakara kıssasındaki 'inek kesme' emri, tasavvufî mânâda nefsin terbiye edilmesi ve arındırılması sürecini temsil eder. Özellikle bu emir, nefsin levvâme mertebesinin kesilmesini, yani bu mertebedeki olumsuz özelliklerden kurtulmayı ifade eder1. Sâlikin manevi yolculuğunda (seyr-i sülûk) nefsi emmâreden sonra gelen levvâme nefsin aşılması zorunludur; bu basamak geçilmeden daha üst mertebelere ulaşılamaz1. İnek, bu bağlamda hayvanî nefsi simgeler ve onun terbiye edilmesi, Allah'ı tanımayı engelleyen unsurlardan kurtulma çabasını gösterir1. Hz. Musa'nın kavminin ineği kesme emrine karşı çıkması, onların vehmin gölgesinde kalmalarını ve ilahi emri beşeri değerlendirmelerle sorgulamalarını yansıtır; oysa bu durumda akl-ı cüz'ü bırakıp akl-ı küll'e itaat etmek gerekir1. Bazı yorumlarda ise inek, Firavun zamanında kutsal kabul edilen ve geçmişten kalan alışkanlıkları, putları veya kesin doğru kabul edilen inançları remzeder1. Dervişin mülhime mertebesine yol alırken, levvâme mertebesindeki olumsuz özelliklerinden kurtulması, yani ineği kesmesi emredilir1. Bu kesme eylemi, sâlikin kendi nefsaniyetinden fani olarak Hak'la kaim olma yolunda ilerlemesini sağlar.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Bakara Dosyası — s. 34, 62, 141, 156, 184, 195, 296
İsrailoğullarının sürekli soru sorması hangi manevi duruma işaret eder?

İsrailoğullarının sürekli soru sorması, tasavvufî açıdan, Hak'tan gelen ilâhî işaretleri ve âyetleri idrak etmede yaşadıkları zorluğa ve bu sebeple marifetullah bilgisinin artışına engel olan bir duruma işaret eder. Bu durum, onların "akıllanma" ve nefs tozlarından arınma sürecinde eksiklikler taşıdığını gösterir. Kelâm sıfatının dirilik vermesi gibi, basar sıfatı da âfak ve enfüste Allah'ın âyetlerini görmeyi temin eder; ancak İsrailoğulları bu basar sıfatının tecellîsini tam olarak yaşayamamış, sürekli sorularla bu idrakin önünü tıkamışlardır1.

Ayrıntı

İsrailoğullarının sürekli soru sorması, tasavvufî bir perspektiften bakıldığında, onların manevi idraklerinin zayıflığına ve Hak'tan gelen işaretleri doğrudan anlama kapasitelerinin sınırlılığına delalet eder. "Bakara Dosyası"nda belirtildiği üzere, "Kelâm sıfatı nasıl ki dirilik veriyor ise basar sıfatı da âfak ve enfüs'te Allah'ın Âyetleri-işaretlerini görmeyi temin eder"1. Bu ifade, ilâhî kelâmın hayat verici gücünü ve ilâhî basar sıfatının ise dış âlemde (âfak) ve iç âlemde (enfüs) Allah'ın varlığına ve kudretine dair delilleri görme yeteneğini vurgular. İsrailoğullarının sürekli soruları, bu basar sıfatının tecellîsinin tam olarak gerçekleşemediğini, yani ilâhî âyetleri ve işaretleri doğrudan müşâhede edip idrak etmek yerine, zihinlerinde sürekli şüpheler taşıdıklarını gösterir.

Bu durum, aynı zamanda "marifetullah bilgisinin artmış" olmasının önünde bir engel teşkil eder. Marifetullah, Allah'ı tanıma ve bilme ilmidir ve bu bilgi, sadece akıl yürütme veya soru sorma yoluyla değil, aynı zamanda kalbî idrak ve mükâşefe yoluyla da elde edilir. Mükâşefe, "perde açılması, gizliliğin kalkması" anlamına gelir ve sâlikin gayb âleminden veya Hak'tan kalbine inen doğrudan idraklerdir2. İsrailoğullarının durumu, bu tür bir mükâşefe ve doğrudan idrakten ziyade, sürekli bir sorgulama ve açıklama arayışı içinde olmalarıyla tezat oluşturur. Kaynakta geçen "gerek ki akıllanasınız" ifadesi, onların bu sorularla değil, "gerçek temiz, arı, duru, nefs tozlarıyla kirlenmemiş bir akıl sahibi olmaya" çalışarak manevi bir ilerleme kaydedebileceklerine işaret eder1. Bu da, tasavvuftaki kesbî yönün, yani sâlikin gayretinin (tevbe-i nasûh, riyâzat, mücâhede) önemini vurgular ki, bu gayretler nefsi arındırarak ilâhî idrakin önünü açar3.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Bakara Dosyası — s. 398
  3. 2.K1, s. 50
  4. 3.K2
Eserdeki 'Bak, ara' yorumu ne anlama geliyor?

Eserdeki "Bak, ara" yorumu, Bakara Sûresi'nin isminden hareketle, sâlikin Hakikat'i kendi içinde ve dış dünyada iradeli bir şekilde araştırması, idrak etmesi ve bu yolla mânevî mertebelerde ilerlemesi gerektiğini ifade eden tasavvufî bir yaklaşımdır. Bu yorum, sâlikin kendi varlığını ve kâinatı derinlemesine inceleyerek Allah'ın tecellîlerini müşâhede etmesini, böylece âlimlikten veliliğe doğru bir sülûk gerçekleştirmesini vurgular. "O'nu aramakla bulamazsın, ancak O'nu bulanlar arayanlardır" deyişiyle de desteklenen bu anlayış, Hakikat'e ulaşmanın pasif bir bekleyişle değil, aktif bir arayışla mümkün olduğunu belirtir1.

Ayrıntı

"Bak, ara" yorumu, Bakara Sûresi'nin isminin Türkçe karşılığı üzerinden bir mânevî tefsir sunar1. Bu yorum, sâlikin iradeli bir arayış içinde olması gerektiğini belirtir; âlemde ne varsa bakmaya, görmeye ve idrak etmeye çalışmak bu sürecin temelidir1. Bu arayış, kişinin kendi varlığını da kapsar; "kendi kendimizi de bu emirle görmeye çalışmalıyız" ifadesiyle içsel bir tefekküre işaret edilir1.

Bu yorum, sâlikin mânevî yolculuğunda mertebe mertebe ilerlemesini hedefler. Başlangıçta "âlimlikle başlayan Bak-ara emirleri", zamanla gönülde idrak olunarak insanı "veli olmaya yönlendirir"1. Bu süreçte sâlik, Kur'ân-ı Kerîm'i bir rehber olarak kabul eder; Bakara Sûresi'nin "bak da ara" emri, Kur'ân ahlâkıyla ahlâklanmayı ve Hakikat'i araştırmayı teşvik eder1.

"Bak, ara" anlayışı, aynı zamanda Hakikat'e ulaşmanın şartını da ortaya koyar: "O'nu aramakla bulamazsın, ancak O'nu bulanlar arayanlardır"1. Bu deyiş, Hakikat'in kendiliğinden gelmeyeceğini, ancak samimi bir talep ve iradeli bir çaba ile keşfedilebileceğini vurgular. Sâlikin, biyolojik ve akli olgunluğa eriştiğinde, bu nitelikleri solmadan "hakikati 'bak'ıp 'ara'ması" gerektiği belirtilir1. Bu arayış, ölü kalpleri dirilten "Hakk ile kelâm" etme ve "nefha-i ilâhiyye"ye ulaşma çabasıyla da ilişkilendirilir; zira Cenâb-ı Hakk'ın "umulur ki siz akledersiniz" buyruğu, düşünerek, araştırarak ve çalışarak bu hâle ulaşmayı işaret eder1. Musa kıssasındaki "bakar boğazlamanız" emri de, mülk âlemindeki tecellîleri ve melekûtî boyutları "bakıp aramak" şeklinde yorumlanarak, zâhirî emirlerin bâtınî anlamlarına dikkat çekilir1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Bakara Dosyası — s. 2, 148, 204, 217, 218, 325, 338, 349
Bu kitap kimler için yazılmıştır?

Necdet Ardıç'ın "Bakara Dosyası" adlı eseri, kalbini diriltmeyi murad eden, Kur'an'ın yaşayan ve her an hükmü canlı olan bir kitap olduğunu idrak etmek isteyen, insan ve kâinatı birer kitap gibi okumayı arzulayan kimseler için yazılmıştır. Eser, okuyucuyu sadece 1400 sene önceki sözlerle değil, Rasûlüllah döneminde yaşama paralel olarak nazil olan ayetlerin günümüzdeki canlılığıyla buluşturmayı hedeflerken1, aynı zamanda Levh-i Mahfûz'un bir tecellisi olan kâinatı ve insanı okuma becerisini kazandıracak bir öğretmen arayışında olanlara hitap eder1. Kitap, Hak'tan gelen musibetlere karşı "Biz Allah'ınız ve O'na döndürüleceğiz" hitabını idrak eden, İnsan-ı Kâmil'in sözlerinden ilham alan ve canı canla buluşturmayı arzulayan manevi yolculara yöneliktir1.

Ayrıntı

"Bakara Dosyası" adlı eser, öncelikle kalbini diriltmeyi arzu eden kişilere hitap etmektedir1. Bu, tasavvufî bir uyanış ve manevi bir diriliş arayışında olan sâlikler için temel bir çağrıdır. Kitap, Kur'an'ın sadece 1400 sene önce nazil olmuş, o dönemin insanlarına hitap eden bir metin olmadığını, bilakis "yaşayan, her an hükmü canlı olan bir kitap" olduğunu idrak etmek isteyenlere yöneliktir1. Bu idrak, okuyucunun Kur'an'ı güncel hayatıyla ilişkilendirmesini ve ayetlerin Rasûlüllah döneminde olduğu gibi yaşama paralel olarak nazil olma özelliğini kavramasını sağlar. Eser, aynı zamanda "Levh-i Mahfûz'un tecellisi ve bir yansıması olan bu kâinatta canlı ve cansız her varlığın bir kitap olduğunu" ve insanın hem yazıp hem de okumakla şereflendirildiğini anlamak isteyenlere rehberlik eder1. Bu bağlamda, kâinatı ve insanı birer kitap gibi okuyabilen bir "öğretmen" arayışında olanlar kitabın hedef kitlesidir. Kitap, musibetler karşısında "biz Allah'ınız O'na döndürüleceğiz" hitabını okuyan ve İnsan-ı Kâmil'in dilinden süzülen sözlerle manevi bir toparlanma arayan kimselere de seslenir1. Eser, "canı canla buluşturma" ve "canla kalma" gibi derin manevi halleri tecrübe etmek isteyenlere kapı aralamaktadır. Ayrıca, "ehil kimseler elinde"1 bilginin ve manevi gıdanın nasıl "ta'am" haline geldiğini, hayvanlıktan insanlığa1 ve zahirden batına, oradan da ahfaya (gizlinin en gizlisine) ulaşan bir yükselişi (uruc/mirac) anlamak isteyenlere de hitap etmektedir1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Bakara Dosyası — s. 96, 97, 187, 266, 267, 285
Seyr-i süluk nedir?

Seyr-i sülûk, tasavvufta sâlikin manevî yolculuğunun bütününe verilen isimdir ve Hak'a ermek için bir mürşidin rehberliğinde çıkılan bu yolculuk, mülkten melekûta urûcun asıl mesnedidir1. Bu yolculuk, sâlikin nefsini terbiye ve ıslah ederek ilahî iradenin altında sabır, sebat ve ısrarla ilerlemesini gerektirir2. Seyr-i sülûk, klasik olarak "seyr ilallâh" (Allah'a sefer) ve "seyr fillâh" (Allah'ta sefer) olmak üzere iki ana hatta ayrılırken1, aynı zamanda "seyr-i âfâkî" (dış sefer) ve "seyr-i enfüsî" (iç sefer) olarak da tasnif edilir1. Bu yolculukta müridin dimağının tertemiz olması ve verilen ilimlerin ayrık otları sarmaksızın neşvü nema bulması esastır2.

Ayrıntı

Seyr-i sülûk, tasavvufî hayatın tam adıdır ve sâlikin başlangıçtan vâsıllığa kadar geçtiği yolun bütününü kapsar1. Bu manevî yolculuk, müridin mürşid rehberliğinde geçtiği mertebeleri ifade eder3. Yolculuk, Hakka ermek için bir mürşidin öncülüğünde ve denetiminde gerçekleşir2. Seyr-i sülûkun klasik dört seyri bulunur: Seyr ilallâh, sâlikin nefsinden, dünyadan ve mâsivâdan Hak'a yönelmesini ifade eder; bu mücâhede ve tezkiye ile başlar. Seyr fillâh, sâlikin Hak'a vâsıl olduktan sonra esmâ ve sıfatlarda yaptığı yolculuktur ve mârifet kademelerinde ilerlemeyi içerir. Seyr maallâh, sâlikin Hak'la beraber yaptığı yolculuk olup, fenâ-bekâ silsilesinde Hak'la kâim olarak halka dönmesidir. Son olarak Seyr anillâh / billâh, sâlikin halk içinde Hak'ı temsil etmesi, mürşid olma ve halkı Hak'a çağırma makamıdır; bu son seyr mürşidlerin makamıdır1.

Seyr-i sülûk aynı zamanda seyr-i âfâkî (kâinatın âyetlerinde tedebbür) ve seyr-i enfüsî (nefsi tezkiye) olarak da ayrılır1. Bu yolculukta müridin nefsini terbiye ve ıslah etmesi, ilahî iradenin altında sabır, sebat ve ısrarla yol alması beklenir2. Seyr-i sülûk yolcusu, "Bakara" olarak nitelendirilen levvâme nefsi taşıyan kişidir ve henüz işin başında olan bir sâlikin "dinç" olması gerekir2. Bu yolculukta nefsin hayvanî yönlerinden kurtulmak, yani "bakara"yı kurban etmek esastır2. Mürşidin ilahî nazarı üzere, onun gönlünde yapılan bu seyr-i sülûk, sâlikin ilmel yakıynlik, aynel yakıynlik ve hakkel yakıynlik seyri üzere urûc etmesini sağlar2. Bu yolculuk, Kadir-i Mutlak olan bir sistem olup, Hz. Kur'an ve Nebi ile Mürsellerin gösterdiği rehberliğe dayanır2. Seyr-i sülûk, çok süreklilik ve ihtimam isteyen bir yolculuktur ve ilerlemenin verdiği rahatlıkla çalışmaların aksatılması durumunda sâlikin geldiği yere dönmesine, hatta daha kötü bir hale gelmesine neden olabilir2.

  1. Kaynaklar
  2. 1.K1, s. 265
  3. 2.Bakara Dosyası — s. 70, 114, 115, 267, 303, 326, 329, 350
  4. 3.Vikipedi: Seyr-i Süluk
Zikrin faydaları nelerdir?

Zikir, tasavvufta kalbin Hak ile irtibatını sağlayan temel bir ibadet olup, kalbi katılık ve sapıklıktan arındırarak ilahi hakikatleri idrak etmeye vesile olur. Kur'an-ı Kerim'de Bakara Suresi 2/74'te belirtildiği üzere, Allah'ın zikrinden kalpleri kaskatı kesilenlerin apaçık bir sapıklık içinde olduğu ifade edilirken1, zikrin kalbe yumuşaklık ve idrak yeteneği kazandırdığı vurgulanır1. Sâlikin mürşidinin verdiği zikir programına samimiyetle uyması, manevi ilerlemesinde başarıya ulaşmasını sağlar ve sıkıntılarını hafifletir1. Zikir, aynı zamanda sabır ve namaz ile birlikte Allah'tan yardım istemenin bir yolu olarak da gösterilir1.

Ayrıntı

Zikrin faydaları, tasavvufî sülûkun farklı mertebelerinde tezahür eder. Öncelikle, zikir kalbin katılığını giderir ve onu yumuşatır. Bakara Suresi 2/74'te "Allah'ın zikrinden kalpleri kaskatı kesilmiş olanların vay hallerine!" buyrulması, zikrin kalbi diriltici ve yumuşatıcı etkisini açıkça ortaya koyar. Kalplerinde hakiki zikrin yumuşaklığı olmayanlar, Hakk'ı idrak edemezler1. Zikir, sâlike ilahi hakikatleri idrak etme imkânı sunar. Kaskatı kalplerin taş gibi olduğu ve bu hâlde Hakk'ı idrak edemeyecekleri belirtilirken, zikrin bu engeli kaldırdığı anlaşılır1.

Zikir aynı zamanda manevi ilerlemenin ve başarının anahtarıdır. Sâlikin mürşidinin belirlediği zikir programına samimiyet ve gayretle uyması, manevi yolculuğunda başarılı olmasını sağlar. Bu konudaki gevşeklikler ise zorluklara ve sıkıntılara yol açar1. Zikir, sabır ve namaz ile birlikte Allah'tan yardım isteme aracıdır. Bakara Suresi 2/153'te "Ey iman edenler, sabır ve namaz ile yardım isteyiniz" buyrulması, zikrin bu iki ibadetle birlikte manevi destek ve yardım talebinde önemli bir yer tuttuğunu gösterir1.

Zikir, sâlikin dünya meşgalelerinden yüz çevirmesine ve kalbini Hak'ka yöneltmesine yardımcı olur. "Yüzü suyu ile dünyanın maddi menfaat tarlasını sulamaz. Yüzünü hakka döndürüyor. Dünya ekininden yüz çeviriyor" ifadesi, zikrin sâlikin dünyevi bağlardan kurtulmasına ve ahiret odaklı bir yaşam sürmesine katkısını belirtir1. Ayrıca, zikir sayesinde sâlik, saplantı ve şartlanmalardan arınarak hür bir hâle gelir. "Ne koşulur arazi sürer: saplantıları, şartlanmaları bulunmayan yersiz alışkanlıklarını terk edebilen her şeye hak nazarından bakıp (nefsine karşı) hakça yaşama savaşı veren bir mürit olması gerekir" ifadesi, zikrin bu arınma sürecindeki rolünü vurgular1. Zikir, sâlikin nefsini terbiye etmesinde ve "levvâme nefis" mertebesinde orta yaşta ve dinç bir hâlde, alacasız ve serbestçe duygular mer'asında otlayan bir kıvama gelmesinde etkilidir1.

  1. Kaynaklar
  2. 1.Bakara Dosyası — s. 50, 131, 275, 291, 293