
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Hadîd Sûresi'nde genel olarak ne anlatılır?⌄
Hadîd Sûresi, Allah'ın mutlak birliğini, her şeyi kuşatan ilmini ve kudretini vurgulayarak, müminleri Allah yolunda infaka ve takvaya teşvik eden temel tasavvufî hakikatleri barındırır. Sûre, Allah'ın "Samed" oluşunu (Hadîd, 57/4) ve her an her yerde insanla beraber olduğunu (Hadîd, 57/4) beyan ederken, zâhirî ve bâtınî lütuflara işaret eder. Aynı zamanda, insanın Allah'ın halifesi olarak yaratılışını ve esmâ-i ilâhiyyenin tecelligâhı oluşunu da ele alır. Sûre, Allah'ın geçmişte ve gelecekte her şeyi tesbih ettiğini (Hadîd, 57/1) ve bu tesbihin sürekli bir zuhur olduğunu bildirir.
›Ayrıntı
Hadîd Sûresi, tasavvufî bir bakış açısıyla incelendiğinde, Allah'ın mutlak varlığı ve O'nunla olan ilişkinin derinliklerini açığa çıkarır. Sûrenin ilk ayeti olan "Sabbaha lillâhi" (tesbih etti) ifadesi, geçmişte bir tesbihin gerçekleştiğini, "Yusabbihu lillâhi" (tesbih ediyor) ifadesi ise bu tesbihin şu anda ve gelecekte de devam eden bir zuhur olduğunu belirtir1. Bu, kurgunun başlangıcından itibaren var olan ve sürekli yenilenen bir ilâhî faaliyeti işaret eder. Sûre, Allah'ın "Samed" oluşunu, yani kimseye muhtaç olmamasını ve her şeyin O'na muhtaç olmasını vurgular2. Bu, İhlâs Sûresi'ndeki "Allâhu's-samed" ayetiyle de desteklenir ve Allah'ın birliğinin ve ihtiyâçsızlığının temel bir önermesi olarak sunulur2. Sûrede geçen "Ve huve meakum eyne mâ kuntum" (Siz nerede olsanız O sizinle beraberdir) ayeti (Hadîd, 57/4), Allah'ın her an insanla birlikte olduğunu, O'nun bâtın, insanın ise O'nun zâhiri olduğunu ifade eder1. Bu beraberlik, Allah'ın lütfunun hem zâhirî hem de bâtınî tecellilerini kapsar; bazen zâhirî bir kahır içinde gizli bir lütuf olarak ortaya çıkabilir1. İnsan, Allah'ın câmi sûreti, yeryüzündeki halifesi ve bütün isimlerin taşıyıcısı olarak tanımlanır3. Bu bağlamda, Allah'ın bazı sevdiği kullarına esmâ-i ilâhiyyeden özel bir isim lütfetmesi, gayb sırlarından olup, o kulun husûsi özeli haline gelir1. Sûre, müminleri malı kendi başarısının ürünü olarak görmemeye, aksine Allah'ın bir lütfu ve emaneti olarak kabul etmeye ve hayır yolunda harcamaya teşvik eder1. Bu anlayış, şeriat ve tarikat mertebelerinde geçerli olmakla birlikte, hakikat ve marifet mertebelerinde daha derin anlamlar taşır1.
- Kaynaklar
- 1.Hadîd Sûresi — s. 11, 13, 78, 121, 128, 155
- 2.K1, s. 211
- 3.Vikipedi: İnsan
Bu eser ne tür bir tefsirdir?⌄
Necdet Ardıç'ın Hadîd Sûresi tefsiri, âyetlerin zâhirî mânâlarından ziyade iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâlarına odaklanan tasavvufî bir tefsirdir1. Bu tefsir, Kur'ân âyetlerinin derinliklerindeki hikmetleri ve sâlikin mânevî yolculuğuna rehberlik eden hakikatleri açığa çıkarmayı hedefler. Eser, Terzibaba çizgisinde, yani Necdet Ardıç'ın kendi tasavvufî irfan geleneği ve müşâhedeleriyle harmanlanmış bir yorum sunar1. Bu yaklaşım, sadece lafzî anlamlarla sınırlı kalmayıp, âyetlerin kalbe inen mânevî tesirlerini ve sülûkî karşılıklarını vurgular.
›Ayrıntı
Necdet Ardıç'ın Hadîd Sûresi tefsiri, klasik zâhirî tefsirlerden farklı olarak, âyetlerin "iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâlarını" ele alır1. Bu, eserin tasavvufî bir tefsir olduğunu gösterir; zira tasavvuf, Kur'ân'ın sadece lafzî ve şer'î hükümlerini değil, aynı zamanda ruhânî ve mânevî boyutlarını da keşfetmeyi amaçlar. Eser, âyetleri sâlikin kendi iç âlemindeki karşılıkları ve mânevî yolculuğu bağlamında yorumlar. Örneğin, "Karz" (borç verme) kavramının zâhirî anlamının yanı sıra, "kişinin vücûd-ı abdânîsi" olarak bâtınî bir mânâ taşıdığını belirtir1. Bu, âyetlerin sadece dışsal eylemleri değil, aynı zamanda kişinin kendi varlığıyla ilgili derin hakikatleri de ifade ettiğini gösterir.
Tefsirde, hadîs-i şeriflerin de bâtınî yorumlarına yer verilir; örneğin, "Ateş şehvetler ile örtülmüştür ve cennet mekruhlar ile örtülmüştür" hadîsinin, dünyanın lezzetlerinin iç yüzünün cehennem, mihnetlerinin ise lezzet ve rahat olduğu şeklinde tefsir edilmesi1, eserin mânevî derinliğe verdiği önemi vurgular. Necdet Ardıç'ın bu tefsiri, kendi "müşâhede"leri ve "sohbetleri"nden toplanan ilimle zenginleştirilmiştir1. Bu durum, tefsirin sadece naklî bilgilere dayanmadığını, aynı zamanda müellifin kendi mânevî tecrübeleri ve keşifleriyle şekillendiğini ortaya koyar. Eser, Necdet Ardıç'ın genel tasavvufî anlayışının bir parçası olarak, "İrfan Mektebi (Hakk Yolu)" gibi diğer eserleriyle de bütünlük arz eder12. Bu tefsir, okuyucuyu zâhirî anlamların ötesine taşıyarak, âyetlerin kalpteki yansımalarını ve mânevî idrâkini hedefleyen bir rehber niteliğindedir.
- Kaynaklar
- 1.Hadîd Sûresi — s. 2, 115, 119, 159
- 2.İrfan Mektebi (Hakk Yolu)
Terzi Baba Necdet Ardıç kimdir?⌄
Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmıştır (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki). Kendisi, "Terzi Baba" lakabıyla anılmakta ve bu isimle anılan birçok eserin müellifi veya şerh edeni olarak bilinmektedir1. Tasavvuf Serisi adı altında yayımlanan eserleri, onun irfanî tefekkürünü ve işârî te'vil yöntemini ortaya koymaktadır1.
›Ayrıntı
Necdet Ardıç, Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biri olarak, tasavvufî irfan geleneğini çağdaş döneme aktaran müstesna bir şahsiyettir (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki). Kendisi, "Terzi Baba" lakabıyla tanınır ve bu isimle anılan birçok eserin yazarı veya şerh edeni konumundadır1. Eserleri ve sohbetleri aracılığıyla tasavvufu geniş kitlelere ulaştırma gayreti gütmüştür (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki).
Necdet Ardıç'ın tasavvufî mirası, "Terzi Baba kitapları serisi" başlığı altında toplanan eserlerinde belirginleşir. Bu seride, İrfan Mektebi: Hakk Yolu'nun Seyr Defteri gibi temel eserleri bulunmaktadır1. Ayrıca, Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi derinlikli çalışmaları da mevcuttur (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki). Onun eserleri arasında Necdet Divanı, Hacc Divanı gibi divanlar1, Salât ve Ezân-ı Muhammedi'de Bazı Hakîkatler, Mübarek Geceler ve Bayramlar, İslâm, Îmân, İhsân, Îkân gibi çeşitli konuları ele alan kitaplar yer almaktadır1.
Necdet Ardıç'ın tefsir ve te'vil anlayışı da dikkat çekicidir. Kur'ân-ı Kerîm'de yolculuk serisi kapsamında Hadîd Sûresi'nin işârî te'vil ve tefsirini kaleme almıştır1. Bu eserlerde, ayetlerin bâtınî anlamlarına yönelik derinlikli yorumlar sunar. Örneğin, Hadîd Sûresi'nin 4. ayetindeki "ve huve me'akum eyne mâ kuntum" (O sizinle beraberdi siz neredeydiniz?) ifadesini işârî bir tefekkürle ele almıştır1.
Necdet Ardıç'ın tasavvufî düşüncesi, Üsküdar Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü'nde yüksek lisans tezi konusu da olmuştur; "Necdet Ardıç / Terzi Baba'nın Tasavvuf Anlayışında Namaz Kavramı" başlıklı bir tez çalışması bulunmaktadır1. Bu durum, onun tasavvuf dünyasındaki etkisini ve önemini göstermektedir. Eserleri, "Gönülden Esintiler" başlığı altında da toplanmış olup, çeşitli tasavvufî konuları ele almaktadır1.
- Kaynaklar
- 1.Hadîd Sûresi — s. 1, 9, 158, 166, 167, 168, 169, 170, 172
Hadîd Sûresi 4. ayetinin tefsiri nedir?⌄
Hadîd Sûresi'nin 4. âyeti, Cenâb-ı Hakk'ın her yerde ve her an sâlik ile beraber olduğunu ifade eden ve tasavvufî idrâkin temelini oluşturan bir hakîkati barındırır. "Ve huve meakum eyne mâ kuntum" (Hadîd, 57/4) ifadesi, Allah'ın varlığının ve beraberliğinin mekân ve zaman üstü olduğunu vurgular. Bu âyet, sâlikin hayatında belirli gelişimler ve ergenliğe erme aşamalarından sonra idrâk edeceği bir hakîkat olup, Hâlik isminin tecellisiyle birlikte bu hükümlere tâbi olmaya başlar. Âyetin tefsiri, hem zâhirî hem de bâtınî ma'nâları bir bütün olarak ele almayı gerektirir; zira tasavvufî eserlerde âyetlerin iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî ma'nâları ön plandadır1.
›Ayrıntı
Hadîd Sûresi'nin 4. âyeti olan "Ve huve meakum eyne mâ kuntum" (Hadîd, 57/4), tasavvufî bir hakîkatin sâlikte tahakkuk etmesi sürecinde önemli bir yer tutar. Bu âyet, Allah'ın her yerde ve her an sâlikle beraber olduğu ilkesini vurgular. Bu beraberlik, sâlikin sülûk merhalesinde belirli aşamalardan geçmesiyle idrâk edilir. Özellikle "Hâlik" isminin sâlikte tecelli etmesiyle bu âyetin hükümleri kişinin yaşamına sirayet etmeye başlar1.
Bu âyetin tefsiri, tasavvufî metinlerde genellikle zâhirî ve bâtınî ma'nâların birleşimiyle ele alınır. Zâhirî tefsirler mevcut olsa da, çalışmanın odak noktasını âyetlerin iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî ma'nâları oluşturur1. Âyetin "zaman ifâdesi" taşıdığı ve kişiye hitaben "senin hayatında öyle bir an gelecek ki o anı yakala ve tut, idrâk ederek onu yaşamına geçir" ma'nâsına geldiği belirtilir1. Bu, sâlikin ilim, hâl, makam ve tahakkuk aşamalarından geçerek2 bu hakîkati kendi varlığında deneyimlemesi anlamına gelir.
Âyetin zuhûr mahalli, ruhlar âlemi veya dünya hayatı gibi farklı tefsirlerde yer alsa da, genel olarak sâlikin kendi varlığında, yani enfüsî âleminde zuhûr ettiği kabul edilir1. Bu, tasavvufî bir kavramın sâlikteki işleyişi bağlamında niyet, fiil, hâl ve mârifet eksenlerinde2 tezahür eder. Sâlik, bu âyetin hakîkatini kalbinde niyet olarak taşır, amelleriyle fiile döker, bu beraberliğin hâlini yaşar ve nihayetinde mârifetullah ile idrâk eder. Bu âyet, aynı zamanda iman ehlinin kendi varlıklarında olan Hakk'ı hatırlama ve gönüllerinde olan Allah'ın varlığından ürperme zamanının geldiğini de işaret eder1.
- Kaynaklar
- 1.Hadîd Sûresi — s. 2, 108, 125
- 2.K2
Sûreye neden 'Hadîd' (Demir) ismi verilmiştir?⌄
Hadîd Sûresi'ne 'Hadîd' (Demir) isminin verilmesinin temel sebebi, sûrenin 25. ayetinde bu kelimenin geçmesidir. Bu isim, sûrenin içeriğinde madde ve sıfat mertebesi içinde önemli bir yere sahip olan demirin sembolik anlamlarını barındırır. Ayrıca, demirin sayısal değeri olan 26'nın, sûre üzerine yapılan tevil ve tefekkür çalışmalarının başlangıç ve bitiş yıllarıyla (2025-2026) bir bağlantı kurularak Rabb'e hamd vesilesi yapılması gibi özel anlamlar da atfedilmiştir1. Sûre, kâinatın Allah'a ait olduğunu, O'nun dilediği gibi tasarruf edeceğini, dinini yüceltmek için can ve mal ile mücadelenin gerekliliğini, dünya hayatının geçiciliğini ve aldatıcılığını konu edinir1.
›Ayrıntı
Hadîd Sûresi, adını 25. ayetinde geçen "el-Hadîd" kelimesinden almıştır1. Bu kelime, Arapçada demir anlamına gelir. Sûrenin bu ismi taşıması, demirin madde ve sıfat mertebesi içindeki önemine işaret eder1. Demirin simgesi ve atom numarası olan 26'nın da bu bağlamda özel bir anlamı olduğu belirtilmiştir1. Örneğin, sûre üzerine yapılan bir tevil ve tefekkür çalışmasının 2025 yılında başlayıp 2026 yılında bitmesi, demirin sayısal değeri olan 26 ile ilişkilendirilerek ilahi bir bağlantı olarak görülmüştür1. Sûre, Medine döneminde inmiş olup 29 ayetten oluşmaktadır1. İçeriğinde başlıca, tüm kâinatın Allah'a ait olduğu ve O'nun kâinatta dilediği gibi tasarruf edeceği vurgulanır. Ayrıca, Allah'ın dinini yüceltmek için can ve mal ile mücadelenin gerekliliği, dünya hayatının geçiciliği ve aldatıcılığı gibi konulara değinilir1. Sûrenin zâhir ve bâtın nurlarından bu dünyada iken yararlanmaya gayret edilmesi gerektiği ifade edilir1.
- Kaynaklar
- 1.Hadîd Sûresi — s. 1, 3, 138, 175
Eserde ayetlerin hem zâhirî hem bâtınî anlamları bulunur mu?⌄
Evet, eserde ayetlerin hem zâhirî hem de bâtınî anlamları bulunur. Çalışmanın odak noktası ayetlerin iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâları olmakla birlikte, zâhirî tefsirlerin zaten mevcut olduğu belirtilmiştir1. Bu durum, eserin ayetleri hem görünürdeki anlamlarıyla hem de tasavvufî derinlikleriyle ele aldığını gösterir. Özellikle Hadîd Sûresi 3. ayet ("O evveldir, âhırdır, zâhirdir, bâtındır") bağlamında, Hakk'ın hem zâhir hem de bâtın oluşu vurgulanarak, her şeyin hem dışsal görünüşünün hem de içsel hakikatinin olduğu ifade edilir1. Bu ikili bakış açısı, ayetlerin hem dışsal hükümlerini hem de içsel hikmetlerini kavramayı amaçlar.
›Ayrıntı
Eser, ayetlerin yorumlanmasında zâhir ve bâtın kavramlarını temel alır. Zâhir, ayetlerin dışsal, görünürdeki anlamlarını ve hükümlerini ifade ederken; bâtın, onların içsel, gizli ve derûnî hakikatlerini temsil eder1. Bu yaklaşım, Hadîd Sûresi 3. ayetinde geçen "Hüve'l-Evvelü ve'l-Âhirü ve'z-Zâhirü ve'l-Bâtın" (O Evvel'dir, Âhir'dir, Zâhir'dir, Bâtın'dır) ifadesine dayanır1. Bu ayet, Hakk'ın her şeyin hem dışsal görünüşü hem de içsel özü olduğunu belirtir. Eserde, bu ilâhî isimlerin tecellîsi olarak, her kelimenin bir zâhiri (yazı) ve bir bâtını (mana) olduğu açıklanır; bu ikisi aynı şeyin iki yönüdür ve birbirinden ayrı düşünülemez1. Zira "zahirle, batının ayrı olsaydı, o sureti görünce manasına ve diğer tabirle zahirden batına intikal edilememek lazım gelirdi"1. Çalışma, özellikle ayetlerin iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâlarına odaklanmıştır, çünkü zâhirî tefsirler zaten yaygın olarak mevcuttur1. Bu, eserin tasavvufî bir bakış açısıyla, ayetlerin sadece lafzî anlamlarını değil, aynı zamanda sâlikin kalbinde açığa çıkan hikmetlerini ve mârifetini de araştırmayı hedeflediğini gösterir. Örneğin, Hakk'ın bâtında oluşunun kulun zâhire çıkmasına sebep olması gibi incelikler, zâhir ve bâtın arasındaki karşılıklı ilişkiyi ve bu ilişkinin idrâkini vurgular1. Bu sayede, ayetlerin hem dünya (zâhir) hem de âhiret (bâtın) boyutları bir bütün olarak ele alınır1.
- Kaynaklar
- 1.Hadîd Sûresi — s. 2, 33, 35, 52, 53, 77
Bu tefsir kimler için yazılmıştır?⌄
Necdet Ardıç ekolünden Abdürrezzak Tek tarafından kaleme alınan Hadîd Sûresi tefsiri, zâhirî mânâların ötesinde, âyetlerin içsel, derûnî ve bâtınî hakikatlerini idrâk etmek isteyen sâlikler için yazılmıştır. Bu tefsir, mutlak irfan ehli muhabbet yönlü âriflere hitap etmekte olup1, özellikle kendi varlığında Kur'an hakikatlerini yaşamak ve ruhsal bir dönüşüm geçirmek isteyen, hayal ve vehimden uzak, idrâk kapasitesi yüksek kişileri hedeflemektedir1. Eser, Cenâb-ı Hakk'ın verdiği adres ve pusula ile hakikat deryasına dalıp inciler çıkarmak isteyenlere yol göstermeyi amaçlar1.
›Ayrıntı
Abdürrezzak Tek'in Hadîd Sûresi tefsiri, Necdet Ardıç riyâsetindeki tasavvuf serisi içinde kaleme alınmış olup2, genel tefsirlerden farklı bir odak noktasına sahiptir. Eserin temel amacı, âyetlerin zâhirî anlamlarının ötesine geçerek, onların içsel, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâlarını ortaya koymaktır1. Bu nedenle tefsir, belirli bir mânevî seviyeye ulaşmış veya bu seviyeye ulaşma gayretinde olan kimselere hitap etmektedir.
Bu tefsir, öncelikle "mutlak irfan ehli muhabbet yönlü Ârifler" için yazılmıştır. Bu kişiler, varlık kitaplarının ve âlem kitabının satırlarını gönülden tenzih, teşbih ve tevhid hakikatleri yönleriyle, her mertebeden okuyabilen kimselerdir1. Onlar, Cenâb-ı Hakk'ın verdiği adres ve pusula ile hakikat deryasına dalıp oradan inciler çıkarmaya çalışanlardır1.
İkinci olarak, tefsir, kendi varlığında Kur'an âyetlerinin hakikatini idrâk etmek ve bunu yaşamına geçirmek isteyen sâliklere yöneliktir. Yazar, her kim bir âyeti okuyorsa, o âyetin hakikatini kendi varlığına elçi durumunda aktarması gerektiğini belirtir. Ancak bu aktarımın gerçekleşebilmesi için kişide bunu anlayacak kapasite ve idrâkin bulunması, ayrıca hayal ve vehimden uzak olması şart koşulur1. Bu durum, tefsirin, mânevî bir uyanış ve dönüşüm arayışında olan, nefsinin hilâfet iddiâsından soyutlanarak Hak'ın tecellîlerine mahal olmak isteyen kimselere hitap ettiğini gösterir3.
Son olarak, bu tefsir, varlığında belirli mertebelere gelmiş ve bu mertebelerin hakikatini idrâk eden, böylece kurtuluşa eren kimseler için bir rehber niteliğindedir. Nefs-i emmâre yönüne giden, yani dalâletle hidâyeti satın alan kişilerin ise bu tefsirden fayda sağlayamayacağı ima edilir1. Dolayısıyla, tefsir, mânevî yolculukta ilerlemiş, hakikat arayışında samimi ve idrâk sahibi kişilere yönelik derinlemesine bir kaynaktır.
- Kaynaklar
- 1.Hadîd Sûresi — s. 2, 82, 93, 107, 123, 147
- 2.Vikipedi: Abdürrezzak Tek
- 3.K1
Hadîd Sûresi 25. ayette geçen 'demiri indirdik' ifadesi nasıl yorumlanır?⌄
Hadîd Sûresi'nin 25. âyetinde geçen "demiri indirdik" ifadesi, sûrenin adını da veren temel bir kavramdır ve tasavvufî tefsirlerde derin anlamlar taşır. Bu ifade, sadece maddî bir element olan demirin yeryüzüne indirilmesini değil, aynı zamanda ilâhî kudretin ve hikmetin bir tecellisi olarak demirin insanlık için taşıdığı gücü, faydayı ve potansiyeli simgeler. Sûre, adını bu âyetten almakla birlikte1, demirin sayısal değeri olan 26 ile sûrenin tamamlanma yılı arasındaki bağlantı gibi1 irfanî işaretlere de dikkat çekilir. Bu bağlamda demir, hem maddî âlemdeki gücü hem de manevî âlemdeki hikmeti temsil eden bir sembol olarak yorumlanır.
›Ayrıntı
Hadîd Sûresi, Kur'ân-ı Kerîm'in 29 âyetten oluşan Medine döneminde inmiş bir sûresidir1. Sûrenin adı, 25. âyetinde geçen "el-Hadîd" kelimesinden gelmektedir ki bu kelime "demir" anlamına gelir1. Bu âyet, "demiri indirdik" ifadesiyle, demirin yeryüzüne ilâhî bir lütuf olarak gönderildiğini belirtir. Tasavvufî yorumlarda bu ifade, demirin sadece bir maden olmanın ötesinde, Cenâb-ı Hakk'ın kudretinin ve hikmetinin bir tecellisi olarak ele alınmasını sağlar. Demirin insanlık için hem güç ve savunma aracı olması hem de çeşitli sanatlarda kullanılması, onun ilâhî bir amaçla yaratıldığını gösterir. Nitekim sûrenin tefsir çalışmasında, demirin sayısal değeri olan 26 ile çalışmanın tamamlanma yılı olan 2026 arasında bir bağlantı kurulması1, bu tür irfanî ve sembolik yorumların önemini vurgular. Bu durum, demirin sadece fiziksel bir varlık değil, aynı zamanda manevî bir işaret olarak da algılandığını ortaya koyar. Sûrenin genelinde ilâhî kudret, tevhid ve âhiret inancı gibi konular işlenirken, demir metaforu bu konulara güç ve sağlamlık katmaktadır. Bu bağlamda, demirin indirilmesi, Hak Teâlâ'nın kâinattaki mutlak tasarrufunu ve her şeyin O'nun iradesiyle var olduğunu hatırlatan bir delil olarak da görülebilir.
- Kaynaklar
- 1.Hadîd Sûresi — s. 3, 175