
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
“Her Şey Merkezinde mi?” kitabı ne anlatıyor?⌄
"Her Şey Merkezinde mi?" kitabı, varoluşun ve ilâhî düzenin merkezîyetini tasavvufî bir bakış açısıyla ele almaktadır. Kitap, her şeyin bir merkeze bağlı olduğunu ve bu merkezlerin nihayetinde yüce Rabb'in genel merkezine tâbi olduğunu vurgulars.22, 236. İnsanın dünyaya gelişinden itibaren annesinden başlayarak çeşitli varlıkları merkezine alması ve etrafında dönmesiyle başlayan bu merkezîyet arayışı, nihayetinde Hakk'ın merkezîyetine ulaşma gayesini taşırs.25. Kitap, şeriat ve tarikat mertebelerinde merkezlerin çoklu ve çeşitli olduğunu, ancak hakikat/fenâfillâh mertebesinde her şeyin genel merkezin içinde olduğunu ifade eders.373. Bu bağlamda, Cenâb-ı Hakk'ın Celâlî tecellîleri olan zelzele, fırtına gibi hadiselerin dahi Uluhiyet sisteminin merkezinde yer aldığını belirtirs.235. Kitap, merkez kavramını "kaynak" olarak tanımlar ve her şeyin çıkış ve dönüş noktasının merkez olduğunu, merkeze dönmemek üzere savrulmanın imkânsız olduğunu anlatırs.22, 24.
Kaynaklar: Hikâye — s. 22, 24, 25, 235, 236, 373
›Ayrıntı
"Her Şey Merkezinde mi?" kitabı, tasavvufî bir perspektifle varoluşun merkezîyetini ve bu merkezîyetin farklı mertebelerdeki tezahürlerini inceler. Kitaba göre, her şeyin bir çıkış noktası olan bir merkezi vardır ve dönüş de bu merkeze olacaktır; bu nedenle merkeze dönmemek üzere savrulmak imkânsızdırs.22. İnsan, kendi yaşamında izafî olarak bir merkezdir; tıpkı her hücre çekirdeğinin o hücrenin merkezi olması gibis.36. Ancak bu özel merkezler, genel bir merkeze bağlıdır ve bu genel merkez, Rabbü'l-Erbâb olarak değerlendirilebilirs.236.
Kitap, "merkez" kavramını "kaynak" olarak tanımlars.24. Bu kaynak, var olan her şeyin çıkış noktasıdır ve her şey bu merkezden beslenir, ona döners.22. Cenâb-ı Hakk'ın Uluhiyet sistemi içinde, Celâlî tecellîler olan zelzele, fırtına, savaşlar gibi hadiseler dahi, Celâlî yönün korunması ve hakkının verilmesi itibarıyla bu merkezî düzenin bir parçasıdırs.235.
Mertebeler açısından bakıldığında, şeriat ve tarikat mertebelerinde merkezler çoklu ve çeşitlidir. Ancak hakikat/fenâfillâh mertebesinde her şey iki yönden genel merkezin içindedirs.373. Bu, sâlikin kendi sırrını açması ve ezelî hakikatini idrâk etmesiyle gerçekleşen mükâşefe-i sırrın bir tezahürüdürK2. Fenâfillâh hâline ulaşan, yani Allah içinde yok olmuş olan kişi, İseviyyet mertebesinin sözü olan "her şey merkezindedir" ifadesini en kemâl hâliyle dile getirebilirs.24, 10. Bu hâldeki kişi, artık kendisi merkez olmuş, deryanın içindeki misali merkezi bilen ve yaşayan bir konuma gelmiştirs.10. Bu, aynı zamanda Hakk'ın esmâ ve sıfatlarının doğrudan tecellî ettiği zâtî mükâşefe ile de ilişkilidirK1. Kitap, Merkez Efendi'nin "her şeyi merkezinde bırakırdım" sözünü bu bağlamda ele alarak, bu sözün Fenâfillâh mertebesindeki bir idrâkin ifadesi olabileceğini belirtirs.235, 24.
Kaynaklar: Hikâye — s. 10, 22, 24, 36, 235, 236, 373 · K2 · K1, s. 50
Merkez Efendi kimdir?⌄
Merkez Efendi, asıl adı Musa bin Muslihuddin olan, İstanbul'un manevi sultanlarından bir velîdir. Medrese tahsili görmüş ve ulemâ sınıfına dahil olmuş, ardından İstanbul'a yerleşmiştir. Sümbül Efendi Hazretleri'nin müridi ve damadı olup, onun irşad zincirinin bir halkası olarak vazife yapmıştırs.155, 152. İsmini, mürşidi Sümbül Efendi'nin sorduğu bir soruya verdiği "her şeyi merkezinde bırakırdım" cevabından ve "cem'ul cem makamının" zuhur etmesinden almıştırs.138, 199. Varlığını terk ederek yokluk varlığını giyinmiş, daima niyaz içinde bulunmuş ve ilahi aşkın şurubunu içmiştirs.200, 151.
Kaynaklar: Her Şey Merkezinde mi? — s. 138, 151, 152, 155, 199, 200
›Ayrıntı
Merkez Efendi, Osmanlı döneminin önemli tasavvuf büyüklerinden biridir. Asıl adı Musa bin Muslihuddin'dir ve babasının adı Muslihuddin'dirs.2. Medrese eğitimi alarak ulemâ sınıfına katıldıktan sonra İstanbul'a gelmiş ve burada manevi bir mevkii elde etmiştirs.2, 152.
Onun hayatındaki dönüm noktası, Sümbül Efendi Hazretleri ile karşılaşmasıdır. Başlangıçta Sümbül Efendi'yi rüyasında evine sokmamaya çalıştığı bir deneyim yaşamış, ancak sonrasında onun vaazını dinlemek için camiye gitmiştir. Vaazdan sonra Sümbül Efendi'nin kendisini tanıdığını ve iç dünyasını bildiğini anlaması üzerine ona talebe olmuşturs.252.
"Merkez Efendi" ismini alması, mürşidi Sümbül Efendi'nin sorduğu bir soruya verdiği cevapla ilişkilidir. Sümbül Efendi'nin "Her şeyi merkezinde mi bırakırdın?" sorusuna "Evet, her şeyi merkezinde bırakırdım" cevabını vermesi üzerine bu ismi almıştırs.199, 138. Bu isim, onun "cem'ul cem makamına" ulaşmış bir velî olduğunu ifade eders.138.
Sümbül Efendi'den icazet aldıktan sonra kendi dergâhına çekilmiş ve irşad vazifesine devam etmiştirs.155, 252. Sümbül Efendi'nin kızı Rahime Hanım ile evlenerek onun damadı olmuşturs.155, 151. Bu evlilik, mürşidine olan bağlılığını ve hizmetini pekiştirmiştirs.200. Merkez Efendi, varlığını terk ederek yokluk varlığını giyinmiş, daima niyaz içinde bulunmuş ve ilahi aşkın şurubunu içmiştirs.200, 151. Yavuz Sultan Selim'in onun adına cami ve medrese yaptırdığı ve ilminin enginliği sebebiyle Manisa'ya gönderdiği de belirtilmektedirs.253.
Kaynaklar: Her Şey Merkezinde mi? — s. 2, 138, 151, 152, 155, 199, 200, 252, 253
Kitaptaki mürşid-mürid ilişkisi nasıl anlatılıyor?⌄
Kitaptaki mürşid-mürid ilişkisi, sâlikin mânevî yolculuğunda bir rehberlik ve teslimiyet bağı olarak ele alınır. Mürid, mürşidine tam bir teslimiyetle bağlanır ve onun irşadıyla mânevî kemâlâta ulaşmayı hedefler. Bu ilişki, Merkez Efendi ve Sümbül Efendi örneğinde olduğu gibi, müridin mürşidinin sözünü "merkezinde bırakması"s.159, 165 ve mürşidin de müridinden râzı olmasıylas.159 derinleşir. Mürşid, müridi "kal'den hâle" geçirenK1 ve onu Hakk'ın irşad zincirine dahil edens.161 kâmil bir velîdir. Mürid, mürşidinin elinde "önce ölür"s.161 ve onun himmetiyle seyr-i sülûkunda ilerlers.130, 219. Bu bağ, karşılıklı muhabbet ve ilâhî aşkın bir tecellîsi olarak anlatılırs.163, 285.
Kaynaklar: Her Şey Merkezinde mi? — s. 130, 159, 161, 163, 165, 219, 285 · K1, s. 63
›Ayrıntı
Kitapta mürşid-mürid ilişkisi, tasavvufî sülûkun temelini oluşturan, karşılıklı teslimiyet ve rehberlik esasına dayalı bir bağ olarak işlenir. Mürid, "irâde eden, isteyen, talep eden"K1 kişi olarak, mânevî yolculuğa çıkma iradesini ortaya koyar ve bir mürşide bey'at ederek bu yola adım atarK1. Merkez Efendi'nin hikâyesinde, Muslihuddin'in medrese tahsilinden sonra "Allah'ın ilmini öğretecek Allah sevgilisi Mürşidi Sümbül Efendi Hazretleri ile karşılaştığı"s.152 belirtilir. Bu karşılaşma, müridin mânevî rehber arayışının somut bir ifadesidir.
Mürşid ise, "doğru yola ileten, rehber, yol gösterici"K1 kâmil bir velîdir. Onun görevi, sâliki "kal'den hâle" geçirmekK1 ve nefsânî tuzaklardan korumaktır. Kitapta, müridin mürşidine tam teslimiyeti vurgulanır. Merkez Efendi'nin, Sümbül Efendi'nin sorusunu "merkezinde bırakırdım!" sözleriyle cevaplaması, müridin mürşidine olan "teslimiyeti Razı mertebesini"s.159 gösterir. Bu teslimiyet, mürşidin sözünü Hakk'ın bir tecellîsi olarak görmekten kaynaklanırs.165.
Mürşid, müridine "Hizmet evlad" emriyle "seyrullah izin verir"s.130 ve onun mânevî gelişimine yön verir. Bu süreçte mürid, "Mürşidin elinde önce ölür"s.161 ifadesiyle nefsini terbiye etme ve benliğini terk etme yoluna girer. Sümbül Efendi'nin Merkez Efendi'ye "Hamdolsun Yüce Allah'a ki, senin gözlerinden hak bakıyor. Artık o da Allah'ın irşad zincirinin bir halkasıydı"s.161 demesi, müridin mürşidi vasıtasıyla mânevî kemâlâta ulaştığını ve artık kendisinin de irşad ehli olmaya aday olduğunu gösterir. İlişki, "muhabbet mülâkiliği"s.163 ile derinleşir ve mürşidin himmetiyle müridin "ruhsal kemalata"s.219 ulaşması hedeflenir. Merkez Efendi'nin çiçeklerde ilâhî zikri duyması ve Sümbül Efendi'ye damat olması, bu mânevî birleşmenin ve irşad zincirine dahil olmanın bir sembolüdürs.285.
Kaynaklar: K1, s. 63, 82 · Her Şey Merkezinde mi? — s. 130, 152, 159, 161, 163, 219, 285 · Her Şey Merkezinde mi! — s. 165
Seyr-i süluk nedir ve bu hikâyede nasıl bir örneği var?⌄
Seyr-i sülûk, tasavvufta sâlikin manevî yolculuğunun bütününe verilen isimdir ve klasik olarak "seyr fillâh" (Allah'ta sefer) ile "seyr ilallâh" (Allah'a sefer) olmak üzere iki ana hatta ayrılırK1. Bu yolculuk, kişinin nefsinden, dünyadan ve mâsivâdan Hakk'a yönelmesiyle başlar ve mârifet kademelerinde ilerlemesini sağlarK1. "Her Şey Merkezinde mi?" hikâyesinde seyr-i sülûk, insanın kendi nefsindeki Hakk'ı müşâhede etmesi ve bu yolculukta "merkez" kavramının önemini idrak etmesi olarak örneklendirilirs.64, 10. Hikâye, sâlikin cisimden isme, sıfata ve Zât'a doğru yaptığı bu seyahatte, kendi nefsindeki Hakk'tan uzaklaşmaması gerektiğini vurgulars.186, 64.
Kaynaklar: K1, s. 265 · Hikâye — s. 10, 64, 186
›Ayrıntı
Seyr-i sülûk, tasavvufî hayatın tam adıdır ve sâlikin başlangıçtan vâsıllığa kadar geçtiği yolun bütününü kapsarK1. Bu manevî yolculuk, müridin mürşid rehberliğinde geçtiği mertebelerden oluşurvikipedi. Klasik tasnifte dört ana seyrden bahsedilir: Seyr ilallâh (Allah'a sefer), Seyr fillâh (Allah'ta sefer), Seyr maallâh (Allah'la sefer) ve Seyr anillâh / billâh (Allah'tan sefer)K1. Hikâyede seyr-i sülûk, insanın kendi nefsindeki Hakk'ı müşâhede etmesi olarak ele alınır ve "merkez" kavramı etrafında şekillenirs.64, 10. İnsan, cisimden isme, sıfata ve Zât'a doğru yaptığı bu yolculukta, kendi nefsindeki Hakk'tan uzaklaşmamalıdırs.186, 64. Zira Hakk'ı kendi nefsinin dışında aramak, yolun uzamasına ve merkezden dış çevreye doğru uzanan bir eğriye dönüşmesine sebep olurs.64. Bu durumdaki bir sâlik, işin hakikatinden ve merkezinden gâfil kalır, Hakk'ı ne kendi nefsinde ne de diğer görünme yerlerinde müşâhede edemezs.10. Seyr-i sülûk ile amaçlanan, kişinin kendi kayıtlı hüviyetinden hüviyet-i mutlak'a bir yolculuk yapması ve kesretin ardındaki birliği idrak etmesidirs.47. Bu idrak, "Fe eynemâ tuvellû fe semme vechullâh" (ne tarafa dönerseniz Allah'ın vechi oradadır) ayetinin manasını kavramakla mümkündürs.244. Seyr-i sülûk eğitiminin kemâl noktası ise Muhammedi ahlak, hâl ve edebe ulaşmaktırs.226. Bu süreçte sâlik, kendini ve kendinden açığa çıkanları seyrederken Kur'an-ı Kerim ve Resulullah'ın örnek yaşamını ölçü alırs.226. Hikâye, Muharrem ayının seyr-i sülûk başlangıcı olarak kabul edildiği ve nefs terbiyesi için oruç tutulması gibi uygulamalara da değinirs.6.
Kaynaklar: K1, s. 265 · Vikipedi: Seyr-i Süluk · Hikâye — s. 6, 10, 47, 64, 186, 226, 244
Kitabın başlığı neden “Her Şey Merkezinde mi?”?⌄
"Her Şey Merkezinde mi?" başlığı, tasavvufî bir sorgulamayı ve mertebelere göre değişen hakikat idrakini yansıtır. Kitap, "merkez" kavramını hem fiziksel hem de mânevî anlamda ele alarak, her varlığın kendi içinde bir merkez taşıdığını ve nihayetinde tüm bu merkezlerin genel bir ilâhî merkeze bağlı olduğunu vurgular. Bu başlık, okuyucuyu, varoluşun ve ilâhî düzenin merkezîyetini, farklı idrak seviyelerinde nasıl algıladığımız üzerine düşünmeye sevk eder; zira şeriat ve tarikat mertebelerinde merkez çoklu ve çeşitliyken, hakikat/fenâfillâh mertebesinde her şey genel merkezin içindedirs.373.
Kaynaklar: Her Şey Merkezinde mi? — s. 373
›Ayrıntı
Kitabın "Her Şey Merkezinde mi?" başlığı, tasavvufî düşüncede "merkez" kavramının çok katmanlı yapısına işaret eder. Lugat anlamıyla "çekirdek" veya "orta nokta" olan merkezs.36, tasavvufta varoluşun kaynağı, idare edildiği yer ve dönüş noktası olarak ele alınırs.22. Bu başlık, okuyucuyu, her şeyin kendi varlığıyla hareket ettiği ve Hakk'ın ef'al, esmâ, sıfat ve zâtıyla birlikte tezahür ettiği bir âlemde, "merkez"in ne anlama geldiğini sorgulamaya davet eders.22.
Kitapta, "merkez" kavramı farklı mertebelerde açıklanır. Şeriat ve tarikat mertebelerinde merkez çoklu ve çeşitlidir; her insan kendi yaşamında bir merkezdir, tıpkı her hücre çekirdeğinin o hücrenin merkezi olması gibis.36, 373. Bu seviyede, kişi bebekken annesini, büyüdükçe arkadaşlarını veya sevdiği insanları merkezine alabilirs.25. Ancak hakikat/fenâfillâh mertebesinde, her şey iki yönden genel merkezin içindedirs.373. Bu, kişinin kendi içindeki merkezin aslında ilâhî merkezin bir yansıması olduğunu idrak etmesiyle gerçekleşir; "her söz merkezden gelip merkeze gidiyor ve ben bende dolanıp duruyormuşum, merkezden merkeze"s.50.
Başlık aynı zamanda, kişinin bulunduğu mertebeye göre "her şey merkezinde" olup olmadığını zannetmesiyle ilgili bir sorgulamayı da içerir; zira teorik olarak her şey merkezindedir, ancak bakış açısı değişebilirs.24. Zelzele, fırtına, savaş gibi celâlî tecellîler dahi, ilâhî sistem içinde kendi merkezindedir ve Allahlık ahlakı doğrultusunda işlers.235. Dolayısıyla, "Her Şey Merkezinde mi?" sorusu, sâlikin idrak seviyesine göre değişen bir hakikati ve nihayetinde tüm varoluşun ilâhî bir merkezden kaynaklandığı ve oraya döndüğü gerçeğini ifade eder.
Kaynaklar: Her Şey Merkezinde mi? — s. 22, 24, 25, 36, 50, 235, 373 · Gülşen-i Raz Şerhi — s. 22
Yazar Terzibaba (Necdet Ardıç) bu hikâyeyi neden anlatıyor?⌄
Verilen kaynaklarda Terzibaba (Necdet Ardıç)'ın "Her Şey Merkezinde mi?" başlıklı hikâyeyi neden anlattığına dair doğrudan bir açıklama bulunmamaktadır. Ancak, hikâyenin içeriği ve Terzibaba'nın genel tasavvufî yaklaşımı göz önüne alındığında, bu hikâyenin "Âdem için Secde" tatbikatı ile ortaya çıkan ilahî nizamı ve hakikatleri idrak etme çabasını anlatmak amacıyla kaleme alındığı anlaşılmaktadırs.192. Terzibaba, eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştıran bir mürşid olup, bu hikâye de onun irfan sofrasının bir parçası olarak sunulmuşturs.1, s.200. Hikâye, okuyuculara ilahî merhameti ve nizamı tefekkür ettirmeyi hedeflemektedir.
Kaynaklar: Her Şey Merkezinde mi? — Hikâye — s. 1, 192, 200
›Ayrıntı
Terzibaba Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biri olarak tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan bir şahsiyettir (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki). "Her Şey Merkezinde mi?" başlıklı hikâye, Necdet Ardıç İrfan Sofrası ve Necdet Ardıç Tasavvuf Serisi'nin bir parçası olarak sunulmuşturs.1, s.200. Hikâyenin temel amacı, "Âdem için Secde" tatbikatı ile ortaya çıkan ilahî nizamı ve hakikatleri idrak etme çabasıdırs.192. Bu bağlamda, hikâye, Allah'ın nizamının asla değişmediğini, O'nun Rahman ve Rahim olduğunu, merhamet sahibi olduğunu ve merkezin nizam-ı İlahi içinde bulunduğunu vurgulamaktadırs.192. Terzibaba, bu hikâye aracılığıyla okuyucularını ilahî hakikatleri tefekkür etmeye ve idrak etmeye davet etmektedir. Hikâyenin, Terzibaba'nın genel öğretileriyle uyumlu olarak, tasavvufî bir bakış açısıyla ilahî düzeni ve insanın bu düzendeki yerini açıklamayı amaçladığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, hikâyenin "Muhammedi Gönl-ü sevdayı" anlattığı belirtilerek, tasavvufî aşk ve irfanın önemine işaret edilmektedirs.192. Hikâyenin sonradan kaleme alınıp düzenlendiği ve tevhidî manada bilgi sahibi olmayan bir yazar tarafından aktarıcı rolüyle sunulduğu da belirtilmiştirs.356. Bu durum, hikâyenin Terzibaba'nın öğretilerini geniş kitlelere ulaştırma çabasının bir parçası olduğunu göstermektedir.
Kaynaklar: Her Şey Merkezinde mi? — Hikâye — s. 1, 192, 200, 356
Bu kitap sadece tasavvufla ilgilenenler için mi?⌄
Verilen kaynaklara göre, "Her Şey Merkezinde mi?" adlı kitabın sadece tasavvufla ilgilenenlere yönelik olup olmadığına dair doğrudan bir ifade bulunmamaktadır. Ancak kitabın içeriği, tasavvufî kavramlar, Vahdet-i Vücud inancı, nefis mertebeleri, tevhid, ilâhî aşk, mürşid-sâlik ilişkisi gibi konuları ele almasıs.183, 363, 340, 129, 341 ve Terzi Baba ile İnsan-ı Kâmil gibi tasavvufî eserlere atıflarda bulunmasıs.394, 392, 107, kitabın ağırlıklı olarak tasavvuf ve irfanî konulara ilgi duyan okuyuculara hitap ettiğini düşündürmektedir. Kitap, Allah'ın sırlarını keşfetme ilmi olan tasavvufu ve Vahdet-i Vücud'u temel alarak, varlığın tekliğini ve her şeyin Hakk'ın tecellisi olduğunu vurgulamaktadırs.183, 102.
Kaynaklar: Her Şey Merkezinde mi? — Hikâye — s. 102, 107, 129, 183, 340, 341, 363, 392, 394
›Ayrıntı
"Her Şey Merkezinde mi?" adlı eserin içeriği incelendiğinde, tasavvufî bir bakış açısıyla yazıldığı anlaşılmaktadır. Kitap, "tek olan gerçeğin (Allah) sırlarını keşfetme ilmi olan tasavvuf ve Vahdet-i Vücud" inancını merkeze almaktadırs.183. Bu bağlamda, Allah'ın bütün âlemleri kapsayan tek varlık olduğu, eşi, benzeri ve zıddı bulunmadığı ifade edilmektedirs.183. Eser, "eşya sandığın bütün bu âlemin hepsi, Hakk'ın bir kitabıdır" diyerek, varlığa tasavvufî bir yorum getirmektedirs.363.
Kitapta ele alınan konular arasında nefis mertebeleri, Tevhid-i Ef'âl, Âdemiyet, Museviyet ve İseviyet (Fenâfillah) mertebeleri gibi tasavvufî sülûk aşamaları yer almaktadırs.363, 340. Ayrıca, mürşid-sâlik ilişkisi ve mürşidin eteğine yapışarak manevî nimetlerden nasip alma vurgusu da bulunmaktadırs.129, 341. Eser, tasavvufî eğitimin kişide "hüsn-ü zan" oluşturması gerektiği fikrini de barındırmaktadırs.227.
Kaynakçada Terzi Baba'nın çeşitli eserleri ile Abdulkerim Cili'nin "İnsan-ı Kâmil" adlı klasik tasavvufî eserine atıfta bulunulmasıs.394, 392, kitabın tasavvuf geleneği içinde konumlandığını göstermektedir. Yazarın Fusus'ul-hikem'i okuduğunu ve Terzi Baba'nın kitapları ile sohbetlerini takip ettiğini belirtmesis.107, eserin tasavvufî birikimle yoğrulduğunu ortaya koymaktadır. Bu bilgiler ışığında, kitabın temel hedef kitlesinin tasavvuf ve irfanî konulara ilgi duyan okuyucular olduğu söylenebilir.
Kaynaklar: Her Şey Merkezinde mi? — Hikâye — s. 107, 129, 183, 227, 340, 341, 363, 392, 394
Merkez Efendi'nin rüyasının ibretlik yönü nedir?⌄
Merkez Efendi'nin rüyası, ilimden irfana geçişin, akılcı yaklaşımdan kalbî idrake yönelişin ve mutlak teslimiyetin ibretlik bir örneğidir. Medrese tahsiliyle naklî ilimde mesafe kat eden Merkez Efendi, rüyası aracılığıyla akl-ı cüz'ün tek başına tatmin edici olmadığını idrak etmiş ve kendisini irfaniyet yoluna sevk edecek mürşidi Sümbül Efendi'ye ilahi bir rahmetle yönlendirilmiştirs.266. Bu rüya, Hakk'ın isimlerinin ve sıfatlarının idrak edilerek her yerde O'nu görebilme haline ulaşmanın, yani "Nereye dönerseniz Allah oradadır" hakikatini giyinmenin başlangıcı olmuşturs.167.
Kaynaklar: Her Şey Merkezinde mi? — Hikâye — s. 167, 266
›Ayrıntı
Merkez Efendi'nin rüyası, tasavvuf yolunda sâlikin geçirdiği dönüşümün önemli bir aşamasını temsil eder. Başlangıçta naklî ilimlerde derinleşmiş bir âlim olan Musa bin Muslihuddin (Merkez Efendi'nin asıl adı), medrese eğitiminin zirvesine ulaşmıştırs.159, 266. Ancak bu ilim, onun ruhsal tatminini sağlamakta yetersiz kalmıştır. Rüyası, aklın sınırlılıklarını ve irfan yolunun gerekliliğini işaret eden ilahi bir uyarı niteliğindedirs.266. Bu rüya sayesinde, aklî bilginin ötesinde, kalbî bir idrak ve müşâhede mertebesine ulaşma ihtiyacını hissetmiştir.
Rüyasının ibretlik yönü, onu Sümbül Efendi gibi kâmil bir mürşide yönlendirmesidir. Bu yöneliş, Merkez Efendi'nin "varlığını terk ederek yokluk varlığını giyinmesi" ve daimi niyaz içinde olmasıyla sonuçlanmıştırs.200. Mürşidinin önüne getirdiği kuru papatya hikayesi de bu teslimiyetin bir göstergesidir. Diğer dervişler rengarenk çiçekler getirirken, Merkez Efendi'nin tek, solmuş bir papatya getirmesi, her çiçeği zikr-i İlahi ile titrer bulduğu için koparamamasından kaynaklanmıştırs.343. Bu durum, onun her şeyde Hakk'ın tecellisini müşâhede etme mertebesine ulaştığını, yani "her nereye bakılsa orada Allah'ı görebilme haline gelme" idrakini kazandığını göstermiştirs.167. Sümbül Efendi'nin bu davranışı beklemesi ve Merkez Efendi'ye "iç gözlerine İlahi hikmet sürmesi çekilmiş" demesi, onun irfaniyet yolundaki ilerlemesini tasdik etmiştirs.149, 344. Böylece rüya, Merkez Efendi'nin fenâfillah makamında idrak ettiği hakikatleri bekâbillah mertebesinde ifade etmesinin ve ilahi aşkın şurubunu gönül dudaklarıyla içmesinin başlangıcı olmuşturs.151, 353.
Kaynaklar: Her Şey Merkezinde mi? — Hikâye — s. 149, 151, 159, 167, 200, 266, 343, 344, 353