İçeriğe atla
Îmân ve İkân kapak gorseli

Îmân ve İkân

Terzibaba - Necdet Ardıç

181 sayfa~272 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Terzibaba (Yazar)Necdet Ardıç (Yazar)TasavvufİmanİkânİslamManeviyatDini LiteratürSufizmAhlak

Sıkça Sorulan Sorular

“Îmân ve İkân” kitabı ne anlatıyor?

"Îmân ve İkân" kitabı, imanın mertebelerini, hakikatini ve ikân ile olan ilişkisini derinlemesine ele alan bir eserdir. Kitap, imanın sadece gayba inanmaktan ibaret olmadığını, aynı zamanda müşahedeye dönüşen bir kemâl mertebesi olan ikânı da içerdiğini vurgular. İman, başlangıçta ikiliği gerektiren bir hâl iken, ikân mertebesinde Hakk'ın varlığının müşahede edilmesiyle imana olan ihtiyacın ortadan kalktığı ve Hakk'ın tek başına kaldığı bir hâle işaret eder. Eser, imanın farklı katmanlarını, peygamberlerin imanlarını ve imanın salih amellerle olan ayrılmaz bağını açıklayarak, okuyucuyu imanın hakikatine doğru bir yolculuğa çıkarırs.14, 149, 166.

Kaynaklar: Îmân ve İkân — s. 14, 149, 166

Ayrıntı

"Îmân ve İkân" kitabı, imanı sadece bir kabul veya tasdik olarak değil, aynı zamanda bir seyr ve kemâl süreci olarak inceler. Kitap, imanın başlangıçta gayba yönelik olduğunu, yani henüz müşahede edilmeyen bir varlığa güven ve itimatla inanma hâli olduğunu belirtirs.138. Bu ilk mertebede, kişi Allah'ın varlığına ve birliğine, peygamberlerin tavsiyeleri ve güvenilir kaynaklar aracılığıyla iman eders.58. Ancak bu, imanın nihai noktası değildir. Eser, imanın "Hakkan mü'min olarak" sabahlamak gibi daha derin bir hakikati olduğunu, sadece "ben Allah'a iman ettim" demekle işin tamamlanmadığını ifade eders.45.

İmanın kemâl mertebesi olan ikân, Hakk'ın varlığının müşahede edilmesiyle ortaya çıkar. Bu mertebede, iman eden ile iman edilen arasındaki ikilik ortadan kalkar ve kişi Hakk'ı bizzat müşahede eders.166, 169. Kitap, bu durumu bir evin varlığına dışarıdan iman etmekle, o eve girip varlığını müşahede etmek arasındaki farka benzetir; müşahede gerçekleştiğinde imana gerek kalmazs.149. İkân, "ilmi iman" ve "şuhudi iman"ın toplamını bünyesinde barındırırs.138.

Kitap ayrıca, imanın farklı mertebelerini ve peygamberlerin imanlarını da ele alır. Örneğin, Âdem (a.s.)'ın imanının günahlarından arınmak için Rabbine yalvarması şeklinde tezahür ettiğini belirtirs.127. İmanın sadece kalpte bir tasdik olmadığını, aynı zamanda salih amellerle tatbik edilmesi gereken bir sözleşme olduğunu vurgular. İmanın şartlarının yerine getirilmemesi durumunda, imanın hakikatinin gerçekleşmeyeceği ifade edilirs.56. Eser, Kur'an'daki ayetlerin, imanın mertebelerinin yükseldiğini ve her mertebede farklı bir idrakin söz konusu olduğunu gösterdiğini açıklars.89, 11. "Îmân ve İkân", bu yönleriyle imanın zahirinden batınına, gaybından müşahedesine uzanan geniş bir perspektif sunar.

Kaynaklar: Îmân ve İkân — s. 11, 45, 56, 58, 89, 127, 138, 149, 166, 169

Îkân makamı nedir, günlük hayattan bir örnekle açıklayabilir misiniz?

Îkân makamı, imanın kemâle erdiği, şüphenin tamamen ortadan kalktığı ve Hakk'ın varlığının doğrudan müşâhede edildiği en yüksek manevî mertebedir. Bu makamda sâlik, Hakk'ın fiillerini kendi fiilleri olarak idrâk eder ve ibadetler "ubûdet" hâline gelir; yani ibadetleri kul değil, Hakk'ın kendisi yapars.143. Îkân, imansızlık değil, imanın ötesine geçerek Hakk'ı gözle görülür gibi bilme ve yaşama hâlidir; tıpkı bir evin varlığına dışarıdan iman etmek yerine, evin içine girip onu bizzat müşâhede etmek gibidirs.149. Bu mertebe, gayb âlemi ile şehâdet âleminin birleştiği, Hakk'ın her şeyde tecellî ettiğinin açıkça görüldüğü bir hâldirs.77.

Kaynaklar: Îmân ve İkân — s. 77, 143, 149

Ayrıntı

Îkân, tasavvufî sülûkun zirve noktalarından biridir ve imanın en olgun hâlidir. Ârifler için iman bir vesile iken, ikân imanın kemâlidir ve bu mertebede iman hükmü düşer, yerine ikân gelirs.149. Bu, imansızlık anlamına gelmez; aksine, imanın ötesine geçerek Hakk'ın varlığını ve birliğini şüpheye yer bırakmayacak şekilde idrâk etmektir.

Günlük hayattan bir örnekle açıklamak gerekirse: Bir evin varlığına dışarıdan, adresini ve yollarını öğrenerek inanmak imandır. Ancak o eve girip, içinde yaşayarak, odalarını, eşyalarını bizzat görmek ve deneyimlemek ikândır. Artık "evin varlığına iman ettim" denmez, çünkü varlığı doğrudan müşâhede edilmiştirs.149.

Îkân makamında, sâlikin ibadet anlayışı da dönüşür. Normalde kulun fiili olan "ibadet" yerini "ubûdet"e bırakır. Ubûdet, ibadetleri kulun "ben yapıyorum" hükmüyle değil, Hakk'ın kendisinin yapmasıdır. Namaz, oruç gibi ibadetler devam eder, ancak bu fiillerin kaynağı ve yapanı Hakk olarak idrâk edilirs.143. Bu, sâlikin fiillerinde Hakk'ın tecellîsini görmesi ve her an Hakk ile irtibat hâlinde olması anlamına gelir ki bu durum, "Salât-ı Dâim" (sürekli namaz hâli) olarak da ifade edilebilirvikipedi.

Bu makamda gayb âlemi ile şehâdet âlemi birleşir. Ruhun varlığı gibi gözle görülmeyen ancak etkileri hissedilen şeyler, ikân ehli için artık gayb olmaktan çıkar, doğrudan müşâhede edilir hâle gelir. Tıpkı ruhun varlığından şüphe edilmemesi ve onun etkilerinin hayatımızda görülmesi gibis.77, s.66. Bu, Hakk'ın her şeyde tecellî ettiğinin ve her an hazır ve nazır olduğunun tam bir idrâkidir.

Kaynaklar: Îmân ve İkân — s. 66, 77, 143, 149 · Vikipedi: Salât-ı Dâim

Kitabın temel aldığı “Yâ Hârise, nasıl sabahladın?” kıssası neyi ifade eder?

"Yâ Hârise, nasıl sabahladın?" kıssası, tasavvufta sâlikin (yolcu) kendi iç âlemine yönelerek imanının hakikatini sorgulamasını ve bu sorgulama neticesinde elde ettiği manevi hâli ifade eder. Bu kıssa, her bireyin kendi nefsine dönüp "dün ne yaptım ve bugün nasıl sabahladım" diye sorması gerektiğini vurgulars.7. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) Hz. Hârise'ye yönelttiği bu soru, sadece bir sabah hâlini değil, aynı zamanda kişinin imanının derinliğini ve Hak ile olan ilişkisinin mahiyetini anlamaya yönelik bir davettirs.17. Hz. Hârise'nin cevabı ise, nefsi dünyadan uzaklaştırma, mal ve mülke değer vermeme, gündüz susuz ve gece uykusuz kalma gibi mücâhede hâllerini ve Rabb'in arşına, cennet ve cehennem ehline nazar etme gibi mükâşefe hâllerini içerirs.5. Bu, imanın sadece bir iddia olmaktan öte, yaşanılan bir hakikat olması gerektiğini gösterirs.45.

Kaynaklar: Îmân ve İkân — s. 5, 7, 17, 45

Ayrıntı

"Yâ Hârise, nasıl sabahladın?" kıssası, tasavvufî sülûkun temel bir başlangıç noktası ve sürekli bir murakabe hâli olarak sunulur. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) bu soruyu Hz. Hârise'ye yöneltmesi, her müminin kendi iç muhasebesini yapması gerektiğine işaret eders.6. Bu soru, kişinin "dün ne yaptım ve bugün nasıl sabahladım" diye kendine sormasıyla başlayan bir şuurlanma sürecini tetikler; zira dün yapılanların bugünkü hâle yansıdığı belirtilirs.7.

Hz. Hârise'nin "Hakk'an sabahladım" cevabı üzerine Peygamber Efendimiz, "Her bir şeyin bir hakikati vardır; şimdi senin imanının hakikati nedir yâ Hârise?" diye sorarak, imanın sadece sözde kalmayıp, yaşanılan bir gerçekliğe dönüşmesi gerektiğini vurgulars.17, s.45. Bu, bir iddia olan sözün ispatını talep etmektirs.12. Hz. Hârise'nin cevabı, bu hakikatin tezahürlerini ortaya koyar: nefsi dünyadan uzaklaştırmak, altın ve gümüş ile taşı ve kerpici aynı görmek, gündüz susuz ve gece uykusuz kalmak gibi mücâhede ve riyâzat hâlleris.5.

Bu hâller, sâlikin kalbine ilâhî bir lütuf olarak gelen geçici nurlar olan hâllerin yerleşmesi ve makamlara dönüşmesi sürecini ifade ederK2. Hz. Hârise'nin "sanki açıktan açığa Rabb'imin arşına bakıyorum ve cennet ehline nazar ediyorum ki, orada birbirlerini ziyaret ederler; ve cehennem ehline nazar ediyorum ki, birbirlerine havlarlar" ifadesi ise, mükâşefe hâlini, yani gayb âleminden veya Hak'tan kalbine inen doğrudan idrâkleri gösterirs.5; K1-50. Bu, sûretî mükâşefe (âlem-i misâle ait manzaraları müşâhede) ve mânevî mükâşefe (hakikatleri kalbine inmiş gibi anlama) türlerini içerebilirK1. Dolayısıyla kıssa, imanın sadece bir tasdik değil, aynı zamanda bir yaşantı, bir hâl ve bir müşâhede olduğunu anlatır.

Kaynaklar: Îmân ve İkân — s. 1, 5, 6, 7, 12, 17, 45, 50 · K2 · K1, s. 50

Terzibaba - Necdet Ardıç kimdir?

Necdet Ardıç, Uşşâkî tarikatına mensup, günümüzün önemli mürşidlerinden biri olarak kabul edilen bir tasavvuf büyüğüdür. "Terzibaba" lakabıyla tanınır ve tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna şahsiyetlerdendir. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmıştır (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Tekirdağ'da yaşamış ve irşad faaliyetlerini buradan sürdürmüştürs.160, 177.

Kaynaklar: Îmân ve İkân — s. 160, 177

Ayrıntı

Necdet Ardıç, tasavvuf çevrelerinde "Terzibaba" olarak bilinen, Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biridir (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Kendisi, tasavvufî irfan geleneğini çağdaş döneme aktaran müstesna bir şahsiyet olarak kabul edilir (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki).

Eserleri ve sohbetleri aracılığıyla tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmıştır. Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla tanınır (Necdet Ardıç (Terzibaba) - Wiki). Ayrıca, Necdet Divanı, Hacc Divanı ve Lübb'ül Lübb Özün Özü gibi eserleri de bulunmaktadırs.181.

Necdet Ardıç'ın irşad faaliyetleri Tekirdağ merkezli olups.160, 177, müritleri ve sevenleri tarafından "Necdet Bey Sultan" olarak da anılmıştırs.151, 158. Kendisi, Îmân ve İkân adlı eserin de yazarıdır ve bu eserde İslam'ın kurtuluş yolu olduğunu, imanın önemini ve muhabbetullahın İslam ile oluştuğunu vurgulamıştırs.159.

Necdet Ardıç'ın ekolünden gelen müellifler arasında Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi isimler de bulunmaktadır. Bu müellifler, Necdet Ardıç riyâsetindeki tasavvuf serisi içinde çeşitli sûre tefsirleri kaleme almışlardır (Abdürrezzak Tek - Wiki, Terzi Oğlu Cem Cemâlî - Wiki). Necdet Ardıç, 2016 yılında vefat etmiştirs.180.

Kaynaklar: Îmân ve İkân — s. 151, 158, 159, 160, 177, 180, 181

İslâm, Îmân ve Îkân arasındaki fark nedir?

İslâm, îmân ve îkân, tasavvufî sülûkta birbirini takip eden ve derinleşen mertebeleri ifade eder. İslâm, Allah ile insan arasında zaten mevcut olan ancak perdelenmiş ezeli birliğin zuhur etmeye başladığı ilk adımdır. Îmân ise bu birliği güçlendiren, dil ile ikrar ve kalp ile tasdik edilen bir inanç halidir; başlangıçta ikilik barındırır (îmân eden ve edilen) ve taklidi, tahkiki ve yakîn olmak üzere üç aşamadan geçers.168. Îkân ise îmânın kemâli, yani en üst mertebesidir; bu aşamada ikilik ortadan kalkar, kişi Hak ile Hakk olur ve varlığın hakikatine vakıf olarak yakîn haline ulaşırs.14, 142, 149.

Kaynaklar: Îmân ve İkân — s. 14, 142, 149, 168

Ayrıntı

İslâm, îmân ve îkân arasındaki ilişki, Cenâb-ı Hakk ile insan arasındaki ezeli birliğin yeniden idrak edilmesi sürecindeki aşamaları gösterir. Bu süreç, Allah ile insan arasında zaten mevcut, ancak perdelenmiş olan bâtınî birliğin İslâm ile zuhura çıkmasıyla başlars.160.

İslâm: İlk mertebe olan İslâm, bu birliğin dışa vurumu ve başlangıcıdır. Kişi, Allah'ın varlığını ve birliğini kabul ederek teslimiyet gösterir.

Îmân: İslâm'ın ardından gelen îmân, bu birliği güçlendiren bir adımdır. Dini kitaplarda îmân, "Allah'ı ve gönderdiklerini dil ile ikrar, kalp ile tasdik etmektir" şeklinde özetlenirs.48. Îmânın kendi içinde üç aşaması bulunur:

  1. Taklidi îmân: Aileden, çevreden veya okuldan öğrenilen, çocuklukta oluşan ve Allah'ın varlığına dair bilincin başladığı ilk seviyedirs.168.
  2. Tahkiki îmân: Yaş ilerledikçe düşünce ve idraktaki gelişmeye paralel olarak çevredeki varlıkların müşahede edilmesiyle oluşan daha derin bir îmândırs.168.
  3. Yakîn (İlme'l-yakîn): Bu aşamada îmân, bilgi seviyesindeki kesinliğe ulaşır. Sâlik, anlatıyla, kitapla veya mantıkla bir hakikati bilirK1. Ancak îmân, başlangıçta bir ikilik barındırır; yani îmân eden ve îmân edilen ayrımı mevcutturs.14. Bu ikilik, kesretten en az kesrete, yani ikiye düşürülmüş bir haldir ve vahdete ulaşmadan önceki bir basamaktırs.14.

Îkân: Îmânın kemâli ve en üst mertebesi îkândırs.13, 149. Îkân, yakîn ehlinin kurb (yakınlık) halidirs.13. Bu mertebede, îmânın gerektirdiği ikilik ortadan kalkar. Kişi, Hakk'ı kendinde ve bütün âlemde bulduğu için adrese veya rehbere ihtiyaç duymaz; îmân düşer ve yerine îkân gelirs.24. Îkân, varlığın hakikatine vakıf olunan, Hak ile Hakk olunan ve kişinin kendi kimliğinin ortadan kalktığı bir haldir. Bu durumda îmân edecek kimse kalmadığı için îmâna da ihtiyaç kalmazs.14, 142. Hz. Rasûlüllah'ın (s.a.v.) îmânı, bütün ilâhî mertebeleri kendinde topladığı için îkân mertebesindedir ve Zât mertebesi itibarıyla ve idrakiyle yaşamaktırs.110.

Kaynaklar: Îmân ve İkân — s. 13, 14, 24, 48, 110, 142, 149, 160, 168 · K1, s. 371

Bu kitap tasavvufa yeni başlayanlar için uygun mu?

Verilen kaynaklara göre, Necdet Ardıç'ın "Îmân ve İkân" adlı eseri, tasavvufa yeni başlayanlar için doğrudan uygun bir başlangıç kitabı olarak tanımlanmamaktadır. Kitap, daha ziyade belirli bir kardeşin gördüğü zuhuratın izahı gibi özel konulara odaklanmakta ve yazarın kendi sistemini ve kitaplarını okuyan, belirli bir çevreye mensup kişilere hitap etmektedirs.153, s.157. Tasavvufî mertebelerin tekrarından ziyade, mevcut bilgileri daha kolay anlaşılır kılmayı hedeflediği belirtilmektedirs.156. Bu durum, eserin tasavvufun temel kavramlarını baştan sona öğreten bir giriş kitabı olmaktan ziyade, belirli bir irfanî tecrübe ve bilgi birikimine sahip okuyucuya yönelik olduğunu düşündürmektedir.

Kaynaklar: Îmân ve İkân — s. 153, 156, 157

Ayrıntı

"Îmân ve İkân" adlı eserin tasavvufa yeni başlayanlar için uygunluğu, kaynaklarda sunulan bilgiler ışığında değerlendirildiğinde, doğrudan bir başlangıç kitabı niteliği taşımadığı anlaşılmaktadır. Kitabın yazarı Terzi Baba (Necdet Ardıç), eserin belirli bir okuyucu kitlesine hitap ettiğini belirtmektedir. Örneğin, bir bölümde "İ. ) rumuzlu kardeşimizin görmüş olduğu yukarıda kayıtlı olan zuhûratını, kitabımızın îmân bahsi bölümüyle ilgili olması cihetiyle, mümkün olabilen izâhını yapmağa çalışarak, bu bölüme ilâve etmeği uygun buldum" ifadesis.153, kitabın özel bir zuhuratın yorumlanması gibi spesifik konulara odaklandığını göstermektedir. Bu tür konular, tasavvufî terminolojiye ve tecrübelere aşina olmayan yeni başlayanlar için anlaşılması güç olabilir.

Ayrıca, yazarın "bizim sistemimiz ve bizim kitaplarımızı okumak sureti ile hareket etmelerini söylemiş idim"s.157 ifadesi, eserin belirli bir irfanî ekol veya çevreye mensup, yazarın diğer eserlerini de okumuş kişilere yönelik olduğunu düşündürmektedir. Kitabın genel tasavvufî mertebelerin tekrarından ziyade, "daha kolay anlaşılmalarını sağlamaya çalışmak"s.156 amacı taşıması, okuyucunun bu mertebeler hakkında zaten bir ön bilgiye sahip olduğunu varsaydığını göstermektedir. Bu durum, eserin temel tasavvufî kavramları sıfırdan öğreten bir giriş kitabı olmaktan ziyade, mevcut bilgileri derinleştirmeye veya belirli tecrübeleri yorumlamaya yönelik olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, tasavvufa yeni başlayan bir kişinin bu kitaptan beklediği temel bilgileri bulması zor olabilir.

Kaynaklar: Îmân ve İkân — s. 153, 156, 157

Kitapta geçen Tevhid hakikati nasıl açıklanıyor?

Kitapta geçen Tevhid hakikati, Allah'ın birliğini kabul etme ilkesi olarak tanımlanır ve tasavvufun nihai hedefidir. Bu hakikat, lâfzî tevhidden başlayarak mutlak tevhide ulaşmayı hedefler; mutlak tevhidde ikiliğe yer yoktur ve "çık aradan kalsın yaradan" ifadesiyle özetlenirs.23. Hz. İbrahim (a.s.) ile tevhid hakikatleri ortaya çıkmaya başlamış, onun mertebesi "tevhid-i ef'âl" olarak nitelendirilmiş ve kendisine "tevhidin babası" unvanı verilmiştirs.127, 129. Gerçek tevhid, Hz. Muhammed (s.a.v.)'in kimliğinde tenzih ve teşbih hakikatlerinin birleşmesiyle tam manasına ulaşırs.115.

Kaynaklar: Îmân ve İkân — s. 23, 115, 127, 129

Ayrıntı

Tevhid, İslam'ın temel esası ve tasavvufun nihai hedefi olarak kabul edilirvikipedi. Kitapta, tevhid eğitimi "birlik eğitimi" olarak ifade edilir ve bu eğitimin, kitabın şifresini çözmek için gerekli olduğu belirtilirs.88. Tevhidin farklı mertebeleri vardır. "Lâ ilâhe illâllah" kelime-i tevhid zikri, nefs-i emmare mertebesinden kurtuluşun anahtarıdırvikipedi. Bu lâfzî tevhid, mutlak tevhide ulaşmanın bir aracıdırs.145.

Mutlak tevhid anlayışında ikiliğe yer yoktur; bu, "çık aradan kalsın yaradan" basit ifadesiyle açıklanırs.23. İslam'ın zahirinde ikiliğe yer varken, bâtınında ve hakikatinde ikilik ortadan kalkars.131. Bu mertebede, kişinin kendinden beşerî bir şey kalmadığında, gerçek tevhidin imanı olan ikâna ulaşılır; bu, zat mertebesindeki imanın hakikatidirs.131.

Tevhid hakikatlerinin ortaya çıkışı Hz. İbrahim (a.s.) ile başlamıştır. Onun mertebesi "tevhid-i ef'âl" olarak tanımlanır ve kendisine "tevhidin babası" unvanı verilir. Hz. İbrahim'in imanı, tevhid-i ef'âl mertebesinin imanıdırs.127, 129. Hz. Musa (a.s.) ise tenzih manasında iman anlayışını getirmiş, bu mertebede Allah'ın göklerde, bilinmez ve ulaşılmaz olduğu düşünülmüştürs.129. Gerçek tevhid, tenzih ve teşbih hakikatlerinin Hz. Muhammed (s.a.v.)'in kimliğinde birleşmesiyle tam manasına ulaşır; diğerleri sadece lâfzî tevhid olarak kalırs.115. Tevhid mertebelerini idrak etmek, eşya sandığımız bu âlemdeki her şeyin Hakk'ın kitabı olduğunu okuyabilmek için gereklidirs.88.

Kaynaklar: Vikipedi: Tevhid, Kelime-i Tevhid · Îmân ve İkân — s. 23, 88, 115, 127, 129, 131, 145