İçeriğe atla
İnsân-ı Kâmil (Cilt 4) kapak gorseli

İnsân-ı Kâmil (Cilt 4)

Terzibaba - Necdet Ardıç

220 sayfa~330 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçi̇nsanı kamildijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

TerzibabaNecdet Ardıçİnsân-ı KâmilTasavvufİslamManeviyatAhlakMarifetullahHakikatVeliArifCiltli Eserler

Sıkça Sorulan Sorular

İnsân-ı Kâmil (Cilt 4) kitabı ne anlatıyor?

Necdet Ardıç'ın "İnsân-ı Kâmil (Cilt 4)" adlı eseri, Abdülkerim Cîlî Hazretleri'nin aynı isimli eserinin şerhi olup, kâmil insan kavramının derinlemesine izahını sunar. Kitap, İnsân-ı Kâmil'i sıfat-ı ilâhiye ve esma-i ilâhiye cihetinden kemâlât sahibi olan, Hakk'ın vücudu ile mevcut olan ve hiçbir izafet veya mecaz barındırmayan bir varlık olarak tanımlars.144, 143, 10. Eser, genel anlamda İnsân-ı Kâmil mertebesinin Hakikat-i Muhammediyye olduğunu ve bu mertebenin zuhur mahallinin Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz olduğunu vurgulars.143. Ayrıca, Cenâb-ı Hakk'ın bu tecellide olan kimselere gayb ilimlerini verdiğini ve kitabın da bu tecelliyle yazıldığını belirtirs.28.

Kaynaklar: İnsân-ı Kâmil Cilt 4 — s. 10, 28, 143, 144

Ayrıntı

"İnsân-ı Kâmil (Cilt 4)", Necdet Ardıç tarafından kaleme alınmış olup, Abdülkerim Cîlî Hazretleri'nin "İnsân-ı Kâmil" adlı eserinin şerhidirs.1. Bu eser, tasavvufî ilimlerin ve hakikatlerin müşahede yoluyla toplandığı, Mesnevî-i Şerîf, Fusûsu'l Hikem gibi kaynaklarla birlikte Necdet Ardıç'ın kendi sohbetlerinden beslenen bir içeriğe sahiptirs.226.

Kitap, İnsân-ı Kâmil'i "bütün sahalarda, sıfat-ı ilâhiye ve esma-i ilâhiye ve rabbül erbab cihetinden kemâlât sahibi olan insan" olarak tanımlars.144. Bu kâmil insan, Hakk'ın vücudu ile mevcut olduğundan, onda hiçbir izafet ve mecaz bulunmaz; hakikî bir vücuda sahiptirs.10. Genel anlamda İnsân-ı Kâmil, sıfat mertebesi itibarıyla Zât'ın ilk tecellisinin bir ismi olup, "Hakikat-i İnsaniye" veya "Hakikat-i Muhammediyye" isimleriyle de anılır. Bu mertebenin zuhur mahalli ise Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz'dirs.143.

İnsân-ı Kâmil, bütün âlemde sadece bir tanedir ve bu vasıf sadece O'na aittirs.143. O, "Ahsen-i takvim" üzere halkedilmiş olup, varlığında her şeyin özünü toplamış bir gavstırs.132. Kitap, Kur'an-ı Kerim'in hakikatlerinin bireylerde zuhura çıkmasının, İnsân-ı Kâmil'in zuhur mahalli olan Hz. Rasulullah (s.a.v.)'in mübarek bedenleri sayesinde mümkün olduğunu belirtirs.151. Eser, Cenâb-ı Hakk'ın bu tecellide olan kimselere gayb ilimlerini verdiğini ve bu kitabın da bu tecelliyle yazıldığını açıkça ifade eders.28.

Kaynaklar: İnsân-ı Kâmil Cilt 4 — s. 1, 10, 28, 132, 143, 144, 151, 226

İnsân-ı Kâmil kavramı ne demektir?

İnsân-ı Kâmil, tasavvufta Hakk'ın sıfat ve esmâsının tam olarak zuhur ettiği, kemâlât sahibi varlıktır. Bu mertebe, Hakikat-i Muhammediyye olarak da anılır ve Hz. Peygamber (s.a.v.) efendimiz bu mertebenin zuhur mahallidirs.143. İnsân-ı Kâmil, Hakk'ın vücudu ile mevcut olup, onda hiçbir izafet ve mecaz bulunmaz; tam bir hayat sahibidirs.143, 142. O, Hakk ile halkı birleştiren, zahiri ve batını ile âlemlere rahmet olan bir varlıktırs.78, 11.

Kaynaklar: İnsân-ı Kâmil, Cilt 4 — s. 11, 78, 142, 143

Ayrıntı

İnsân-ı Kâmil, tasavvufî düşüncede hayatın tam suretiyle zuhur ettiği, kemâlâtın zirvesine ulaşmış kişiyi ifade eders.142. Bu kavram, genel ve özel olmak üzere iki veçheye sahiptir. Genel anlamda İnsân-ı Kâmil, sıfat mertebesi itibarıyla Zât'ın ilk tecellisinin bir ismidir ve "Hakikat-i İnsaniye" veya "Hakikat-i Muhammediyye" gibi isimlerle de anılır. Bu mertebenin zuhur mahalli ise Hz. Peygamber (s.a.v.) efendimizdirs.143.

İnsân-ı Kâmil, bütün sahalarda ilâhî sıfat ve esmâ ile kemâlât sahibi olan insandır. O, Hakk'ın vücudu ile mevcut olduğundan, varlığında ne bir izafet ne de bir mecaz bulunur; hakikî bir vücutla mevcutturs.143. Başkalarına nazaran tam bir hayat sahibidir ve her mertebesi itibarıyla bu hayat ancak Kâmil İnsan'da zuhura çıkars.143.

İnsân-ı Kâmil, Hakk ile halkı birleştiren, suret ile mânâyı cem eden bir varlıktır. Bu yönüyle tüm âlemlere rahmettir, zira Kur'ân-ı Kerîm'de Hz. Peygamber (s.a.v.) hakkında "Biz seni ancak âlemlere rahmet olasın diye gönderdik" buyrulmuştur (Enbiyâ Sûresi, 21/107)s.78, 11. O, "Ahsen-i takvim" üzere yaratılmış olup, varlığında her şeyin özünü toplamıştırs.132. Kâmil İnsan, Hakk'ın bu âlemdeki en açık olduğu yer olduğu gibi, aynı zamanda ehli zahire karşı en kapalı, örtülü ve mestûr olduğu yerdirs.87. Bu kavram, tasavvufî sülûkun nihai hedefi ve velâyetin en yüksek mertebesi olarak kabul edilir.

Kaynaklar: İnsân-ı Kâmil, Cilt 4 — s. 11, 78, 87, 132, 142, 143

Kitabın yazarı Terzibaba kimdir?

Necdet Ardıç, tasavvuf çevrelerinde "Terzibaba" olarak bilinen, Uşşâkî tarikatının günümüzdeki önemli mürşidlerinden biridir. O, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan ve eserleri ile sohbetleri aracılığıyla tasavvufu geniş kitlelere ulaştıran müstesna bir şahsiyettir (Necdet Ardıç, Wiki). Terzibaba, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla tanınır (Necdet Ardıç, Wiki). Kendi ifadesiyle, yazdığı kitaplarda "taze bir bilgi, yeni bir bilgi" sunmaya gayret ederken, eski bilgilerden de faydalanarak telif eserler ortaya koymuştur; diğerleri ise aktarma ve derlemedirs.170. Terzibaba'nın eserleri arasında Necdet Divanı, Hacc Divanı ve Lübb'ül Lübb Özün Özü gibi kitaplar da bulunmaktadırs.225.

Kaynaklar: İnsân-ı Kâmil, Cilt 4 — s. 170, 225

Ayrıntı

Necdet Ardıç, tasavvufî irfanı günümüze taşıyan ve Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biri olarak kabul edilir (Necdet Ardıç, Wiki). Kendisi, tasavvufî hakikatleri geniş kitlelere ulaştırma gayesiyle eserler kaleme almış ve sohbetler yapmıştır (Necdet Ardıç, Wiki). Terzibaba'nın bu çabası, özellikle Abdülkerim Cîlî'nin İnsân-ı Kâmil isimli eserinin şerhi gibi çalışmalarında açıkça görülürs.1. Bu şerh, "çok yüce hakikatleri bünyesinde bulunduran" bir eser olarak nitelendirilmiştirs.1.

Terzibaba, kendi eserlerinin özgünlüğüne vurgu yaparak, "Benim bu kitabıma yazdıklarımı, benden önce hiç kimse, hiç bir kitaba yazmamıştır… Hele benim bildiğim kadarını…" ifadelerini kullanmıştırs.162, 161. Bu durum, onun tasavvufî bilgiye kendi keşif ve idrakleriyle yeni boyutlar kattığını göstermektedir. Eserlerinde, "taze bir bilgi, yeni bir bilgi" sunma gayreti içinde olduğunu belirtmiş, eski bilgilerden de istifade etmekle birlikte, asıl amacının telif eserler ortaya koymak olduğunu ifade etmiştirs.170. Terzibaba'nın kitapları arasında Necdet Divanı, Hacc Divanı, İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri ve Lübb’ül Lübb Özün Özü gibi eserler bulunmaktadırs.225, 226. Bu eserler, okuyucuyu evvela kendini, sonra da Rabb'ini tanımaya yönlendiren, tefekkür hayatında önemli bir yer tutması gereken "tevhid kitapları" olarak tanımlanırs.2. O, insanın "Hakk’ın zât-i zuhur mahalli ve âlemin göz bebeği" olduğu hakikatini anlaması ve asli asaletine ulaşması için bu tür eserlerin önemine dikkat çekmiştirs.2.

Kaynaklar: İnsân-ı Kâmil, Cilt 4 — s. 1, 2, 161, 162, 170, 225, 226

Sıfatlar tecellîsi ne anlama geliyor?

Sıfatlar tecellîsi, Cenâb-ı Hakk'ın zâtının, kullarından birine kendi sıfatlarından biriyle zuhur etmesi ve bu zuhurun kulda o sıfatın özelliklerinin belirmesi anlamına gelir. Bu tecellî, kulun zât durumuna ve hakikatine göre gerçekleşir ve Hak, rab sıfatıyla zuhur ederek zâtını perdelers.14. Sıfatlar tecellîsi, Hak'ın varlığından ve zâtından ayrı bir şey değildirs.11. Bu tecellîye nail olan sâlik, tecellî ettiği sıfatın semasında yüzmeye başlar ve o sıfatın son haddine icmal yoluyla ulaşırs.3. Örneğin, irâde sıfatıyla tecellî eden kulun iradesiyle yaratılmışlar üzerinde tesir meydana gelirkens.66, kudret sıfatıyla tecellî eden kulda eşyanın onun kudretiyle var olması durumu gözlemlenirs.70. Sıfât-ı Subûtiyye'den olan hayat, zâta en yakın tecellî olup, hayatın tecellîsi ilim olarak, ilmin tecellîsi ise irâde olarak zuhur eders.180.

Kaynaklar: İnsân-ı Kâmil, Cilt 4 — s. 3, 11, 14, 66, 70, 180

Ayrıntı

Sıfatlar tecellîsi, tasavvufî bir kavram olup, Allah'ın isim ve sıfatlarının varlıkta görünmesi olan tecellînin özel bir mertebesidirvikipedi. Bu tecellîde, kulun zâtı, Hak'ın sıfatlarından biriyle zuhur mahalli olur. Bu durum, Hak'ın Rahmaniyetinden Rububiyetine geçişi, yani bütün esmâ-i ilâhiye ile tecellî etmesi sıfat mertebelerinin esmâ ismiyle zuhurudurs.14. Sıfatlar tecellîsi, kulun kendi varlığında Hak'ın sıfatlarının tezahür etmesi demektir; ancak bu tecellî, Hak'ın zâtından ayrı bir şey değildirs.11.

Bu tecellîye nail olan sâlik, tecellî ettiği sıfatın semasında yüzmeye başlar ve o sıfatın son haddine icmal yoluyla ulaşırs.3. Bu, tafsil yolu kapalı olduğu için icmalî bir idrak ve yaşantıdır. Sıfât-ı Subûtiyye, Hak'ın bizzat var olduğu kabul edilen olumlu sıfatlarıdır: Hayât, İlim, İrâde, Kudret, Sem', Basar, Kelâm ve TekvînK1. Bu sıfatların tecellîsi mertebelidir: Hayât, zâta en yakın tecellîdir; hayatın tecellîsi ilim olarak, ilmin tecellîsi ise irâde olarak zuhur eders.180.

Örneğin, Hak, İrâde sıfatıyla tecellî ettiğinde, bu tecellîye ehliyet kazanan kimselerin iradesiyle yaratılmışlar üzerinde tesir meydana gelir; her şey onun arzusuna göre olmaya başlars.66, 67. Bu tecellînin yolu Kelâm sıfatından geçers.66. Dervişliğin başlarında olanlara "mürid" denmesinin sebebi, Cenâb-ı Hakk'ın irâde sıfatının onlarda başlangıçta verilmeye başlamasıdırs.67. Benzer şekilde, Kudret sıfatıyla tecellî eden sâlikte, eşyanın onun kudretiyle var olması durumu gözlemlenirs.70. Ancak, sıfat tecellîsine nail olan kul, gayb âlemindeki şeyleri şehâdet âleminde zuhur ettirmez; bu sıfatları kullanma gücüne sahip olsa da, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) örneğinde olduğu gibi, bunları kullanmayıp tabii seyrine bırakırs.37.

Sıfatlar tecellîsi, vahidiyet mertebesinde ulûhiyeti ortaya çıkarır ve sıfât-ı zâtiyye ile sıfât-ı subûtiyye'nin tecellîgâhı olan Rahmaniyet'i meydana getirirs.130. Bu mertebede, ilm-i ilâhîde programları yapılmış olan her şey, Rahmaniyet'ten Rububiyet'e, oradan da Melikiyet'e geçerek âlemlerin zuhuruna vesile olurs.130. Ulûhiyet tecellîsi ise, din, millet ve mezhep mensuplarının hatalı yönlerini tespit etme gibi özellikleri barındırır; bu tecellîye mazhar olan kişi, yalnızca tam kemâl hâlini bulan hakikat ehli kimseleri doğru bulurs.92.

Kaynaklar: Vikipedi: Tecelli · İnsân-ı Kâmil, Cilt 4 — s. 3, 11, 14, 37, 66, 67, 70, 92, 130, 180 · K1, s. 158

Kitapta geçen 'ihtiyari ölüm' nedir?

Tasavvufta 'ihtiyari ölüm', sâlikin Azrâîl (a.s.) tarafından gerçekleştirilen zorunlu ölüm gelmeden önce, kendi iradesiyle nefsini öldürmesi ve varlığını Hakk'a teslim etmesidir. Bu, hadîs-i şerîfteki "ölmeden önce ölünüz"K1 emrinin bir tezahürü olup, kişinin beden dünyasının hakikatini idrak ederek nefsî varlığından vazgeçmesidirs.2. Bu ölüm, sâlikin günlük olarak yaşadığı bir 'iç kıyâmet'K1 olarak da ifade edilir ve kişinin nefsini her gün hesaba çekmesiyle gerçekleşir.

Kaynaklar: K1, s. 43 · İnsân-ı Kâmil, Cilt 4 — s. 2

Ayrıntı

'İhtiyari ölüm', tasavvufî bir kavram olup, kişinin kendi iradesiyle gerçekleştirdiği manevi bir ölümdür. Bu, Azrâîl (a.s.)'ın gelip ruhu almasıyla gerçekleşen ızdırari (zorunlu) ölümden farklıdırs.101. İhtiyari ölüm, sâlikin "ölmeden önce ölünüz" hadîs-i şerîfininK1 gereğini yerine getirmesidir. Bu süreçte kişi, kendi beden dünyasının hakikatini idrak eder ve varlığını daha önceden Hakk'a teslim eders.2. Böylece Azrâîl (a.s.) geldiğinde, kişinin varlığında geriye sadece bir "çuval et ve kemikten başka bir şey" kalmamış olurs.2.

Tasavvufta kıyâmetin dört katmanından biri olan kıyâmet-i nefsîK1 de ihtiyari ölümle yakından ilişkilidir. Bu, sâlikin günlük olarak yaşadığı bir 'iç kıyâmet'tir; nefsinin ölmesi, vücud iddiâsının çözülmesi ve hesabının kalbinde verilmesidirK1. Sâlik, bu kıyâmeti bilinçle yaşar ve nefsini her gün hesaba çekerK1. Bu, aynı zamanda kişinin Hak ile özel ilişkisinin taşıyıcılığı olan emânetiK1 yüklenmesinin bir parçasıdır. İhtiyari ölüm, kişinin nefsî varlığından geçerek Hak ile yakınlaşma ve ünsiyet kurma yolunda attığı önemli bir adımdırs.217.

Kaynaklar: İnsân-ı Kâmil, Cilt 4 — s. 2, 101, 217 · K1, s. 43, 405

Bu kitap kimler için yazılmıştır?

Abdulkerim Cili'nin "İnsan-ı Kamil" adlı eseri, tasavvufî hakikatleri idrak edebilen, kalb sahibi ve tevhid ehli kimseler için yazılmıştır. Yazar, kitabının içeriğinin daha önce hiçbir eserde bu denli açıklanmadığını, sırların kabukla sarılıp ancak kalb ehli tarafından anlaşılabileceğini belirtirs.161, 225. Bu eser, Cenâb-ı Hakk'ın Alîm sıfatından gelen, gönül âleminden alınan yeni bilgileri içeren ve satırdan değil, sadırdan okuyabilenler için tasdik edilecek en doğru kitap olarak nitelendirilirs.28. Dolayısıyla, eserin hedef kitlesi, tasavvuf yolunda ilerleyen, irfan ehli ve mânevî derinliğe sahip sâliklerdir.

Kaynaklar: İnsan-ı Kamil, Cilt 4 — s. 28, 161, 225

Ayrıntı

Abdulkerim Cili'nin "İnsan-ı Kamil" adlı eseri, belirli bir okuyucu kitlesine hitap etmektedir. Yazar, kitabının içeriğinin özgünlüğünü vurgulayarak, kendisinden önce bu bilgilerin hiçbir kitapta bu şekilde yazılmadığını ifade eders.161, 162, 224. Bu durum, eserin sıradan okuyucular için değil, özel bir idrak seviyesine sahip olanlar için kaleme alındığını gösterir. Kitap, "kalb sahibi olanlar" ve "tevhid ehli olanlar" tarafından anlaşılabilecek sırlar içerir; zira yazar bu sırları "kabukla sarıp sakladığını" belirtirs.225.

Eserin hitap ettiği kişiler, "canlı bir cisim arayan" ve "hayal gibi gelen" bilgileri anlamakta zorlanan genel okuyucuların ötesindedirs.225. Kitap, "sınırları hapis olmayan kimseler" için yazılmıştır; bu kişiler, eserin sunduğu "sonsuzlukta yüzebilen", mânevî boşlukta kaybolmaktan korkmayan ve geri çekilmeyen kişilerdirs.225. Yazarın amacı, kişileri Cenâb-ı Hakk'ın Alîm sıfatına bağlayıp, oradan bilgi alma yolunu açmaktır. Bu bağlamda, "satırdan değil, sadır okumak" yani gönülden, Allah'ın ilim sıfatından gelen bilgiyi idrak etmek, bu kitabın hedeflediği en kemalli bilgidirs.28.

Ayrıca, eserin "âlemler kitabını okumak" için "irfan ehlinden sadakatla devam ederek, bir 'seyru sülûk' yapmak lazım geldiğini" belirten ifadelers.158, kitabın tasavvufî bir yolculukta olan, mânevî ilerleme kaydeden sâliklere yönelik olduğunu açıkça ortaya koyar. Yazar, kitaplarında "taze bir bilgi, yeni bir bilgi" sunmaya çalıştığını, bunların "telif" yani özgün eserler olduğunu, diğerlerinin ise aktarma veya derleme olduğunu vurgulars.170. Bu da eserin, mânevî alanda derinleşmek isteyen ve özgün irfanî bilgilere açık olan okuyuculara hitap ettiğini gösterir.

Kaynaklar: İnsan-ı Kamil, Cilt 4 — s. 28, 158, 161, 162, 170, 224, 225

Bu eseri okumak manevi yolculuğa nasıl yardımcı olur?

İnsân-ı Kâmil adlı eseri okumak, sâlike manevi yolculuğunda Hakikat'i idrak etme ve kendi bâtınî varlığını keşfetme noktasında derin bir rehberlik sunar. Eser, Kur'an'ı sadece lafızdan değil, "kendindeki Hakk ile" okuma idrakinis.117 ve kâinat kitabını "fiilen" okuma anlayışınıs.86 telkin eder. Bu okuma, sâlikin kendi varlığının Cenâb-ı Hakk'ın bir harfi veya kelimesi olduğunus.221 idrak etmesiyle gerçekleşen bir "seyru sülûk"s.158 sürecidir. Eser, hayal ve vehimden arınmış, "sadırdan gelen"s.28 ilimle Hakikat'e ulaşmanın yolunu gösterir.

Kaynaklar: İnsân-ı Kâmil, Cilt 4 — s. 28, 86, 117, 158, 221

Ayrıntı

Bu eser, manevi yolculukta sâlike çeşitli veçhelerden yardımcı olur. Öncelikle, Kur'an'ı anlama ve yaşama biçimini dönüştürür. Eser, Kur'an okumanın sadece ezbere veya lafızdan ibaret olmadığını, asıl okumanın "kendindeki Hakk ile"s.117 gerçekleştiğini vurgular. Bu, sâlikin kendi iç âleminde Hakikat'i araması ve Kur'an'ın manalarını kendi varlığında tecelli ettirmesi anlamına gelir. Bu idrak, okunan ayetlerin sadece kelimelerden ibaret kalmayıp, "hakikatleri idrak ederek yaşanması"nıs.117 sağlar.

İkinci olarak, eser sâlike kâinatı bir kitap gibi okuma perspektifi sunar. "Bu âlemler kitabını okumak, gerçek Kur'an'ı fiilen okumaktır"s.86 ifadesiyle, dış dünyadaki her varlığın ve olayın Hak'tan bir tecelli olduğunu anlamanın önemine işaret edilir. Bu okuma, "irfan ehlinden sadakatla devam ederek, bir 'seyru sülûk' yapmak"s.158 ile mümkündür. Bu sülûk, sâlikin varlıkları uzaktan birer varlık olarak görüp, yakınlık idrakine ulaştığında onların seraba dönüşüp yok olduğunus.83 fark etmesini sağlar.

Üçüncü olarak, eser sâlikin kendi varlığını ve Hak ile olan ilişkisini anlamasına katkıda bulunur. Her insanın Cenâb-ı Hakk'ın ve Kur'an'ın birer "harfi" veya "kelimesi" olduğunus.221 belirtir. Bu, sâlikin kendi özünde ilahi bir sır taşıdığını ve bu sırrı keşfetmesinin manevi yolculuğun temel gayelerinden biri olduğunu gösterir. Eser, ilmin "sadırdan gelmesi"s.28 gerektiğini vurgulayarak, hayali ve vehmi kitapların kişiyi hayal âleminde dolaştıracağını, Hakikat'e ulaştırmayacağını ifade eder. Bu bağlamda, eser, sâlikin manevi görünümler (zuhurat) ve rüyalar aracılığıyla bâtın aleminden gelen işaretleri (Zuhurat, Wiki) doğru anlamasına ve kendi içindeki "diri"s.80 olanı keşfetmesine yardımcı olur.

Kaynaklar: İnsân-ı Kâmil, Cilt 4 — s. 28, 80, 83, 86, 117, 158, 221