
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
“İrfan Mektebi ve Hakk Yolu” kitabı ne anlatıyor?⌄
Necdet Ardıç'ın "İrfan Mektebi ve Hakk Yolu" adlı eseri, tasavvufî bir seyr defteri ve şerhi olup, sâlikin Hakk'a ulaşma yolculuğunu, özellikle de nefs mertebelerini ve bu yoldaki irfânî idrâki anlatır. Kitap, tasavvufî sülûkun temelini oluşturan şerîat, tarîkat, hakîkat ve mârifet mertebelerini ele alarak, sâlikin kendi nefsini tanıması (mârifet-i nefs) ve nihayetinde Hakk'ı esmâ, sıfât ve zâtıyla tanıması (mârifet-i Hak) sürecini açıklar. Eser, Hakk'a giden yolların çokluğunu kabul etmekle birlikte, kendi bildiği ve anlattığı yolun, talipleri en kısa ve gerçekçi biçimde Hakk'a ulaştırmayı hedeflediğini belirtir1. Bu yol, dışta halk ile, içte Hakk ile olan, kesrette vahdeti, vahdette kesreti müşâhede eden gerçek irfân ehli, vâsıl kimselerin yoludur1.
›Ayrıntı
"İrfan Mektebi ve Hakk Yolu", Necdet Ardıç'ın tasavvuf serisinin on dördüncü kitabı olup1, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan önemli bir eserdir. Kitap, adından da anlaşılacağı üzere, Hakk yolunun seyr defteri ve şerhi niteliğindedir1. Eserin temel amacı, sâlikleri en kısa ve gerçekçi yoldan Hakk'a ulaştırmaya yardımcı olmaktır1. Bu yolculukta, sâlikin nefsini tanıması büyük önem taşır; zira Kur'ân-ı Kerîm'de insan varlığının ifadesi "nefs" kelimesi ve onun derin anlamı içerisinde belirtilmektedir1. Kitap, sülûkun dört kademeli sıralaması olan şerîat, tarîkat, hakîkat ve mârifet mertebelerini içerir; mârifet, sâlikin Hakk'ı bilfiil tanıma mertebesi ve sülûkun kemâli olarak vurgulanır2. Eserde anlatılan Hakk yolu, "Sırat-ı Müstakîm" kavramıyla da ilişkilidir; bu, tasavvufta Hakk'ın kendi varlığının çizgisi olarak okunur ve kâinatın bütün cihetlerinin Hakk'a doğru olduğunu beyân eder2. Kitap, "ehl-i sünnet ve'l-cemâat" yolunu irfâniyetle destekleyerek bâtınî yaşamı faaliyete geçirmeyi hedefler1. Bu yolda ilerleyen sâlikler, gönül açıklığı ve ruh derinliği ile Hakk'tan yardım niyaz ederler1. Eser, Hakk yolunda giden âşıklar kervanına dahil olma arzusunu ve gerçek insan olma namzetliğini vurgular1. Nihayetinde, bu yolda ilerleyen gerçek irfân ehli ve vâsıl kimseler, dışta halk ile, içte Hakk ile olup, halkta Hakk'ı, Hakk'ta halkı müşâhede ederler; yani kesrette vahdeti, vahdette kesreti yaşarlar1.
- Kaynaklar
- 1.İrfan Mektebi ve Hakk Yolu — s. 1, 2, 3, 14, 81, 92
- 2.K1, s. 112, 240
Yazar Terzibaba Necdet Ardıç kimdir?⌄
Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. Eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmış, özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmıştır (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki). Kendisi "Terzi Baba" olarak da bilinir ve Tekirdağ'da yaşamıştır1. Ardıç, eserlerinde Hakk'ın hibe yoluyla verdiği ilim olan "Vehb"i, çalışılarak kazanılan ilim olan "Kesb"i ve muhtelif eserlerden yapılan "Nakil"i kaynakça olarak kullanmıştır1.
›Ayrıntı
Necdet Ardıç, tasavvufî öğretileri güncel bir dille aktaran ve geniş bir okuyucu kitlesine ulaşan bir müelliftir. Eserleri arasında İrfan Mektebi (Hakk Yolu), Fusûsu'l-Hikem şerhi, Necdet Divanı, Hacc Divanı ve Lübb'ül Lübb Özün Özü gibi çalışmalar bulunmaktadır21. Kendisi, İrfan Mektebi adlı eserini "Hakk Yolu'nun Seyr Defteri" olarak tanımlamış ve bu eserin yazımını "mühim bir husus" olarak görmüştür1. Ardıç, eserlerinde okuyucularına nefs hakkında bilgiler sunarak tasavvufî konuların daha iyi anlaşılmasına yardımcı olmayı amaçlamıştır1. Onun ekolünden gelen yazarlar arasında Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî de bulunmaktadır; bu yazarlar, Necdet Ardıç riyâsetindeki tasavvuf serisi içinde çeşitli sûrelerin tefsirlerini kaleme almışlardır (Abdürrezzak Tek Wiki; Terzi Oğlu Cem Cemâlî Wiki). Necdet Ardıç'ın eserleri ve öğretileri, Almanya'daki web sitesi (www.terzibaba.com) ve radyo adresi (terzibaba13.org) gibi dijital platformlar aracılığıyla da geniş kitlelere ulaşmaktadır1. Kendisi, "Ölmeden, ölmekmiş meğer" dizesiyle tasavvufî anlayışını özetlemiştir1.
- Kaynaklar
- 1.İrfan Mektebi ve Hakk Yolu — s. 1, 2, 3, 8, 92, 95
- 2.Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki
Kitapta geçen seyr-i sülûk ne demektir?⌄
Seyr-i sülûk, tasavvufta sâlikin manevî yolculuğunun bütününe verilen isimdir ve "yola çıkma, sülûka başlama, sefer" anlamlarına gelir. Bu yolculuk, müridin mürşid rehberliğinde geçtiği manevî mertebeleri kapsar1. Klasik olarak "seyr ilallâh" (Allah'a sefer) ve "seyr fillâh" (Allah'ta sefer) gibi ana hatlara ayrılır2. Kur'ân-ı Kerîm'deki Fussilet Sûresi 41/53 ayeti ("Senürihim Âyatina fil âfaki vefi enfüsihim") seyr-i sülûkun âfâkî (dış âlemde) ve enfüsî (iç âlemde) boyutlarına işaret eder3. Sâlikin nefs-i emmâreden nefs-i sâfiyeye ulaşana dek katettiği bu yolculuk, bireysel bir seyr olup, Hakk'a giden yolda tamamlanması gereken bir süreçtir3.
›Ayrıntı
Seyr-i sülûk, tasavvufî hayatın tam adıdır ve sâlikin başlangıçtan vâsıllığa kadar geçtiği yolun bütününü kapsar2. Bu manevî yolculuk, müridin mürşid rehberliğinde ilerlediği mertebelerden oluşur1. Seyr-i sülûk, "gece yolculuğu" (İsrâ) gibi mühim makamlardan biri olarak kabul edilir ve Hz. Peygamber'in (s.a.v.) seyr-i sülûku başkalarına örnek teşkil eder3.
Seyr-i sülûkun klasik dört ana seyri bulunur:
1. Seyr ilallâh (Allah'a sefer): Sâlikin nefsinden, dünyadan ve mâsivâdan Hak'a yönelmesidir. Bu mücâhede ve tezkiye ile başlar2. Kur'ân-ı Kerîm'deki Bakara Sûresi 2/115 ayeti ("Velillâhil meşriku vel mağribu fe eynema tüvellu fesemme vechullah") bu mertebenin idrâkine işaret eder3. 2. Seyr fillâh (Allah'ta sefer): Sâlikin Hak'a vâsıl olduktan sonra esmâ ve sıfatlarda yaptığı yolculuktur. Burada sâlik mârifet kademelerinde ilerler2. 3. Seyr maallâh (Allah'la sefer): Sâlikin Hak'la beraber yaptığı yolculuktur; fenâ-bekâ silsilesinde Hak'la kâim olarak halka dönmesidir2. 4. Seyr anillâh / billâh (Allah'tan sefer): Sâlikin halk içinde Hak'ı temsil etmesi, mürşid olma ve halkı Hak'a çağırma makamıdır. Bu son seyr mürşidlerin makamıdır2. Fatiha Sûresi bu seyrin idrâkine işaret eder3.
Seyr-i sülûk ayrıca iki ek hatta ayrılır:
a. Seyr-i âfâkî: Kâinatın âyetlerinde tedebbürdür2. Fussilet Sûresi 41/53 ayeti ("Senürihim Âyatina fil âfaki vefi enfüsihim") bu mevzuya işaret eder3. Bu seyr, dış âlemdeki tecellîleri yaşamağa çalışmaktır3. b. Seyr-i enfüsî: Nefsi tezkiyedir2. Bu seyr, kendi nefsimizdeki tahakkuku görüp yaşamağa çalışmaktır3.
Sâlik, nefs-i emmâreden başlayarak nefs-i sâfiyeye ulaştığında, kendisinde büyük değişiklikler müşahede eder ve birimsel varlığının bir hayal mahsulü olduğunu anlar3. Bu yolculukta "ilmel yakıyn, aynel yakıyn, hakk'el yakıyn" olmak üzere üç seyr bulunur: ef'al-madde âleminde, esmâ-nûr âleminde ve sıfat-rûh âleminde gerçekleşen seyirlerdir3. Seyr-i sülûkun tamamlanması, Hakk'a giden yolda kemâle ermeyi ifade eder3.
- Kaynaklar
- 1.Vikipedi: Seyr-i Süluk
- 2.K1, s. 265
- 3.İrfan Mektebi ve Hakk Yolu — s. 6, 38, 49, 50, 54, 59, 74, 79, 85, 86
Nefs-i Emmâre makamı nedir?⌄
Nefs-i Emmâre, tasavvuftaki yedi nefs mertebesinin en alt basamağı olup, "kötülüğü emredici nefs" anlamına gelir. Bu mertebe, sâlikin henüz uyanmadığı, kötülüğü kötülük olarak görmediği ve nefsinin emirlerini kendi seçimi sandığı bir hâli ifade eder1. Yûsuf Sûresi'nin 53. ayetinde geçen "innen-nefse le-emmâretün bi's-sû'" (nefs kötülüğü emredicidir) ifadesi, bu mertebenin temel dayanağını oluşturur1. Nefs-i Emmâre, avâm-ı insanın mertebesi ve sülûk öncesi başlangıç noktasıdır; bu mertebede kalınması durumunda Hakk'a yaklaşılamaz, aksine uzaklaşılır2. Bu bilinç ve mertebe, sâlikin terbiye çalışmalarına başlaması için önemli bir başlangıç noktasıdır2.
›Ayrıntı
Nefs-i Emmâre, yedi nefs silsilesinin (emmâre, levvâme, mülhime, mutmainne, râdıyye, merdıyye, sâfiye) ilkidir3. Bu mertebede nefs, "çok emreden, istediğini yaptıran" bir yapıya sahiptir2. Emmâre nefsin temel alâmetleri arasında Hak'tan habersiz olmak, dünyevî arzuların peşinde koşmak, işlenen günahlardan pişmanlık duymamak, başkalarını suçlamak ve süflî lezzetlere düşkün olmak sayılabilir1. Sâlik, bu mertebede namaz, oruç, zikir gibi farz ibadetleri ya yapmaz ya da mânâsını bilmeden alışkanlıkla yerine getirir1. Mal, makam, şöhret ve lezzetler için yaşar, âhireti ya hatırlamaz ya da çok uzak görür1. Günah işlediğinde pişmanlık duymaz veya çok geçici bir pişmanlık yaşar1. Her hatasında kendisi yerine başkalarını veya şartları suçlar1. Yemek, içmek, cinsel ilişkiler ve oyun gibi süflî lezzetler kalbinin merkezindedir1. Bu mertebenin zikri "Lâ ilâhe illallah"tır2. Nefs-i Emmâre'den Levvâme'ye geçiş, sâlikin gafletten uyanışı ile gerçekleşir1. Bu uyanış genellikle bir musibet, kâmil bir insanla karşılaşma veya bir Kur'an ayetinin kalbi etkilemesiyle olur; sâlik bu noktada hayatında bir yanlışlık olduğunu fark etmeye başlar1. Bu mertebede duygular eğitildiğinde kişiye faydalı hâle gelir2. Nefs-i Emmâre'nin bilincine varmak ve onu terbiye etmeye çalışmak, geriye gidişi durduran en büyük etkendir2.
- Kaynaklar
- 1.K1, s. 117
- 2.İrfan Mektebi ve Hakk Yolu — s. 11, 12, 14, 38
- 3.K1-117, İrfan Mektebi ve Hakk Yolu, s. 11, 12
Nefs-i Mutmainne makamına nasıl bir örnek verilir?⌄
Nefs-i Mutmainne makamına ulaşan bir sâlik, kalbi sâkinleşmiş, Hak ile huzura ermiş bir hâl yaşar. Bu mertebe, tasavvufî sülûkun dördüncü basamağı olup, Fecr Sûresi'nin 27-30. ayetlerinde "Ey mutmainne nefsi, Rabbine râzı olarak ve râzı kılınmış olarak dön; kullarımın arasına gir, cennetime gir" şeklinde ifade edilen ilahî hitabın tecellî ettiği yerdir1. Bu makamda sâlik, dünyevî olaylar karşısında panik yapmaz, ibadetlerden lezzet alır ve Hakk sevgisini vazgeçilmez kılar1. İbrahim (a.s.)'ın hayatındaki "ba'sül ba'del mevt" (öldükten sonra dirilme) meselesi gibi, müşahedeli yaşantılarla idrak edilen bir mertebedir2.
›Ayrıntı
Nefs-i Mutmainne, yedi nefs mertebesi silsilesinde orta basamak olup, sülûkun kritik bir dönüm noktasıdır1. Bu mertebede sâlik, Nefs-i Mülhime'de kalbinden ilham alan bir hâlden1 çıkarak, kalbinin tamamen sâkinleştiği ve Hak ile birlikte sükûnete erdiği bir duruma ulaşır1. Artık kararsızlık ve sıkıntı yerini huzura bırakmıştır. Bu makamın alâmetleri arasında kalbî sükûn öne çıkar; sâlik, dünya olayları karşısında panik yapmaz, daima sâkin ve tevekkül içindedir1. İbadetlerden büyük bir zevk alır; namaz ve zikir ona lezzet verir1. Halka karşı şefkati artar, başkalarına merhametle yaklaşır1. Hakk sevgisi onun için vazgeçilmez bir hâle gelir ve bu mertebeden Nefs-i Emmâre'ye kolay kolay düşmez, yani geri dönüşsüz bir ilerleme kaydeder1.
Fecr Sûresi'nin 27-30. ayetleri, Nefs-i Mutmainne ile ilgili tam bir program sunar1. "Yâ eyyetühe'n-nefsu'l-mutmainneh" hitabı, sâlikin nefsine Hakk'ın doğrudan seslenişidir1. "İrci'î ilâ rabbike" emriyle nefs, aslına, Rabb'ine dönme çağrısı alır1. "Râdıyeten merdıyyeh" ifadesi ise, kulun Rabb'inden râzı olduğu ve Rabb'in de kulundan râzı olduğu bir hâli işaret eder1. Bu makamda Hakk'ın esma-i ilâhiyyesinin üzerindeki tesirâtını idrak eden mutmainne nefs, Rabb'i de o mahalde kendi isimlerinin zuhurunu görünce "merzi" yani kulundan razı olmuş olur2. Zikri "YA HAKK" olan bu mertebenin idraki, bu şuurla ileriye doğru gitmeye gayret etmektir2. İbrahim (a.s.)'ın hayatındaki "ba'sül ba'del mevt" (öldükten sonra dirilme) gibi müşahedeli yaşantılar, Nefs-i Mutmainne'nin idrakine sunulan örneklerdendir2.
- Kaynaklar
- 1.K1, s. 272, 530
- 2.İrfan Mektebi ve Hakk Yolu — s. 6, 29, 32
Kitaptaki kıssaların amacı nedir?⌄
Verilen kaynaklarda bu soruya doğrudan bir cevap bulunmuyor.
Tevhid-i ef'âl mertebesi ne anlama gelir?⌄
Tevhid-i ef'âl mertebesi, sâlikin kendi varlığındaki ve bütün varlıktaki fiillerin Hakk'ın fiilleri olduğunu idrak ettiği, fiillerin birliğini müşâhede ettiği ilk tevhid mertebesidir. Bu makamda kişi, beşerî varlığından tamamen soyunarak hiçlik ve yokluk hâlinde iken, Hakîkat yönünden kendi özel ve Hakkanî kimliğine ulaşır; eski birimsel varlığı başka bir idrak ve varlıkla değişir1. Bu mertebenin kemâli fenâ-i ef'âl ile gerçekleşir ve İbrâhim (a.s.)'ın hullet makamı bu mertebeyle ilişkilendirilir1. Tevhid-i ef'âl, nefs mertebelerinin aşılmasından sonra gelen, dış âleme dönük çalışmaların başladığı bir makamdır1.
›Ayrıntı
Tevhid-i ef'âl, tasavvufî sülûkun önemli bir aşaması olup, fiillerin birliği anlamına gelir1. Bu mertebe, nefs-i sâfiye'den sonra gelen, sâlikin beşerî varlığından sıyrılıp Hakîkat yönünden kendi kimliğine ulaştığı bir makamdır1. Sâlik, bu mertebede kendi vasıtasıyla Hakk'ın icraatta bulunduğunu idrak eder ve bütün fiillerin Hakk'a ait olduğunu müşâhede eder1. Bu idrak, kişinin kendi varlığında tevhidin oluşmasıyla başlar ve dış âlemdeki fiillerde de Hakk'ın tecellîsini görmeye yönelir1.
Tevhid-i ef'âl makamı, "Âlem-i şehâdet" yani madde müşahede âlemiyle ilişkilidir ve zikri "Ya FETTAH"tır1. Bu mertebede sâlik, kelime-i tevhîdi her mertebede ve her mertebenin hakkını vererek söyler1. Tevhid-i ef'âl, tevhid mertebelerinin ilkidir; ardından tevhid-i esmâ, tevhid-i sıfat ve tevhid-i zât gelir1. Bu mertebelerin aşılması, çalışarak, yaşanarak ve Hakk'ın lütfuyla kemâle erilir1. Tevhid-i ef'âl'de fiillerin birliğini idrak eden sâlik, bir sonraki mertebe olan tevhid-i esmâ'da fiilleri meydana getiren isimleri birlemeye başlar ve her fiilin Allah'ın güzel isimlerinden birinin zuhur yeri olduğunu kavrar1.
- Kaynaklar
- 1.İrfan Mektebi ve Hakk Yolu — s. 11, 54, 56, 59, 77
Bu kitap tasavvufa yeni başlayanlar için mi?⌄
Necdet Ardıç'ın "İrfan Mektebi ve Hakk Yolu" adlı eseri, hacmi küçük olmasına rağmen mana ve özü itibarıyla oldukça yüklü bir içeriğe sahiptir. Bu nedenle, tasavvufa yeni başlayanların kitaptan tam anlamıyla faydalanabilmesi için, daha önce bu yollardan geçmiş bir arifin nezaretinde tatbikine başlaması tavsiye edilmektedir1. Kitabın içeriği, nefsin heva, zan, hayal ve gafletten soyunarak saf bir gönülle okunmasını gerektiren derin tasavvufî konuları ele almaktadır1. Bu durum, eserin tasavvufî bilgi ve tecrübe birikimi gerektiren bir niteliğe sahip olduğunu göstermektedir.
›Ayrıntı
"İrfan Mektebi ve Hakk Yolu" kitabının tasavvufa yeni başlayanlar için uygun olup olmadığı sorusu, eserin kendi içindeki yönlendirmelerle açıklığa kavuşmaktadır. Kitabın yazarı Necdet Ardıç, okuyucularına eseri okumaya başlamadan önce "nefsin hevasından, zan ve hayalden, gafletten soyunmağa çalışarak, saf bir gönül ve Besmele ile okumaya başlamalarını" tavsiye etmektedir1. Bu tavsiye, kitabın içeriğinin vehim ve hayalin tesiri altında iken gerçek manada anlaşılamayacağını ima etmektedir. Dolayısıyla, tasavvufî bir arınma ve hazırlık süreci gerektiren bir okuma deneyimi sunmaktadır.
Ayrıca, yazar kitabın "hacmi itibariyle pek büyük olmamakla birlikte, mana ve özü itibariyle oldukça yüklü" olduğunu belirtmekte ve "bu kitaptan en iyi bir şekilde fayda sağlamak için, daha evvelce bu yollardan geçmiş bir arifin nezaretinde tatbikine başlamak doğru olacaktır" ifadesini kullanmaktadır1. Bu yönlendirme, eserin sadece okunarak değil, aynı zamanda bir mürşidin rehberliğinde tatbik edilerek anlaşılabilecek derinlikte olduğunu göstermektedir. Kitapta ele alınan konular arasında "Nefs-i Sâfiye'de seyr-i sülûkun bitirilmesi" gibi tasavvufî mertebeler ve "Hakk ile bâki/baka billâh" olma gibi haller bulunmaktadır1. Bu tür kavramlar, tasavvufî yolculukta belirli bir seviyeye ulaşmış sâliklerin tecrübe ettiği durumları ifade etmektedir. Bu bağlamda, kitap tasavvufa yeni başlayanlar için doğrudan bir başlangıç kitabı olmaktan ziyade, belirli bir tasavvufî altyapı ve rehberlik gerektiren bir eser niteliğindedir.
- Kaynaklar
- 1.İrfan Mektebi ve Hakk Yolu — s. 1, 2, 50, 68
İnsân-ı Kâmil olmak ne demektir?⌄
İnsân-ı Kâmil, tasavvufta "Kâmil İnsan" anlamına gelen, mutlak vücudun en mükemmel tecellisi ve ilâhî isimlerin, sıfatların ve fiillerin tam olarak zuhur ettiği mertebedir. Bu mertebe, kişinin kendi ameline, ilmine veya hâline hayranlık duyup kendini büyük görme hastalığı olan ucubdan arınmış, Hakk'ın bütün mertebelerinin ahkâmını kendinde toplamış ve âlemlere rahmet olmuş bir hâli ifade eder1. İnsân-ı Kâmil, büyük âlemin hülasası olan küçük âlemde, yani insanda vuku bulan en son ve en mükemmel ilâhî tecellidir1.
›Ayrıntı
İnsân-ı Kâmil, tasavvufî sülûkun zirve noktalarından biridir ve "Ahadiyyet" (Cem'ül Cem) makamına karşılık gelir1. Bu mertebeye ulaşan kimse, ilâhî emaneti taşımaya ehil olarak yaratılmış, bütün ilâhî isimlerden ibaret olan "ilâhî sûret"i kabule müsait bir taayyüne sahiptir1. İnsân-ı Kâmil, bütün âlemlerin hülasası olduğu için, kendisinde zâtî tecellî ile birlikte sıfatların, isimlerin ve fiillerin tecellîleri toplanmıştır; bu kemâl ve zuhur diğer mertebelerde müşâhede edilemez1.
Varlıkların her biri ilâhî nurun aynası olmakla beraber, Âdem yani İnsân-ı Kâmil'de ilâhî sıfatların nurları tamamiyle zâhir olmuştur; nur, kendi cemâl ve celâlini İnsân-ı Kâmil'de görmüştür1. Mutlak vücudun en son tecellisi ve mazharlarda zuhuru bakımından en son "libas"ı olan İnsân-ı Kâmil, şehâdet âlemi, misâl ve melekler âlemi, ruhlar âlemi, ilim âlemi, a'yân-ı sâbite ve vahdet mertebelerini kendi varlığında barındırır1. Bu mertebeye ulaşan kimselerde "Tecellî-i Zât", "Tecellî-i Sıfat", "Tecellî-i Esmâ" ve "Tecellî-i Ef'âl" gibi tecellîler doğal olarak oluşur1.
İnsân-ı Kâmil, kendisi de İnsân-ı Kâmil olduğundan, bütün bu mertebeler onun varlığından ve onun varlığında meydana gelmektedir; yani Hakikat-i Muhammediyye'de oluşmaktadır1. Hz. Muhammed (s.a.v.), ilâhî vasıflarla zât âleminden beşeriyet âlemine dönen ilk yüce İnsân-ı Kâmil'dir ve âlemlerde onun özel mertebesine ulaşmanın kimse için yolu yoktur1. Ancak ondan veraset alan kâmil insanlar da bu mertebeye ulaşabilirler; bunlar halk içinde belirli bir vasıfları olmadığından ancak irfan yoluyla tanınabilirler1. İnsân-ı Kâmil, zâhiri ve bâtını ile halka rahmettir1. Dünya'ya gelmekten maksat, kişinin İnsân-ı Kâmil mertebesinde kendini Hakk'anî sıfatlarıyla bulmasıdır1.
- Kaynaklar
- 1.İrfan Mektebi ve Hakk Yolu — s. 9, 10, 11, 13, 74, 75, 79, 83, 84, 85, 90