
Kelime-i İbrâhîmiyye
Muhyiddin İbnü'l-Arabi
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Kelime-i İbrâhîmiyye ne anlatıyor?⌄
Kelime-i İbrâhîmiyye, Hz. İbrâhîm'in şahsında tecelli eden "hikmet-i müheyyemiyye"yi, yani hayranlık ve aşkın aşırılığı hikmetini ele alan bir tasavvufî fasıldır. Bu fasıl, Hz. İbrâhîm'in "Halîlullâh" (Allah'ın dostu) makamına nasıl ulaştığını, ilâhî sıfatların onun zâtında nasıl toplandığını ve bu dostluğun her gözenek ve hakikate nasıl nüfuz ettiğini açıklars.5. Eser, Hz. İbrâhîm'in Hak sevgisi uğruna babasından ve kavminden yüz çevirmesi, oğlunu kurban etmeye kalkışması gibi eylemlerini bu "heyemân" (aşkın aşırılığı) hâliyle ilişkilendirirs.2. Ayrıca, Kâbe'nin inşası ve müminin kalbinin iç Kâbe oluşu gibi konuları da Hz. İbrâhîm'in manevi yolculuğu bağlamında işlerK1.
Kaynaklar: Kelime-i İbrâhîmiyye — s. 2, 5 · K1, s. 59
›Ayrıntı
Kelime-i İbrâhîmiyye, Hz. İbrâhîm'in şahsında tecelli eden "hikmet-i müheyyemiyye"yi, yani hayranlık ve aşkın aşırılığı hikmetini incelers.1, 4. Bu hikmet, Hz. İbrâhîm'in Hak ile olan dostluğunun, yani hullet makamının temelini oluştururK1. Hullet, Hak ile kul arasındaki en yakın muhabbet bağı olup, dostluğun her gözenek ve hakikate nüfuz ettiği bir hâldirK1. Hz. İbrâhîm'in "Halîlullâh" lakabını alması da bu mertebeden kaynaklanırK1. Eserde, Hz. İbrâhîm'in zâtının, ilâhî zâtın vücud tavrıyla tüm eşyaya şuhûd ile girmiş ve ilâhî sıfatların tamamını toplamış olduğu belirtilirs.5. Bu durum, ilâhî muhabbetin Hz. İbrâhîm'in tüm hakikatlerine ve zâtına yayılmasıyla, İbrâhîmî muhabbetin de ilâhî hakikatlere yayılması şeklinde açıklanırs.5.
Hz. İbrâhîm'in Hak sevgisinin aşırılığı, onun babasından ve kavminden yüz çevirmesine, hatta oğlunu kurban etmeye kalkışmasına yol açmıştırs.2, 4. Bu, "heyemân" olarak adlandırılan aşkın aşırılığı hâlinin somut tezahürleridirs.2. Eser, ilâhî sıfatların insan-ı kâmilde nasıl zuhur ettiğini de bu bağlamda ele alır. İnsan-ı kâmil, ilâhî sıfatlarla zahir olan mahluktur ve "Allah Teâlâ âdemi sûreti üzerine halketti" hadisinde geçen "âdem"den maksat da insan-ı kâmildirs.37. Hz. İbrâhîm'in ilâhî sıfatlara tahallülü ve duhûlü, ulûhiyyet mertebesinde gerçekleşir; beşerî sıfatlardan fani olan ve Hakk'a yakınlaşan insan, ilâhî sıfatlarla muttasıf olurs.27. Bu tahallül, renk ile mütelevvin misaliyle açıklanır; âlemdeki suretler birer kelime olup, her biri bir manayı ifade eders.20. Kelime-i İbrâhîmiyye, aynı zamanda Kâbe'nin inşası ve müminin kalbinin iç Kâbe oluşu gibi konuları da Hz. İbrâhîm'in manevi yolculuğu ve hullet makamının bir yansıması olarak ele alırK1.
Kaynaklar: Kelime-i İbrâhîmiyye — s. 1, 2, 4, 5, 20, 27, 37 · K1, s. 59, 102, 398
Eserde geçen 'müheyyem hikmeti' nedir?⌄
"Müheyyem hikmeti", Muhyiddîn İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserinde İbrahim peygamberle ilişkilendirilen ve "hayranlık hikmeti" anlamına gelen özel bir tasavvufî kavramdır. Bu hikmet, "tehyîm" masdarından türeyen "heyemân" kelimesiyle açıklanır ki bu da aşkın aşırılığı, hayranlık ve şaşkınlık hâlini ifade eders.1. İbrahim (a.s.)'ın ilahî sıfatların tecellîsine mazhar olması ve bu tecellîler karşısında duyduğu derin aşk ve hayranlık, bu hikmetin özünü oluşturur. Fusûsu'l-Hikem'in 27 Fass'ından biri olan İbrâhîmiyye Fassı, bu "hikmet-i müheyyemiyye"yi ele alır ve ilahî sübûtî sıfatların İbrahim (a.s.) ile zuhur etmesi nedeniyle "hikmet-i kuddûsiyye"den sonra zikredilmesi gerektiği belirtilirs.4. Bu, sâlikin Hak'ın celâl ve cemâl tecellîleri karşısında yaşadığı ve onu aşırı aşka düşüren bir hâldir.
Kaynaklar: Kelime-i İbrâhîmiyye — s. 1, 4
›Ayrıntı
"Müheyyem hikmeti", Fusûsu'l-Hikem'in İbrâhîmiyye Fassı'nda işlenen ve İbrahim peygamberin makamıyla özdeşleşen bir hakikattir. Bu hikmet, "tehyîm" masdarından gelen "müheyyem" kelimesiyle ifade edilir ve "heyemân" yani aşkın aşırılığı, hayranlık ve şaşkınlık hâlini anlatırs.1, 5. İbrahim (a.s.)'ın "halîl" (dost) makamına ulaşması, ilahî sıfatların kendisinde tecellî etmesiyle yakından ilişkilidirs.4. Bu tecellîler karşısında duyulan derin hayranlık ve aşk, müheyyem hikmetinin temelini oluşturur.
Bu hikmet, Allah'ın "el-Hakîm" isminin bir tezahürü olarak, eşyanın yerli yerine konulması ve her şeyin bir nizam üzere yaratılmasıK1 hakikatinin ötesinde, sâlikin ilahî hakikatler karşısında yaşadığı bir vecd hâlini ifade eder. İbn Arabî'ye göre, ilahî sübûtî sıfatlar öncelikle İbrahim (a.s.) ile ortaya çıktığından, "hikmet-i kuddûsiyye"den (kutsallık hikmeti) sonra "hikmet-i müheyyemiyye"nin zikri gereklidirs.4, 6, 9. Bu durum, Cemâl'in Celâl'i ile birleştiğinde, sâlikleri aşırı aşka düşüren ve onları "ekâbir-i müheyyemîn" (hayranlık ve dehşet içinde olan büyükler) zümresine katan bir hâldirs.10.
Müheyyem hikmeti, sâlikin kendi "ayn-ı sâbite"sinde (ezelî hakikati) sabit olanı Hakk'a vermesiyle de ilişkilidirs.8. Bu, sâlikin ilahî ahlaklarla ahlaklanarak, bedenselliğini Hakk'ın aşk yolunda fani kılıp Hakk'ın bekasıyla baki olma mertebesine ulaşmasıyla gerçekleşen bir mükâşefe hâlidirs.12. Bu mertebede, ilahî sıfatlar ve isimler sâlik aracılığıyla tecellî eder, sâlik de bu tecellîlerin tam anlamıyla ayakta durduğu bir mahal olur.
Kaynaklar: Kelime-i İbrâhîmiyye — s. 1, 4, 5, 6, 8, 9, 10, 12 · K1, s. 197
Hz. İbrahim neden bu eserde merkezi bir figür?⌄
Hz. İbrâhîm, tasavvufî metinlerde merkezi bir figürdür çünkü o, Allah ile olan dostluğun (hullet) en kâmil mertebesini temsil eder ve tevhidin büyük temsilcisidir. Nisâ 125'teki "vettehazallâhu İbrâhîme halîlâ" (Allah İbrâhîm'i halîl edindi) ayetiyle Halîlullâh makâmına erişmiş, bu makâmda Hak ile arasındaki dostluk her gözeneğe nüfûz etmiştirK1. O, aynı zamanda Kâbe'nin inşâcısı olarak vahdet-i vücudun dış sembolünü kurmuş ve iç Kâbe olan kalbin manevî inşâsına işaret etmiştirK1. Hz. İbrâhîm'in bu makâmı, sâlikin nefsinin hilâfetini Hak'a teslim etmesi ve Hak'tan başka kimse olmadığını idrâk etmesi gereken halîfelik makâmıyla da ilişkilidirK1. Onun hayatındaki olaylar, özellikle İsmail'i kurban etmeye götürmesi, hulletin kemâlini gösterir ve nefs-i râdiyye mertebesine ulaşmış bir kulun Allah'tan razı oluşunu simgeler.
Kaynaklar: K1, s. 1, 59, 102
›Ayrıntı
Hz. İbrâhîm'in tasavvufî metinlerdeki merkezi konumu, onun Allah ile kurduğu özel ilişki ve bu ilişkinin tezahürleriyle açıklanır. Öncelikle o, peygamberlere verilen üç temel makâmdan biri olan Halîlullâh makâmının sahibidirK1. Bu makâm, Allah'ın dostu olmak anlamına gelir ve Hz. İbrâhîm'in hayatı boyunca sergilediği teslimiyet ve tevhid mücadelesiyle tahakkuk etmiştirvikipedi. Hullet, sevenin sevdiğine karışması, dostluğun her gözeneğe nüfûz etmesi olarak tanımlanır; bu, mahbûbiyyetten daha içli bir dostlukturK1. Hz. İbrâhîm'in yıldızı, ayı ve güneşi denedikten sonra "batanları sevmem" deyip yüzünü gökleri ve yeri yaratana çevirmesi, bu hullet makâmının başlangıcıdır. Oğlu İsmâîl'i kurban etmeye götürmesi ise hulletin kemâlini gösterirK1. Bu olay, aynı zamanda nefs-i râdiyye mertebesiyle ilişkilendirilir; yani kulun Allah'tan tam bir rızâ hâlinde olmasıdırvikipedi.
Hz. İbrâhîm'in diğer bir merkezi rolü, Kâbe'nin inşâsıdır. O ve oğlu İsmâîl'in Kâbe'yi inşâ etmeleri (Bakara 127), tasavvufta vahdet-i vücudun dış sembolü olarak yorumlanırK1. Bu dış Kâbe, sâlikin kalbindeki iç Kâbe'nin bir yansımasıdır. Hadîs-i kudsîde geçen "yer ve gök beni içine sığdıramaz, ama mü'min kulumun kalbi sığdırır" ifadesi, kalbin Hak için bir mahal olduğunu vurgularK1. Kâbe'nin inşâsı, tasavvufta mürşid-mürid ilişkisine benzer şekilde, iki neslin manevî birleşmesi olarak da görülebilirK1.
Son olarak, Hz. İbrâhîm'in makâmı, halîfelik kavramıyla da bağlantılıdır. Halîfe, Hak'tan aldığı emâneti taşıyan ve Esmâ-i İlâhiyye'nin zuhuruna ayna olan kişidirK1. Hz. İbrâhîm'in tevhid mücadelesi ve Allah'a tam teslimiyeti, halîfelik makâmının gerektirdiği nefsin hilâfet iddiâsından soyutlanma ve Hak'ın hilâfet emânetini izhâra mahal olma hâlini temsil ederK1. İnsân-ı kâmilin ilahî aşk ateşiyle yanınca nefse ait eserlerden arınması ve canının nurunun artması, Hz. İbrâhîm'in temsil ettiği bu kemâlâtın bir yansımasıdırs.197, 194.
Kaynaklar: K1, s. 1, 59, 102 · Vikipedi: Hz. İbrahim, Nefs-i Radiyye · Kelime-i İbrâhîmiyye — s. 194, 197
Tasavvufta 'fânî olup Hak'la bâkî olmak' ne anlama gelir?⌄
Tasavvufta 'fânî olup Hak'la bâkî olmak', sâlikin kendi nefsinden, yani benlik ve enâniyetinden geçerek, varlığını Hakk'ın varlığında eritmesi ve böylece Hakk'ın ebedî varlığıyla varlığını sürdürmesi hâlini ifade eder. Bu hâl, aşırı aşk ve hayranlık (heyemân) neticesinde gerçekleşir ve sâlikin kendi zâtını ve sıfatlarını Hakk'ın tecellîsine bir araç olarak görmesiyle kemâle erers.2, 58. Bu mertebeye ulaşan kişi, Hakk'ı gökler, yer, ruhlar ve cisimler gibi tüm mazharlarda idrâk eder ve ilâhî ahlâk ile ahlâklanarak Hakk'ın isim ve sıfatlarının tecellî mahalli olurs.2, 238. Bu durum, sülûkun temel hedeflerinden biri olan kurbiyetin en ileri derecelerinden sayılır ve kurb-i ferâiz ile ilişkilendirilirs.58.
Kaynaklar: Kelime-i İbrâhîmiyye — s. 2, 58, 238 · K1-456, Kelime-i İbrâhîmiyye, s. 58
›Ayrıntı
'Fânî olup Hak'la bâkî olmak' tabiri, tasavvufî seyr-i sülûkun en yüce mertebelerinden birini ifade eder. Bu hâl, sâlikin kendi benliğini, yani nefsini ve enâniyetini Hakk'a olan aşırı aşkı ve hayranlığı (heyemân) sebebiyle yok etmesi (fenâ) ve bu fenâ hâliyle Hakk'ın ebedî varlığında varlığını sürdürmesi (bekâ) anlamına gelirs.2, 184. Bu durum, "ölmeden evvel ölünüz" hadîs-i şerîfinin mânâsını taşır ve sâlikin kendi vehmî enâniyetinden geçerek Hakk'ın vücûdunda fânî olmasını sağlars.184, 196.
Bu fenâ hâli, "fakr" ile süslenmiş bir fenâdır; zira kulun zîneti onun fenâsıdır ve bu zînetin bedeli nefsi fedâ etmektirs.184. Fânî olan sâlik, Hakk'ı semâvât, arz, ervâh ve ecsâm gibi tüm mazharlarda idrâk eders.2. Bu mertebede, sâlik ilâhî ahlâk ile ahlâklanır ve bedenselliği Hakk'ın aşk yolunda fânî olurken, Hakk'ın bekâsıyla bâkî olur. Böylece ilâhî sıfatlar ve isimler o kimse ile, o kimse de isimlerin ve sıfatların tecellî yerleri (mazhar) olarak tam anlamıyla ayakta bulunurs.238, 239.
Bu hâl, kurbiyetin iki türünden biri olan kurb-i ferâiz ile yakından ilişkilidir. Kurb-i ferâizde Hak zâhir, halk ise bâtın ve mestûr olur. Varlığın aslı Hakk'tır ve bu varlık vâcip ve farzdır. Bu kurbun sahibi "mahbûb-i ilâhî"dir; onun sülûkü cezbeden sonradır ve bekâsı fenâsından evveldir. Hak, Zâhir ismiyle tecellî ettiğinden, kulun zâtı ve sıfatları fânî olup, tecellî eden Hakk'ın idrâkine bir araç hâline gelir. Bu durumda kul, Hakk'ın işitmesi, görmesi ve diğer kuvvetleri olurs.57-58. Bu, sâlikin Hak'ın bizzat müşâhede edildiği, eşyânın hakîkî yüzünün açıldığı hakîkat mertebesine ulaşmasının bir sonucudurK1.
Kaynaklar: Kelime-i İbrâhîmiyye — s. 2, 184, 196, 238, 239 · K1-456, Kelime-i İbrâhîmiyye, s. 57, 58 · K1, s. 164
Hz. İbrahim'in 'Halîl' (dost) unvanı nasıl açıklanıyor?⌄
Hz. İbrâhîm'in 'Halîl' unvanı, Allah ile kul arasındaki dostluğun en samimi ve içli hâlini ifade eden "hullet" makâmına işaret eder. Bu makâm, Nisâ Sûresi 125. ayetindeki "vettehazallâhu İbrâhîme halîlâ" (Allah İbrâhîm'i halîl edindi) ifadesine dayanır ve Hz. İbrâhîm'in kalbinin her zerresine Allah sevgisinin nüfûz etmesiyle açıklanır. Tasavvufta peygamberlere verilen üç temel makâmdan biri olan hullet, Hz. Mûsâ'ya verilen "kelîmullâh" ve Hz. Muhammed'e verilen "habîbullâh" makâmlarından farklı olarak, dostluğun Hak ile kul arasında bir karışma ve iç içe olma hâlini temsil ederK1.
Kaynaklar: K1
›Ayrıntı
Hz. İbrâhîm'e verilen 'Halîlullâh' unvanı, tasavvufta "hullet" olarak adlandırılan özel bir dostluk mertebesini ifade eder. Hullet, lügatte 'derinlik, içlilik, dostluğun en samimi hâli' anlamına gelir ve tasavvufta Hak ile kul arasındaki en yakın muhabbet bağının adıdırK1. Bu makâm, muhabbetten daha içli ve mârifetten daha samimî bir seviyededirK1. Kur'ân-ı Kerîm'de Nisâ Sûresi 125. ayetinde geçen "vettehazallâhu İbrâhîme halîlâ" ifadesi, bu unvanın asıl dayanağını oluşturur ve Allah'ın Hz. İbrâhîm'i halîl edindiğini açıkça belirtirK1.
Halîl, kalbin bütün gözeneklerine kadar dostluğun nüfûz ettiği kimsedirK1. Bu durum, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin ifadesiyle, "halîl Hak'la içiçe oturur" şeklinde açıklanırK1. Hullet makâmı, diğer peygamberlere verilen makâmlardan farklıdır. Örneğin, Hz. Mûsâ'ya verilen "kelîmullâh" (Allah ile konuşan) makâmı ve Hz. Muhammed'e verilen "habîbullâh" (Allah'ın sevgilisi) makâmı ile karşılaştırıldığında, hulletin daha içli olduğu görülürK1. Mahbûbiyyet (sevilenlik) makâmında Hak kulu mahbûb edinir, ancak 'iki taraf' kalırken; hullet makâmında sevenin sevdiğine 'karışması', dostluğun her gözeneğe nüfûz etmesi söz konusudurK1. Hz. İbrâhîm'in tevhid yolculuğu, hullet makâmının başlangıcını ve kemâlini gösterir. En'âm Sûresi 76-79. ayetlerdeki yıldızı, ayı ve güneşi denedikten sonra "lâ uhibbu'l-âfilîn" (batanları sevmem) deyip "innî veccehtu vechiye lillezî fataras-semâvâti ve'l-arda hanîfâ" (yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim, hanîf olarak) hâline ermesi bu makâmın başlangıcıdır. Ardından Sâffât Sûresi 102. ayette Hz. İsmâîl'i kurban etmeye götürmesi ise hulletin kemâl noktasıdırK1.
Kaynaklar: K1, s. 102, 398
Eserin ana fikri nedir?⌄
Kelime-i İbrâhîmiyye adlı eserin ana fikri, Hakk'ın her an yeni bir tecellî ile varlık âleminde zuhûr etmesi ve bu zuhûrun, insan da dâhil olmak üzere tüm varlıkların hakikatini oluşturmasıdır. Eser, Hakk'ın "O her ânda bir şe’ndedir"s.37-38 âyetiyle beyân edilen sürekli işleyişini vurgular. Bu işleyişte insan, hem fikren hem de mânen "yiyen ve yenen" bir varlık iken, Hakk'ın Zâtı bu durumdan münezzehtirs.237-238. Eser, insanın halîfelik vasfı gereği esmâ-i ilâhiyyenin câmî mahalliyeti olduğunu ve bu hakikatin keşfî idrâk ile anlaşılabileceğini, akıl ve fikrin bu idrâkin önünde perde olabileceğini ortaya koyars.122.
Kaynaklar: Kelime-i İbrâhîmiyye — s. 37, 38, 122, 237, 238
›Ayrıntı
Kelime-i İbrâhîmiyye'nin temelinde, Hakk'ın varlık âlemindeki sürekli ve dinamik tecellîsi yatar. Bu tecellî, "O her ânda bir şe’ndedir"s.37-38 âyetiyle ifade edilen ilâhî bir işleyiştir. Bu işleyişte, sonradan olan tüm sıfatların hakikati Hakk'ın Zâtı'dır. İnsan, bu tecellîler içinde fikren ve mânen sürekli bir değişim ve dönüşüm hâlindedir; bir fikir diğerini yutar, bir hâl diğerinin yerine geçer. Bu durum, insanın "yiyen ve yenen" olma vasfını ortaya koyar. Ancak Hakk'ın Zâtı, bu yiyen ve yenen olmaktan münezzehtir; "O yedirir, fakat yedirilmez" (En'âm, 6/14) âyeti bu hakikati beyân eders.237-238.
Eser, insanın kâinattaki özel konumunu, yani halîfelik vasfını da ana fikirlerinden biri olarak işler. İnsan, Hakk'ın tüm isimlerini taşıyacak câmî bir mahaldir; bu durum "esmâ-i ilâhiyye'nin câmî mahalliyeti" olarak ifade edilirK1. Bu halîfelik, insanın Hak'tan aldığı emâneti taşıma vasfıdır ve Bakara 30'daki "yeryüzünde bir halîfe yaratacağım" âyetiyle temellendirilirK1. Ancak bu hakikatin idrâki, akıl ve fikrî bakış açısıyla sınırlı kalabilir. Eser, "Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki herkes topluca iman ederdi" (Yunus, 10/99) gibi âyetlerin, akıl sahiplerinin hâllerine göre geldiğini, keşfin icaplarına göre gelmediğini belirtirs.122. Bu, mârifet boyutunda bir idrâk gelişimi gerektiren bir hususturK2. Hakikatin ortaya çıkışı (sâk keşfi) anında, perdelilerin "Bizim fiilimiz Hakk'ın takdiri iledir" delili, Hakk'ın "Benim takdirim kudretime; ve kudretim irademe; ve iradem ilmime; ve ilmimin dahi sizin kılınmamış olan bilinen yatkınlıklarınıza bağlıdır" delili ile geçersiz kılınır; böylece delil Hak için sâbit olurs.102. Bu, insanın kendi ayn-ı sâbitesindeki hükmün, yani ezelî istidatlarının önemini vurgulars.136.
Kaynaklar: Kelime-i İbrâhîmiyye — s. 37, 38, 102, 122, 136, 237, 238 · K1, s. 1, 405 · K2
Bu eser tasavvufa yeni başlayanlar için uygun mu?⌄
Verilen kaynaklarda Necdet Ardıç'ın eserlerinin tasavvufa yeni başlayanlar için uygun olup olmadığına dair doğrudan bir değerlendirme bulunmamaktadır. Ancak, kaynaklarda Necdet Ardıç'ın "tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna şahsiyetlerden" olduğu ve "eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırdığı" belirtilmektedir (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki). Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) adlı eserinin "Nefs mertebelerini ve Hakk yolunu anlatan temel eser" olduğu ifade edilmektedir (İrfan Mektebi (Hakk Yolu) Wiki). Bu ifadeler, eserlerinin tasavvufun temel konularını ele alması ve geniş kitlelere hitap etme amacı taşıması nedeniyle yeni başlayanlar için de bir giriş niteliği taşıyabileceğini düşündürmektedir.
›Ayrıntı
Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biri olarak tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan bir şahsiyettir (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki). Eserleri ve sohbetleri aracılığıyla tasavvufu geniş kitlelere ulaştırma gayreti içinde olduğu belirtilmektedir (Necdet Ardıç (Terzibaba) Wiki). Bu durum, eserlerinin anlaşılır bir dille kaleme alınmış olabileceği ve tasavvufa ilgi duyan farklı seviyelerdeki okuyuculara hitap edebileceği ihtimalini akla getirmektedir.
Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) adlı eseri, "Nefs mertebelerini ve Hakk yolunu anlatan temel eser" olarak tanımlanmaktadır (İrfan Mektebi (Hakk Yolu) Wiki). Tasavvufa yeni başlayan bir sâlik için nefs mertebeleri ve Hakk yolu gibi temel kavramların işlendiği bir eserin başlangıç noktası teşkil etmesi mümkündür. Ayrıca, Necdet Ardıç'ın "Kur'an Sure Tefsirleri" gibi eserleri de bulunmaktadır (Kur'an Sure Tefsirleri Wiki). Bu tür tefsirler, Kur'an ayetlerinin tasavvufî yorumlarını sunarak, tasavvufun temelini oluşturan ilâhî kelâmı anlama noktasında yeni başlayanlara rehberlik edebilir.
Kaynaklarda doğrudan "yeni başlayanlar için uygundur" şeklinde bir ifade yer almasa da, Ardıç'ın tasavvufu geniş kitlelere ulaştırma misyonu ve eserlerinin temel tasavvufî konuları ele alması, bu eserlerin tasavvufa giriş niteliği taşıyabileceği yönünde bir çıkarım yapılmasına olanak tanımaktadır.