
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Kelime-i Sâlihiyye nedir?⌄
Kelime-i Sâlihiyye, tasavvufta Hz. Sâlih (a.s.) ile ilişkilendirilen, beklenmedik bir şekilde gerçekleşen ilâhî açılımları ve fütûhâtı ifade eden bir kavramdır. Bu kelime, ilâhî irade ve kelâmın tecellisiyle, ilm-i ilâhîde sabit olan şeylerin haricî vücuda çıkışını, yani "kün" (ol!) emrinin tesirini ve bu emre itaatle varlıkların zuhurunu anlatır. Hz. Sâlih'in mucizesi olan dağdan devenin çıkışı gibi, asla umulmayan bir yerden gelen ilâhî feyz ve açılımları temsil eders.2, s.3. Bu, aynı zamanda her bir varlığın kendi ayn-ı sâbitesinin ve ilâhî isminin bir yansıması olarak zuhur etmesiyle de ilişkilidirs.163.
Kaynaklar: Kelime-i Sâlihiyye — s. 2, 3, 163
›Ayrıntı
Kelime-i Sâlihiyye, "Hikmet-i Fütûhiyye" ile özdeşleştirilir ve fütûhâtın, yani beklenmedik ilâhî açılımların bir ifadesidirs.2, s.3. Bu kavramın temelinde, ilâhî irade ve kelâmın varlıkları meydana getirme gücü yatar. Cenâb-ı Hakk'ın "kün" (ol!) emri, mertebe-i ulûhiyyette, O'nun sıfat ve esmâsıyla müteayyin olmasıyla gerçekleşir. Mertebe-i ahadiyyette isim ve sıfatlar bulunmazken, ilâhî zâtın irade ve kelâm sıfatlarıyla tecelli etmesiyle "îcâd" (yaratma) mümkün olurs.39.
Bir şeyin varlık sahasına çıkışı, öncelikle onun ilm-i ilâhîde sabit olan "şey'iyet"i ile başlar. Ardından, ilâhî "kün" emrini işitmesi ve bu emre itaat etmesiyle haricî vücuda gelirs.48, s.70. Bu süreçte, varlıkların kendi ayn-ı sâbiteleri, yani ilm-i ilâhîdeki özleri, ilâhî isimlerin birer zıllı ve sûreti olarak kabul edilir. Dolayısıyla her şahıs, kendi ayn-ı sâbitesinin ve o ayn-ı sâbitenin bağlı olduğu ilâhî ismin bir zuhurudurs.163.
Âlemdeki her şey, isti'dâd-ı gaybîsi ile "kün" kavlini işiterek müteessir olur ve emre itaatle varlık kazanırs.120. Bu durum, sâliklerin manevî yolculuğunda da karşılık bulur; zira her bir ferdin zâtî isti'dâdı, onun dünyada ve âhiretteki fütûhâtını belirler. Bu fütûhât, kişinin isti'dâdına uygun olarak ya tabiatına mülâyim (saadet) ya da gayr-ı mülâyim (şekavet) bir şekilde tecelli eders.10, s.12. Ayn-ı sâbiteler, Hakk'ın niseb ve şuûn-ı zâtiyyesinin sûretleri olup, ezelden ebede değişmezler ve Hakk'ın onlar üzerindeki hükmü de bu kabiliyetleri ve isti'dâdları mucibince olurs.9.
Kaynaklar: Kelime-i Sâlihiyye — s. 2, 3, 9, 10, 12, 39, 48, 70, 120, 163
Eserin yazarı Muhyiddin İbnü'l-Arabi kimdir?⌄
Muhyiddîn İbn Arabî, tasavvuf metafiziğinin en büyük teorisyeni ve Şeyh-i Ekber unvanıyla anılan bir ârif-i billâhtır. O, tasavvuf-irfân külliyatının en yoğun ve derin metinlerinden sayılan Fusûsu'l-Hikem ile tasavvuf metafiziğinin ansiklopedik kaynağı olan Fütûhât-ı Mekkiyye gibi kıymetli eserlerin müellifidir. Özellikle Fusûsu'l-Hikem'in Hz. Peygamber'in rüyâ ile kendisine yazdırdığı vahy-i ilhâmî bir tezâhür olduğunu belirtmesi, eserlerinin manevî mesnedini ortaya koyarK1. Fütûhât-ı Mekkiyye ise Mekke'de Kâbe'yi tavaf ederken aldığı manevî fetihler (açılımlar) sayesinde kaleme aldığı, şahsî müşâhedelerine dayanan ve Kur'ân ile sünneti esas alan 560 bâbdan oluşan kapsamlı bir eserdirK1.
Kaynaklar: K1, s. 26, 296
›Ayrıntı
Muhyiddîn İbn Arabî (1165-1240), tasavvuf düşüncesinin zirve isimlerinden olup, kendisine "Şeyh-i Ekber" lakabı verilmiştirvikipedi. O, tasavvuf metafiziğinin temelini oluşturan ve derinlikli hakikatleri barındıran eserleriyle tanınır. En meşhur eserlerinden biri olan Fusûsu'l-Hikem, "Hikmetlerin Yüzükleri" veya "Hikmet Cevherleri" anlamına gelir ve 27 bölümden (Fass) oluşur; her Fass bir peygambere ait bir hikmeti temsil ederK1. Bu eserin, Hz. Peygamber'in rüyâ yoluyla kendisine yazdırdığı, ilhamî bir vahiy tezahürü olduğu bizzat İbn Arabî tarafından ifade edilmiştirK1.
Diğer büyük eseri Fütûhât-ı Mekkiyye ise "Mekkî Fetihler" manasına gelir ve 560 bâbdan oluşan, tasavvuf metafiziğinin ansiklopedik bir kaynağıdırK1. İbn Arabî, bu eseri Mekke'de Kâbe'yi tavaf ederken elde ettiği manevî açılımlar (fetihler) neticesinde kaleme aldığını belirtir. Eserin temel dayanağı onun şahsî müşâhedeleri olmakla birlikte, Kur'ân ve sünnet de bu müşâhedelerin mesnedini oluştururK1. Fütûhât, ibadet, ahlak, kozmoloji, velayet hiyerarşisi, esmâü'l-hüsnâ, miraç, Kur'ân tefsiri gibi tasavvufî bilginin tüm dallarını kapsayan kapsamlı bir çalışmadırK1. Bu eser, 1202'de Mekke'de başlayıp 1238'de Şam'da tamamlanmış, 36 yıl süren bir telif çalışmasının ürünüdürK1. İbn Arabî'nin eserleri, vahdet-i vücud gibi pek çok tartışmalı konuyu ele alması nedeniyle zâhirî kelâmcılar tarafından eleştirilmiştirK1.
Kaynaklar: Vikipedi: Muhyiddin İbn Arabi · K1, s. 26, 296
Kelime-i Sâlihiyye bölümü ne anlatıyor?⌄
Kelime-i Sâlihiyye bölümü, Hz. Sâlih (a.s.)'ın mucizesi olan devesinin dağdan beklenmedik bir şekilde çıkışını merkeze alarak "fütûhiyyet hikmeti"ni açıklar. Bu hikmet, umulmayan bir yerden bir şeyin zuhur etmesi, yani "feth"in çoğulu olan "fütûh" kavramıyla ilişkilidir. Bölüm, Hz. Sâlih'in devesinin dağdan çıkışını, Allah'ın kudretinin ve beklenmedik lütuflarının bir tezahürü olarak sunar ve bu olayın "fütûhiyyet"in özünü oluşturduğunu vurgulars.2. Bu bağlamda, sâlikin sülûkunda da beklenmedik ilâhî açılımların (fütûhâtın) olabileceğine işaret edilir.
Kaynaklar: Kelime-i Sâlihiyye — s. 2
›Ayrıntı
Kelime-i Sâlihiyye bölümü, özellikle "Hikmet-i Fütûhiyye"nin Hz. Sâlih (a.s.) ile olan bağlantısını ele alır. "Fütûhiyyet hikmeti"nin Hz. Sâlih'in kelimesine özgü kılınmasının temel sebebi, onun mucizesi olan devenin dağdan beklenmedik bir şekilde zuhur etmesidirs.2. Bu durum, "fütûh" kavramının özünü teşkil eder; zira "fütûh", umulmayan bir yerden bir şeyin ortaya çıkmasından ibarettir ve "feth" kelimesinin çoğuludurs.2.
Bu hikmet, Allah'ın kudretinin ve iradesinin tecellisini gösterir. Normal şartlarda bir dağdan canlının çıkması beklenmezken, Hz. Sâlih'in duası ve Allah'ın emriyle bu mucize gerçekleşmiştir. Bu, tasavvufî açıdan sâlikin sülûkunda da benzer şekilde, akıl ve mantık sınırlarını aşan, beklenmedik ilâhî açılımların ve lütufların (fütûhâtın) olabileceğine bir işarettir.
Bölüm ayrıca, kıyasta "vech-i hâs" (özel yön) ve âlemin sonradan yaratılmış olması gibi konulara değinerek, varoluşun ve yaratılışın temel prensiplerini de fütûhiyyet hikmetiyle ilişkilendirir. "Sonradan yaratılmış" ve "sebep" gibi tekil kelimeler, âlemin yaratılışındaki ilâhî düzeni ve bu düzenin beklenmedik tecellilerini anlamak için birer anahtar görevi görürs.114. Bu bağlamda, Kelime-i Sâlihiyye, sadece bir peygamber kıssasını anlatmakla kalmaz, aynı zamanda ilâhî kudretin ve fütûhâtın evrensel prensiplerini de açığa çıkarır.
Kaynaklar: Kelime-i Sâlihiyye — s. 2, 114
Fütûhî hikmet ne demektir?⌄
Fütûhî hikmet, tasavvufta beklenmedik bir şekilde, umulmayan bir yerden zuhur eden ilahi açılımları ifade eden bir kavramdır. Bu hikmet, özellikle Hz. Salih (a.s.) ile ilişkilendirilir; zira onun mucizesi olan devenin dağdan beklenmedik bir biçimde çıkışı, fütûhî hikmetin somut bir tezahürü olarak kabul edilirs.1-2. "Fütûh" kelimesi "feth"in çoğulu olup, açılımlar ve fetihler anlamına gelir. Bu hikmet, Allah'ın "el-Fettâh" isminin tecellisi olarak, sâlikin veya peygamberin hayatında ortaya çıkan ilahi lütufları ve keşifleri kapsar.
Kaynaklar: Kelime-i Sâlihiyye — s. 1, 2
›Ayrıntı
Fütûhî hikmet, Fusûsu'l-Hikem'de Hz. Salih (a.s.)'ın temsil ettiği hikmetlerden biri olarak geçer ve "Hikmet-i Fütûhiyye" adını taşırK1. Bu hikmetin Hz. Salih'e tahsis edilmesinin temel sebebi, onun mucizesi olan devenin dağdan, asla umulmadığı bir anda ve şekilde zuhur etmesidirs.1. Bu durum, "fütûh" kavramının özünü oluşturur; zira fütûh, beklenmeyen bir şeyden bir şeyin ortaya çıkmasıdırs.1. Hz. Salih, kendi zamanının insân-ı kâmili olarak, tüm ilahi isimlere mazhar olsa da, üzerinde en gâlip olan isim "el-Fettâh" idi ve hikmeti de bu sebeple fütûhî idis.133. Bu hikmet, yaratılışı ve onun ferdiyetini (tekliğini) ele alan yüce bir bölümde incelenirs.3, 5. Genel anlamda hikmet, Allah'ın eşyayı yerli yerine koyma sıfatı (el-Hakîm) ve sâlikin bu sıfata ayna olma mertebesidirK1. Fütûhî hikmet ise, bu genel hikmet anlayışı içinde, özellikle ilahi açılımların ve beklenmedik lütufların tezahür ettiği bir mertebeyi ifade eder.
Kaynaklar: K1, s. 26, 197 · Kelime-i Sâlihiyye — s. 1, 3, 5, 133
Bu bölümde Sâlih peygamberin rolü nedir?⌄
Hz. Sâlih (a.s.), tasavvufî anlayışta, özellikle "fütûhiyyet hikmeti" ile anılan ve ilâhî isimlerden "Fettâh" isminin tecellî ettiği bir peygamberdir. Onun rolü, bu ismin mazharı olarak, açılışlar ve fetihler anlamına gelen "fütûh" ile ortaya çıkan mucizeler ve ilâhî alâmetler göstermesidir. Semûd kavmine gönderilen Hz. Sâlih'in en bilinen mucizesi olan dişi deve, onun Fettâh ismine mazhariyetinin bir nişânesi olarak kabul edilirs.7, 10. Bu durum, her peygamberin kendine özgü bir ilâhî isme mazhar olması ve bu ismin tecellîlerinin onun bineği gibi alâmetlerle zuhur etmesi prensibiyle açıklanırs.7.
Kaynaklar: Kelime-i Sâlihiyye — s. 7, 10
›Ayrıntı
Hz. Sâlih (a.s.), tasavvufî metinlerde "fütûhiyyet hikmeti" ile özdeşleşmiş bir peygamberdir (Hz. Sâlih (a.s.) wiki). Bu hikmet, onun ilâhî isimlerden "Fettâh" ismine mazhar olmasından kaynaklanırs.3, 12. Fettâh ismi, "açan, fetheden" anlamına gelir ve Hz. Sâlih'in seyri bu isim üzerine olmuşturs.10, 11. İlâhî isimlerin gaybın anahtarları olduğu kabul edildiğinden, Şeyh (r.a.) "fütûhiyyet hikmeti"ne yakın olan bu bölümde "yaratmayı" ve onun "ferdiyetini" ele almıştırs.2.
Hz. Sâlih'in peygamberlik rolü, Fettâh isminin tecellîsiyle ortaya çıkan "fütûh" yani açılışlar ve fetihler aracılığıyla belirginleşir. Nitekim, onun bineği olarak zikredilen dişi deve mucizesi, bu fütûhî açılışların somut bir göstergesidirs.7, 10. Bu durum, her peygamberin kendine özgü bir ilâhî ismin mazharı olması ve bu ismin suretiyle ortaya çıkan bir bineğe sahip olması prensibiyle açıklanır. Örneğin, Hz. Muhammed'e Burak'ın özgü olması gibi, Hz. Sâlih'e de devenin özgü olması, her bir peygambere özgü olarak ortaya çıkan ilâhî alâmetlerin cümlesindendirs.7. Bu binekler sadece peygamberlere özgü olmayıp, Âdemoğullarının her biri için de bir binek olduğu belirtilirs.10, 11.
Hz. Sâlih'in kavmi olan Semûd'un helâki de teslîs üzerine mebnî olması, onun hikmetinin bir gereği olarak görülür. Zira o, zamanının insân-ı kâmili olduğundan, her ne kadar tüm ilâhî isimlere mazhar olsa da, Fettâh ismi onun üzerinde gâlip olmuşturs.135. Bu bağlamda, Hz. Sâlih'in rolü, Fettâh isminin tecellîlerini göstererek ilâhî hakikatleri açığa çıkarmak ve kavmini doğru yola davet etmek olmuştur.
Kaynaklar: Kelime-i Sâlihiyye — s. 2, 3, 7, 10, 11, 12, 135
Eserdeki 'üç açılış' neyi ifade ediyor?⌄
Eserdeki "üç açılış" ifadesi, Hz. Salih'in (a.s.) kavmine gönderilen mucizevî dişi devenin ortaya çıkışıyla başlayan ve bu olayın sebep olduğu üç farklı ilahî tecelliyi anlatır. Bu açılışlar, gayb kapısının yarılmasıyla dişi devenin zuhuru, kavmin bir kısmının imana gelmesi ve bir kısmının da küfre düşmesi şeklinde tezahür etmiştir. Hz. Salih'in (a.s.) zamanının insan-ı kâmili olması ve Fettâh ismine mazhariyeti sebebiyle hikmeti "fütûhî" (açılışlara dair) olmuş, bu da yaratmanın ve helakin üçleme üzerine kurulu olduğunu göstermiştirs.3, s.135.
Kaynaklar: Kelime-i Sâlihiyye — s. 3, 135
›Ayrıntı
Hz. Salih (a.s.) kıssasında geçen "üç açılış", ilahî kudretin ve hikmetin farklı veçhelerini ortaya koyan önemli bir tasavvufî kavramdır. Bu açılışlar, Hz. Salih'in (a.s.) "fütûhiyyet hikmeti"ne (ilahi açılımlar hikmeti) uygun olarak gerçekleşmiştirs.3. Hz. Salih (a.s.), bütün ilahi isimlere mazhar olmakla birlikte, özellikle "Fettâh" ismine üstün bir mazhariyet göstermiştir; zira "fütûh" (açılış), umulmayan bir şeyden bir şeyin ortaya çıkması olup yaratmayı içerirs.135, s.136.
Bu üç açılış şu şekilde sıralanır:
- Gayb Kapısının Açılması ve Dişi Devenin Zuhuru: Yüce Allah, Hz. Salih'e (a.s.) dişi devenin ortaya çıkması için dağın yarılması mucizesiyle gayb kapısını "açmıştır"s.3. Bu, ilahi kudretin bir tecellisi olarak, tabiatüstü bir olayın vuku bulmasıdır.
- İmanın Açılması: Bu mucizevî olayın ardından, Hz. Salih'in (a.s.) kavminden bazılarının imanı "açılmıştır". Onlar, mucize olan dişi deveye iman etmiş ve kendilerine emrolunduğu şekilde ona saygı göstermişlerdirs.3. Bu, kalplerin hakikate açılması ve ilahi daveti kabul etme hâlidir.
- Küfrün Açılması: Aynı zamanda, kavmin bazılarının da küfrü "açılmıştır". Bu nimete nankörlük etmişler ve dişi deveyi keserek ilahi emre karşı gelmişlerdirs.3. Bu ise, kalplerin hakikate kapanması ve inkârın zuhur etmesi hâlidir.
Bu art arda gelen olaylar, yaratmanın ve helakin de üçleme üzerine kurulu olduğunu gösterir; nitekim Hz. Salih'in (a.s.) kavminin helakinin üç gün ertelenmesi ve bu üç günün sonunda vaadin gerçekleşmesi de bu hikmetin bir yansımasıdırs.133, s.134, s.135.
Kaynaklar: Kelime-i Sâlihiyye — s. 3, 133, 134, 135, 136
Bu eser tasavvufa yeni başlayanlar için mi?⌄
Verilen kaynaklarda, "Kelime-i Sâlihiyye" adlı eserin tasavvufa yeni başlayanlar için uygun olup olmadığına dair doğrudan bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak eserin içeriğine dair verilen alıntılar, tasavvufun derin ve incelikli konularını, özellikle de Hak'tan gelen kelâmın nefisler üzerindeki tesirini, sabit hakikatlerin hallerini ve özel Rab isminin hikmetini işlediğini göstermektedirs.15, 162. Bu tür konuların, tasavvufî terminolojiye ve kavramlara aşina olmayı gerektirmesi, eserin yeni başlayanlar için başlangıç seviyesinden ziyade, belli bir altyapı gerektiren daha ileri bir metin olabileceğini düşündürmektedir.
Kaynaklar: Kelime-i Sâlihiyye — s. 15, 162
›Ayrıntı
"Kelime-i Sâlihiyye"den yapılan alıntılar, eserin tasavvufî hakikatleri derinlemesine ele aldığını ortaya koymaktadır. Örneğin, "her bir tâifenin beşeresinde, onların nüfûsunda bu kelâmın eserinden hâsıl olan şey te’sîr eyledi" ifadesis.156, ilâhî kelâmın insan nefsi üzerindeki etkileşimini ve bu etkileşimin farklı tezahürlerini incelemektedir. Bu, tasavvufta hâl ve makam gibi temel kavramların ötesinde, daha soyut ve tecrübî bir alana işaret eder.
Eserde, "etki eden" ile "etkilenen" arasındaki ilişki ve Hakk'ın ferdiyetinin "şey"in ferdiyetine bağlılığı gibi konular işlenmektedirs.47. Bu türden vücûdî ve varoluşsal meseleler, tasavvufun ileri düzeydeki konularıdır ve genellikle tasavvufî düşünceye vakıf olmayı gerektirir. Ayrıca, "hayvani nefis için aynî bir eser gereklidir ve o da onun sabit hakikatinin hallerinden ve özel Rabb'inin özelliklerindendir"s.15 gibi ifadeler, tasavvufun özel terminolojisini ve kavramsal çerçevesini kullanmaktadır. Bu durum, eserin tasavvufa yeni başlayan bir okuyucu için anlaşılmasını zorlaştırabilir.
Tasavvufî bir hâlin başlaması (zuhûr) ve yerleşmesi (rusûh) gibi süreçler bile, "bârika", "lemeât" ve "telvîn'den temkîn'e geçiş" gibi terimlerle açıklanırkenK2, "Kelime-i Sâlihiyye"deki ifadeler daha ziyade bu hâllerin temelinde yatan ilâhî ve kozmik işleyişi ele almaktadır. Bu da eserin, tasavvufî yolculuğun ilk adımlarını atmaktan ziyade, yolculukta ilerlemiş sâliklerin idrâkine yönelik olduğunu düşündürmektedir.
Kaynaklar: Kelime-i Sâlihiyye — s. 15, 47, 156 · K2
Kelime-i Sâlihiyye'den nasıl manevi bir ders çıkarılabilir?⌄
Kelime-i Sâlihiyye'den çıkarılabilecek manevi ders, beklenmedik ilahi açılımların (fütûhât) ve yaratılışın hikmetini idrak etmekle ilgilidir. Hz. Salih (a.s.)'ın mucizesi olan dağdan devenin çıkışı gibi, Hakk'ın kudretiyle umulmayan yerden zuhur eden her şey, sâlik için bir fütûhât ve ibret vesilesidirs.2. Bu durum, âlemin ve yaratılmışların varlığının, ilahi isimlerin ve sıfatların tecellisiyle, Rahmânî bir nefesle (feyz-i akdes) gerçekleştiğini ve her şeyin Allah'a muhtaç olduğunu (samediyyet) gösterirs.120-121. Sâlik, bu fütûhâtı müşâhede ederek, Allah'ın birliğini ve her şeyin O'na yöneldiğini tahkîk eder.
Kaynaklar: Kelime-i Sâlihiyye — s. 2, 120, 121
›Ayrıntı
Kelime-i Sâlihiyye'de vurgulanan "fütûhiyye hikmeti", beklenmedik bir şekilde, umulmayan bir şeyden bir şeyin zuhur etmesiyle açıklanırs.2. Hz. Salih (a.s.)'ın mucizesi olan dağdan devenin çıkışı, bu hikmetin somut bir misalidir. Bu, sâlik için, Allah'ın kudretinin ve iradesinin her an tecelli edebileceği, akıl ve beklentilerin ötesinde işleyebileceği manevi bir ders sunar. Bu tür fütûhât, sâlikin sülûkunda karşılaştığı açılımlara benzer; tıpkı makâmların bir öncekinin tahkîkiyle açılması gibiK1.
Âlemin yaratılışı da bu fütûhât hikmetiyle açıklanır. Yaratılmışların varlığı, ilahi isimlerin ve rabbanî sıfatların tecellisiyle, "Ol!" emrinin gaybî yatkınlıkla işitilmesi ve feyz-i akdes (Rahmânî nefes) ile gerçekleşirs.120-121. Bu durum, her yaratılmışın varlığının, kendinden önce yaratılmış bir varlığa nispet edilmesiyle bir sebep-sonuç zinciri içinde olduğunu gösterirs.121. Ancak bu sebep, manevi bir sebeptir; ilahi isimler ve sıfatlar âlemden sayılmazs.117.
Bu manevi ders, aynı zamanda samediyyet kavramıyla da ilişkilidir. Samediyyet, Allah'ın kimseye muhtaç olmaması, ama her şeyin O'na muhtaç olması sıfatıdırK1. Dağdan devenin çıkışı gibi beklenmedik fütûhâtlar, bütün ihtiyaçların tek merciinin Allah olduğunu, her şeyin O'na yöneldiğini (samed) idrak etmeye vesile olurK1. Sâlik, bu hikmetleri müşâhede ederek, Allah'ın birliğini (ehad) ve mutlak ihtiyâçsızlığını (samed) tahkîk eder. Hz. Salih'in kavminin helak oluşu gibi olaylar das.138, ilahi takdirin ve yaratılışın bir parçası olarak, ibretlik hikayeler bağlamında değerlendirilebilir.
Kaynaklar: Kelime-i Sâlihiyye — s. 2, 117, 120, 121, 138 · K1, s. 162, 211