
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Kelime-i Yûnusiyye nedir?⌄
Kelime-i Yûnusiyye, Muhyiddîn İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem adlı eserinin Yûnus Fassı'nda işlenen hikmettir. Bu hikmet, Hak'ın "nefes" veya "nefs" mertebesindeki tecellîlerini ve varlığın bu tecellîler aracılığıyla nasıl ortaya çıktığını açıklar. Eserin şârihleri arasında "fâ" harfinin fethalı okunmasıyla "nefesiyye" (ilâhî nefes/atâ) veya sükûn ile okunmasıyla "nefsiyye" (nefse ait hikmet) şeklinde iki farklı telaffuz ve anlam tartışması bulunsa da, İbn Arabî'nin kendi el yazısı ve Sadreddîn-i Konevî'nin beyanları "nefesiyye" okunuşunu desteklemektedirs.1, 4, 7. Bu hikmet, her şeyin hakikatinin ve ruhunun kendi ayn-ı sâbitesi olduğunu ve bunun da ilâhî şuûnâttan bir şe'n olduğunu vurgulars.75.
Kaynaklar: Kelime-i Yûnusiyye — s. 1, 4, 7, 75
›Ayrıntı
Kelime-i Yûnusiyye, Fusûsu'l-Hikem'in 18. Fassı'dır ve "Hikmet-i Nefesiyye" veya "Hikmet-i Nefsiyye" olarak adlandırılır. Bu isimlendirme, "fâ" harfinin fethalı okunmasıyla "nefesiyye" (ilâhî nefes/atâ) veya sükûn ile okunmasıyla "nefsiyye" (nefse ait hikmet) şeklinde iki farklı görüşe dayanırs.1, 7. Ancak, Fusûs şârihi Müeyyedüddîn Cendî'nin beyanına göre, Cenâb-ı Şeyh-i Ekber'in (İbn Arabî) kendi el yazısında "fâ"nın üstün okunmasıyla "nefes" olarak bulunduğu belirtilmiştirs.1, 4. Aynı şekilde, İbn Arabî'nin üvey oğlu ve müridi Sadreddîn-i Konevî de Fükûk adlı eserinde bu hikmeti "hikmet-i nefesiyye" olarak beyan etmiştirs.7. Bu durum, hikmetin "nefesiyye" olarak isimlendirilmesinin daha güçlü bir dayanağı olduğunu göstermektedir.
Bu hikmet, her şeyin hakikatinin ve ruhunun kendi ayn-ı sâbitesi olduğunu ve bu ayn-ı sâbitenin de ilâhî şuûnâttan bir şe'n olduğunu açıklars.75. Zât-ı Hak'ın mertebe-i ahadiyyette zuhura meylederek, yani zâtına tecellî ederek, zâtında bilkuvve mündemiç olan niseb ve şuûnâtın, yani esmâ ve sıfâtın sûretlerinin ilm-i ilâhîde peydâ olduğunu ifade eder. Bu tecellî ile zât-ı ahadî, mertebe-i vâhidiyyete tenezzül ederek ismi "Allah" olmuşturs.117. Tecellî eden ile tecellî olunanın şey-i vâhid olduğu gibi, suver-i ilmiyye, yani hakāyık-ı eşyâ olan a'yân-ı sâbite de o şey-i vâhidin ayn'ıdırs.117. Bu bağlamda, Hak'tan bir şeyin hurûc etmediği, bilakis Hakk'ın hüviyetinin o şeyin ayn'ı olduğu, yani her bir kesif mertebede vaki olan her bir taayyünde gizli olan latif zât olduğu vurgulanırs.119. Bu hikmet, ilâhî tecellîlerin birliğini ve varlıktaki çeşitliliğin bu birliğin farklı istidatlara göre tezahürü olduğunu anlatırs.98.
Kaynaklar: Kelime-i Yûnusiyye — s. 1, 4, 7, 75, 98, 117, 119
Bu eser ne anlatıyor?⌄
Verilen kaynaklarda "Bu eser ne anlatıyor?" sorusuna doğrudan bir cevap bulunmamaktadır. Kaynaklar, Necdet Ardıç'ın eserlerinden, tasavvufî kavramlardan ve Risâle-i Gavsiyye gibi metinlerden bahsetmekle birlikte, belirli bir eserin içeriğini detaylı olarak açıklamamaktadır.
Hikmet-i Nefesiyye ne demektir?⌄
Hikmet-i Nefesiyye, Hz. Yûnus (a.s.) ile ilişkilendirilen ve "nefes hikmeti" anlamına gelen bir tasavvufî kavramdır. Bu hikmet, nefsin düzenine sebep olan şeyi ifade eders.6-7. İbn Arabî'nin Fusûs'ül-Hikem adlı eserinde Hz. Yûnus'un fassı "Hikmet-i Nefesiyye" olarak adlandırılırvikipedi. "Nefesiyye" kelimesinin "fâ" harfinin üstün okunmasıyla "nefes"ten geldiği, yani alınan her nefesin hayatı uzatması ve verilen her nefesin zatı ferahlatmasıyla insan nefsinin ayakta tutulmasını sağlayan bir sırrı barındırdığı belirtilirs.4, 12. Bu kavram, Hz. Yûnus'un balığın karnında yaşadığı sıkıntıdan kurtularak "geniş bir nefes alması" olayıyla da ilişkilendirilirs.6.
Kaynaklar: Kelime-i Yûnusiyye — s. 4, 6, 7, 12 · Vikipedi: Hz. Yûnus
›Ayrıntı
Hikmet-i Nefesiyye, tasavvuf literatüründe Hz. Yûnus (a.s.)'ın şahsında tecelli eden özel bir hikmettir. Bu kavramın isimlendirilmesi hususunda iki farklı görüş bulunmaktadır: "fâ" harfinin üstün okunmasıyla "nefesiyye" mi, yoksa cezimli okunmasıyla "nefsiyye" mi olduğu tartışılmıştırs.1, 7, 8. Fusûs şârihi Müeyyedüddîn Cendî ve İbn Arabî'nin üvey oğlu Sadreddîn-i Konevî, İbn Arabî'nin kendi el yazısı ve sözlü beyanlarına dayanarak "fâ" harfinin üstün okunmasıyla "Hikmet-i Nefesiyye" şeklinde olduğunu bildirmişlerdirs.1, 4, 5, 8, 11. Bu durum, "nefes" kelimesinin, insan nefsinin varlığını sürdürmesi ve düzenini sağlamasıyla doğrudan ilişkili olduğunu gösterirs.6-7. Alınan her nefesin hayatı uzatması ve verilen her nefesin zatı ferahlatması, bu hikmetin temelinde yatan anlamlardan biridirs.12. Hz. Yûnus'un balığın karnındaki sıkıntılı durumdan kurtulup "geniş bir nefes alması" (Sâffât, 37/140) olayı, bu hikmetin diriliş ve ferahlık yönünü somutlaştıran bir örnektirs.6. Bazı şârihler "fâ" harfinin sükûnlu okunmasıyla "Hikmet-i Nefsiyye" isimlendirmesine daha çok eğilim göstermiş olsalar das.3, 6, 9, 10, Sadreddîn-i Konevî'nin İbn Arabî'den işittiği rivayet, "Hikmet-i Nefesiyye" isimlendirmesini açık bir delil olarak ortaya koymaktadırs.3, 6, 9, 10. Bu hikmet, nefsin düzenine ve dirilişine işaret eden önemli bir tasavvufî sırrı barındırır.
Kaynaklar: Kelime-i Yûnusiyye — s. 1, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12
Hz. Yunus kıssasından alınacak ibret nedir?⌄
Hz. Yunus kıssasından alınacak ibret, Allah'ın rahmanî nefesiyle kullarını sıkıntılardan kurtarması ve peygamberlerin nübüvvet mertebeleri gereği bu hakikatleri bilerek nefesin devamlılığını sağlamaya çalışmalarıdır. Bu kıssa, özellikle "Nefes Hikmeti" bağlamında, belalardan kaçışın ve Allah'ın kurtarıcılığının bir tezahürü olarak ele alınır. Nitekim Yüce Allah, Hz. Yunus'u ailesi, evlatları ve kavmi tarafından yönelen çeşitli belalardan "Rahmânî nefesiyle" kurtarmıştırs.2. Bu durum, aynı zamanda insan türünün hayatının korunması gibi daha geniş ibretlere de işaret eders.49-50.
Kaynaklar: Kelime-i Yûnusiyye — s. 2, 49, 50
›Ayrıntı
Hz. Yunus kıssası, tasavvufta "Nefes Hikmeti" (Hikmet-i Nefesiyye) ile ilişkilendirilir ve Fusûsu'l-Hikem'in Yûnusiyye Fassı'nda işlenirs.1; K1-26. Bu hikmet, "fâ" harfinin üstün okunmasıyla "nefesiyye" olarak kabul edilir ve Şeyh-i Ekber İbn Arabî'nin kendi el yazısıyla da bu şekilde belirtilmiştirs.1. Kıssanın temel ibreti, Allah'ın kullarını gam ve sıkıntılardan kurtarmadaki kudretidir. Hz. Yunus'a ailesi, evlatları ve kavmi tarafından çeşitli belalar yöneldiğinde, Yüce Allah onu "Rahmânî nefesiyle" bu sıkıntılardan kurtarmıştır. Kur'an-ı Kerim'de de "Onu gamdan kurtardık" buyrularak bu durum teyit edilirs.2. Hz. Yunus, peygamberlik mertebesi sebebiyle bu hakikatleri bildiği için, "nefes"in devamlılığını sağlamak amacıyla belalardan kaçıp bir gemiye binmiştirs.5-6. Bu, nefesin kesilmesinin hayatın sonu anlamına gelebileceği gerçeğiyle de bağlantılıdır; zira üzüntünün şiddetinden nefesi kesilip hayatını kaybeden pek çok kişi vardırs.6. Kıssadan çıkarılacak daha genel bir ibret ise, kısas gibi ilahi hükümlerin insan türünün hayatını korumaya yönelik olduğudur. Bir kimseyi öldürmeye niyet edenlerin, kısasın varlığından etkilenerek bu cür'eti gösterememeleri sayesinde insan hayatı korunmuş olurs.49-50. Bu, ilahi hikmetin bireysel kurtuluşun ötesinde toplumsal bir düzeni de gözettiğini gösterir.
Kaynaklar: Kelime-i Yûnusiyye — s. 1, 2, 5, 6, 26, 49, 50
Tasavvufta 'keşf' ne anlama gelir?⌄
Tasavvufta keşf, sâlikin gayb âleminden veya Hakk'tan kalbine inen doğrudan idrâklerin tümüne verilen isimdir ve lugatta 'açma, perde kaldırma' anlamına gelir. Bu, mükâşefenin genel karşılığı olup, hadîs-i şerîfteki "mü'min Allah'ın nûruyla bakar" (Tirmizî) ifadesiyle mesned bulurK1. Keşf, "Bütün işler Allah'a döner" (Hûd, 11/123) ayetindeki hakikati idrak etme gibi ma'rifetleri de ihtiva eders.121. Sâlikin manevi yolculuğunda (seyr-i sülûk) perdelerin kalkmasıyla elde ettiği bu bilgi, onun kendi tekil sabit hakikatini ve ilahi isimlerle olan ilişkisini anlamasına yardımcı olurs.76.
Kaynaklar: K1, s. 181 · Kelime-i Yûnusiyye — s. 76, 121
›Ayrıntı
Keşf, tasavvufî bir terim olarak, sâlikin kalbine gayb âleminden veya doğrudan Hakk'tan gelen idrâkleri ifade eder. Bu, sâlikin manevi yolculuğunda (seyr-i sülûk) ulaştığı bir hâldir ve "açma, perde kaldırma" anlamlarına gelirK1. Keşf, Hakk'ın esmâ ve sıfatlarının tezahürlerini doğrudan görme, yani "Keşf-i Hak" gibi derin mertebeleri de kapsarK1.
Keşf, aynı zamanda "mükâşefe" kavramıyla yakından ilişkilidir; keşf daha genel bir "alanın açılması"nı ifade ederken, mükâşefe bu açılan alandan gelen "doğrudan idrâk"i temsil ederK1. Örneğin, "Bütün işler Allah'a döner" (Hûd, 11/123) ayetindeki hakikatin keşf yoluyla idrak edilmesi, sâlike ma'rifet kazandırırs.121. Bu tür bir idrak, sâlikin kendi tekil sabit hakikatinin ilahi isimlerden birinin ilimdeki sureti olduğunu anlamasına vesile olur; bu da onun "ruh"unun o özel isim olduğunu gösterirs.76, 79, 80, 12.
Keşfin gerçekleşmesi için belirli şartlar bulunur: kalbin temizlenmesi (tezkiye), riyâzat ve halvet gibi mücâhedeler, kâmil bir mürşidin teveccühü ve şerîate sıkı bağlılıkK1. Bu şartlar yerine getirildiğinde, sâlikin kalbi ilahi hakikatlere açılır ve o, Hakk'ın varlığını ve işleyişini doğrudan müşâhede etme imkânı bulur. Keşf, müminin Allah'ın nuruyla bakmasını sağlayan bir manevi görme yeteneğidirK1.
Kaynaklar: K1, s. 181 · Kelime-i Yûnusiyye — s. 12, 76, 79, 80, 121
Bu eser kimler için yazılmıştır?⌄
Verilen kaynaklarda "Kelime-i Yûnusiyye" adlı eserin kimler için yazıldığına dair doğrudan bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak eserin içeriği ve tasavvufî metinler arasındaki konumu göz önüne alındığında, tasavvuf yolunda ilerleyen sâlikler ve irfan ehli için kaleme alındığı anlaşılmaktadır.
›Ayrıntı
"Kelime-i Yûnusiyye" adlı eserin kimler için yazıldığına dair kaynaklarda açık bir ifade yer almamaktadır. Ancak eserin içeriği ve kullanılan dil, onun tasavvufî bir metin olduğunu göstermektedir. Örneğin, eserde "Şeyh-i Ekber'in (r.a.) üvey oğlu ve müridi olan büyük şeyh Sadreddîn-i Konevî (k.s.) de aynı şekilde, Fükûk adlı eserinde bu hikmeti Hz. Şeyh'in 'fâ'nın üstünlü okunuşuyla 'hikmet-i nefesiyye' olarak açıkladığını bildirir"s.1 ifadesi, eserin tasavvuf geleneği içinde yer aldığını ve tasavvufî hikmetleri ele aldığını ortaya koymaktadır. Bu tür metinler genellikle tasavvuf yolunda ilerleyen, mânevî hakikatleri idrak etmeye çalışan sâlikler ve irfan ehli için yazılır. Eserde geçen "Kim ki bu sıfatı yıkmaya çalışırsa, kendisine yaratıldığı şeye ulaşmasını engellemeye çalışmış olur"s.51 gibi ifadeler, okuyucuyu mânevî gelişim ve özüne dönüş konusunda yönlendirmeyi amaçlar. Ayrıca, "Kim Allah'ın emri olmaksızın onların düzenini yönetmeye kalkışırsa, kendi nefsine zulmetmiş ve haddini aşmış olur"s.7 gibi uyarılar, tasavvufî edep ve sınırları anlama çabasında olanlara hitap etmektedir. Bu bağlamda, "Kelime-i Yûnusiyye"nin, tasavvufî bilgi ve hikmet arayışında olan, mânevî yolculukta ilerlemek isteyen kişilere yönelik bir eser olduğu sonucuna varılabilir.
Kaynaklar: Kelime-i Yûnusiyye — s. 1, 7, 51
İbnü'l-Arabi kimdir?⌄
Muhyiddîn İbn Arabî (1165-1240), tasavvuf metafiziğinin en önemli ve derin eserlerinden biri olan Fusûsu'l-Hikem'in müellifidir. Bu eser, 27 bölümden (Fass) oluşur ve her bir bölüm bir peygambere ait bir hikmeti ele alır; örneğin Âdemiyye Fassı Hikmet-i İlâhî'yi, Şîsiyye Fassı Hikmet-i Nefthiyye'yi temsil ederK1. İbn Arabî'nin bu eseri, Hz. Peygamber'in rüyasında kendisine yazdırdığı, ilhamî bir vahyin tezahürü olarak kabul edilir ve tasavvuf-irfân külliyatının en yoğun metinlerinden biridirK1.
Kaynaklar: K1, s. 26
›Ayrıntı
İbn Arabî, tasavvuf dünyasında "Şeyhü'l-Ekber" unvanıyla anılan büyük bir ârif ve düşünürdür. Onun Fusûsu'l-Hikem adlı eseri, tasavvuf metafiziğinin zirvesi olarak kabul edilir ve klasik tasavvuf geleneğinde "Fusûs'u anlayan tasavvufu tahkîk etmiş demektir" tabiriyle önemi vurgulanırK1. Eserin yapısı, 27 peygamberin temsil ettiği hikmetler üzerine kuruludur. Bu hikmetler arasında Âdemiyye (Hikmet-i İlâhî), Şîsiyye (Nefthiyye), Nuhiyye (Subbûhiyye), İdrîsiyye (Kuddûsiyye), İbrâhîmiyye (Mühîmme), İshâkıyye (Hak'kıyye), İsmâîliyye (Aliyyet), Ya'kûbiyye (Rûhiyye), Yûsufiyye (Nûriyye), Hûdiyye (Ahadiyye), Sâlihiyye (Fütûhiyye), Şuaybiyye (Kalbiyye), Lûtiyye (Melekiyye), Üzeyriyye (Kaderiyye), Îsâiyye (Nübüvviyye), Süleymâniyye (Rahmâniyye), Dâvûdiyye (Vücûdiyye), Yûnusiyye (Nefesiyye), Eyyûbiyye (Ğaybiyye), Yahyâviyye (Celâliyye), Zekeriyâviyye (Mâlikiyye), İlyâsiyye (Înâsiyye), Lokmâniyye (İhsâniyye), Hârûniyye (İmâmiyye) ve Mûseviyye (Ulviyye) gibi fasslar bulunurK1. İbn Arabî'nin eserleri, tasavvufî hakikatleri derinlemesine işleyen ve manevî ilimlerin anlaşılmasına büyük katkı sağlayan metinlerdir. Onun düşünceleri, ricâlü'l-gayb gibi kavramların manevî hiyerarşisini açıklarken de temel referans noktalarından biri olarak kullanılır; örneğin İdrîsiyye Fassı'nın ruhâniyet bahsi, ricâlü'l-gaybın varlığının asıl dayanağıdırK1. Ayrıca, Hz. İbrâhîm'e verilen Halîlullâh makamını açıklayan İbrâhîmiyye Fassı'nın hullet bahsi, bu kavramın tahkîk edildiği yerdirK1. İbn Arabî'nin eserleri, tasavvufî bilginin ve hikmetin en önemli kaynaklarından biri olarak kabul edilir.
Kaynaklar: K1, s. 26, 30, 102
Eserde geçen 'Bütün işler O'na döndürülür' ayeti ne ifade eder?⌄
Hûd Sûresi 123. ayetinde geçen "Bütün işler O'na döndürülür" ifadesi, tasavvufî idrakte Hakk'ın mutlak tasarruf sahibi olduğunu, her şeyin nihayetinde O'nun tekil hakikatine rücû ettiğini ve varlığın O'nun hüviyetinden ibaret olduğunu vurgular. Bu ayet, işlerin küllîsinin Hakk'a dönmesiyle, O'nun emrin tekil hakikati olduğu ve kulun varlığının Hakk'ın varlığının bir tenezzülü olduğu keşfini sunars.103, 112, 121. Böylece, Hak'tan hurûc eden hiçbir şeyin O'nun ayn'ı olamayacağı, aksine O'nun hüviyetinin o şeyin ayn'ı olduğu hakikati açığa çıkars.115-116.
Kaynaklar: Kelime-i Yûnusiyye — s. 103, 112, 115, 116, 121
›Ayrıntı
"Bütün işler O'na döndürülür" (Hûd, 11/123) ayeti, tasavvufî keşif ve ma'rifet açısından temel bir hakikati ifade eder. Bu ayet, işlerin küllîsinin Hakk'a rücû etmesiyle, O'nun emrin tekil hakikati olduğunu ve mutlak tasarruf yetkisinin yalnızca O'na ait olduğunu gösterirs.103. Yani, her şeyin nihai dönüş yeri ve kaynağı Hakk'tır. Bu dönüş, O'nun her şeye kolay olduğunu bildiren bir durumu da içerirs.102.
Ayetin derinlemesine idrakinde, Hak'tan hurûc eden hiçbir şeyin O'nun "ayn"ı olamayacağı, bilakis O'nun hüviyetinin o şeyin "ayn"ı olduğu hakikati ortaya konulurs.115-116. Bu durum, varlığın Hakk'ın tenezzülü olduğunu ve kulun varlığının, Hakk'ın varlığının o şekilde belirli ve kayıtlı olmasından başka bir şey olmadığını anlatırs.112. Kulun şeklinde kayıtlı olan Hakk'ın hüviyeti, ölümle kulun o kayıtlı şekli çözüldüğünde mutlak hüviyetine geri döners.112.
İşin Hakk'a döndürülmesi, O'na dönmekten başka bir şey değildir; Hak, onu kendisine alır ve bu aldığı şeyin cinsinden olmayan başka bir binek hazırlamazs.72. İnsanî oluşum Hakk'a döndüğünde, ruhu için unsurlardan oluşan âlemdeki binek dışında, intikal ettiği yurdun cinsinden başka bir binek hazırlanır. Bu misalî binek, insanın inançları, ahlakı, üstün gelen sıfatları ve amelleri sebebiyle terkip olunur ve bu binek ile ebedî uhrevî ve ilahî mertebelerde yolculuk eders.81. Bu keşif, "Emrin tamamı Hakk'a döner" sözünde verilen ma'rifettir ve bu bilgiden gafil olunmaması gerektiği vurgulanırs.121.
Kaynaklar: Kelime-i Yûnusiyye — s. 72, 81, 102, 103, 112, 115, 116, 121