İçeriğe atla
Kelime-i Zekeriyyâiyye kapak gorseli

Kelime-i Zekeriyyâiyye

Muhyiddin İbnü'l-Arabi

28 sayfa~42 dk okumamixed

Anahtar Kelimeler

Muhyiddin İbnü'l-Arabifusûsu'l-hikem şerhitasavvufdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Muhyiddin İbnü'l-ArabiFusûsu'l-HikemTasavvufİslami İlimlerVahdet-i VücudHikmet-i MâlikiyyeZekeriyya (a.s.)Şerh GeleneğiMetafizikİrfan

Sıkça Sorulan Sorular

Kelime-i Zekeriyyâiyye'de Mündemic Olan Hikmet-i Mâlikiyye nedir?

Kelime-i Zekeriyyâiyye'de mündemiç olan Hikmet-i Mâlikiyye, Hz. Zekeriyyâ'nın (a.s.) işlerini düzenleyen ve onun mâlikiyetini belirleyen ilâhî hikmettir. Bu hikmet, Hak Teâlâ'nın "Mâlik" ism-i şerîfinin tecellîsi olup, Hz. Zekeriyyâ'nın maruz kaldığı çetin imtihanlarda (testereyle ikiye biçilmesi gibi) sabır göstermesi ve bu belânın kaldırılmasını Hak'tan talep etmemesiyle tezahür etmiştir. O, bu sabrı ve talepten vazgeçişiyle, Hak'tan gelen her şeye rıza göstermenin ve ilâhî mâlikiyetin tam teslimiyetini temsil eden bir hikmeti yaşamıştırs.1, 4-5. Bu durum, Hak'ın eşyayı yerli yerine koyma sıfatı olan hikmetin, sâlikin bu sıfata ayna olma mertebesinde somutlaşmasıdırK1.

Kaynaklar: Kelime-i Zekeriyyâiyye — s. 1, 4, 5 · K1, s. 197

Ayrıntı

Hikmet-i Mâlikiyye, Hz. Zekeriyyâ'nın (a.s.) şahsında tecelli eden özel bir ilâhî hikmettir. Bu hikmetin temelinde, Hak Teâlâ'nın "Mâlik" ism-i şerîfi yatar ve bu isim, Hz. Zekeriyyâ'nın tüm işlerini düzenlers.1. Hz. Zekeriyyâ'nın mâlikiyeti, Hak'ın mutlak mâlikiyetine tam bir teslimiyetle bağlıdır. O, kâfirler tarafından testereyle ikiye biçilirken dahi, mazhar olduğu özel ismin gereği olarak Hak'tan bu belânın kaldırılmasını talep etmemiştirs.4-5. Bu durum, tasavvuftaki hikmet anlayışının bir tezahürüdür; zira hikmet, ilmin tahkik edilmiş hâli olup, bilinenin yerine konulmasıdırK1. Hz. Zekeriyyâ, bu olayda Hak'ın takdirine tam bir rıza göstererek, ilâhî mâlikiyetin hükmünü kendi üzerinde tahakkuk ettirmiştir.

Bu hikmet, aynı zamanda Rahmet-i Rahmâniyye ile de ilişkilidir. Rahmet-i Rahmâniyye, zât-ı ahadiyyette mahfî olan nisbetleri ilim mertebesinde izhâr eden ve âlemdeki varlıkların, ilim mertebesinde peydâ olan a'yân-ı sâbitelerin suretleri olarak ortaya çıkmasını sağlayan ilâhî rahmettirs.42. Hak Teâlâ'nın esmâ-i zâtiyyesi olan "mefâtîh-i gayb", zât-ı ahadiyyette bilkuvve mevcut olup, zâtlarıyla fiilen zuhur isterler. Hak, bu esmâyı nefes-i Rahmânîsi ile tenfîs ederek ilim mertebesinde izhâr eder ki, bu tenfîs esmâya bir rahmettirs.13. Hz. Zekeriyyâ'nın mâlikiyet hikmeti de, bu Rahmânî rahmetin bir tecellîsi olarak, onun şahsında ilâhî iradenin ve takdirin mutlak hâkimiyetini göstermiştir. Bu, Hak'ın her şeyi bir nizam ve gâye üzere yaratması olan akâidî hikmetin bir yansımasıdırK1.

Kaynaklar: Kelime-i Zekeriyyâiyye — s. 1, 4, 5, 13, 42 · K1, s. 197

Muhyiddin İbnü'l-Arabi kimdir?

Muhyiddin İbnü'l-Arabi, tasavvuf metafiziğinin en büyük teorisyeni ve Şeyh-i Ekber unvanıyla anılan, Fusûsu'l-Hikem ve Fütûhât-ı Mekkiyye gibi temel eserlerin müellifidir. 1165-1240 yılları arasında yaşamış olan İbn Arabî, eserlerini rüyalar, ilhamlar ve manevî fetihler yoluyla kaleme aldığını belirtmiştir. Özellikle Fusûsu'l-Hikem, Hz. Peygamber'in rüyâ ile yazdırdığı bir vahy-i ilhâmî tezahürü olarak kabul edilirkenK1, Fütûhât-ı Mekkiyye ise Mekke'de Kâbe'yi tavaf ederken aldığı manevî açılımlar neticesinde ortaya çıkmış ansiklopedik bir eserdirK1. Onun külliyatı, tasavvuf-irfân geleneğinin en yoğun ve derin metinlerini oluşturur.

Kaynaklar: K1, s. 26, 296

Ayrıntı

Muhyiddin İbnü'l-Arabi, tasavvuf tarihinde "Şeyh-i Ekber" olarak bilinen, tasavvufî düşüncenin ve metafiziğin en önemli isimlerinden biridirvikipedi. Onun eserleri, tasavvufî bilginin en kapsamlı ve derinlikli kaynakları arasında yer alır. İbn Arabî'nin en kıymetli eseri olarak kabul edilen Fusûsu'l-Hikem, "Hikmetlerin Yüzükleri" veya "Hikmet Cevherleri" anlamına gelir ve 27 bölümden (Fass) oluşur; her Fass, bir peygambere ait bir hikmeti barındırırK1. Bu eser, Hz. Peygamber'in İbn Arabî'ye rüyâ yoluyla yazdırdığı, sıradan bir kitap değil, "vahy-i ilhâmî"nin bir tezahürü olarak nitelendirilirK1.

Diğer büyük eseri olan Fütûhât-ı Mekkiyye ise "Mekkî Fetihler" anlamına gelir ve 560 bâbdan oluşan, tasavvuf metafiziğinin ansiklopedik kaynağıdırK1. İbn Arabî, bu eseri Mekke'de Kâbe'yi tavaf ederken aldığı "fetihler" (manevî açılımlar) sayesinde yazdığını ifade etmiştir. Eserin asıl mesnedi onun şahsî müşâhedeleri olmakla birlikte, dayanağı Kur'ân ve sünnettirK1. Fütûhât-ı Mekkiyye, ibadet, ahlak, kozmoloji, velayet hiyerarşisi, esmâü'l-hüsnâ, miraç, Kur'ân tefsiri gibi tasavvufî bilginin bütün dallarını işleyen kapsamlı bir külliyattırK1. İbn Arabî'nin bu eserleri, tasavvuf-irfân külliyatının en yoğun ve derin metinleri olarak kabul edilir ve onun tasavvufî düşüncesinin temelini oluşturur.

Kaynaklar: Vikipedi: Muhyiddin İbn Arabi · K1, s. 26, 296

Eserde 'Hikmet-i Mâlikiyye' ne anlama gelir?

Kelime-i Zekeriyyâiyye eserinde "Hikmet-i Mâlikiyye", Zekeriyyâ (a.s.)'ın işlerini düzenleyen "Mâlik" ism-i şerîfinin tezahürü olan, Allah'ın mülkiyet ve kudret sıfatının hikmetli işleyişini ifade eder. Bu hikmet, Hak'ın eşyayı yerli yerine koyma sıfatı (el-Hakîm) ile ilişkilidir ve sâlikin bu sıfata ayna olma mertebesini gösterirK1. Zekeriyyâ (a.s.)'ın kâfirler tarafından testere ile ikiye biçilmesine sabretmesi ve bu belanın kaldırılmasını Hak'tan talep etmemesi, onun "Mâlik" isminin gereği olarak tam bir kuvvet ve etkili bir himmetle desteklendiğini, dolayısıyla Hak'ın mâlikiyetinin onun vücudunda ortaya çıktığını gösterirs.1, 4-5. Bu durum, hikmetin ilmin tahkik edilmiş hali, bilginin yerli yerine konulması olduğu anlayışıyla örtüşürK1.

Kaynaklar: K1, s. 197 · Kelime-i Zekeriyyâiyye — s. 1, 4, 5

Ayrıntı

"Hikmet-i Mâlikiyye", Zekeriyyâ (a.s.) kelimesinde mündemiç olan, yani onun varlığında içkin bulunan bir fasıldırs.1. Bu hikmetin temelinde, Zekeriyyâ (a.s.)'ın işlerini düzenleyen özel ismin "Mâlik" ism-i şerîfi olması yatars.1, 7. "Mâlik" kelimesi, şiddet ve kuvvet anlamına gelen "mülk"ten türemiştir ve kudret ile tasarruf mânâlarını da içerirs.1. Bu bağlamda, Hak'ın mâlikiyeti Zekeriyyâ (a.s.)'ın vücudunda zuhur etmiştirs.1.

Zekeriyyâ (a.s.)'ın yaşadığı çetin imtihan, yani kâfirler tarafından testere ile ikiye biçilmesi ve buna sabrederek Hak'tan belanın kaldırılmasını istememesi, onun mazhar olduğu bu özel ismin gereğidirs.4-5. Bu durum, hikmetin tasavvuftaki tanımıyla örtüşür; zira hikmet, Hak'ın eşyayı yerli yerine koyma sıfatı (el-Hakîm) ve sâlikin bu sıfata ayna olma mertebesidirK1. Zekeriyyâ (a.s.)'ın bu sabrı, ilmin tahkik edilmiş hâli olan hikmeti, yani bildiğini yerine koyma hâlini sergilerK1.

Eserde ayrıca, "eser" kavramına da değinilir ki bu, Hikmet-i Mâlikiyye'nin işleyişini anlamak için önemlidir. "Eser", var olan için değil, ancak yok olan için meydana gelir; ve her ne kadar var olan için olsa da, yok olanın hükmü gereğiyledirs.33, 6. Bu ilim, garip ve nadir bir meseledir ve hakikatini ancak vehim sahipleri zevk ile idrak edebilirs.33. Fütûhât-ı Mekkiyye'de de belirtildiği üzere, "eser" Hak'ın varlığında etkili olan sabit hakikatler için söz konusudur, Hak'ın varlığı için değils.34. Bu, Hikmet-i Mâlikiyye'nin, Allah'ın "Mâlik" isminin sabit hakikatler üzerindeki tasarrufunu ve bu tasarrufun Zekeriyyâ (a.s.) gibi seçkin kullarda nasıl tecelli ettiğini açıklar.

Kaynaklar: Kelime-i Zekeriyyâiyye — s. 1, 4, 5, 6, 7, 33, 34 · K1, s. 197

Zekeriyyâ (a.s.)'ın hayatı üzerinden hangi ilahi gerçekler açıklanıyor?

Zekeriyyâ (a.s.)'ın hayatı, Hakk'ın "Mâlik" ism-i şerîfinin tecellîsi ve bu ismin yevmü'd-dîn (din günü) ile olan derin irtibatı üzerinden ilâhî gerçekleri açıklar. Zekeriyyâ (a.s.)'ın varlığı, Hakk'ın mâlikiyetinin kemâlinin zuhur ettiği bir ayna hükmündedir; tıpkı din gününde Hakk'ın mülkiyetinin tam olarak ortaya çıkması gibi, Zekeriyyâ (a.s.) da rahmet ve azabın tecellî ettiği bir mahal olmuştur. Bu durum, Hakk'ın zât-ı ahadiyyette gizli olan isimlere genel rahmeti ve ezelî sevgisi neticesinde peygamberlere, evliyâlara ve müminlere özel inâyetinin bir göstergesidirs.1, 2, 3, 114.

Kaynaklar: Kelime-i Zekeriyyâiyye — s. 1, 2, 3, 114

Ayrıntı

Zekeriyyâ (a.s.)'ın hayatı ve şahsiyeti, tasavvufî mânâda "hikmet-i mâlikiyye"nin (mülkiyet hikmeti) tecellî ettiği bir Kelime olarak ele alınırs.1, 8. Onun işlerini düzenleyen özel isim, "Mâlik" ism-i şerîfidirs.1, 2, 7, 9. Hakk'ın mâlikiyeti, Zekeriyyâ (a.s.)'ın vücudunda zuhur etmiştirs.1, 2. Bu zuhur, Fâtiha Sûresi'ndeki "Mâlik-i yevmi'd-dîn" (Din gününün Mâlik'i) ifadesiyle yakından ilişkilidirs.3, 4, 5, 6. Zekeriyyâ (a.s.)'ın şerefli varlığı, "din günü" gibi olmuş; zira "kıyâmet" anlamına gelen "yevmü'd-dîn"de Hakk'ın mülkiyetinin kemâli ortaya çıkmaktadırs.2, 4, 6. Bu sebeple, Cenâb-ı Hakk "din günü"ne Mâlik ism-i şerîfini izafe etmiştirs.5. Zekeriyyâ (a.s.) da rahmet ve azabın zuhuru hususunda din gününün ahvâliyle tahakkuk ettiğinden, din günü mertebesinde kabul edilmiştirs.3, 4, 5. Böylece Hak Teâlâ, "Mâlik-i yevmi'd-dîn" olduğu gibi "Mâlik-i Zekeriyyâ" da olmuştur; Zekeriyyâ (a.s.)'ın varlığında Hak bu iki şe'n (oluş) ile zuhur etmiştirs.3, 4, 5, 6. Bu durum, Hakk'ın zât-ı ahadiyyette gizli olan isimlere genel zâtî rahmetiyle rahmet etmesi ve ezelî sevgisinin eseri olarak peygamberler, evliyâlar ve müminlerin sabit hakikatlerine özel ilâhî inâyet göstermesinin bir tezahürüdürs.114, 115. Zekeriyyâ (a.s.)'ın testere ile ikiye biçilmesi gibi çetin imtihanlara sabretmesi ve bu belânın ref'ini talep etmemesi, mazhar olduğu ism-i hâssın muktezâsı olarak hikmet-i mâlikiyyenin onda kemâle ermesini göstermektedirs.8.

Kaynaklar: Kelime-i Zekeriyyâiyye — s. 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 114, 115

Eserde rahmet ve gazap kavramları nasıl ele alınıyor?

Tasavvufta rahmet ve gazap kavramları, Allah'ın Celâl ve Cemâl sıfatlarının tecellileri olarak ele alınır ve Hak Teâlâ'nın her şeyi kuşatan rahmetinin gazabı da ihtiva ettiği vurgulanır. Gazap, zahirde şer gibi görünse de, Hakk'a nispetle bir rahmettir; zira varlığı Rahmanî tecelliden kaynaklanır ve Allah'ın rahmeti gazabını geçmiştirs.6. Bu anlayış, besmelenin "Er-Rahmân" ve "Er-Rahîm" isimleriyle tüm kâinatı kuşatan genel ve özel rahmet boyutlarını da yansıtırK1. Rahmet, yaratmada genel olup, her bir varlığın kendi zatında bir eser olarak rahmet yönü bulunurs.50.

Kaynaklar: Kelime-i Zekeriyyâiyye — s. 6, 50 · K1, s. 223

Ayrıntı

Tasavvufî anlayışta rahmet ve gazap, Allah'ın iki temel sıfat grubu olan Cemâl (lutuf, güzellik) ve Celâl (azamet, kahr) ile ilişkilidir (Celâl ve Cemâl, WIKI). Ancak bu iki sıfat, birbirine zıt gibi görünse de, Hakk'ın mutlak rahmeti içinde birleşir. "Bilinmeli ki, muhakkak Allah'ın rahmeti varlık ve hüküm olarak her şeyi kuşattı; ve muhakkak gazabın varlığı dahi, Allah'ın gazaba olan rahmetindendir; bu sebeple O'nun rahmeti gazabını geçti"s.6, 8, 10. Bu ifade, rahmetin gazabı kuşattığını ve gazabın dahi ilâhî rahmetin bir eseri olduğunu belirtir.

Gazabın şer ve şekavet olması, gazaba uğrayan kişiye göredir; yoksa Hakk'a nispetle gazap da bir rahmettir, çünkü Hakk'ın Rahmanî tecellisiyle var olmuşturs.10. Süleyman Fassı'nda açıklandığı üzere rahmet, zâtî ve sıfatî olmak üzere iki kısma ayrılır; bunlar da özellik ve genellik bakımından farklılaşır. Her şeyi kuşatan rahmet, "genel zâtî rahmet"tir ve Hakk'ın zâtının gereğidir, zira Hak bizzat "Cevâd"dır (cömerttir)s.6, 7. Eğer böyle olmasaydı, Hakk'ın mutlak varlığında görünme olmazdıs.7.

Hakk'ın rahmeti, bütün nispetlere, sabit hakikatlere ve dış varlıklara şamil olduğundan, ademî nispetlerden ibaret olan gazaba dahi şamil bulunurs.7. Bu durum, besmelede geçen "Er-Rahmân" isminin mü'min-kâfir ayırt etmeden bütün kâinatı kuşatan genel rahmeti, "Er-Rahîm" isminin ise mü'minleri ahirette hususi olarak kuşatan özel rahmeti ifade etmesiyle de örtüşürK1. Rahmet, yaratmada geneldir ve âlemler rahmetiyle yaratılmıştır. Her bir varlığın (ayn) kendi zatında bir eser olarak rahmet yönü vardır ve bu rahmet için acılar yokturs.49, 50. Rahîm ismi, hükmü genel olan Rahmân isminin altına girer ve bu rahmet, ezelî sevginin bir eseridirs.121.

Kaynaklar: Kelime-i Zekeriyyâiyye — s. 6, 7, 8, 10, 49, 50, 121 · K1, s. 223

Günahlar ve tövbe hakkında eserde ne gibi öğütler var?

Eserde günahlar ve tövbe, Allah'ın ezelî sevgisi ve rahmetinin bir tecellisi olarak ele alınır. Özellikle Gaffâr isminin tecellîsiyle günahların örtülmesi ve bağışlanması vurgulanır. Kulun işlediği günahlar, Allah'ın rahmetinin genişliğini gösteren bir vesile olabilir; zira günahını itiraf edip bağışlanma dileyen köle, beye ulaşırs.125. Bu durum, ezelî inâyetin öne geçtiği ve Gaffâr isminin tecellî ettiği kişiler için geçerlidir; Allah, ezelî sevgisinin eseri olarak onların günahlarını örter ve bağışlars.122-123. Peygamberlerin, evliyaların ve bütün müminlerin sabit hakikatleri hakkında da ezelî sevginin eseri olarak özel ilâhî inâyet (yardım) öne geçmiştirs.114.

Kaynaklar: Kelime-i Zekeriyyâiyye — s. 114, 122, 123, 125

Ayrıntı

Eserde günahlar ve tövbe meselesi, Allah'ın sonsuz rahmet ve inâyeti bağlamında açıklanır. Günah işleyen bir kulun durumu, Allah'ın Gaffâr isminin tecellîsine bir mahal teşkil eder. Şöyle ki, kul henüz beşerî sıfatlarından fani olmamışken nefsânî bir sürüklenmeyle bazı açık günahlar işleyebilir. Ancak hakkında ezelî inâyet öne geçtiği ve kendisi Gaffâr isminin tecellî ettiği bir yer olduğu için, Yüce Allah ezelî sevgisinin eseri olarak onun günahlarını örter ve bağışlars.123. Bu durum, "Ne istersen yap, muhakkak ben senin günahlarını bağışladım!" şeklindeki ilâhî sözle de desteklenir ki bu, minnet ve lütuf rahmeti türündendirs.121. Zira Yüce Allah'ın ezelî inâyetine mazhar olmak, hiçbir amelin karşılığında değildir; bu rahmet, özel bir rahmet olsa da minnet ve ihsan rahmetindendirs.121. Hükmü özel olan Rahîm ismi, hükmü genel olan Rahmân isminin altına dahil olur ve bu rahmet, ezelî sevginin bir eseridirs.121, 11. Bu ezelî sevgi ve inâyet, peygamberlerin, evliyaların ve bütün müminlerin sabit hakikatleri hakkında da öne geçmiştir; bu hakikatlerin mazharları varlık âlemine gelince, bu inâyet sebebiyle onlardan sâlih ameller ortaya çıkmıştırs.114-115. Nitekim hadîs-i şerîfte de "Eğer siz günah işlememiş olsaydınız, Allah sizi giderir, günah işleyen ve istiğfar eden bir kavim getirirdi" buyurulmuşturs.123. Bu, günahın bile Allah'ın rahmet ve mağfiretini celp etmeye bir vesile olabileceğini gösterir.

Kaynaklar: Kelime-i Zekeriyyâiyye — s. 11, 114, 115, 121, 123

İlahi inayet (lütuf) nasıl tanımlanıyor?

İlâhî inâyet, tasavvufta Allah'ın kullarına yönelik hiçbir amele bağlı olmayan, tamamen kendi zâtının sırf ihsanı ve lütfu olan özel rahmetidir. Bu inâyet, Hakk'ın ahadiyyet zâtında gizli olan tüm isimlerinin kendi zâtında, kendi zâtına, kendi zâtıyla tecellî etmesiyle ilminde ortaya çıkmasıdırs.118. Kur'ân-ı Kerîm'deki "Rahmetim her şeyi kuşatmıştır" (A'râf, 7/156) ayeti bu lütuf rahmetinin delilidir ve ezelî inâyete mazhar olmanın hiçbir amelin karşılığı olmadığını gösterirs.117, 121. Bu, sâlikin Hak'tan gelen karşılıksız bir ihsan olup, muhabbetin de temelini oluşturur.

Kaynaklar: Kelime-i Zekeriyyâiyye — s. 117, 118, 121

Ayrıntı

İlâhî inâyet, Cenâb-ı Hakk'ın kullarına yönelik, herhangi bir amele veya çabaya bağlı olmaksızın bahşettiği karşılıksız lütuf ve ihsanıdır. Bu, Allah'ın kendi zâtının sırf ihsanı olarak tecellî eden bir rahmet türüdürs.118.

Bu inâyet, Hakk'ın ahadiyyet zâtında gizli olan bütün isimlerinin, kendi zâtında, kendi zâtına ve kendi zâtıyla tecellî etmesiyle ilminde zuhûr etmesidirs.118. Dolayısıyla, ilâhî inâyet, Allah'ın kendi iç hakikatinden kaynaklanan bir cömertliktir.

Kur'ân-ı Kerîm'de geçen "Rahmetim her şeyi kuşatmıştır" (A'râf, 7/156) ayeti, bu lütuf rahmetinin en büyük delilidirs.117, 118. Bu ayet, Allah'ın rahmetinin genişliğini ve kapsayıcılığını vurgulayarak, inâyetin evrenselliğine işâret eder.

İlâhî inâyet, hiçbir amelin karşılığında değildir; yani kulun yaptığı ibadetler veya gösterdiği çabalar bu inâyeti celbetmez, aksine bu inâyet Allah'ın ezelî takdiri ve lütfuyladırs.121. Bu durum, "Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın" ve "Ne istersen yap, muhakkak ben senin günahlarını bağışladım!" gibi ilâhî kavillerle de desteklenirs.117.

Ezelî inâyet sahibi olan keşif ehli kullar, rahmetin kendileriyle kâim olması sûretiyle, rahmetin hükmünü kendi nefislerinde zevk yoluyla müşâhede ederlers.65, 66. Bu, inâyetin sadece teorik bir bilgi değil, aynı zamanda yaşanılan bir hâl olduğunu gösterir.

İlâhî inâyet, aynı zamanda ezelde sebketmiş olan ilâhî muhabbetin bir sırrıdır ve bu da rahmet-i imtinân kabîlindendir; zîrâ bî-illet olan ilâhî inâyetin o kimseye taallukudurs.128. Bu, Allah'ın kuluna duyduğu karşılıksız sevginin bir tezahürüdür.

Kaynaklar: Kelime-i Zekeriyyâiyye — s. 65, 66, 117, 118, 121, 128

Bu eser kimler için faydalıdır?

Kelime-i Zekeriyyâiyye adlı eser, özellikle vehim sahipleri için faydalıdır; zira eserde ele alınan "eserin ma'dûm için vâki olması" gibi garip ve nadir meselelerin hakikatini ancak vehim sahipleri zevk yoluyla idrak edebilirlers.33, 40. Bu eser, varlık ve yokluk arasındaki ince ilişkiyi, rahmetin farklı veçhelerini ve feyzin halkın isti'dâdına göre nasıl tecelli ettiğini anlamak isteyenlere hitap eder. Eser, Fütûhât-ı Mekkiyye'deki derin meselelere atıfta bulunarak, Hak'ın varlığında etkili olan sabit hakikatlerin mahiyetini kavramak isteyen sâlikler için bir rehber niteliğindedirs.34.

Kaynaklar: Kelime-i Zekeriyyâiyye — s. 33, 34, 40

Ayrıntı

Kelime-i Zekeriyyâiyye, tasavvufî derinliklere vakıf olmak isteyen belirli bir kitleye hitap etmektedir. Eserin temel faydası, "eserin ma'dûm (yok olan) için vâki olması" gibi tasavvufun nadir ve garip meselelerini açıklığa kavuşturmasıdırs.33. Bu tür meselelerin hakikatini ancak vehmin te'sîri altında olan kimseler zevk yoluyla idrak edebilirlers.40. Vehim sahipleri, bu ilmi kendi içlerinde deneyimleyerek ve hissederek kavrayabilenlerdir.

Eser, aynı zamanda, rahmetin iki veçhesini anlamak isteyenler için de faydalıdır. Rahmetin bir veçhesi, Cenâb-ı Hakk'ın her bir tekil hakikati (ayn-ı mevcûdu) îcâd etmesidir ki, bu, bir gayeye veya gayenin yokluğuna bakmaksızın, varlığı kabul eden her mevcudun aynına yöneliktirs.51, 50. Diğer veçhesi ise, gerçek durumdan perdelenmiş olanların, kendi hayallerinde yaratıp inandıkları Hak'tan rahmet talep etmeleri yönündendirs.62. Bu ayrımı idrak etmek, sâlikin Hakk'ı ve rahmetini daha doğru bir şekilde anlamasına yardımcı olur.

Ayrıca, eser, feyzin tecellisinin halkın isti'dâdına (yatkınlığına) bağlı olduğunu vurgulayarak, bu hakikati kavramak isteyenlere yol gösterirs.31. "Nisan bulutundan sedef inci, yılan zehir kapar" örneğiyle, aynı kaynaktan gelen feyzin, alıcının kabiliyetine göre farklı sonuçlar doğurabileceği açıklanır. Bu bağlamda, eser, Fütûhât-ı Mekkiyye gibi büyük tasavvufî eserlerdeki derin meseleleri anlamaya çalışan ve Hak'ın varlığında etkili olan sabit hakikatlerin mahiyetini kavramak isteyenler için önemli bir kaynaktırs.34.

Kaynaklar: Kelime-i Zekeriyyâiyye — s. 31, 33, 34, 40, 50, 51, 62