İçeriğe atla
Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 13 kapak gorseli

Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 13

Ahmed Avni Konuk

823 sayfa~1235 dk okumamixed

Ahmed Avni Konuk'un Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin Mesnevî-i Şerîf'ine yazdığı tercüme ve şerh. Yayına hazırlayanlar: Dr. Selçuk Eraydın, Prof. Dr. Mustafa Tahralı (Kitabevi Yayınları).

Anahtar Kelimeler

Ahmed Avni Konukdijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Ahmed Avni KonukMevlânâ Celâleddîn-i RûmîMesnevî-i ŞerîfDr. Selçuk EraydınProf. Dr. Mustafa TahralıKitabevi YayınlarıTasavvufİslami EdebiyatŞerh GeleneğiKlasik Türk Edebiyatı

Sıkça Sorulan Sorular

Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî Şerhi nedir?

Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî Şerhi, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin altı ciltlik Mesnevî-i Şerîf adlı tasavvufî eserine yazılmış kapsamlı bir şerhtir. Bu şerh, Konuk'un 1929-1937 yılları arasında kaleme aldığı, tasavvuf ve Mesnevî kültürüne büyük katkı sağlayan bir çalışmadırs.12-13. Eser, tekkelerin kapatılması ve harf inkılâbı gibi zorlu bir dönemde, dini ve tasavvufi eserlerin itibar görmediği bir ortamda yazılmıştırs.13. Konuk, bu şerhiyle Mevlânâ'nın irfan kapısının eşik bekçisi olarak nitelendirilmiştirs.1238.

Kaynaklar: Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 13 — s. 12, 13, 1238

Ayrıntı

Ahmed Avni Konuk'un Mesnevî Şerhi, tasavvuf edebiyatının şahikası sayılan Mesnevî-i Şerîf'in derinliklerini açıklayan önemli bir eserdirK1. Konuk, bu şerhiyle Mevlânâ'nın hikâyeler, kıssalar, mîrâcî tasvirler, tasavvufî tâ'vîller, ahlâkî öğütler ve bâtınî hakikat açılımlar içeren eserini geniş kitlelere ulaştırmayı hedeflemiştirK1. Şerh, özellikle 1925'te tekkelerin kapatılması ve 1928'deki harf inkılâbı sonrası, dini ve tasavvufi düşüncenin yasaklandığı ve itibarsızlaştırıldığı bir dönemde kaleme alınmıştırs.13. Bu durum, Konuk'un eserini yazarken gösterdiği "ârifâne bir basiret ve dervişâne bir tevekkül"ü ortaya koymaktadırs.13. Şerh, 2 Şevval 1356 (5 Kânun-i Evvel 1937) tarihinde tamamlanmıştırs.1238. Eserin içeriğinde, küfrün cehennemin kibriti olduğu ve Hak'kı inkârın nefis cehenneminin alevlerini parlattığı gibi tasavvufî hakikatler açıklanmıştırs.810. Ayrıca, nefsin kibir, ucüb, hased, yalan, gıybet, hıkd, kin, şehvet, iftira, hıyanet, sirkat, emel, gaflet ve küfür gibi özelliklerle tasvir edildiği bölümler de bulunmaktadırs.1087. Şerh, Ahmed Avni Konuk'un el yazısından örnekler, sure ve ayet-i kerimeler indeksi, hadis-i şerifler indeksi, özel isimler indeksi, kitap isimleri indeksi, açıklanan Farsça, Arapça, Türkçe kelimeler indeksi ile terimler, deyimler ve bazı kelimeler indeksini içermektedirs.5, 9. Bu şerh, Ahmed Avni Konuk'u Fusûsu'l-Hikem ve Mesnevî şarihi olarak tasavvuf ve Mesnevî kültürüne büyük katkıda bulunan önemli bir isim haline getirmiştirs.12; Wiki: Ahmed Avni Konuk.

Kaynaklar: K1, s. 68 · Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 13 — s. 5, 9, 12, 13, 810, 1087, 1238

Ahmed Avni Konuk kimdir?

Ahmed Avni Konuk, 1929-1937 yılları arasında Mesnevî-i Şerîf Şerhi gibi önemli bir eseri kaleme almış, tasavvuf ve Mesnevî kültürüne büyük katkılar sağlamış bir şârihtirs.13. Özellikle İbn Arabî'nin Fusûsu'l-Hikem ve Mevlânâ'nın Mesnevî eserlerinin şerhleriyle tanınırs.12. Tekkelerin kapatıldığı ve dinî eserlerin itibar görmediği bir dönemde bu eserleri yazması, onun irfanî basiretini ve tevekkülünü gösterirs.13. Modern dönemde Mustafa Tahralı gibi akademisyenlerin çalışmalarıyla eserleri gün yüzüne çıkmıştır (Mustafa Tahralı, Wiki).

Kaynaklar: Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 13 — s. 12, 13

Ayrıntı

Ahmed Avni Konuk, tasavvuf ve İslâmî ilimler alanında önemli bir müellif ve şârihtir. Onun en bilinen eserleri arasında Mesnevî-i Şerîf Şerhi ve Fusûsu'l-Hikem şerhi yer almaktadırs.12. Bu eserler, özellikle 1925'teki tekkelerin kapatılması ve 1928'deki harf inkılabı gibi dinî ve tasavvufî düşüncenin zorlu bir dönemden geçtiği yıllarda, 1929-1937 yılları arasında kaleme alınmıştırs.13. Bu durum, Konuk'un tasavvufî mirası koruma ve aktarma konusundaki kararlılığını ve "ârifâne bir basiret ve dervişâne bir tevekkül" ile hareket ettiğini göstermektedirs.13. Eserleri, günümüz tasavvuf araştırmacıları için de temel kaynak niteliğindedir. Örneğin, Mesnevî-i Şerîf Şerhinin lügatçesi, Konuk'un daha önce yayımlanmış Fîhi Mâ Fîh, Tedbîrât-ı İlâhiyye ve Fusûsu'l-Hikem tercüme ve şerhleri için hazırlanan lügatçelerin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuşturs.10. Bu durum, onun geniş bir tasavvufî literatüre hâkimiyetini ve eserlerinin birbirini tamamlayıcı niteliğini ortaya koymaktadır. Ahmed Avni Konuk'un eserleri, modern dönemde Mustafa Tahralı gibi akademisyenlerin gayretleriyle yeniden basılmış ve tasavvuf araştırmalarına önemli katkılar sağlamıştır (Mustafa Tahralı, Wiki). Bu sayede, onun tasavvufî düşüncesi ve şerh geleneği günümüze taşınmıştır.

Kaynaklar: Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 13 — s. 10, 12, 13

Mesnevî'deki hikâyeler ne anlatır?

Mesnevî-i Şerîf'teki hikâyeler, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin tasavvufî hakikatleri, ahlâkî öğütleri ve bâtınî hakikat açılımları aktarmak için kullandığı temel bir yöntemdir. Bu hikâyeler, doğrudan didaktik anlatım yerine, kıssalar, mîrâcî tasvirler ve tasavvufî tâ'vîller aracılığıyla derin anlamları muhataplarına ulaştırırK1. Özellikle Hüsâmeddin Çelebi ve himmeti yüce Hakk yolcularına hitap eden bu anlatılar, cansız varlıkların konuşmasından ruhun etkili sözüne, nefsin etkisiz sözüne kadar birçok konuyu farklı ifadelerle defalarca işlers.430. Mesnevî'de hakikatlere ve vahdet sırrına dair çok sözler bulunmakla birlikte, sâlikin zevk ve hâl sahibi olması, bu hikâyelerden doğru anlamları çıkarması için önemlidir; aksi takdirde kendi hayaline göre yorumlar yapabilirs.837.

Kaynaklar: K1, s. 68 · Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 13 — s. 430, 837

Ayrıntı

Mesnevî-i Şerîf, tasavvuf edebiyatının şâhikası olarak kabul edilir ve Mevlânâ'nın tasavvufî öğretilerini aktarmak için hikâyeleri merkezine alırK1. Mevlânâ, doğrudan didaktik bir anlatım yerine, "kıssa içinde kıssa" olarak bilinen bir yöntemle öğretir; ana hikâyenin içinde alt hikâyeler açılır ve sonra ana hikâyeye geri dönülürK1. Bu hikâyeler aracılığıyla çeşitli tasavvufî ve ahlâkî dersler verilir. Örneğin, "Fil ve körler hikâyesi" vahdet-i vücud derslerini işlerken, "papağan ve tâcir hikâyesi" mâsivâdan ayrılma derslerini sunar. "Kerâmetler kıssası" ise tarîkat usûllerini açıklarK1.

Mesnevî'deki hikâyeler, cansız varlıkların konuşmasından, ruhun etkili sözüne ve nefsin etkisiz sözüne dair birçok anlamı farklı ifadelerle tekrar tekrar dile getirirs.430. Bu anlatılar, özellikle Hüsâmeddin Çelebi ve himmeti yüce Hakk yolcularına yönelik bir hitaptırs.430. Eser, hakikatlere ve vahdet sırrına dair pek çok söz içerir. Ancak, bir Hakk yolcusunun bu sözlerden doğru anlamları çıkarabilmesi için zevk ve hâl sahibi olması gerekir; aksi takdirde kendi hayaline göre birtakım anlamlar çıkarabilirs.837, 838. Bu durumda, o sözler o sâlike karşı söylenmemiş ve Hz. Pir de ona karşı suskun kalmış olurs.837, 838. Hikâyeler bazen bir olayın veya durumun açıklanması için de kullanılır; örneğin, bir kadının şikâyeti sırasında kadının tavırlarının kadıyı nasıl etkilediğini anlatmak için hikâye kısa kesilirs.628. Ayrıca, "kavuşma zevkinden faydalanamamanın" açıklanması için de hikâyeler yazılırs.621, 623, 626. Evliya menkıbeleri de bu hikâyelerin bir parçası olarak zikredilirs.114.

Kaynaklar: K1, s. 68 · Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 13 — s. 114, 430, 621, 623, 626, 628, 837, 838

Tasavvufta 'makam' ne demektir?

Tasavvufta makâm, sâlikin seyr-i sülûkunda amel ve tahkîk ile ulaştığı, istikrarlı ve sürekli manevî mertebenin adıdır. Lugatte "duruş yeri, mevki" anlamına gelen makâm, hâlden farklı olarak kalıcıdır ve sâlikin günlük yaşamının bir parçası hâline gelirK1. Tövbe, sabr, tevekkül, rızâ, mârifet ve fenâ gibi mertebeler makâmlara örnektir. Sâlikin kalbi tahavvül ettikçe yeni makâmlar açılır ve bu makâmlar, Hakk'ın esmâî tecellîlerinin sâlik üzerindeki tezâhürü olarak idrâk edilirK1. Makâm-ı kalb ve rûha dâhil olanlar ahlâk-ı hamîde ile muttasıf olup rahat ederken, nefis ve hevâ ile meşgul olanlar belâlarla muazzeb olurlars.807.

Kaynaklar: K1, s. 162 · Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 13 — s. 807

Ayrıntı

Makâm, tasavvufî yolculukta (seyr-i sülûk) müridin mürşid rehberliğinde geçtiği manevi mertebelerden biridirvikipedi. Hâl ile makâm arasındaki temel fark, hâlin geçici, makâmın ise istikrarlı ve sürekli olmasıdırK1. Makâm, sâlikin kendi çabası (kesb) ve tahkîkiyle elde ettiği bir mevki iken, hâl ilahî bir bağış (mevhibe-i ilâhiyye) olarak gelirK1. Klasik tasavvufî sıralamada makâmlar genellikle tevbe, vera', zühd, fakr, sabr, tevekkül, rızâ, mârifet, muhabbet ve fenâ şeklinde sıralanır. Her makâm, bir öncekinin tam olarak yaşanması ve tahkik edilmesiyle açılır; sâlik tövbeyi yaşamadan vera'a geçemezK1.

Makâmın irfânî tanımı, onu sadece psikolojik bir istikrar veya ahlâkî kemâlât tablosu olmaktan çıkarır ve esmâî bir mertebe olarak konumlandırır. Örneğin, sâlik "tövbe makâmında" iken Hakk'ın "et-Tevvâb" isminin günlük yaşam mahallidir; "rızâ makâmında" iken "er-Razî" isminin tezâhürüdürK1. Bu makâmlara ulaşmak, mürşidsiz ve kendi kendine yapılabilecek bir iş değildir; kendi hayalî varlığından geçmedikçe bu makâmlara vusûl mümkün olmazs.132, 6. Sâlikin kendi aczini görmesi ve iradesini terk etmesiyle fenâ makâmına gelir ve bu makâmda ilme'l-yakîn olan kanaati ayne'l-yakîne dönüşürs.1061. Makâm-ı kemâle gelmemiş sâliklerin keşiflerinde hatâ olabilir, çünkü onlar kendi hayallerinden kurtulamamışlardırs.257. Bir makâmın zilletin ta kendisi olması, o makâmın sâliği Hakk'tan utandırması veya O'ndan örtmesiyle ilgilidirs.589. İnsan-ı kâmil, aşk ve şevk ile istediği her bir manevi makama ve mülke nail olur, çünkü gayreti yücedirs.574, 575.

Kaynaklar: Vikipedi: Seyr-i Süluk · K1, s. 162 · Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 13 — s. 6, 132, 257, 574, 575, 589, 1061

Tasavvufta 'hal' ne anlama gelir?

Tasavvufta hâl, sâlikin seyr-i sülûku esnasında Allah'ın iradesiyle geçici olarak yaşadığı manevî bir durumu ifade eder ve ilahî bir mevhibedirK1. Hâl, makamdan farklı olarak gelir-geçer niteliktedir; makam ise sâlikin kesb (kazanım) ile elde ettiği ve yerleştiği istikrarlı bir mertebedirK1. Hadîs-i şerîfteki "mü'minin kalbi Rahmân'ın iki parmağı arasındadır" ifadesi, hâlin Hak'ın iradesiyle geldiğinin temel dayanağıdırK1. Hâller, sülûkun dinamik unsurları olup, sâlikin manevî yolculuğunu canlı tutan sürekli değişen tezahürlerdirK1.

Kaynaklar: K1, s. 147

Ayrıntı

Hâl, tasavvufî yolculukta (seyr-i sülûk) sâlikin kalbinde zuhur eden, ilahî bir lütuf (mevhibe-i ilâhiyye) olarak beliren geçici manevî hallerdirK1. Bu haller, sâlikin iradesi dışında, Hakk'ın iradesiyle gelir ve gider. Bu durum, "kalbu'l-mü'mini beyne usbu'ayni mine'r-Rahmân" (mü'minin kalbi Rahmân'ın iki parmağı arasındadır) hadîs-i şerîfiyle açıklanırK1. Hâl, sülûkun dinamik bir unsuru olup, sâlikin manevî ilerleyişini canlı tutar ve sürekli değişen tezahürlerle kendini gösterirK1.

Hâl ile makam arasında önemli bir fark vardır: Makam, sâlikin kendi çabası (kesb) ve mücadelesiyle elde ettiği, üzerinde durduğu ve istikrarlı bir şekilde yerleştiği manevî bir mertebedirK1. Örneğin, tövbe, sabır, rıza gibi makamlar sâlikin iradesiyle kazanılır. Buna karşılık hâl, sâlikin iradesi dışında, Allah tarafından bahşedilen ve geçici olan bir durumdurK1. Klasik tasavvufî ifadeyle, "el-ahval mevahib, el-makâmât mekâseb" yani "hâller mevhibedir, makamlar kazanımdır"K1.

Tasavvufta pek çok hâl türü bulunur. Bunlardan bazıları şunlardır: Havf (korku) ve Recâ (ümit), mü'minin manevî yolculuğundaki iki kanadı gibidirK1. Şevk (özlem) ve Üns (yakınlık), muhabbet makamından sonra ortaya çıkan hallerdirK1. Kabz (sıkıntı) ve Bast (genişleme), kalbin daralma ve açılma ritmini ifade ederK1. Sekr (mest olma) ve Sahv (ayık olma), manevî sarhoşluk ve ayıklık halleridirK1. Cem (vahdet) ve Fark (kesret), varlığın birliği ve çokluğu idrakidirK1. Heybet (celâl tecellîsinden korku) ve İns (cemâl tecellîsinden tatmin) de diğer önemli hâllerdirK1. Sâlikin manevî yolculuğundaki ilerleyişi, bu hâllerin tecrübe edilmesiyle şekillenirK1.

Kaynaklar: K1, s. 147

Bu şerh sadece tasavvufla ilgilenenler için mi?

Verilen kaynaklarda, Mesnevî-i Şerîf şerhinin sadece tasavvufla ilgilenenlere yönelik olduğuna dair doğrudan bir ifade bulunmamaktadır. Ancak, şerhin içeriği ve hitap şekli, tasavvuf yoluna yeni girmiş sâliklere yönelik öğütler içermesis.602 ve ledün ilimlerinden bahsetmesis.599, 602 gibi unsurlar, eserin öncelikli olarak tasavvufî bir çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini düşündürmektedir. Şerhin müellifi, eserini sekiz yıllık bir çalışma sonucunda tamamladığını ve amacının şöhret olmadığını belirtirkens.1158, 1161, 1165, irfan sahiplerinin kusurları affedeceğini umduğunu ifade etmesis.1158, eserin tasavvufî irfan geleneği içinde bir yer edindiğini göstermektedir.

Kaynaklar: Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 13 — s. 599, 602, 1158, 1161, 1165

Ayrıntı

Mesnevî-i Şerîf şerhinin hitap ettiği kitleye dair doğrudan bir sınırlandırma olmamakla birlikte, metinlerdeki bazı ifadeler, eserin tasavvufî bir bağlamda ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Örneğin, şerhin bir bölümünde "Ey tasavvuf yoluna yeni girmiş kişi! Sen öncelikle git, istidat (kazanılmış kabiliyet) tahsil et!"s.602 denilerek, tasavvuf yoluna adım atan sâliklere yönelik bir öğüt verilmektedir. Bu durum, şerhin tasavvufî sülûk içinde olanlara rehberlik etme amacını taşımaktadır. Ayrıca, "peygamberlerin ve evliyanın ledün ilimlerinden zevk ve tatlılık olamaz!"s.599 ifadesi, şerhin tasavvufun derinliklerine, yani ledün ilimlerine vakıf olmayı gerektiren konuları işlediğini göstermektedir. Bu tür ilimler, genellikle tasavvuf ehlinin ilgi alanına girmektedir. Şerhin müellifi, eserini "Mesnevî gibi bir deryayı sonsuz içinde bu gibi kusurların irfan sahipleri tarafından affolunacağını ümit ederim"s.1158 sözleriyle bitirirken, eserin hitap ettiği kitlenin "irfan sahipleri" olduğunu vurgulamaktadır. İrfan, tasavvufî bilgi ve hikmet anlamına geldiğinden, bu ifade de şerhin tasavvufî çevreye yönelik olduğunu desteklemektedir. Sonuç olarak, şerhin içeriği ve kullanılan dil, eserin öncelikli olarak tasavvufî birikime sahip veya bu yola ilgi duyan kişilere hitap ettiğini düşündürmektedir.

Kaynaklar: Mesnevî-i Şerîf Şerhi - Cilt 13 — s. 599, 602, 1158

Mesnevî okumak insana ne kazandırır?

Mesnevî-i Şerîf'i okumak, insanlık yolunu öğrenmek için bir vesiledir ve okuyana hakikatleri idrak etme imkânı sunar. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin bu altı ciltlik eseri, hikâyeler ve tasavvufî tâ'vîller aracılığıyla mânevî derinliklere ulaşmayı hedefler. Eseri anlamak için sadece okumak yeterli olmayıp, yazmak ve üzerinde derinlemesine düşünmek, sözlerin zevkine varmak için gereklidirs.1158. Mesnevî, şiirsel yapısının ötesinde, söz âşıklarını hakikat tarafına çeken bir tuzak olup, ona sadece şiir açısından yaklaşanlar hakikatlerden ve mârifetlerden nasipsiz kalırlars.1177. Bu eser, Kur'ân'ın özü ve Pehlevî dilinde Kur'ân olarak nitelendirilmiş, insan ruhunun Hak'tan ayrılığının niyazını dile getiren bir başlangıca sahiptirK1.

Kaynaklar: Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 13 — s. 1158, 1177 · K1, s. 68

Ayrıntı

Mesnevî-i Şerîf'i okumak, sâlike insanlık yolunu öğretir ve mânevî bir terbiye sunar. Eserin müellifi, Mesnevî gibi "deryayı sonsuz" bir eseri anlamanın, sadece okumakla değil, aynı zamanda yazarak ve üzerinde "çok düşünmek ve incelemek"le mümkün olduğunu belirtirs.1158. Bu durum, okuyucunun pasif bir alıcı olmaktan ziyade, metinle aktif bir etkileşime girmesini, sözlerin "zevki"ne varmasını gerektirir. Mesnevî, "Mağz-ı Kur'ân" (Kur'ân'ın özü) olarak kabul edildiği içinK1, onu okumak, Kur'ânî hakikatlerin tasavvufî bir yorumla idrak edilmesine kapı aralar. Eserin hikâyeler, kıssalar ve tasavvufî tâ'vîllerle dolu yapısı, okuyucuya doğrudan didaktik bir anlatım yerine, "kıssa içinde kıssa" yöntemiyleK1 derin mânaları keşfetme fırsatı verir. Bu sayede, okuyucu, fil ve körler hikâyesinde vahdet-i vücud derslerini, papağan ve tâcir hikâyesinde mâsivâdan ayrılma derslerini, kerâmetler kıssasında ise tarîkat usûllerini öğrenirK1. Mesnevî'nin şiirsel bir formda yazılmış olması, "söz âşıklarını hakikat tarafına avlamak için kurulmuş bir tuzak" olarak nitelendirilir; bu nedenle, esere sadece şiir açısından yaklaşanlar, ondaki "hakikatlerden ve mârifetlerden nasipsiz kalırlar"s.1177. Dolayısıyla, Mesnevî okumak, sadece edebî bir zevk değil, aynı zamanda mânevî bir yolculuk ve hakikatlere erişim aracıdır.

Kaynaklar: Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 13 — s. 1158, 1177 · K1, s. 68

Şerh okumak neden önemlidir?

Şerh okumak, tasavvufî metinlerin derinliklerini, inceliklerini ve güzelliklerini anlamak için elzemdir. Özellikle Mesnevî-i Şerîf gibi eserlerin anlaşılmasında şerhler, metnin içerdiği hikmetleri, ahlâkî öğütleri ve bâtınî hakikat açılımları idrak etmeye yardımcı olur. Şerhler, metinlerdeki Farsça, Arapça ve Türkçe kelimelerin, şahıs ve yer isimlerinin, kitap adlarının ve terimlerin açıklanmasıyla okuyucuya kolaylık sağlar ve tasavvufî irfan geleneğinin modern döneme taşınmasında önemli bir rol oynars.10, 14.

Kaynaklar: Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 13 — s. 10, 14

Ayrıntı

Şerh, kelime anlamıyla "açma, ayırma, açıklama, yorumlama" demektirs.4476. Tasavvufî metinlerin, özellikle de Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin altı ciltlik, yaklaşık 25 bin beyitlik Mesnevî-i Şerîf'i gibi eserlerin anlaşılması için şerhler büyük önem taşırK1. Bu tür eserler, "Kur'ân'ın özü" (Mağz-ı Kur'ân) olarak nitelendirildiğinden, içerdiği hikâyeler, kıssalar, mîrâcî tasvîrler, tasavvufî tâ'vîller, ahlâkî öğütler ve bâtınî hakikat açılımların doğru bir şekilde kavranması için bir rehbere ihtiyaç duyulurK1. Şerhler, metinlerde geçen âyet-i kerîmelerin, hadîs-i şerîflerin, Farsça, Arapça ve Türkçe kelimelerin, şahıs ve yer isimlerinin, kitap adlarının ve tasavvufî terimlerin açıklanmasıyla okuyucunun metni daha iyi anlamasına olanak tanırs.10. Bu sayede, tasavvuf, Mesnevî ve klasik edebiyat üzerinde çalışanlara zaman ve hız kazandırılırs.10. Ayrıca, şerhler, "insân-ı kâmil" gibi merkezi kavramlarıns.543, 544, 602, 603 ve ledün ilimlerinin (Allah katından gelen gizli ilimler) anlaşılmasına kapı aralar. Şerh yazarları, eserlerini şöhret kaygısıyla değil, Allah rızası için kaleme aldıklarını belirtirler ve Mesnevî gibi "deryayı sonsuz" bir eserdeki olası kusurların irfan sahipleri tarafından affedileceğini ümit ederlers.1158, 1161, 1165, 1169. Bu durum, şerhlerin sadece bir açıklama değil, aynı zamanda bir irfan geleneğinin devamı niteliğinde olduğunu gösterir.

Kaynaklar: Mesnevî-i Şerîf Şerhi, Cilt 13 — s. 10, 543, 544, 602, 603, 1158, 1161, 1165, 1169, 4476 · K1, s. 68