
Anahtar Kelimeler
İlgili Konular
Sıkça Sorulan Sorular
Risâle-i Gavsiyye Şerhi ne anlatıyor?⌄
Necdet Ardıç'ın "Risâle-i Gavsiyye Şerhi" adlı eseri, Abdulkâdir Geylânî'ye atfedilen ve Hak ile Geylânî arasında geçen sırrî mükâlemeleri içeren "Risâle-i Gavsiyye"nin bir yorumudur. Bu şerh, hacmi küçük ancak muhtevası büyük olan bu ilhamî eserin manalarını okuyucularla paylaşmayı amaçlar1. Eser, Cenâb-ı Hakk'ın Abdulkâdir Geylânî'ye ilmî ve ilhamî hitaplarını ele alarak, Hak'kı ve İnsan-ı tarif eden bu risaleden azami derecede yararlanmayı hedefler1. Tasavvuf-irfan külliyatının "sırrî metin"lerinden biri olan Risâle-i Gavsiyye'nin içeriği, vahy-i mübâşire benzer şekilde, Hak'ın Geylânî'ye sırrî hitapları ve Geylânî'nin cevaplarından oluşur2. Necdet Ardıç, bu şerhiyle, mülhime nefs mertebesinde ilham veya evham ayrımının önemine dikkat çekerek, risalenin derin manalarını tasavvufî bir bakış açısıyla aydınlatır1.
›Ayrıntı
Necdet Ardıç'ın "Risâle-i Gavsiyye Şerhi", Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biri olan Ardıç'ın, Abdulkâdir Geylânî'nin "Risâle-i Gavsiyye" adlı eserine getirdiği bir yorumdur13. Bu şerh, 29 Ekim 2009 ile 7 Mart 2010 tarihleri arasında sohbet konusu olarak gerçekleştirilmiş ve daha sonra kitaplaştırılmıştır1. Risâle-i Gavsiyye, tasavvuf-irfan külliyatının "sırrî metin"lerinden biri olup, Hak ile Gavs-ı A'zam Abdulkâdir Geylânî arasında geçen bir "mükâleme" (söyleşme) halindedir2. Necdet Ardıç, bu şerhinde, Cenâb-ı Hakk'ın Geylânî'ye "Yâ Gavs-ı Â'zâm! Allâh, gayrından berî, Allâh'a yakındır!" şeklindeki ilmî ve ilhamî hitaplarını ele alır1.
Şerhin temel amacı, Risâle-i Gavsiyye'nin içerdiği derin manaları, özellikle de Hak'kı ve İnsan'ı tarif eden yönlerini okuyuculara aktarmaktır1. Risâle-i Gavsiyye'nin içeriği, hadîs-i şerîfteki "kulum bana nâfilelerle yaklaşır... onun gören gözü, işiten kulağı olurum" (Buhârî, kudsî) ifadesiyle desteklenen bir vahy-i mübâşire benzer2. Necdet Ardıç, bu tür ilhamî gelişlerin, mülhime nefs mertebesinde ilham mı yoksa evham mı olduğunun çok iyi ayırt edilmesi gerektiğine vurgu yapar1. Şerh, Risâle-i Gavsiyye'nin tasavvuf metinlerinde bir "sınır taşı" olarak kabul edilmesini, zira içeriğinin zâhirî kelâmcılar tarafından şüpheyle karşılanırken, tasavvuf ehli tarafından mahzâ Hak'ın hitabı olarak görülmesini de dolaylı olarak ele alır2. Bu bağlamda, şerh, Risâle-i Gavsiyye'nin "fenâ fillâh ehlinin" nasıl konuştuğunu gösteren hassas noktasını aydınlatmaya çalışır2.
- Kaynaklar
- 1.Risâle-i Gavsiyye — s. 1
- 2.K1, s. 12
- 3.Necdet Ardıç (Terzibaba)
Risâle-i Gavsiyye'nin asıl yazarı kimdir?⌄
Risâle-i Gavsiyye'nin asıl yazarı, tasavvuf ve irfân külliyâtının önemli şahsiyetlerinden Gavs-ı A'zam Abdulkâdir Geylânî hazretleridir. Bu eser, Hak Teâlâ ile Geylânî arasında geçen bir mükâleme (söyleşme) hâlinde yazılmış olup, içeriği vahy-i mübâşireye benzer sırrî hitapları barındırır1. Eserin hacmi küçük olmasına rağmen muhtevası oldukça derin ve ilhâmîdir2. Necdet Ardıç'ın şerhinde de belirtildiği üzere, Cenâb-ı Hakk'ın Abdulkâdir Geylânî'ye ilmî ve ilhâmî olarak hitap ettiği bir metindir2.
›Ayrıntı
Risâle-i Gavsiyye, tasavvufî metinler arasında "sınır taşı" olarak kabul edilen, derin manalar içeren bir eserdir1. Eserin yazarı olarak bilinen Abdulkâdir Geylânî, tasavvufta "Gavs-ı A'zam" unvanıyla anılan, ricâlü'l-gayb hiyerarşisinin en üst basamağında yer alan bir velîdir1. Bu risâle, Hak Teâlâ'nın Geylânî'ye "Yâ Gavs-ı Â'zâm!" diye seslenerek sırrî mevzulardan bahsettiği, Geylânî'nin de bu hitaplara cevap verdiği bir yapıya sahiptir1.
Eserin içeriği, Hak'ın kullarına yakınlığı, velâyet sırrı, muhabbetin tahkiki ve vücud sırrı gibi temaları işler1. Necdet Ardıç, Risâle-i Gavsiyye'yi "hacmi küçük ancak muhtevası oldukça büyük ilhâmî bir eser" olarak tanımlar ve Cenâb-ı Hakk'ın Abdulkâdir Geylânî hazretlerine ilmî ve ilhâmî olarak hitap ettiğini belirtir2. Bu durum, eserin Geylânî'nin kendi sözlerinden ziyade, Hak ile arasındaki manevî bir söyleşinin kaydı olduğunu gösterir. Tasavvuf ehli bu eseri mahzâ Hak'ın hitabı olarak görürken, zâhirî kelâmcılar tarafından şüpheyle karşılanabilen "fenâ fillâh ehlinin" konuşma tarzını yansıtır1. Bu hâlde, velî kendi kendisinden değil, Hak onun aracılığıyla konuşur1.
- Kaynaklar
- 1.K1, s. 12
- 2.Risâle-i Gavsiyye — s. 1
Tasavvufta şeriat, tarikat ve hakikat ne demektir?⌄
Tasavvufta şeriat, tarikat ve hakikat, sülûkun mertebelerini ifade eden temel kavramlardır. Şeriat, zahiri kuralların bilinmesi ve uygulanmasıyla ilgiliyken1, tarikat, sülûka girilmesi, mürşidle bağ kurulması ve virdlerle Hak'ka yönelişin yaşandığı sıfat mertebesidir1. Hakikat ise Hak'kın bizzat müşâhede edildiği, eşyanın hakiki yüzünün açıldığı, ilahlık mertebesine ulaşan bir oluşumdur2. Bu üç mertebe, sâlikin Hak'ka doğru ilerleyişinde birbirini tamamlayan ve derinleştiren aşamalardır; şeriatın bâtınının açılması ve kalbin Hak ile perdesizleşmesi hakikat mertebesinde gerçekleşir3.
›Ayrıntı
Tasavvufta sülûkun dört mertebesi bulunur: şeriat, tarikat, hakikat ve mârifet3. Bu mertebeler, sâlikin Hak'ka ulaşma yolculuğundaki aşamaları temsil eder.
Şeriat, bu yolculuğun ilk basamağıdır ve "ef'âl âlemindeki şeriat yaşantısı neyi gerektiriyorsa onu yaşamakta" olarak tanımlanır1. Zahiri hukuk ve fiil mertebesidir (Şeriat). Nâsut ile melekût arasındaki her tavır şeriattır1. Şeriat mertebesinde kişi, hayalindeki ve kendisine tanıtıldığı kadarıyla Rabb'ını anlamaya çalışır1. Amel-i salihin zâhiren şeriat mertebesinde kılındığı şekilde yapılması, hakikat ve mârifet mertebesinde ikilik üzere yapılan anlayışın terk edilmesiyle farklılaşır1.
Tarikat, sülûkun ikinci mertebesidir ve "esmâ âleminde tarikatın hakîkâtini yaşamak" olarak ifade edilir1. Melekût ile ceberût arasındaki her tavır tarikattır1. Gerçek tarikat, ceberût yani sıfat mertebesinde yaşanır ve genel beşeri anlamda kılık kıyafete bürünerek, belirli sayıda esmâların çekilmesi gibi anlaşılan tarikat ile arasında büyük fark vardır1. Şeriat mertebesinden tarikat mertebesine çıkabilmek için gereken güç muhabbettir1. Ancak şeriat ve tarikat mertebesinde oluşan muhabbet nefsânidir ve hakikate geçişte kişiye perde olabilir1. Tarikat mertebesinde ilâhîler, zikirler gibi oluşumlarla bu muhabbet yükseltilir1.
Hakikat, sülûkun üçüncü mertebesidir ve "lâhut yâni ilâhlık mertesine ulaşan bir oluşumdur"1. Ceberût ile lâhut arasındaki her tavır hakikattır1. Bu mertebede Hak'kın bizzat müşâhede edildiği, eşyanın hakiki yüzünün açıldığı kademedir3. Tarikattan hakikate geçişte, nefsani kaynaklı muhabbetin terk edilmesi gerekir1. Kişi tevhid hakikatleri ile kendisini donatmaya başladığında beşeri duygu halleri yavaş yavaş kendisinden çıkar ve yerini ilahi haller alır1. Hakikat mertebesinde kişiler beşeriyetlerinden masum olmuşlardır1. Hakikat, şeriatın tasdiki ve tarikatın meyvesidir3.
- Kaynaklar
- 1.Risâle-i Gavsiyye — s. 2, 3, 4, 21, 47, 49, 54
- 2.K1-164, Risâle-i Gavsiyye, s. 4
- 3.K1, s. 164
Eserde geçen Nâsut, Melekût ve Ceberût âlemleri ne anlama geliyor?⌄
Nâsût, Melekût ve Ceberût, tasavvufta varlık mertebelerini ifade eden kavramlardır. Nâsût, maddî ve cismânî insan âlemini temsil eden en alt mertebedir ve insanı başıboş bırakılmadığını gösterir1. Melekût, ruhânî varlıkların ve melâike âleminin bulunduğu orta mertebedir; her şeyin melekûtu Allah'ın elindedir ve bu âlem idrak edilebilir1. Ceberût ise, lâhûttan sonra gelen, akl-ı evvel ve rûh-ı a'zamın bulunduğu, azamet ve kudret mertebesidir ve Allah'ın yarattığı ilk şey olan aklı temsil eder1. Bu üç mertebe, Risâle-i Gavsiyye'ye göre, şeriat, tarikat ve hakikat yolculuğunun duraklarıdır: Nâsût ile Melekût arası şeriat, Melekût ile Ceberût arası tarikat, Ceberût ile Lâhût arası ise hakikattir2.
›Ayrıntı
Tasavvufta varlık, mertebeli bir iniş yapısı içinde ele alınır ve Nâsût, Melekût, Ceberût bu yapının önemli halkalarını oluşturur. Nâsût, beş mertebeli sıralamanın en alt halkası olup, maddî ve cismânî insan âlemini ifade eder1. Bu mertebe, mekân ve zaman içinde sınırlı olmasına rağmen, ilâhî tecellîlerin bütününe açık olmasıyla "açılabilir" bir yapıya sahiptir. İnsan, Nâsût mertebesinde üst mertebelerin bütün hükümlerini kendinde toplayan "sûret-i tâmme"dir1.
Melekût, ruhânî varlıkların ve melâike âleminin bulunduğu bir üst mertebedir. Bu âlem, Yâsîn Sûresi'ndeki "her şeyin melekûtu O'nun elindedir" ayetiyle temellendirilir ve En'âm Sûresi'nde Hz. İbrâhîm'e gösterilen göklerin ve yerin melekûtu ile idrak edilebilirliği vurgulanır1. Melekût mertebesi, Ceberût ile Misâl âlemi arasında yer alır ve mukarreblerden koruyucu meleklere kadar farklı vazifeli melâike sınıflarını barındırır1.
Ceberût, lâhûttan sonra, melekûttan önce gelen, azamet ve kudret mertebesidir. Bu mertebe, "akl-ı evvel" ve "rûh-ı a'zam" olarak da bilinen, Allah'ın yarattığı ilk şey olan aklı temsil eder1. Ceberût'ta soyut akıllar (kerubiyyîn) ve hakîkat-i muhammediyye bulunur. "Cebr" kökünden gelen bu isim, hem "zorlama" hem de "tamamlama, telâfî etme" anlamlarını taşır ve Hak'ın "el-Cebbâr" ismiyle ilişkilidir1.
Bu üç mertebe arasındaki ilişki, Risâle-i Gavsiyye'de sülûk yolculuğunun aşamaları olarak açıklanır: Nâsût ile Melekût arasındaki her tavır şeriatı, Melekût ile Ceberût arasındaki her tavır tarikatı, Ceberût ile Lâhût arasındaki her tavır ise hakikati ifade eder2.
- Kaynaklar
- 1.K1, s. 66, 73, 163
- 2.Risâle-i Gavsiyye — s. 2
Tevhid ilmi nedir?⌄
Tevhid ilmi, Allah'ın birliğini kabul etme ilkesi olup, tasavvufun nihai hedefidir ve sâlikin Hak'tan başka her şeyi nefyedip, kalbini yalnızca Hak ile doldurmasını sağlayan bir anlayıştır1. Bu ilim, görünen âlemdeki her şeyin zâhiren Allah'ın gayrı gibi gözükse de, aslında Cenâb-ı Hakk'ın zuhurlarından başka bir şey olmadığını idrak etmeyi gerektirir2. Tevhid ehli, Kur'ân-ı Kerîm'deki ayetlerin ilk anda kesret ve zâhir üzere olduğunu bilerek, bu zâhirden bâtına yol bularak Hakk'a urûc ederler2. Bu ilim, kişinin beşerî duygulardan arınarak ilâhî hallere ulaşmasını ve Hak'a yakınlık zannıyla değil, yaşantısıyla tevhidi idrak etmesini sağlar2.
›Ayrıntı
Tevhid ilmi, Allah'ın birliğini kabul etme ilkesidir ve İslam'ın temel esası, tasavvufun ise nihai hedefidir3. Bu ilim, sâlikin bütün zikrlerinin temeli olan Kelime-i Tevhîd'in ("Lâ ilâhe illâllâh") manasını derinlemesine idrak etmesiyle başlar; bu kelime, Hak'tan başka bütün vücud iddialarının nefyi ve Hak'ın ispatıdır4. Tevhid ilmi, kişiye bu âlemde görülen her şeyin zâhiren Allah'ın gayrı gibi gözükse de, aslında Cenâb-ı Hakk'ın zuhurlarından başka bir şey olmadığını öğretir; bu anlayışla "Allah gayrıdan berîdir" yani gayrı diye bir şey yoktur2.
Tevhid ehli, Kur'ân-ı Kerîm'deki ayetlerin ilk anda kesret ve zâhir üzere olduğunu bilir, ancak bu zâhirden bâtına yol bularak Hakk'a urûc ederler2. Bu, Hakk'a mi'racın tek bir yoldan olmadığını, bütün varlıklardan Cenâb-ı Hakk'a mi'rac bulunduğunu gösterir2. Tevhid ilmiyle kendisini donatan kişi, beşerî duygu hallerinden yavaş yavaş arınır ve yerine ilâhî haller gelir; bu duygular terk edilmezse kişi o mertebeden yukarıya çıkamaz ve tevhid ehli olamaz2.
Tevhid ilmi, kişinin Rabb'i görme talebinde bulunarak kendini perdelemesini engeller, zira ilim zaten rü'yettir ve Rabb herhangi bir zuhur mahalli ile sınırlanmış bir mahlûk değildir2. Bu ilim, Hazret-i İbrahim'in (a.s) nefsânî oluşumları terk ederek tevhidi ilk defa gerçekleştirmesi gibi, nefsânî oluşumların terk edilmesini ve hiçbir şeyin Cenâb-ı Hakk'ın önüne geçirilmemesini gerektirir2. Tevhid sohbetlerinden alınan bilgilerin yaşantıya yansıtılması önemlidir; aksi takdirde bu bilgiler, doğru kullanılmadığı için haklarını talep edecektir2. Tevhid ilmi, Hakikat-i Muhammediye yönüyle bize ulaşan bir şefaattir ve bu dünyada irfânî manada aranmalıdır; tevhid pazarına gitmeyenler kesret pazarında alışveriş yapar ki alıp sattığı kesret olur2.
- Kaynaklar
- 1.K1-27, Risâle-i Gavsiyye, s. 1
- 2.Risâle-i Gavsiyye — s. 2, 8, 10, 26, 35, 37, 41, 54
- 3.Vikipedi: Tevhid
- 4.K1, s. 27
Bu kitap tasavvufa yeni başlayanlar için uygun mu?⌄
Verilen kaynaklarda, "Risâle-i Gavsiyye" isimli kitabın tasavvufa yeni başlayanlar için uygun olup olmadığına dair doğrudan bir değerlendirme bulunmamaktadır. Ancak, eserin "hacmi küçük ancak muhtevası oldukça büyük ilhâm-i eser" olarak tanımlanması ve "şerhedenler gibi bende özetle de olsa sohbet konusu yapıp kardeşlerimle içinde bulunan ma'nâlarını paylaşmak" ifadesi1, eserin derin manalar içerdiğini ve şerhe ihtiyaç duyduğunu düşündürmektedir. Bu durum, tasavvufî kavramlara ve terminolojiye aşina olmayan yeni başlayanlar için eserin anlaşılmasını zorlaştırabilecek bir işaret olabilir.
›Ayrıntı
Tasavvufî bir eserin yeni başlayanlar için uygunluğu, genellikle eserin içeriğinin derinliği, kullanılan dilin karmaşıklığı ve şerh ihtiyacı gibi faktörlere bağlıdır. "Risâle-i Gavsiyye" için verilen kaynakta, eserin Abdülkâdir Geylânî Hazretleri'ne ait olduğu ve Necdet Ardıç tarafından şerh edildiği belirtilmektedir1. Necdet Ardıç'ın "Terzi Baba" isimli biyografik ve irfânî bir eseri kaleme aldığı da kaynaklarda geçmektedir (Terzi Baba, Wiki). Bu durum, Ardıç'ın tasavvufî konularda derinlemesine bilgi sahibi olduğunu ve şerhinin de bu derinliği yansıtacağını düşündürmektedir.
Eserin "hacmi küçük ancak muhtevası oldukça büyük ilhâm-i eser" olarak nitelendirilmesi1, metnin yoğun anlamlar barındırdığını ve her cümlenin veya kavramın arkasında geniş bir bilgi birikimi gerektiren hakikatler olabileceğini ima eder. Tasavvufta hâl ve makam gibi kavramların anlaşılması, sülûkun mertebelerini idrak etmeyi gerektirir. Örneğin, bir hâlin zuhûru ve yerleşmesi (rusûh) gibi süreçler, "bârika", "lemeât" ve "telvîn'den temkîn'e geçiş" gibi terimlerle açıklanır2. Bu tür kavramlar, tasavvufî terminolojiye yabancı olan bir okuyucu için başlangıçta karmaşık gelebilir.
Ayrıca, tasavvufî hakikatlerin gerçekleşme biçimi de ilâhî tasarruf (vehbî), sâlikin gayreti (kesbî) ve mürşidin terbiyesi (vesîle) gibi üç boyutlu bir yaklaşımla ele alınır2. Bu tür derinlemesine açıklamalar, tasavvufa yeni başlayan birinin kolayca kavrayamayacağı bir seviyede olabilir. Dolayısıyla, "Risâle-i Gavsiyye"nin içeriğinin bu tür derin tasavvufî hakikatleri barındırması, yeni başlayanlar için doğrudan uygun olmayabileceği izlenimini vermektedir; zira bu tür eserler genellikle tasavvufî birikimi olan veya bir mürşidin rehberliğinde okuyan sâlikler için daha faydalı olabilir.
- Kaynaklar
- 1.Risâle-i Gavsiyye — s. 1
- 2.K2
Terzibaba Necdet Ardıç kimdir?⌄
Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. "Terzibaba" lakabıyla tanınan Ardıç, eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmıştır. Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmış, Abdülkâdir Geylânî'nin Risâle-i Gavsiyye adlı eserini de şerh etmiştir1. Tekirdağ'da ikamet eden Necdet Ardıç, tasavvuf serisi içinde Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müelliflerin de yetişmesine vesile olmuştur.
›Ayrıntı
Necdet Ardıç, tasavvuf dünyasında "Terzibaba" olarak bilinen, Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biridir. Kendisi, tasavvufî irfan geleneğini günümüz insanına aktarma gayretiyle tanınır. Eserleri ve sohbetleri aracılığıyla tasavvufun derinliklerini geniş kitlelere ulaştırmayı hedeflemiştir.
Ardıç'ın önemli çalışmalarından bazıları İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhidir. Ayrıca, Gavs-ı Â'zam Abdülkâdir Geylânî Hazretleri'nin hacmi küçük ancak muhtevası büyük olan Risâle-i Gavsiyye isimli ilhâmî eserini de şerh etmiştir1. Bu şerhinde, Cenâb-ı Hakk'ın Abdülkâdir Geylânî'ye ilmî ve ilhâmî olarak hitap etme şekillerini ele almış ve mülhime nefs mertebesinde ilham ile evhamın ayırt edilmesinin önemini vurgulamıştır1.
Necdet Ardıç, Tekirdağ'da ikamet etmektedir1. Kendi ekolünden Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müellifler yetişmiştir. Abdürrezzak Tek, Necdet Ardıç riyâsetindeki tasavvuf serisi içinde Sâd, Câsiye ve Vâkı'a sûreleri tefsirlerini yazarken; Terzi Oğlu Cem Cemâlî ise Mü'minûn ve Zümer sûreleri tefsirlerini kaleme almıştır. Necdet Ardıç'ın bu çalışmaları ve yetiştirdiği talebeler, tasavvufî bilginin yayılmasına önemli katkılar sağlamıştır. "Gayret bizden muvaffakiyyet Hakk’tandır" sözü, onun tasavvufî yaklaşımını özetler niteliktedir1.
- Kaynaklar
- 1.Risâle-i Gavsiyye — s. 1, 62, 64
Manevi yolculukta (seyr-i süluk) bu eserin faydası nasıl olur?⌄
Necdet Ardıç'ın "Risâle-i Gavsiyye" adlı eseri, sâlikin manevî yolculuğu olan seyr-i sülûkta bir rehber niteliğindedir. Eser, bâtınî seferin önemini vurgulayarak1, sâlikin nefs mertebelerini aşmasında ve Cenâb-ı Hakk'ın varlığını müşâhede etmesinde yardımcı olmayı hedefler1. Seyr-i sülûkun seneler süren bir süreç olduğunu ve hakikat sırlarının yavaş yavaş açıldığını belirten eser1, bu yolda ilerleyenlere bir hatıra ve fayda sağlamak amacıyla kaleme alınmıştır1. Özellikle Mûseviyyet'ten Muhammediyyet mertebesine uzanan manevî yükselişi açıklayarak1 sâlikin bu yolculukta karşılaşacağı aşamaları idrak etmesine katkıda bulunur.
›Ayrıntı
"Risâle-i Gavsiyye", seyr-i sülûk yolundaki mürid için önemli bir kılavuzdur. Eser, zâhirî seferin Hakk'a ulaştırmadığını, asıl olanın bâtınî sefer olduğunu ve bu seferin sağlıklı bir şekilde devam etmesi gerektiğini belirtir1. Sâlikin bu yolculukta tevhîd hakikatlerini idrak etmesi gerektiğini vurgular1. Kitap, sâlikin kendi beden kutrundan kurtulup, tefekküründeki klişeleşmiş düşünceleri aşarak Cenâb-ı Hakk'ın varlığını geniş bir alanda müşâhede etmeye başlamasına yardımcı olmayı amaçlar. Bu sayede kişi, Rahmânî yönüyle âlemde kendi varlığından başka bir şey göremez ve birimsel varlığı aradan kalkınca baktığı her şeyde kendini müşâhede eder1. Seyr-i sülûk yolunda katedilen on iki nefs mertebesinin on iki menzil olduğunu ve kişinin bu menzillerin hakikatlerine ârif olduğunda "bütün nefslerde var olan benim" idrakine ulaşacağını ifade eder1. Eser, Mûseviyyet mertebesinden Îseviyyet mertebesine, oradan da Rûh'ül Âzam ile Muhammediyyet mertebesine ulaşan manevî yükselişi açıklar ve bu oluşumların ümmet-i Muhammed'de mevcut olduğunu belirtir1. Ayrıca, hakikat sırlarının sâlike seneler süren seyr-i sülûk neticesinde yavaş yavaş açıldığını, böylece dayanabileceğini ifade eder1. Eser, kardeşlere bir hatıra kalması ve onların talebi üzerine özet bir şerh olarak ortaya çıkmıştır1. Seyr-i sülûk yolunda dersler yapılmadan önce kılınan iki rekât miraç namazının dahi bu maksada hizmet ettiğini belirtir1. Bu yönleriyle "Risâle-i Gavsiyye", müridin manevî ihtiyaç ateşini besleyerek1 Hakk'a yönelmesinde ve O'nunla arasındaki perdelerin kalkmasında bir fayda sağlar.
- Kaynaklar
- 1.Risâle-i Gavsiyye — s. 1, 9, 10, 15, 17, 44, 62