İçeriğe atla
Risâle-i Gavsiyye kapak gorseli

Risâle-i Gavsiyye

Terzibaba - Necdet Ardıç

63 sayfa~95 dk okumatr

Anahtar Kelimeler

Terzibaba - Necdet Ardıçturkcedijital kütüphanekitap okuma

İlgili Konular

Tasavvufİslami EdebiyatMistik EserlerDini MetinlerTerzibabaNecdet ArdıçGavsiyye

Sıkça Sorulan Sorular

Risâle-i Gavsiyye Şerhi ne anlatıyor?

Necdet Ardıç'ın "Risâle-i Gavsiyye Şerhi" adlı eseri, Abdulkâdir Geylânî'ye atfedilen ve Hak ile Geylânî arasında geçen sırrî mükâlemeleri içeren "Risâle-i Gavsiyye"nin bir yorumudur. Bu şerh, hacmi küçük ancak muhtevası büyük olan bu ilhamî eserin manalarını okuyucularla paylaşmayı amaçlars.1. Eser, Cenâb-ı Hakk'ın Abdulkâdir Geylânî'ye ilmî ve ilhamî hitaplarını ele alarak, Hak'kı ve İnsan-ı tarif eden bu risaleden azami derecede yararlanmayı hedeflers.1. Tasavvuf-irfan külliyatının "sırrî metin"lerinden biri olan Risâle-i Gavsiyye'nin içeriği, vahy-i mübâşire benzer şekilde, Hak'ın Geylânî'ye sırrî hitapları ve Geylânî'nin cevaplarından oluşurK1. Necdet Ardıç, bu şerhiyle, mülhime nefs mertebesinde ilham veya evham ayrımının önemine dikkat çekerek, risalenin derin manalarını tasavvufî bir bakış açısıyla aydınlatırs.1.

Kaynaklar: Risâle-i Gavsiyye — s. 1 · K1, s. 12

Ayrıntı

Necdet Ardıç'ın "Risâle-i Gavsiyye Şerhi", Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biri olan Ardıç'ın, Abdulkâdir Geylânî'nin "Risâle-i Gavsiyye" adlı eserine getirdiği bir yorumdur (Risâle-i Gavsiyye, s.1; Necdet Ardıç (Terzibaba)). Bu şerh, 29 Ekim 2009 ile 7 Mart 2010 tarihleri arasında sohbet konusu olarak gerçekleştirilmiş ve daha sonra kitaplaştırılmıştırs.1. Risâle-i Gavsiyye, tasavvuf-irfan külliyatının "sırrî metin"lerinden biri olup, Hak ile Gavs-ı A'zam Abdulkâdir Geylânî arasında geçen bir "mükâleme" (söyleşme) halindedirK1. Necdet Ardıç, bu şerhinde, Cenâb-ı Hakk'ın Geylânî'ye "Yâ Gavs-ı Â'zâm! Allâh, gayrından berî, Allâh'a yakındır!" şeklindeki ilmî ve ilhamî hitaplarını ele alırs.1.

Şerhin temel amacı, Risâle-i Gavsiyye'nin içerdiği derin manaları, özellikle de Hak'kı ve İnsan'ı tarif eden yönlerini okuyuculara aktarmaktırs.1. Risâle-i Gavsiyye'nin içeriği, hadîs-i şerîfteki "kulum bana nâfilelerle yaklaşır... onun gören gözü, işiten kulağı olurum" (Buhârî, kudsî) ifadesiyle desteklenen bir vahy-i mübâşire benzerK1. Necdet Ardıç, bu tür ilhamî gelişlerin, mülhime nefs mertebesinde ilham mı yoksa evham mı olduğunun çok iyi ayırt edilmesi gerektiğine vurgu yapars.1. Şerh, Risâle-i Gavsiyye'nin tasavvuf metinlerinde bir "sınır taşı" olarak kabul edilmesini, zira içeriğinin zâhirî kelâmcılar tarafından şüpheyle karşılanırken, tasavvuf ehli tarafından mahzâ Hak'ın hitabı olarak görülmesini de dolaylı olarak ele alırK1. Bu bağlamda, şerh, Risâle-i Gavsiyye'nin "fenâ fillâh ehlinin" nasıl konuştuğunu gösteren hassas noktasını aydınlatmaya çalışırK1.

Kaynaklar: Risâle-i Gavsiyye — s. 1 · K1, s. 12

Risâle-i Gavsiyye'nin asıl yazarı kimdir?

Risâle-i Gavsiyye'nin asıl yazarı, tasavvuf ve irfân külliyâtının önemli şahsiyetlerinden Gavs-ı A'zam Abdulkâdir Geylânî hazretleridir. Bu eser, Hak Teâlâ ile Geylânî arasında geçen bir mükâleme (söyleşme) hâlinde yazılmış olup, içeriği vahy-i mübâşireye benzer sırrî hitapları barındırırK1. Eserin hacmi küçük olmasına rağmen muhtevası oldukça derin ve ilhâmîdirs.1. Necdet Ardıç'ın şerhinde de belirtildiği üzere, Cenâb-ı Hakk'ın Abdulkâdir Geylânî'ye ilmî ve ilhâmî olarak hitap ettiği bir metindirs.1.

Kaynaklar: K1, s. 12 · Risâle-i Gavsiyye — s. 1

Ayrıntı

Risâle-i Gavsiyye, tasavvufî metinler arasında "sınır taşı" olarak kabul edilen, derin manalar içeren bir eserdirK1. Eserin yazarı olarak bilinen Abdulkâdir Geylânî, tasavvufta "Gavs-ı A'zam" unvanıyla anılan, ricâlü'l-gayb hiyerarşisinin en üst basamağında yer alan bir velîdirK1. Bu risâle, Hak Teâlâ'nın Geylânî'ye "Yâ Gavs-ı Â'zâm!" diye seslenerek sırrî mevzulardan bahsettiği, Geylânî'nin de bu hitaplara cevap verdiği bir yapıya sahiptirK1.

Eserin içeriği, Hak'ın kullarına yakınlığı, velâyet sırrı, muhabbetin tahkiki ve vücud sırrı gibi temaları işlerK1. Necdet Ardıç, Risâle-i Gavsiyye'yi "hacmi küçük ancak muhtevası oldukça büyük ilhâmî bir eser" olarak tanımlar ve Cenâb-ı Hakk'ın Abdulkâdir Geylânî hazretlerine ilmî ve ilhâmî olarak hitap ettiğini belirtirs.1. Bu durum, eserin Geylânî'nin kendi sözlerinden ziyade, Hak ile arasındaki manevî bir söyleşinin kaydı olduğunu gösterir. Tasavvuf ehli bu eseri mahzâ Hak'ın hitabı olarak görürken, zâhirî kelâmcılar tarafından şüpheyle karşılanabilen "fenâ fillâh ehlinin" konuşma tarzını yansıtırK1. Bu hâlde, velî kendi kendisinden değil, Hak onun aracılığıyla konuşurK1.

Kaynaklar: K1, s. 12 · Risâle-i Gavsiyye — s. 1

Tasavvufta şeriat, tarikat ve hakikat ne demektir?

Tasavvufta şeriat, tarikat ve hakikat, sülûkun mertebelerini ifade eden temel kavramlardır. Şeriat, zahiri kuralların bilinmesi ve uygulanmasıyla ilgiliykens.3, tarikat, sülûka girilmesi, mürşidle bağ kurulması ve virdlerle Hak'ka yönelişin yaşandığı sıfat mertebesidirs.3. Hakikat ise Hak'kın bizzat müşâhede edildiği, eşyanın hakiki yüzünün açıldığı, ilahlık mertebesine ulaşan bir oluşumdurs.4. Bu üç mertebe, sâlikin Hak'ka doğru ilerleyişinde birbirini tamamlayan ve derinleştiren aşamalardır; şeriatın bâtınının açılması ve kalbin Hak ile perdesizleşmesi hakikat mertebesinde gerçekleşirK1.

Kaynaklar: Risâle-i Gavsiyye — s. 3 · K1-164, Risâle-i Gavsiyye, s. 4 · K1, s. 164

Ayrıntı

Tasavvufta sülûkun dört mertebesi bulunur: şeriat, tarikat, hakikat ve mârifetK1. Bu mertebeler, sâlikin Hak'ka ulaşma yolculuğundaki aşamaları temsil eder.

Şeriat, bu yolculuğun ilk basamağıdır ve "ef'âl âlemindeki şeriat yaşantısı neyi gerektiriyorsa onu yaşamakta" olarak tanımlanırs.4. Zahiri hukuk ve fiil mertebesidir (Şeriat). Nâsut ile melekût arasındaki her tavır şeriattırs.2. Şeriat mertebesinde kişi, hayalindeki ve kendisine tanıtıldığı kadarıyla Rabb'ını anlamaya çalışırs.3. Amel-i salihin zâhiren şeriat mertebesinde kılındığı şekilde yapılması, hakikat ve mârifet mertebesinde ikilik üzere yapılan anlayışın terk edilmesiyle farklılaşırs.47.

Tarikat, sülûkun ikinci mertebesidir ve "esmâ âleminde tarikatın hakîkâtini yaşamak" olarak ifade edilirs.4. Melekût ile ceberût arasındaki her tavır tarikattırs.2. Gerçek tarikat, ceberût yani sıfat mertebesinde yaşanır ve genel beşeri anlamda kılık kıyafete bürünerek, belirli sayıda esmâların çekilmesi gibi anlaşılan tarikat ile arasında büyük fark vardırs.3. Şeriat mertebesinden tarikat mertebesine çıkabilmek için gereken güç muhabbettirs.54. Ancak şeriat ve tarikat mertebesinde oluşan muhabbet nefsânidir ve hakikate geçişte kişiye perde olabilirs.21. Tarikat mertebesinde ilâhîler, zikirler gibi oluşumlarla bu muhabbet yükseltilirs.54.

Hakikat, sülûkun üçüncü mertebesidir ve "lâhut yâni ilâhlık mertesine ulaşan bir oluşumdur"s.4. Ceberût ile lâhut arasındaki her tavır hakikattırs.2. Bu mertebede Hak'kın bizzat müşâhede edildiği, eşyanın hakiki yüzünün açıldığı kademedirK1. Tarikattan hakikate geçişte, nefsani kaynaklı muhabbetin terk edilmesi gerekirs.21. Kişi tevhid hakikatleri ile kendisini donatmaya başladığında beşeri duygu halleri yavaş yavaş kendisinden çıkar ve yerini ilahi haller alırs.54. Hakikat mertebesinde kişiler beşeriyetlerinden masum olmuşlardırs.49. Hakikat, şeriatın tasdiki ve tarikatın meyvesidirK1.

Kaynaklar: K1, s. 164 · Risâle-i Gavsiyye — s. 2, 3, 4, 21, 47, 49, 54

Eserde geçen Nâsut, Melekût ve Ceberût âlemleri ne anlama geliyor?

Nâsût, Melekût ve Ceberût, tasavvufta varlık mertebelerini ifade eden kavramlardır. Nâsût, maddî ve cismânî insan âlemini temsil eden en alt mertebedir ve insanı başıboş bırakılmadığını gösterirK1. Melekût, ruhânî varlıkların ve melâike âleminin bulunduğu orta mertebedir; her şeyin melekûtu Allah'ın elindedir ve bu âlem idrak edilebilirK1. Ceberût ise, lâhûttan sonra gelen, akl-ı evvel ve rûh-ı a'zamın bulunduğu, azamet ve kudret mertebesidir ve Allah'ın yarattığı ilk şey olan aklı temsil ederK1. Bu üç mertebe, Risâle-i Gavsiyye'ye göre, şeriat, tarikat ve hakikat yolculuğunun duraklarıdır: Nâsût ile Melekût arası şeriat, Melekût ile Ceberût arası tarikat, Ceberût ile Lâhût arası ise hakikattirs.2.

Kaynaklar: K1, s. 66, 73, 163 · Risâle-i Gavsiyye — s. 2

Ayrıntı

Tasavvufta varlık, mertebeli bir iniş yapısı içinde ele alınır ve Nâsût, Melekût, Ceberût bu yapının önemli halkalarını oluşturur. Nâsût, beş mertebeli sıralamanın en alt halkası olup, maddî ve cismânî insan âlemini ifade ederK1. Bu mertebe, mekân ve zaman içinde sınırlı olmasına rağmen, ilâhî tecellîlerin bütününe açık olmasıyla "açılabilir" bir yapıya sahiptir. İnsan, Nâsût mertebesinde üst mertebelerin bütün hükümlerini kendinde toplayan "sûret-i tâmme"dirK1.

Melekût, ruhânî varlıkların ve melâike âleminin bulunduğu bir üst mertebedir. Bu âlem, Yâsîn Sûresi'ndeki "her şeyin melekûtu O'nun elindedir" ayetiyle temellendirilir ve En'âm Sûresi'nde Hz. İbrâhîm'e gösterilen göklerin ve yerin melekûtu ile idrak edilebilirliği vurgulanırK1. Melekût mertebesi, Ceberût ile Misâl âlemi arasında yer alır ve mukarreblerden koruyucu meleklere kadar farklı vazifeli melâike sınıflarını barındırırK1.

Ceberût, lâhûttan sonra, melekûttan önce gelen, azamet ve kudret mertebesidir. Bu mertebe, "akl-ı evvel" ve "rûh-ı a'zam" olarak da bilinen, Allah'ın yarattığı ilk şey olan aklı temsil ederK1. Ceberût'ta soyut akıllar (kerubiyyîn) ve hakîkat-i muhammediyye bulunur. "Cebr" kökünden gelen bu isim, hem "zorlama" hem de "tamamlama, telâfî etme" anlamlarını taşır ve Hak'ın "el-Cebbâr" ismiyle ilişkilidirK1.

Bu üç mertebe arasındaki ilişki, Risâle-i Gavsiyye'de sülûk yolculuğunun aşamaları olarak açıklanır: Nâsût ile Melekût arasındaki her tavır şeriatı, Melekût ile Ceberût arasındaki her tavır tarikatı, Ceberût ile Lâhût arasındaki her tavır ise hakikati ifade eders.2.

Kaynaklar: K1, s. 66, 73, 163 · Risâle-i Gavsiyye — s. 2

Tevhid ilmi nedir?

Tevhid ilmi, Allah'ın birliğini kabul etme ilkesi olup, tasavvufun nihai hedefidir ve sâlikin Hak'tan başka her şeyi nefyedip, kalbini yalnızca Hak ile doldurmasını sağlayan bir anlayıştırs.1. Bu ilim, görünen âlemdeki her şeyin zâhiren Allah'ın gayrı gibi gözükse de, aslında Cenâb-ı Hakk'ın zuhurlarından başka bir şey olmadığını idrak etmeyi gerektirirs.2. Tevhid ehli, Kur'ân-ı Kerîm'deki ayetlerin ilk anda kesret ve zâhir üzere olduğunu bilerek, bu zâhirden bâtına yol bularak Hakk'a urûc ederlers.37. Bu ilim, kişinin beşerî duygulardan arınarak ilâhî hallere ulaşmasını ve Hak'a yakınlık zannıyla değil, yaşantısıyla tevhidi idrak etmesini sağlars.41, s.54.

Kaynaklar: K1-27, Risâle-i Gavsiyye, s. 1 · Risâle-i Gavsiyye — s. 2, 37, 41, 54

Ayrıntı

Tevhid ilmi, Allah'ın birliğini kabul etme ilkesidir ve İslam'ın temel esası, tasavvufun ise nihai hedefidirvikipedi. Bu ilim, sâlikin bütün zikrlerinin temeli olan Kelime-i Tevhîd'in ("Lâ ilâhe illâllâh") manasını derinlemesine idrak etmesiyle başlar; bu kelime, Hak'tan başka bütün vücud iddialarının nefyi ve Hak'ın ispatıdırK1. Tevhid ilmi, kişiye bu âlemde görülen her şeyin zâhiren Allah'ın gayrı gibi gözükse de, aslında Cenâb-ı Hakk'ın zuhurlarından başka bir şey olmadığını öğretir; bu anlayışla "Allah gayrıdan berîdir" yani gayrı diye bir şey yokturs.2.

Tevhid ehli, Kur'ân-ı Kerîm'deki ayetlerin ilk anda kesret ve zâhir üzere olduğunu bilir, ancak bu zâhirden bâtına yol bularak Hakk'a urûc ederlers.37. Bu, Hakk'a mi'racın tek bir yoldan olmadığını, bütün varlıklardan Cenâb-ı Hakk'a mi'rac bulunduğunu gösterirs.37. Tevhid ilmiyle kendisini donatan kişi, beşerî duygu hallerinden yavaş yavaş arınır ve yerine ilâhî haller gelir; bu duygular terk edilmezse kişi o mertebeden yukarıya çıkamaz ve tevhid ehli olamazs.54.

Tevhid ilmi, kişinin Rabb'i görme talebinde bulunarak kendini perdelemesini engeller, zira ilim zaten rü'yettir ve Rabb herhangi bir zuhur mahalli ile sınırlanmış bir mahlûk değildirs.26. Bu ilim, Hazret-i İbrahim'in (a.s) nefsânî oluşumları terk ederek tevhidi ilk defa gerçekleştirmesi gibi, nefsânî oluşumların terk edilmesini ve hiçbir şeyin Cenâb-ı Hakk'ın önüne geçirilmemesini gerektirirs.35. Tevhid sohbetlerinden alınan bilgilerin yaşantıya yansıtılması önemlidir; aksi takdirde bu bilgiler, doğru kullanılmadığı için haklarını talep edecektirs.41, s.8. Tevhid ilmi, Hakikat-i Muhammediye yönüyle bize ulaşan bir şefaattir ve bu dünyada irfânî manada aranmalıdır; tevhid pazarına gitmeyenler kesret pazarında alışveriş yapar ki alıp sattığı kesret olurs.10.

Kaynaklar: Vikipedi: Tevhid · K1, s. 27 · Risâle-i Gavsiyye — s. 2, 8, 10, 26, 35, 37, 41, 54

Bu kitap tasavvufa yeni başlayanlar için uygun mu?

Verilen kaynaklarda, "Risâle-i Gavsiyye" isimli kitabın tasavvufa yeni başlayanlar için uygun olup olmadığına dair doğrudan bir değerlendirme bulunmamaktadır. Ancak, eserin "hacmi küçük ancak muhtevası oldukça büyük ilhâm-i eser" olarak tanımlanması ve "şerhedenler gibi bende özetle de olsa sohbet konusu yapıp kardeşlerimle içinde bulunan ma'nâlarını paylaşmak" ifadesis.1, eserin derin manalar içerdiğini ve şerhe ihtiyaç duyduğunu düşündürmektedir. Bu durum, tasavvufî kavramlara ve terminolojiye aşina olmayan yeni başlayanlar için eserin anlaşılmasını zorlaştırabilecek bir işaret olabilir.

Kaynaklar: Risâle-i Gavsiyye — s. 1

Ayrıntı

Tasavvufî bir eserin yeni başlayanlar için uygunluğu, genellikle eserin içeriğinin derinliği, kullanılan dilin karmaşıklığı ve şerh ihtiyacı gibi faktörlere bağlıdır. "Risâle-i Gavsiyye" için verilen kaynakta, eserin Abdülkâdir Geylânî Hazretleri'ne ait olduğu ve Necdet Ardıç tarafından şerh edildiği belirtilmektedirs.1. Necdet Ardıç'ın "Terzi Baba" isimli biyografik ve irfânî bir eseri kaleme aldığı da kaynaklarda geçmektedir (Terzi Baba, Wiki). Bu durum, Ardıç'ın tasavvufî konularda derinlemesine bilgi sahibi olduğunu ve şerhinin de bu derinliği yansıtacağını düşündürmektedir.

Eserin "hacmi küçük ancak muhtevası oldukça büyük ilhâm-i eser" olarak nitelendirilmesis.1, metnin yoğun anlamlar barındırdığını ve her cümlenin veya kavramın arkasında geniş bir bilgi birikimi gerektiren hakikatler olabileceğini ima eder. Tasavvufta hâl ve makam gibi kavramların anlaşılması, sülûkun mertebelerini idrak etmeyi gerektirir. Örneğin, bir hâlin zuhûru ve yerleşmesi (rusûh) gibi süreçler, "bârika", "lemeât" ve "telvîn'den temkîn'e geçiş" gibi terimlerle açıklanırK2. Bu tür kavramlar, tasavvufî terminolojiye yabancı olan bir okuyucu için başlangıçta karmaşık gelebilir.

Ayrıca, tasavvufî hakikatlerin gerçekleşme biçimi de ilâhî tasarruf (vehbî), sâlikin gayreti (kesbî) ve mürşidin terbiyesi (vesîle) gibi üç boyutlu bir yaklaşımla ele alınırK2. Bu tür derinlemesine açıklamalar, tasavvufa yeni başlayan birinin kolayca kavrayamayacağı bir seviyede olabilir. Dolayısıyla, "Risâle-i Gavsiyye"nin içeriğinin bu tür derin tasavvufî hakikatleri barındırması, yeni başlayanlar için doğrudan uygun olmayabileceği izlenimini vermektedir; zira bu tür eserler genellikle tasavvufî birikimi olan veya bir mürşidin rehberliğinde okuyan sâlikler için daha faydalı olabilir.

Kaynaklar: Risâle-i Gavsiyye — s. 1 · K2

Terzibaba Necdet Ardıç kimdir?

Necdet Ardıç, günümüz Uşşâkî tarikatının önde gelen mürşidlerinden biri olup, tasavvufî irfan geleneğini modern döneme taşıyan müstesna bir şahsiyettir. "Terzibaba" lakabıyla tanınan Ardıç, eserleri ve sohbetleriyle tasavvufu geniş kitlelere ulaştırmıştır. Özellikle İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhi gibi çalışmalarıyla öne çıkmış, Abdülkâdir Geylânî'nin Risâle-i Gavsiyye adlı eserini de şerh etmiştirs.1. Tekirdağ'da ikamet eden Necdet Ardıç, tasavvuf serisi içinde Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müelliflerin de yetişmesine vesile olmuştur.

Kaynaklar: Risâle-i Gavsiyye — s. 1

Ayrıntı

Necdet Ardıç, tasavvuf dünyasında "Terzibaba" olarak bilinen, Uşşâkî tarikatının önemli mürşidlerinden biridir. Kendisi, tasavvufî irfan geleneğini günümüz insanına aktarma gayretiyle tanınır. Eserleri ve sohbetleri aracılığıyla tasavvufun derinliklerini geniş kitlelere ulaştırmayı hedeflemiştir.

Ardıç'ın önemli çalışmalarından bazıları İrfan Mektebi (Hakk Yolu) ve Fusûsu'l-Hikem şerhidir. Ayrıca, Gavs-ı Â'zam Abdülkâdir Geylânî Hazretleri'nin hacmi küçük ancak muhtevası büyük olan Risâle-i Gavsiyye isimli ilhâmî eserini de şerh etmiştirs.1. Bu şerhinde, Cenâb-ı Hakk'ın Abdülkâdir Geylânî'ye ilmî ve ilhâmî olarak hitap etme şekillerini ele almış ve mülhime nefs mertebesinde ilham ile evhamın ayırt edilmesinin önemini vurgulamıştırs.1.

Necdet Ardıç, Tekirdağ'da ikamet etmektedirs.64. Kendi ekolünden Abdürrezzak Tek ve Terzi Oğlu Cem Cemâlî gibi müellifler yetişmiştir. Abdürrezzak Tek, Necdet Ardıç riyâsetindeki tasavvuf serisi içinde Sâd, Câsiye ve Vâkı'a sûreleri tefsirlerini yazarken; Terzi Oğlu Cem Cemâlî ise Mü'minûn ve Zümer sûreleri tefsirlerini kaleme almıştır. Necdet Ardıç'ın bu çalışmaları ve yetiştirdiği talebeler, tasavvufî bilginin yayılmasına önemli katkılar sağlamıştır. "Gayret bizden muvaffakiyyet Hakk’tandır" sözü, onun tasavvufî yaklaşımını özetler niteliktedirs.62.

Kaynaklar: Risâle-i Gavsiyye — s. 1, 62, 64

Manevi yolculukta (seyr-i süluk) bu eserin faydası nasıl olur?

Necdet Ardıç'ın "Risâle-i Gavsiyye" adlı eseri, sâlikin manevî yolculuğu olan seyr-i sülûkta bir rehber niteliğindedir. Eser, bâtınî seferin önemini vurgulayaraks.17, sâlikin nefs mertebelerini aşmasında ve Cenâb-ı Hakk'ın varlığını müşâhede etmesinde yardımcı olmayı hedeflers.10. Seyr-i sülûkun seneler süren bir süreç olduğunu ve hakikat sırlarının yavaş yavaş açıldığını belirten esers.44, bu yolda ilerleyenlere bir hatıra ve fayda sağlamak amacıyla kaleme alınmıştırs.1, 62. Özellikle Mûseviyyet'ten Muhammediyyet mertebesine uzanan manevî yükselişi açıklayaraks.9 sâlikin bu yolculukta karşılaşacağı aşamaları idrak etmesine katkıda bulunur.

Kaynaklar: Risâle-i Gavsiyye — s. 1, 9, 10, 17, 44, 62

Ayrıntı

"Risâle-i Gavsiyye", seyr-i sülûk yolundaki mürid için önemli bir kılavuzdur. Eser, zâhirî seferin Hakk'a ulaştırmadığını, asıl olanın bâtınî sefer olduğunu ve bu seferin sağlıklı bir şekilde devam etmesi gerektiğini belirtirs.17. Sâlikin bu yolculukta tevhîd hakikatlerini idrak etmesi gerektiğini vurgulars.17. Kitap, sâlikin kendi beden kutrundan kurtulup, tefekküründeki klişeleşmiş düşünceleri aşarak Cenâb-ı Hakk'ın varlığını geniş bir alanda müşâhede etmeye başlamasına yardımcı olmayı amaçlar. Bu sayede kişi, Rahmânî yönüyle âlemde kendi varlığından başka bir şey göremez ve birimsel varlığı aradan kalkınca baktığı her şeyde kendini müşâhede eders.10. Seyr-i sülûk yolunda katedilen on iki nefs mertebesinin on iki menzil olduğunu ve kişinin bu menzillerin hakikatlerine ârif olduğunda "bütün nefslerde var olan benim" idrakine ulaşacağını ifade eders.10. Eser, Mûseviyyet mertebesinden Îseviyyet mertebesine, oradan da Rûh'ül Âzam ile Muhammediyyet mertebesine ulaşan manevî yükselişi açıklar ve bu oluşumların ümmet-i Muhammed'de mevcut olduğunu belirtirs.9. Ayrıca, hakikat sırlarının sâlike seneler süren seyr-i sülûk neticesinde yavaş yavaş açıldığını, böylece dayanabileceğini ifade eders.44. Eser, kardeşlere bir hatıra kalması ve onların talebi üzerine özet bir şerh olarak ortaya çıkmıştırs.1. Seyr-i sülûk yolunda dersler yapılmadan önce kılınan iki rekât miraç namazının dahi bu maksada hizmet ettiğini belirtirs.62. Bu yönleriyle "Risâle-i Gavsiyye", müridin manevî ihtiyaç ateşini besleyereks.15 Hakk'a yönelmesinde ve O'nunla arasındaki perdelerin kalkmasında bir fayda sağlar.

Kaynaklar: Risâle-i Gavsiyye — s. 1, 9, 10, 15, 17, 44, 62